Birçok kez yaralanmıştık, bunlar olabilecek bir şeydi tabii.
Ama şehit olması apayrı bir şey.
Kendi parçadan birini kaybedince sakin kalamıyormuşsun, bunu yaşayıp da görmek gerekiyormuş.
Hep dua ettim 'Allah'ım ilk ben şehit olayım, o yaşasın, nefes alsın.' dilimdeki tek duam bu idi.
Şimdi ise ne oldu? O toprak altında, ben toprak üstünde.
Hafızamdan sildirmek istediğim tek gündü, martın 10'uydu.
"Rahatladın mı biraz?" Deniz'in soru sormasıyla kafamdakilere biraz ara verdim.
Rahatlamış mıydım sahi? Evet, yanıtım tek ve netti.
Her hafta giderdim yanına. Giderdim fakat hiç bu niyetle gitmemiştim, kim bilir belki beni rahatlatan bu idi.
"Evet, özlemiştim onu." diyerek yanıtladım.
"Maral, her zaman yanındayım."
Deniz, her an benim yanımda olan tek insandı belki de. Ne olursa olsun arkamda durandı daima.
Geçmişte yaşananlar ikiye ayrılırdı benim için; bunun birincisi geçici olanlardı.
İnsanı sadece birkaç gün bazen bir gün bile sürmeyen acılardı.
Küçük bir çocuğun dondurması erimesi gibi yada bir ergenin istediği olmayınca sinirlenip girdiği anlık öfke kriziydi.
Gelir geçerdi bunlar, unutulurdu bir şekilde.
Diğeri ise; zamanla alışılan fakat içinde bir köşede sıkışan seni her daim rahatsız eden acılardı.
İşte bu acılar, benim yaşadıklarımdı.
Ben de isterdim çocukluğumda, dondurmam erisin de ağlayayım veya istediğim oyuncak alınmadığı için ağlasam.
Oyunlarla büyümek istesem de hayatım buna kocaman bir nah çekmişti.
Ama şöyle bir gerçek vardı; İnsan yaşadıkları ile olgunlaşırdı. Geçmişteki acılarıyla güçlenirdi. Geçmişi kısaca ona kocaman bir ders kitabı olurdu.
İnsan, zorluk görmeden güçlü olamazdı, olgunlaşamazdı. Herkes istese de istemese de bunun doğru olduğunu biliyor fakat kendisine yediremiyordu.
Ben, acılarımla daha doğduğum günden itibaren tanışıp haşır neşir olmuş bir insandım. Gerisini siz düşünün.
?
"Maral, geldik yetimhaneye."
Deniz'in bana seslenmesiyle kendime geldim.
Küçük bir tebessüm ettim ona karşı.
"Seninle gelmemi ister misin? Eğer kendini kö-"
"Deniz, yalnız yapmalıyım bunu. Söz veriyorum kötü hissedersem geleceğim ama yalnız kalmak, yalnız bir şekilde yüzleşmek istiyorum."
Deniz her zaman yanımdaydı, evet ama geçmişimle yüzleşmek için yalnız kalmalıydım, her yerden herkesten uzak. Sadece ben ve geçmişim.
"Maral, kendini nasıl iyi hissedersen öyle yap. Seni seviyorum." dedi elimi tutarak.
Gülümseyerek "Teşekkür ederim, her şey için."
Kendime her güzel şeyi artık yasaklamışken Deniz'in hayatıma girmesine, güzelleştirmesine hiç çekinmeden izin vermiştim.
?
Karan'ın şehit olmasıyla hayatımı ikiye bölmüştüm; Karan'dan öncesi ve sonrası.
Aslında birçok şeyi ikiye bölüyordum çünkü hayatım bana iki durumda da farklı davranıyordu.
?
27 yıl önce bu yetimhaneye, beni bırakmak üzere girilmiş olan bu kapıya, 27 yıl sonra kendim, geçmişimi bırakmak için giriyordum.
Yetimhanenin o büyük küflenmiş eski demir kapısını araladım yıllar sonra.
Küçük adımlarla girdim bahçeye.
Yetimhane de artık, benim gibi terk edilmişti yalnızlığına.
Karan gittikten sonra hayatım nasıl bir anda sönmüşse bu yetimhane de aynı şekilde dağılmıştı.
Artık bahçesinde oynayan küçük kızlar yoktu yada sert, ketum müdüresi.
Bahçede her attığım adımda bir anımı hatırlıyordum.
Mesela ilk ve tek arkadaşım olan Gülse... Şimdi, şimdi o da yoktu tıpkı Karan gibi.
Gülse, yetimhanenin bir diğer kanadı kırık kuştu. Benim aksime daha hassas, çok kolay etkilenebilen küçük bir kızdı.
Fakat Gülse benim aksime, ne olursa olsun gülebilen, gülümseyen bir kızdı. Umut doluydu o küçük kız.
?
Karan nasıl gittiyse Gülse de öyle geçip gitti.
Gülse'den kimselere bahsetmedim, Deniz'e bile.
Gülse, hala içimde, Karan gibi bir köşede yaşıyordu.
Gülse'nin minik bedeni toprak altına girdiğinde düşündüğüm tek bir şey vardı; Bir melek olarak gelmiş, bir melek olarak gitmişti.
Bu sefer gülümsedim, Gülse için.
Arka bahçede yürürken Gülse'yi ve Gülse ile olan az ama öz anılarımızı hatırladım, her şeyi yeniden yaşamış gibi hatırladım.
Beraber oturduğumuz büyük, görkemli ağaç bile aynı duruyordu.
Arka bahçeden sonra biraz daha ilerledim.
Kuşların bile uçmaya korktuğu o yere gittim, günahlı elleri, o küçük hem o küçük bedene hem de masum ruha dokunduğu yere.
Oraya yaklaştıkça kalbim hızlı hızlı atıyordu. Sürekli kafamda o gün dönüp duruyordu.
"Kimseye söyleme eğer söylersen hep gülen o Gülse bu sefer gülemez." cümlesi beynimde, o iğrenç adamın sesiyle yankılanıyordu.
Beni, Gülse ile tehdit ediyordu...
Anlamamıştım ki o an taciz edildiğimi. O an üstümde pijamalarım vardı sadece.
6 yaşındaki bir çocuk bunu anlar mıydı?
Çok zaman sonra anladım her şeyi, taciz edildiğimi ve beni Gülse ile tehdit ettiğini.
Ve Gülse'nin benim yüzümden öldüğünü...
O küçücük aklımla bundan korkmuştum. O aşağılığı güçlü sanmıştım.
Söyleseydim bir şeyler değişir miydi? Bilmiyorum ama tek bildiğim bir şey vardı, Gülse yaşardı. Ve şuan Gülse o topraktaysa bu benim suçumdu.
Yaşasın diye sustuğum bu suskunluk, bir meleği öldürmüştü.
?
Yurdun, merdivenlerine doğru yürüdüm.
Betondan yapılmış olan merdivenlerden basamak basamak çıktım.
Büyük, eskimiş, kopmak üzere olan ahşap kapısını az itekledim.
Yalandan bir kilit takılmıştı.
Arkadaşlar, siz siz olun. Sakın sırf millet kilit görsün diye kilitlemeyin kapıyı. Yoksa az önce benim yaptığım gibi kapı açılaverir.
?
Güç harcamadan açtığım kapıyı gizlice giriverdim yurdun içine.
?
Içeri girdiğimde, rutubetten mahvolmuş, yıkıldım yıkılacak diyen duvarlar karşıladı beni.
Hastane ile yetimhanenin benzediğini söylemiş miydim?
Hastanede, bir günde tahmin bile edemediğimiz acılar yaşanırken yetimhane de hastaneden geri kalır yanı yoktu.
İşte, her insanın farklı farklı yaşadığı acılar vardı. Kimi insanı parçalarken kimisi ise hem parçalar hem de güçlendirirdi. Aslında bu da insana bağlı olan bir şeydi.
Tek tek yürürken çökmek üzere olan eski, tahta parkeler gıcırdıyordu.
Güneşin ışığı, etrafı aydınlatmak için yetersiz kalıyordu.
Bu yüzden telefonun ışığını açtım. Böyle daha iyiydi.
Tahta parkelerin ve duvarların birleştiği köşelerde, toz, kir, böcek ölüleri hakimdi.
Çok anımız geçti burada. Güldük, eğlendik demeyi çok isterdim fakat ne güldük ne eğlendik.
Gülse, gittikten sonra iyice cehennem hale gelmişti burası.
8-9 yaşlarımda intihar etmeyi düşündüm ben.
Bunu düşünen çocuk 8 yaşında!
Hangi çocuk intiharı düşünürdü bu yaşta? Daha doğrusu intiharın ne demek olduğunu biliyor muydu ki?
Ben küçükken büyüdüm, dünyanın gerçek yüzünü, doğduğumda andan beri gördüm.
Bu cehennemden kurtulamayacağımı anladığımda ölmeyi diledim günlerdir.
Okulda, anneler gününde herkes annesine mektup yazarken ben sadece izledim onları.
Keşke, dedim hep. 'Annem hiç var olmamış olsaydı. En azından mezarına gidip oraya bırakırdım mektubumu.' o çocukları gördükçe sürekli bunu söylerdim. Bana masal anlatan bir babam, derdimi dinleyen bir annem olmamıştı benim.
Şu saatten sonra beni bulsa ailem 'Affet beni.' diye yalvarsalar yakarsalar umrumda değillerdi artık.
Onların ölülerini bile görmek istemiyordum!
?
Beni bu cehennemden kurtaran ailem bildiğim insan olmuştu.
9 yaşımda o yerden çıktığım andan itibaren Gülden Hanım annem, Hakan Bey ise babam olmuş, ben ise onların olmayan çocuğu olmuştum.
Maral olan adıma ek olarak Eflin eklenip yeni birisi olmuştum.
Eflin Maral Kavin'dim ben artık.
Soyismim bile yoktu benim.
Babam yerine koyduğum insan verdi bana soyadımı.
Kanserden ölen çocukları, Eflin olmuştum ben artık.
Gülden Hanım, bana, nasıl bir şey olduğunu bilmediğim anne sevgisi, Hakan Bey ve Karan hiç kimsenin bana veremediği baba sevgisini tattırmıştı. Ve Deniz, bana Gülse ve olmayan abim olmuştu.
Eğer onlar olmasaydı, şuan ben toprağı ilk günden kurumuş bir mezar olacaktım.
?
Daha fazla kalmadım o binada.
İnsanın hiç mi iyi anısı olmazdı bu masumların terk edildiği bina da?
Bina çokça eski olduğu için yukarılara çıkmak istemedim. Benim şansıma yıkılır falan.
Gözümden düşen tek damlayı elimin tersi ile sildim çıkarken.
"Hoşça kal, çocukluğumun katili..." diyerek kapıyı hızla çarptım.
Hızlı hızlı adımlarla indim merdivenleri.
Bahçeye vardığımda Deniz'in yanına koştum.
"Deniz!" diyerek sarıldım.
O da ilk başta şaşırsa da bozuntuya vermeden sarılmama karşılık verdi.
"Ben, ben kaç yıldan beri ilk defa korkuyorum Deniz." dudaklarım korktuğumu ilk defa benden habersiz itiraf etmişti.
Harf harf döküldü kelimeler.
Kurtulmak istediler içimden, firar olmak istediler bir bir.
"Geçti güzelim, korkma her şey geçti." dedi eliyle saçlarımı okşarken.
Güveniyordum ona.
"Hadi gel eve gidelim." derken ayrıldık.
"Hayır, son kez Karan ile evimize gitmek istiyorum. Ona, ona çok ihtiyacım var."
Gülümsedi, Deniz yüzüme.
"Olur, gidelim tabii." dedikten sonra arabanın kapısını açıp oturduk.
Yerleştikten sonra Deniz arabayı çalıştırıp evimize -anılarımızın yaşadığı yere- doğru yol aldık.
Karan ile sözlendikten sonra aynı ev tutmuştuk. Hem askeriyeye yakındı hem de her an beraberdik.
Evi tuttuk fakat ömrü fazla olmadı. Güzel günlerimiz azdı fakat özdü onunla.
Gecenin bir yarısı eve yorgun döndüğümde, ilacı onun göğsüne yaslandığımda buluyordum.
Ona olan aşkım, onun şehit olmasıyla sona ermemişti.
Olması gereken bu değil miydi?
Gerçek aşk sona erer miydi sonu hüzün olsa da?
Toprak altındaydı ama onu hissediyordum hala.
Yüreği, ruhu benimleydi.
?
Otuz dakikaya yaklaşan arabadaki yolculuğumuz halen sessiz bir şekilde devam ediyordu.
Normalde arabadayken son ses şarkı açıp neşeli neşeli bağırarak Deniz, o şarkıyı söylerdi.
Fakat şimdi yüzü, mahkeme suratıydı, daha doğrusu yüzümüz.
Yıllar önceki matem havası yeniden kaplamıştı içimizi.
"Geldik Maral." dediğinde camdan dışarı baktım.
Gelmiştik, evimize.
Beyaz, yeni yapılmış bir bina sayılırdı, evimiz.
"Deniz, benimle gelir misin?"
Bu sefer yanımda Deniz'in de olmasını istiyordum.
Ben bu kez acılarımla değil, beraber geçirdiğimiz onca güzel anılarla yüzleşecektim.
Başını salladı ve ardında yüzünde bir tebessüm belirdi.
Beraber apartmanın kapısını açtık anahtarla.
3 katlı bir binada, 3.katındaydı evimiz.
Merdivenleri teker teker çıkarken Deniz söze girdi.
"Maral, kendimi suçlu hissediyorum senin acı çektiğini görünce. Eminsin değil mi? Üzülmeni istemiyorum."
Kalbinden öperim seni çocuk.
Gülümsedim, "Acı çekiyorum fakat onun yanında değil. O yanımdayken nasıl acı çekebilirim ki? Kendini suçlu hissetme Deniz lütfen. Bunlar bana iyi gelecek, geliyor."
Gülümsedi, acı bir şekilde.
Tek tek çıktığımız merdivenler, bizi onun yanına götürmüştü.
Çantadan anahtarı çıkardım, derin bir nefes alıp açmak istedim, yapamadım.
"Deniz, sen açar mısın?" dedim titreyen ellerimle anahtarı vererek.
"Tamam. Sakin ol Maral." dedi ve anahtarı aldı elimden.
Kolaylıkla açtı kapıyı.
Deniz'e tutunarak girdim içeri.
2 yıldan beri girmiyordum eve.
Ayda bir temizliğini bir ablaya yaptırıyordum. O temizler, anahtarı geri bana verirdi.
Artık gideceğim için bu eve son kez girmek istedim.
Eve girmemle itibaren, anılarım tek tek gözüme gelmeye başladı.
Evimiz, onun kokusuyla karşıladı bizi.
"Maral, ben çıkacağım." dedi Deniz, dolan gözlerini benden kaçırarak.
Onun için de zordu. Karan, Deniz'in en yakın arkadaşıydı.
Bu evde en az onun da, bizim kadar anısı vardı.
Anlıyordum onu, bu evde durmak ona çok zor gelmişti.
"Tamam Deniz, dikkat et." dedim ona dönerek.
Başını salladı ve ardından küçük bir tebessüm ile renklendirdi yüzünü.
Eve ilk ayak bastığımız zamanı hatırladım nedensizce.
(....)
"Karan! Ev çok güzel sevgilim" dedim eve ayak basar basmaz.
"Eflin'im bu ne heyecan, nerede benim asi sevgilim?"
Güldüm, "Bu günlük yok. Hadi gel evi gezelim." dedim elimi eliyle kavuşturarak.
Gülümsedi, aşık olduğum adamın gülümsemesi neden çok güzeldi?
Evin odalarını tek tek gezdik.
2+1 evdi ama büyüktü.
Şimdi de evlendikten sonra da bize yeterince yetecek olan bir evdi.
"Sevgilim beğendin mi?" Karan'ın demesiyle Karan'a döndüm.
Beğenmek ne kelime aşık olmuştum eve!
"Çok, çok güzel sevgilim."
Gülümsedi Karan.
"Alalım mı? Askeriyeye yakın, üstelik ulaşımı kolay ve en önemlisi evi, senin kanının ısınması."
Nüfusumuza geçirelim Karan bu evi.
Yüzümü bir gülümseme ile süsledikten sonra konuşmaya başladım.
"Karan, ev iyi güzel de. Fiyatı pahalı değil mi? Zorluk çekmeyelim. Daha uygun evlere bakalım." dedim üzgünce.
Ev, çok güzel fakat pahalıydı.
Biz askerdik evet ama yine de pahalı geliyordu.
Karan alnımdan öperek "Fiyatını dert etme Eflin'im. Alamayacağımız bir şey olsaydı, seni buraya kadar getirtip heveslendirmezdim bebeğim." dedi.
Yüreğine aşığım sevgilim.
Gülümsedim, en güzel bir şekilde.
"Seni seviyorum."
"Ben de seni hep seveceğim Eflin'im."
Dudaklarımızı kavuşturan Karan oldu...
"Alıyoruz o halde." dedi neşelenerek.
"Durmamız kabahat." dedim aynı neşeyle."
Bu ev, artık bizim evimizdi, aşkla büyülenen evimizdi...
(....)
Gözyaşlarımın arasına belli belirsiz bir tebessüm yerleştirdim.
Gel, lütfen sevgilim, biraz da cennet özlesin seni.
Gel, çünkü sensiz olmuyor hiçbir şey. Gördüğüm her şeyde sen varsın sevgilim.
Neden erken gittin? Cennet kokulum, sen beni özlemedin mi?
Dolan gözlerimle, evde gezinmeye devam ettim.
Her bir eşya, biz kokuyordu.
Salona geçtim ilk olarak.
Büyük bir zevkle düzenlemiştik her bir köşeyi.
Koltuğun yanında duran yan sehpadaki çerçeveyi aldım elime.
Karan ve Deniz vardı, omuz omuzaydı, gülüyorlardı.
Deniz'in üstünde Galatasaray Forması, Karan da ise Beşiktaş forması vardı. Yüzleri ise tuttuklarım takımlara göre boyalıydı, kısacası bayağı fanatik gözüküyorlardı.
Sıra bu maç anısında mıydı?
(...)
"ASLAN!"
"KARA KARTAL!"
"ASLAAAN!"
"KARA KARTAAL!"
"ŞEREFTİR SENİ SEVMEEEK, SENLE AĞLAYIP GÜLMEEEK.
GALATASARAY SEVGİSİ, SÜRECEK SONSUZA DEK!"
"GÜCÜNE GÜÇ KATMAYA GELDİK. FORMANDA TER OLMAYA GELDİK! BEŞİKTAŞ SENİNLE ÖLMEYE GELDİK! BEŞİİKTAŞ!"
"Yeter artık! Altta oturanlar var değil mi?!" diyerek elimdeki patlamış mısır kasesiyle salona daldım.
"Yengelerin en asisi, hoş geldin yengem geç otur." dedi Deniz, koltukta yer ayırırken.
"Şunun kadar olamadın Karan." diye söylene söylene Deniz'in yer ayırdığı yere oturdum.
"Eflin'im benim ne suçum var bu porsuk seni güzel karşıladıysa?"
"Porsuk mu oldum şimdi enişte?"
"Porsuk... Terliksi Hayvan... Yavşak... Balon... Çubuk kraker..." dedi Deniz sonradan ekleyerek.
"Sus sen sırık avukat!"
"Sırık avukat..."
"Eflin'im... Ben seni kalbime alarak en güzel karşılamayı yaptım sevgilim. Hoş geldin ne ki?" dedi elimden tutarak.
Yumuşama Maral, yumuşama.
Askeriyede olsaydık, uğraştırırdım seni ama dua et ki evdeyiz.
"Yiaa şapşik!" çıktı ağzımdan birden.
Bana ne oluyor? Hep şu Deniz yüzünden! Salyangoz herif!
"Yenge iyi misin?"
"Hiç iyi değilim, hiç!"
Karan ise bana şaşkın şaşkın bakıyordu.
"Eflin'im sensin değil mi?"
Başımı iki yana sallayarak "Baştan alalım."
"Olmadı Karan, hoş geldin istiyorum bana ne!" dedim devamı olarak.
"Peki..." dedi Karan, Deniz'e öldürücü bakışlar atarak.
Muhtelemen içinden "Mezarını kaz Deniz Efendi!" diye geçiriyordur.
Helvasını yapmak da bana düşer...
"Hoş geldin yarim, hem gönlüme hem de salona." oldu vallahi.
"Hoş buldum karşim." dedim elimle selamlaşarak.
Elimi dudaklarına götürüp öptü.
"Iyy! Aşk koktu buralar. Ne tarafa kusuyoruz?" diyen de Deniz oldu.
"Kıskanma lan!" dedi Karan.
"Kıskannnnn!" dedim ben de uzata uzata.
"Vıcık vıcık aşk yaşıyorsunuz anam. Maral, sen olmayınca benim canıma okuyor Karancığım. Sevgiline bir şey söyle." dedi Deniz şikayet ede ede.
"Sevgilim?" dedi Karan bana dönerek.
"Söyle bebeğim."
"Çok iyi yapıyorsun. Devam etmelisin. Seni destekliyorum sonsuza kadar."
Deniz'e yüzümü çevirerek parmağımdaki yüzüğü gösterdim. Gözünün içine soktum daha doğrusu.
"Bozacının şahidi, şıracı. Hıh ne beklenir ki zaten?"
"Aynen öyle kardeşim." dedi Karan.
Karan, eliyle Deniz'in sırtını sıvazladı daha sonra.
"Bunlar da gelir geçer be dostum."
Deniz dudağını büzerek Karan'a sarıldı. Karan da ona.
Hayatımı neşelendiren bu iki adamı çok seviyordum.
(...)
Alayla güldüm, olanlara. Her güzel şey bir gün bitermiş.
Yalan dolandan ibaretmiş hayat.
Salonda bir koltuğa oturdum rahatlamak için. Derin nefes alıp verdim birkaç kere.
Olmuyordu, rahat olamıyordum.
Şu kalbimdeki yara onun hayatıma girmesiyle iyileşmişken şimdi onun gitmesiyle o yara tekrar açılmıştı.
Kalbimdeki sızı, ağrı, anlamlandıramadığım acı geçmiyordu.
Her yerde o varken nasıl iyi olabilirdim?
Salonda otururken, gülüşlerimizin, kahkalarımızın, aşkımızın sesini duyuyordum.
Karan, ne olur gel artık. Ne olur...
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Benim nefes'im o iken nasıl yaşayabilirdim?
?
Televizyon ünitesine koyduğum çerçeveyi görmemle itibaren ayaklandım.
O çerçeveye de bakacaktım.
Oraya gidip çerçeveyi aldım elime.
Yine güldüğümüz bir anıydı bu da. Üstüm, başım beyaz boya olmuştu. Evimizin duvarını boyadığımız zamandı...
Gözlerim istese de istemese de o anının yaşandığı yere gitti...
(...)
"Eflin'im öyle olmayacak ama."
Karan, elimdeki boya fırçasının sapından tuttu iki eliyle.
Ellerim, ellerindeydi...
"Beraber boyayacağız, yoksa olmaz. İsraf olur."
Gülümsedim "Tamam beraber boyarız."
Beraber boyamamıza rağmen hâlâ kötü oluyordu, çünkü ben inat edip ters yöne sürüyordum boyayı.
"Eflin olmuyor sevgilim. Oraya değil, buraya süreceksin boyayı!" dedi elimdeki fırçayı elimden alarak.
"Deniz bile senden daha iyi boyuyor Eflin'im." diye de devam etti.
O ne demişti? Deniz benden iyi mi boyuyordu? Tamam kötü boyuyordum ama Deniz'den iyiydim!
"De get lo! Avukat adam nereden anlayacak boyayı badanayı!" dedim fırçayı alarak.
"Bak çok güzel oluyor." hayır olmuyordu.
"Eflin ne yaptın? Öyle olmaz ki." dedi fırçayı almaya çalışırken.
Vermeyeceğim fırçayı.
"Sen çok biliyorsun sanki?"
"Fırçayı verir misin bir tanem?"
Fırça benim fırça değil mi? Vermeyeceğim aslan parçası. Bana ne!
"Hayır." derken fırçayı almaya çalıştı.
İnat ettim, daha çok çekiştirdim fırçayı.
"Ver fırçayı Karan bana!"
"Baştan savma yapıyorsun Eflin!"
"Sana ne! Ver işte."
"Saman ye!"
"Olur olur yeriz yeriz."
"Eflin!!"
"Ne?" diyerek fırçayı tüm gücümü kullanarak almamla, merdivenden düşmem bir olmuştu.
"KARANN!"
"EFLIN'IM!" dedi merdivenden hızla inerek.
"Her yerim boya oldu of." dedim kalkmaya çalışırken.
"Eflin merdivenden düştün! Hâlâ boya derdindesin. Ya sana bir şey olsaydı?" dedi telaşla.
"Ne var ki duvarı kötü boyadıysan. Ben aklıma-" diye sinirle söylendi.
"Karan bebeğim, sakin ol. Bana hiçbir şey olmadı. Bak çok iyiyim." dedim kalkmaya çalışırken.
"Tutsana elimden!" diye de söylenmeyi ihtimal etmedim.
"Tuttum sevgilim. Kalk hadi."
Küçük çocuklar gibi mızmızlandım "Üstüm başım boya oldu Karan! Bak şu saçlarıma, yüzüme!"
Saçlarımdan öptü "Daha güzel oldun böyle."
Atma ziya.
"Boya ziyan oldu ama."
"Bırak dökülen boya olsun, sana bir şey olmadı ya."
Dedi ve alnımdan öptü.
"Bir gün bu alnı, evlendiğimiz gün de öpeceğim."
(...)
'Bir gün bu alnı, evlendiğimiz gün de öpeceğim.'
Dedin Karan. Sözünde neden durmadın sevgilim?
Neden gittin de öpemedin alnımı?
Karan, sensiz her şey yarım, tamamlamaya gelir misin?
?
Çerçeveyi yerine koyarak salondan çıktım.
Bu sefer ki gideceğim yer yatak odasıydı.
Geçtim, uzun ince koridordan.
Yatak odasının kapısının önünde durdum.
Yıllardır açmamıştım kapıyı.
Çok zordu, yıllardır açmadığım kapıları, bir anda açmaya çalışmak.
Derince nefes aldım, kaçıncı kez derin nefes almıştım ben?
Kapıyı açmamla itibaren kavgamız belirdi gözümde.
(...)
"Karan! Hakkari ne demek?! Bana neden haber vermedin?!"
Sinirliydim çünkü Karan, Hakkari'ye gidecekti.
Sorun Hakkari'ye gitmesi değildi, bana haber vermemişti üstelik yalnız başına gidecekti!
"Eflin'im haber-"
"Ne zaman verecektin haberi Karan?! Orada yaralandığında mı öğrenecektim ben?"
Korkuyordum, ona bir şey olacağından.
"Sevgilim... Öyle bir şey olmayacak."
"Gerçekler değil mi Karan?! Sen de biliyorsun! Ya orada sana bir şey olursa? Ben ölürüm anlıyorsun değil mi?!"
Benim aksime onun sakin olması beni daha sinir ediyordu.
"Neden sessizsin Karan? Neden? Bağır, çağır!"
"Seni incitmekten korkuyorum Eflin'im. Sen bağır bana. Hak ettim çünkü! Sana baştan söylemeliydim, böyle bir ihtimal olacağını."
Ben... Ben seni hak etmiyorum Karan. Sen böyle güzel severken ben seni nasıl incitebiliyorum?
"Ben özür-" konuşacakken parmağını dudağıma bastırdı.
"Hayır, hayır özür dileme sakın.
Ben, ben sadece emin olmak istemiştim. Özel görevin çıkıp çıkmayacağından."
"Ben de geleceğim." dedim net ve kısa bir cevapla.
"Hayır Eflin."
"Gelece-"
"Hayır, dedim Eflin."
"Yarın konuşacağım albay ile. Ben de geleceğim."
"Eflin! Sana orada bir şey olmasına izin veremem. Gelmeyeceksin dedim." inat dolan gözlerimi süzdü," Sana belli olmaz, ben gereken tedbirlerim alayım."
"Karan-"
"Lütfen. Lütfen gelme Eflin."
"Ama orada sana bir şey olmasın. Lütfen..."
"Söz veriyorum, bir şey olmayacak. 2 ay kalacağım sadece."
Dolan gözlerimle ona baktım.
"Söz ver bir daha."
"Söz veriyorum defalarca Eflin'im." dedikten sonra "Göğsüme başını yaslayıp uyumak ister misin?" dedi, o huzurlu sesi ile.
Biraz daha yaklaştım ona.
Başımı, göğsüne yasladım.
Huzur buluyordum bu adamda.
Saçlarımı okşadı, aşk kokan elleriyle.
Gözlerimi kapattım, uykunun esiri olmuştum...
"Özür dilerim Eflin'im. Her şey için özür dilerim..."
(...)
Hani sana bir şey olmayacaktı Karan?
İki ay olmayacağım dedin, iki yıldır yoksun Karan...
Neden bu sözünde de durmadın? Sağlam dönecektin o görevden, şimdi neden yoksun?
Geri dönmeyeceğini bilseydim senin gitmeni ister miydim?
Karan, vazgeçtim ben artık...
?