Üçüncü Bölüm

3099 Words
Gülümsedim, "Yapacağım." Kararımı vermemle beraber Deniz derin bir oh çekti. "Bir tenesin sen Maral. Emin ol her şey daha iyi olacak." dedi kocaman gülümsemeyle. Kafam öncesinden daha boş bir şekilde yola devam ettik. "Ee Kız istemeye ne zaman gidiyoruz?" dedim neşeli bir şekilde. Deniz'in, benim sorunlarım yüzünden üzülmesini istemiyordum. Buna hakkım yoktu. Bu yüzden olabildiğince moralimi yüksek tuttum. "Gülüm haftasonu düşünüyoruz ama?" "Deniz, Sedef'i kim isteyecek?" Deniz, soruyu sormamla beraber duraksadı bir süre. "Özür dilerim. Ne diye sorduysam." dedim kendime kızarak. "Sorun yok Maral. Haklısın bir bakıma." dedi kısık sesle, "Dayım uygun olurdu fakat onun da gelesi yok, biliyorsun yıllık mevzular." diye devam etti üzgünce. Düşündüm, Deniz ile istemeye gidebilecek büyükleri gözden geçirdim yavaş yavaş. Mahallemizin en yaşlısı 95 yaş ile Fahri Dede'ydi fakat gel gör ki rahmetli olalı birkaç ay oluyordu. Bu yüzden elendi. Başka bir büyüğümüz olan Kemal Amca'ydı ama Kemal Amca bize günahını bile vermezdi. Daha sonra Gökhan Amca geliyordu, maalesef ki bu amcamız da alzheimer olmuştu. Yani bunu da eledik. Biraz daha düşündükten sonra aklıma babamın olabileceğini düşündüm. Evet evet evet babam harika bir seçenekti. Maral bebeğim, çok akıllısın. Biliyorum iç ses. Babam, emekli memurdu. Üstelik Deniz'in de babası sayılırdı. Deniz'i okutmuş, kendi evladı gibi görmüştü. Babamdan daha uygun birini göremiyorum açıkçası. "Buldum!!" dedim Deniz'e heyecanlı heyecanlı. Deniz, küçük çocuklar gibi astığı suratını bana döndürdü. "Maral, Newton bile bu kadar sevinmemiştir yer çekimini bulduğuna." "Demiyorum o halde." dedim. Amacım Deniz'i az daha meraklandırmaktı. Az aklı varsa bana sorardı tekrar. "İyi iyi. Neyi buldun o muhteşem zekanla?" nasıl da tanıyorum Deniz'i. "Sedef'i kimin isteyeceğini." "Ay çatlatma insanı ayol. Söyle kim isteyecek?" Saçımı, havalı bir şekilde savurarak "Tabii ki de babam!" dedim heyecanla. "Tabii ya! Nasıl aklıma gelmedi?" dedi ağzını han kapısı gibi açarak. "Ağzını kapa sinek girecek." diye dalga geçtim. "Maral, Hakan Amca kabul eder değil mi?" Ay salak arkadaşım benim. "Çocuğum aklın mı gidik senin? Niye kabul etmesin? En çok o ister senin mürüvetini görmeyi." "Doğru ya. Aşk insanı salaklaştırıyor Maralcığım." Güldüm dediğine. Aşkın sonu hüsran olmasa güzel bir şey. Sedef'i küçüklükten beri seviyordu fakat Sedef'in o sıralar pek gönlü yoktu. Ama gel gör ki zamanla Sedef'te pek boş değil gibiydi. Ama bu utangaç bebeler açılamadıkları gibi sevgili de olamadılar. En son Sedef, Deniz'e haber göndermiş. Gel iste beni diye. Bunu duyan Deniz havalara uçmuş. Yani uzun lafın kısası aşıklar kavuşacak inşallah. "Maral her şey için teşekkür ederim. Sen olmasan ne yapardım." "Eyvallah aslanım." "Odun arkadaşım benim. İnsan kibarca teşekkür eder bari." "Lan Allah'ın adını vererek teşekkür ediyorum. Daha ne olsun?" Eller kadir kıymet bilmiyor Maral. Muhteşem iç sesime bir kez daha hak verdim. "Tamam tamam." Biz konuşurken o karmaşık trafik bir şekilde düzelmiş, evimize gidiyorduk. "Şarkı açsana Deniz." "Elin Allah'a şükür tutuyor canım. Kendin aç." dedi omuz silkerek. "Bir kere de ikiletme. Neyse sen açana kadar kendim kırk kere açar kapatırım." diyerek elimle radyoyu açıyordum. Şarkıları teker teker geçerken Merve Bella Bella çıkmıştı. Allah'ım lütfen şuan sağır olayım. "Maral Maral bu dursun." "Deniz dalga mı geçiyorsun?" "Dalga, denizde olur cınım." Gözlerimi devirdim. Maral aşkım çok güzel göz deviriyorsun. Eyvallah iç ses. "Of of Deniz of!" "Maral neyini beğenmiyorsun mis gibi şarkı." derken o sırada ezan okundu. Allah'ım bu sevgili kulunu bu beladan korudun ya çok teşekkür ederim. "Ezan okundu işte. Dinleyemedim." dedi dudak büzerek. "Deniz az aklını kullan yavrum. Ezan okundu ki Allah bizi bu şarkıdan korudu." Sustu, devam etmedi. "Küstün mü?" diye sordum en sonunda. Cevap vermeyince devam ettim. "İyi, kümese gir o halde." Gözlerini kırpıştırdı. "Laf sokuşlarına hayranım. Biraz cringe olsa da moralimi yerine getiriyor." dedi. Bunu beklemiyordum açıkçası. Benim laflarıma cringe mi diyordu? "Benim laflarım cringe olmaz evladım." derken mahalleye girmiştik. "Maral, sen eve geç. Ben de arabayı park ederek geliyorum." "Tamam bekliyorum." dedim arabadan inerken. Valizleri, Deniz'e emanet edip eve doğru yürüdüm. Tam kapıyı çalacağımda gözüm kolumdaki sargıya takıldı. Az kalsın unutuyordum! Belime bağlandığım ince gömleği çözüp giydim. Bu sıcakta giyilmezdi ama mecburdum. Yoksa annemin dilinden kurtulamazdım. "Şimdi oldu." diyerek kapıyı çaldım. "Geldim geldim!" dediğini duydum annemin. Kapıyı hızlıca açtı. "Maral kuzum! Annem çok korktum bir şey olacak diye! Ah kızım derdin neydi şimdiden niye gidersin? Ya bombadan sana bir şey olduysa?" dedi nefesi kesilene kadar. Gözlerindeki o korkuyu tekrar görmüştüm. O kadar yıl sonra tekrar... Kendimi toparladım. "Az nefes alsaydık anne?" dedim. Gerçekten taramalı tüfek gibiydi. Hiç kesilmiyordu dedikleri. "O Deniz de gelsin bakayım." "Eee geldim Gülden Teyze?" diyen Deniz'e döndüm. Iyi insan lafının üstüne gelirmiş. "Sen niye sahip çıkmadın Maral'a?" dedi. Annem kızarken çok tatlı oluyordu. "Benim ne suçum var Gülden Teyze? Aaa üstüme iyilik sağlık. Senin kız deli bilmez misin? Teesüf ederim yani." dedi ona karşılık. "Sus, teyzeye cevap verilmez." "Soran sen değil misin Gülden Teyze?" "Ay her sorduğuma da cevap vermeyin." Onları izlemenin sonu gelmez diyerek hızlıca kapıdan geçtim gülerek. "MARAL KIZIM GEL KAÇMA!" Her ne kadar annem arkamdan söylense de ben merdivenlerden çıkıp çoktan odama varmıştım. Deniz ile annemin atışmaları çok eğlenceliydi. Hayriye Teyze ile annem yıllardır hem komşu hem onların dilinde kankiydi. Bu arada Hayriye Teyze, Deniz'in annesi. Ahmet Amca yani Deniz'in babası, daha Deniz küçücükken araba kazasında vefat etmişti. Hayriye Teyze, oğlunu okutmak için saçını süpürge etmiş bu günlere, güzel yürekli bir oğlan yetiştirmişti. Babam ve annem ise Deniz'i kendi çocuğu gibi görmüş, her ne kadar Hayriye Teyze kabul etmese de ihtiyaçlarının çoğunu karşılamıştı her daim. Deniz, hem annesinin hem ailemin emeklerini göz ardı etmeyip karşılığını avukat olarak vermişti. Ailemin, çocukları ise biz olmuştuk işte. Kendi yavruları olmasak da onlara layık olabilmek için her şeyi yapmıştık, başarılı da olmuştuk. Onları bir kez olsun utandırmamıştık. Hem Deniz hem ben. Benim hayatımda böyle güzelleşmişti, onlarla. Derin bir nefes alıp kendimi toparladım. Deniz ile arabada konuşmamızı aklıma getirdim. "Yapacağım." demiştim ona. Ama buna hazır mıyım? Bilmiyorum. O an, bunun için hazırım diye düşünsem de acele karar verdiğimin farkındaydım. 'Her neyse.' diyerek bu konuyu da bir sonraki plana atmıştım. Dolabımda bıraktığım kuzulu pijamalarımı çıkardım. Üstümdekileri çıkardım. Bir kenara koydum. Daha sonra pijamamı giydim. Kolumdaki sargıya takılmadan aşağı indim. Deniz de içeri girmiş, annemle kahve içip dedikodu yapıyorlardı. Az önce atışan bunlar mıydı? Yoksa ben yanlış mı hatırlıyordum? Ben ise kapının kenarından sessizce onların konuşmalarına "Gülden Teyze, asıl bomba ben de." "Ne olmuş kız? Ay anlat hadi." "Yasemin abla var ya..." "Nolmuş Uyduruk Yasemin'e?" "Storysinde gördüm Gülden Teyzeciğim." demesiyle ortaya atıldım. "Yasemin Abla'yı mı takip ediyorsun?" "Maral hoş geldin kızım geç otur." annemin demesiyle tekli koltuğa geçip oturdum. "Sen etmiyor musun? Aaa çok ayıp." dedi bana karşılık olarak Deniz. "Etmem mi gerekiyordu?" "Dedikodunun çıkmasına en fazla 2 gün veriyorum." dedi annem. "Yok Gülden Teyze, Yasemin Abla gibi biri için 2 gün fazla bile. Yarına Maral hakkında uydurur uydurur konuşur bak. Koru kızını." "Doğru diyorsun Deniz oğlum." "Benim niye dedikodum çıkıyormuş ya?" şaşkın gözlerle baktım onlara. Beynim nerdesin? Nerde benim aklım? "Gülden Teyze senin bu kız hiçbir şey anlamıyor." "Ay öyle valla. Bazen çok saf. Kızım az aç gözünü. Dağda gözü kara burada arap oluyorsun annem." ne alaka ne alaka? "Her neyse Deniz oğlum. Storyde ne paylaşmış Yasemin?" diye de devam etti. "Şöyle demiş 'Herkesin derdi ben olmuşum ?'." Deniz lafını bitirince ortaya atıldım. "Halbuki bizim tek derdimiz Nurseli." dememle Deniz kahkaha attı. "Bir de emoji atmış. Ayol random diye bir şey var." dedi öte yandan Deniz. Annem ise şaşkın gözlerle bize baktı. "Ayol Nurseli kim? Random ne?" Ah annem saf annem. "Nurseli bizim tek derdimiz..." hüzünlü bir şekilde diyen Deniz'e kahkaha attım. "Random ise destanımız anne. Yaşam tarzımız anne..." dedim ben de. Annem ise bizi ciddi ciddi dinliyordu. Deniz ile bu sefer de buna güldük. "Ay ben de sizi ciddi ciddi dinliyorum. Dalga geçiyormuş meğer bizim çocuklar." diyerek ayağındaki terlikleri bize fırlattı. Terliğin biri benim kafama diğeri ise Deniz'in kafasına gelmişti. "Gülden Teyze be acıdı..." "Oh acısın hak ettiniz." anneme bak sen. "Yediğim kurşunlar daha az acıtıyor anne." diye söylendim. Bu sefer ise annem trip attı. Gönlünü almak da zor. "Bu arada siz niye dedikodu yapıyorsunuz? Beni de aranıza aldınız. İyice mahalle karısına benzedim." Deniz hemen lafa atıldı. "Dedikodu yapıyoruz çünkü neden olmasın? Ayrıca her elit insanın içinde bir mahalle karısı yatar değil mi Gülden Teyze?" "Deniz doğru söylüyor valla Maral." Allah korusun diye içimden geçirdim. "Babamı nereye gönderdiniz ya?" neredeydi sahi bu adam? "Pazarda anacığım nerede olacak?" dedi annem. "Gülden Teyze aşağı mahallede Nuriye Abla ile eltisi kavga etmiş duydun mu?" "Duydum oğlum. Şaziye söylediydi. Yıllarca birbirlerini yediler. Anam bu ne geçimsizlik?" "Ayol nedeni ise Nuriye Ablaya kocası bilezik almış, eltisi ise kıskanmış." dedi Deniz. "Allah başka dert vermesin anam. Bunlar karşı karşıya oturunca kavgası da bol oluyor. Tez vakitte biri Hanya'ya diğeri Konya'ya gitse." "Keşke Gülden Teyzeciğim... Var bir dileğimiz." "Aman neyse oğlum. Bize ne elalemden." "Aynen öyle Gülden Teyzem, biz elalemi değil, elalem bizi konuşsun. Günaha girmeyelim şimdi." Sudan çıkmış balık gibi baktım onlara. Bu zamana kadar konuştukları neydi? Üstelik öyle dalmışlar ki annem kolumdaki sargıyı bile fark etmedi. "Anne şimdiye kadar konuştuklarınızı konuştunuz zaten. Gireceğiniz günaha çoktan girdiniz bile." dedim sitemle. Annem iki yana başını salladı. "Hayır kızım bu dedikodu değil, gün sonu değerlendirmesi. Biz gördüklerimizi konuşuyoruz." Deniz de anneme hak vererek konuştu. "Maralcığım daha önce hiç dedikodu yapmadığın için bu ayrımı görememiş olabilirsin. Ama az kaldı öğreneceksin." "Azıcık şu Deniz'den örnek al kızım. Elit olunacak yer değil buralar." Gözlerimi devirdim bir kez daha. Devire devire bir hoş oldular ama neyse. "Ben hiç almayayım. Deniz toplan sen de hadi. Üstümü değiştirip gideceğiz." Deniz ise tuhaf tuhaf baktı bana. "Nereye gidiyoruz?" "Evet kızım, daha yeni geldin az otur şuraya. Hem senin kolundaki ne?" diyerek yanıma yaklaştı, "Maral sargı bu!" dedi sinirle. Ben ise onun aksine sakince "Evet anne sargı." "Bak bir de cevap veriyor bana. NE OLDU SENİN KOLUNA HANİ BİR ŞEY YOKTU?" Annem terliği yine fırlatacakken hızlıca elinden kurtulup "Deniz kapının önünde beni bekle." diyerek merdivenlerden çıktım. "BEN KIMIN İÇİN UĞRAŞIYORUM KI?! ALLAH'IM SEN BANA SABIR VER!" diye söylenmeye başladı annem. "Deniz kaçma sen de!" diye de devam etti. Sesi öyle güçlüydü ki, bomba sesi kadar vardı. Yukarıda olmama rağmen sanki yanımda bağırıyormuş gibiydi sesi. Annem, emekli müdüreydi galiba ondan kaynaklanıyordu sesinin çokluğu. Ben onları dinlerken çoktan dar kot pantolonumu giyip siyah bodymin üstüne ince blazer ceketimi giydim. Fazla büyük olmayan, gümüş halka küpelerimi takıp yukarıdan sıkıca bağladığım saçımı özgür bıraktım. Keşke, saçlarım gibi, acılarım da ruhumu terk edip özgür olsaydı. Çocukluğumu, gülerek, ağlayarak, oynayarak arkadaşlarımla geçirmek isterdim. Fakat benim çocukluğum, henüz 6 yaşındayken bana dokunan o iğrenç, günah kokan ellerle bitmişti. Bu dünyada tektim ve kendi başıma ayakta durmayı öğrenecektim. Buna mecburdum... Ben, barbie bebeklerimle oynayarak büyümemiştim, benim yaşadıklarım bu hayattaki beni büyüten olmuştu. Bedenim daha küçükken, ruhum çoktan kadın olmuştu, acımasız insanların günaha bulanan o siyah elleri yüzünden. Eziyetin karşısında susan değil baş tutan olmuştum daima. Size şu hayatta beni güçlü tutan şeyi söyleyeceğim: Zulmün karşısında susmayın, karşı çıkın! Güçlü olun ki, masumlara örnek olun. Onların sizdeki güce ihtiyacı var çünkü... ? Siyah ince şalı da boynuma fular olarak bağladıktan sonra merdivenlerden aşağı doğru inmeye başladım. 10 dakika da hazırlamışım vay be. Derin bir nefes aldım merdivenlerden inince. Deniz'i görmemle itibaren, beni ela gözleri ile süzüp ıslık çaldı. "Kızım bu ne güzellik! Düştüm." Düz bir ifadeyle "Fazla düşme kaldıranın olmaz." dedim. "Kalkmak isteyen kim?" Deniz ile konuşurken annem de mutfaktan çıkıp bize doğru geliyordu. "Maşallah kızıma. Nasıl güzel olmuş da nereye böyle?" Ben ne giydim ki çok güzel oldum? Halbuki gideceğim yere uygun giyinmek istemiştim. "Mezarlığa." dedim düz bir ifadeyle. Annem yutkundu. "Kızım kendini kötü hissedeceksen gitme." diye mırıldandı. Deniz ise bana bakıyordu sessizce. "Maral... Bunu yapmak zorunda değil-" "Hayır, yapacağım. Sadece o değil, bugün bütün acılarımın beni terk edişini izleyeceğim." diyerek susturdum onu. "Maral, kendini kötü hissettiğinde direkt eve geliyoruz ama." diyen Deniz'e, başımı tamam anlamında salladım. "Eminsin değil mi Maral?" diye sordu annem. Ellerini tutarak konuştum. "Eminim anne. Eğer kötü bir şey olursa geleceğim zaten." Gözündeki düşmekte olan yaşı sildi. "Hadi, geç kalmayın. Allah'a emanet olun." "Sen de." dedim ayakkabımı giyerek. "Hadi, Deniz çıkalım." "Deniz oğlum?" "Buyur Gülden Teyzem." "Yine gel, dedikodu seninle güzel oluyor." dedi annem minik bir gülümsemeyle. Deniz gülümsedi, "Olur, gelirim tabii." dedi durgun ama güzel bir sesle. Gizli bir tebessüm ettim. İnsanın içi yanarken, tebessüm edebilir miydi? Nasıl oldu bilmiyorum ama yüzümde minik bir tebessüm oluşmuştu. Annemle sarıldıktan sonra evden çıktık. Deniz, arabanın kilidini açtıktan sonra ön kapısını açtım, oturdum. Deniz de sürücü koltuğuna oturduktan sonra arabayı çalıştırdı. Sessiz bir yolculuğun ardından şehitliğin önünde durduk. "Seninle gelmemi ister misin?" "Yalnız kalmak istiyorum Deniz." "Tamam, anlaşıldı o halde. Ben burada bekliyorum. Sen çıktıktan sonra ben de duamı ederim." "Tamam." dedim ve arabadan indim. Boynuma fular olarak bağladığım şalı çözdüm. Başıma örttükten sonra şehitliğin büyük demir kapısını araladım. Yavaş adımlarla yürüdüm. Mezarını görünce duraksadım bir an. "Sakin ol Eflin." diye mırıldandım kendi kendime. Bu sefer kendime Maral dememiştim, Eflin demiştim çünkü onun yanındaydım... Bana 'Eflin'im...' diyen adamın yanında. Bir anda içimdeki o boşluğun yerini sesinin huzuru kapladı. Sadece ikimizin duyabileceği bir ses... Kalplerimizin birbirine seslenen sesi... Mezarının dibine kadar ilerledim bu sefer. Çiçeklerle renklenmiş, toprağını her hafta suladığım mezarı... Gözlerim yaşlandı. Buraya her geldiğimde gözyaşlarım usul usul onun için akardı. Mezar taşındaki o şanlı adını okudum. Şehit Yüzbaşı Demir Karan Soyhan Ruhuna El-Fatiha Vuslatımız sonraya kaldı sevdiğim. İyi uykular siyahımdaki beyaz'ım. D.T: 29-11-1992 Ö.T: 10-03-2019 Okurken titriyen dudağıma engel olamadım. O, kokan her harf bana son bulmasını istemediğim o günleri anımsatıyordu. Öldüğüne asla inanmadım. 'O yaşıyor, onunla aynı gökyüzüne bakıyoruz.' diyerek teselli ettim kendimi. Gerçek olmayan tesellilerle kendimi avuttum. İnanmak istediğim yalanlardı, bunlar O kabirde yatan onun kalbi değildi. Orada yatan bedeniydi. Bizim kalplerimiz hep beraberdi, bize engel değildi o cennet kokan kara toprak. "Ben geldim sevgilim." dedim ona. "Eflin'in geldi." diye fısıldadım bu sefer. "Beni özledin mi? Ben seni çok özledim Karan'ım. Özür dilerim. Gelemedim geçen hafta." Durdum ve devam ettim kendimi toparlayarak. "Suyunu dökeyim, susuz kalmasın kuşların, toprağın..." diyerek yanındaki 5 litrelik su dolu şişeyi aldım. Yavaş yavaş döktüm çiçeklere. Arta kalan su ile de kuşların içeceği, mermerden olan su kabına doldurdum. "Yaşıyorsun değil mi Karan? Ölmedin değil mi? Bu mezarda yatan sen değilsin değil mi? Ne olur susma. B-bir şey söyle." dedim gözyaşlarımın arasından. "Aşk kokan o barut kokunu özledim sevdiğim. Olmuyor hiçbir şey sensiz..." "Gel yine bana 'Eflin'im.' diye seslen yüreğimi ısıtan sesinle." "Gel çünkü sana çok ihtiyacım var Karan..." "Sen gideli 2 sene oldu sevgilim. İki senede ben saçımı kestirdim boyattım, 3 şehir gezdim, türlü türlü operasyonlara çıktım. Ama sensiz hiçbir tadı olmadı nefesim." "Bana bu hayatta nefesim olurken bırakma bu dünyada bir tek başıma." "Şırnak... Şırnak'a gidiyorum sevgilim. Yapamıyorum artık bu şehirde. Her sokakta sen kokarken yapamıyorum. Her dağ, taş seni hatırlatıyor bana tekrar tekrar. Gerçi aklımdan hiç çıkmıyorsun ki." "Kızma bana bunun için. Zaten kızmazsın ki ben üzülürken." "Seni her gelişimde ziyaret edeceğim sevgilim. Söz veriyorum." "Beraber yediğimiz çikolataların artık tadı yok çünkü... Çünkü sen yoksun bir tanem." "Yağmurun kokusu, barutun kokusu... Sen kokuyorsun her güzel şeyde. Güzel kokuların birleşimisin sen sevdiğim..." "Beni duyuyorsun değil mi? Duyuyorsun evet... O zaman niye gelmiyorsun?" "Yanında yer var mı sevgilim?" "Gelmek istiyorum yanına. Kavuşmak istiyorum seninle." Çiçekleri hafif sallandı. "Olmaz deme sevgilim. Yapma bunu bana. Erken deme. Ben yaşadığımı yaşadım sevgilim." "Bugün, bugün havaalanında bomba patladı sevgilim. Hayır, hayır korkma. Ben de bir şey yok. Hiç kimseye bir şey olmadı. Sevenler ayrılmadı bu sefer, aşk kazandı." "Gitmeyeyim diye mi bütün bunlar sevgilim?" "Sana söz verdim ama seni ziyarete geleceğim. Her hafta toprağın yine suya doyacak, annem sulayacak senin için." Avuçlarımla toprağını elledim. "Sen yattığın için mi cennet kokuyor bu toprak?" Kol çantamdan bir tane kolye, küçük saklama kabı, bir de saçımın kardelen kokan bandanamı çıkardım. "Senle ayrı kalmayalım diye getirdim bunları." dedim gülümseyerek. Bandanamı mezar taşına bağladım sıkıca. "Artık bu bandana sayesinde beni özlemek zorunda kalmayacaksın çünkü bandana ben kokuyor." "Her geldiğimde bandanayı saçıma bağlayıp yine buraya getireceğim. Kokum gitmesin hiç." Daha sonra kolyemin mermi gibi şekli olan kapsüle benzeyen yerini açtım. Çanakkaleden almıştık bunu Karan ile. O küçücük kapsülün içine toprağından doldurdum biraz. Kolyeyi boynuma taktıktan sonra o saklama kabının kapağını açtım. Topraktan daha fazla alıp o kaba doldurdum. "Bu boynumdaki kolyeyi her daim takacağıma ve bu toprak koyduğum kaba sahip çıkacağıma söz veriyorum sevgilim." dedim. "Daha fazla kalmak isterdim fakat gitmem gerekiyor Karan'ım. Acılarımın yaşadığı eve gideceğim sevgilim. Onlardan artık kurtulmak istiyorum." "Acılarımın, beni ben yapan şey olduğunu söylerdin fakat ben artık dayanamaz hale geldim." "Özür dilerim tüm bunlar için." "Şırnak'a gitmeden bir kez daha geleceğim yanına sevgilim. O zamana dek kendine iyi bak hoşça kal sevdiğim." dedim ve toprağını öptüm. Duamı ettim. Mezar taşını okşadım, "Iyi uykular kalbim..." Her ne kadar gitmek istemese de adımlarım, gitmişti yine. İlk zamanlar Karan'ın yanına gelirken sadece ağlardım ve ağladığımı bir tek o bilirdi. O zamanlar alışamamıştım şehit düşmesine, gerçi hâlâ kabul etmek istemiyorum. Bu yüzden dilim lâl olurdu onun yanına gelince. Ama şimdi anlatıyorum anlatmak istediklerimi, geç anladım toprağın bize engel olmadığını. Benim aşkım hiçbir zaman bitmeyecekti aksine her gün artacaktı. O zaman Karan, Hakkari'deydi. Göreve gitmişti. Ben de gelmek istesem de buna engel olmuştu bir şekilde. O gün yani şehit düştüğü gün marketten eve dönüyordum. Eve, evi görebileceğim kadar bir mesafe vardı. İlk önce kapıdaki askerleri, babamın dolu dolu ağladığını daha sonra annemin ağzını kapatıp yere yığılışını izledim çaresizce... Elimdeki mevye dolu poşetleri salarak koştum. Anlamıştım o an. Sevdiğim, bırakmıştı beni... Babamın kollarında geçirdiğim sinir krizi, bayılmam hepsi art ardına olmuştu. Ölüsünü bile göremedim ben sevdiğim adamın. Aklımdan bir bir geçen o günü, silmek istedim hafızamdan. Silinmesini dileyip başımı, onun omzuna dayayıp uyumayı istedim. Olmadı... Gözyaşlarımı elimin tersi ile silip yok etmeye çalıştım. Ağladığımı görmesini istemiyordum. Deniz'in arabanın önünde saatine bakarken yakaladım. "Deniz, sen de vedalaş gidelim." dedim kısık, ifadesiz bir sesle. Başını salladı ve şehitliğe o da girdi. Arabanın kapısını açıp içeri oturdum. Çantamdan cüzdanımı çıkardım, onunla beraber güldüğümüz fotoğrafımız saklıydı. Çıkardım fotoğrafı. Gülümsedim doya doya. Ve o günü hatırladım. "Karan ne yaptın ya! Her yerim pasta oldu." "Pasta yerine seni yerim o halde bebeğim." deyip burnumu öptü. Gülümsedim. "Güldüğün yerde papatyalar açıyor Eflin'im." dedi Karan. "Seni seviyorum koca adam." diyerek sarıldım. "Dudağın krema olmuş, dur sileyim." derken dudağımı dudağı ile kavuşturdum. "Haber ver Eflin'im. Hazırlıksız yakalanmak istemiyorum." "Olur." diyerek öptüm yanağından. Kremadan alıp bir kez daha burnuma sürdü. "Karan yine mi?" derken parmağımı kremaya daldırıp burnuna süren bu kez ben olmuştum. "Seni hep seveceğim Eflin'im." "Ben de, ben de seni sözlüm." dedim bu sefer. O sırada halimize gülerken Karan fotoğrafımızı çekti. Bu bize, bizden kalan en güzel şeydi. ? "Niye gittin sevgilim? Niye şuan yoksun? Erken değil miydi?" dedim fotoğrafa bakarken. Asi, sinirli duran bir mizahım olabilirdi ama aşkı en saf, en derinden yaşıyordum. Onunla beraber kaldığımız ev hâlâ duruyordu, oraya da gidecektim ama ondan önce yetimhaneye, büyüdüğüm yere gidecektim. Deniz'in geldiğini görünce hemen fotoğrafı alıp cüzdana geri koydum. Gözümden düşen tek yaşı da sildim. Deniz de gözyaşlarını silerek arabaya bindi. "Şişeyi yeniden doldurmamışsın. Onu da doldurdum." "Unutmuş olmalıyım galiba." "Galiba. Her neyse sıradaki durağımız neresi?" "Yetimhane." dedim ve arkama yaslandım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD