'Ne yaparsam olmuyor, olmuyor eskisi gibi. Güldürmüyor, ağlatmıyor kimse senin gibi.'
Vaz geçmiştim ben artık. Dayanamıyordum, olmuyordu onsuz hiçbir şey.
Yarımdı, eksikti, anlamı yoktu artık her şeyin.
Karan, neden bıraktın beni? Hani söz vermiştin bana?
Keşke, keşke ben de seninle gelseydim. Ben de seninle gelseydim, yanında olurdum şimdi...
Sevgilim, yanına geleceğim yer var mı orada?
?
Eve, benim ayak basmamla itibaren anılar tekrar nefes almıştı.
Bizim saye'mizde yaşıyordu hatıralarımız.
Biz, var oldukça anılarımız da yaşayacaktı.
?
Beni boğan bu güzel anılara, dayanamayarak çıktım evden.
Ağlıyordum, yıllar sonra tekrar ediyordu, şiddetli yağmur gibi yağan gözyaşlarım.
Beni ağlatan Karan'ın gitmesi değildi, beni ağlatan geçmişimin tekrardan nefes almasıydı.
Kapının önünde tek başıma hıçkıra hıçkıra ağlıyordum şuan, belki bu durumda tek güzel şey yalnız olmamdı.
Yalnızdım, kimse bana acıyan gözlerle bakmıyordu. Kimse 'Yazık ya, ne yasamış acaba?' demiyordu.
Yada kimse ağladığımı görüp 'Ne güçsüz biri!' demesini işitmiyordum.
Meçhul bir kördüğüme dolanmış bir şekilde ağlıyordum, ağlayınca insanın dertleri mi azalıyordu? Rahatlıyor muydu?
Bu soruların cevabını niye kendimiz veremiyorduk? Bu da hayatın hileli bir oyunun kuralıydı işte.
Ölene kadar karanlık bir bilinmemezlikle savaşmaya yemin etmiştim ben.
?
Kapının önünden oturduğum yerden kalktım. Artık vedalaşmam gerekiyordu çünkü geri dönüşü olmayan bir yola gidecektim.
Yolun sonunda Gülse ile Karan'a ulaşır mıydım?
Gözyaşlarımı silmeye çalıştım.
Kan çanağı gibi kırmızıya bürünmüş gözlerimi önemsemedim.
Kapıyı kilitlemeden önce eve son kez girdim. Yanımda götüreceğim bir şey vardı.
Direkt yatak odasına doğru ilerledim emin adımlarla.
Gözümden tekrar düşmekte olan gözyaşını sildim elimin tersiyle. Onun yanına gidiyordum, neden ağlayayım ki?
Yatak odasına girince makyaj masasının çekmecesine doğru yöneldim.
Açtım çekmeceyi. Alacağım şey, bana yazdığı mektuptu.
(...)

"Sevgilim," dedi ellerimden tutarak.
Ellerimi dudağına götürdü, naif bir şekilde öptü. Ellerini, kalbime koydum, "Söyle sevgilim." dedim ona karşılık, kadifemsi bir sesle.
"Eğer," dedi duraksadı, "Eğer bir gün, artık hayatında ben olmazsam-"
İşaret parmağımı, dudağına bastırdım, "Öyle bir şey olmayacak sevgilim." dedim emin bir şekilde.
"Eflin," dedi parmağımı dudağından çekerek, "Şehit olursam ya da artık hayatında ben olmazsam bu mektubu oku, söz verir misin?" dedi mektubu ceketin cebinden çıkartarak.
Hayat, ihtimallerden ibaretti, can yakan ihtimallerden.
Mektubu çıkardı, elime verdi.
"Söz, eğer bir gün olmazsan bu mektubunu okuyacağım."
"Seni hep seveceğim, aşık olduğum kadın." dedi bana sarılarak.
Sarılmasına karşılık verdim.
"Dilerim ki bu mektubun zarfını bile açmam."
Gülümsedi, buruk bir şekilde.
O sırada yağmur yağmaya başladı, meleklerin gelmesi miydi aşkımızı eşsiz kılan?
"Özür dilerim, Eflin."
(...)
O zaman ki gülümsemesini, şimdi daha iyi anlıyordum.
O zaman bu gülümsemesine anlam verememiş değildim, sadece kabullenmek istememiştim.
Bu gerçekten kaçmak istedim.
?
2 sene boyunca o mektuba dokunmamıştım, ölmemişti çünkü yaşıyordu, o.
Ama artık onun yanına gidecektim, mektubu okumalıydım, ona söz vermiştim.
?
Mektubu bulduktan sonra odadan çıkacakken gardolapta kısmen gözüken Karan'ın üniforması çarptı gözüme.
Son kez ona ait olan bir şeye dokunmak istedim.
Dolabın oraya gittim, kapağı daha da araladım.

Üniformasını askıdan çıkarıp kirletmek istemiyordum.
Bir insanın iki sene boyunca kokusu hiç mi gitmezdi?
Baruta karışan aşk kokuyordu.
Gülümsedim.
Elim, üniformadaki Türk Bayrağına gitti.
Şerefime, namusuma yemin etmiştim, bu vatanı canı pahasına koruyacağıma.
Bir kere bile kuşku duymadım.
Bu bayrak, semalarda dalgalandıkça nefes alacaktık biz.
'Buraya kadarmış hepsi.' diye geçirdim içimden.
Kokusunu son kez içime çektim.
Daha sonra dolabın kapağını kapattım.
Derin bir nefes aldım, başım dik bir şekilde çıktım odadan.
Elimdeki mektuba baktım, ilk gün ki gibi duruyordu.
Vestiyere koyduğum çantayı aldım. Çıktım evden.
Merdivenlerden hızlıca inerek terk ettim, anılarımızı.
Binanın kapısından çıktığımda Deniz'i gördüm. Yanıma geldi.
Mektubu çantama koydum, bundan kimsenin haberi yoktu.
Bizim özelimizdi.
Deniz, mektubu gördü fakat 'Bu ne?' diye sormadı.
Sorup beni yaralamadığı için teşekkür ettim içimden ona, incelikti bu.
"Deniz, bana sarılır mısın?" dedim.
Son sarılmamızdı belki bu.
Tebessüm etti, kocaman sarıldı bana.
"Hayatımın sonuna kadar bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim, dostum. Kendine iyi bak." dedim, onun duyamayacağı bir fısıltıyla.
"İyi geldi. Artık daha güçlüsün."
Çok iyi gelmişti, dayanacak gücüm yoktu, bunu fark etmiştim artık. Bu dünyaya çok geldiğimi anlamıştım.
Büyük bir meçhulde tek bildiğim her şeyin daha iyi olacağıydı.
Deniz'e hiç olmadığım kadar sıkı sarıldım.
"Maral, bir şey mi oldu? Öyle sıkı sarıldın ki boğulacaktım."
"Hiçbir şey, hiçbir şey olmadı Deniz. Anın tadını çıkar." çünkü bugün, bedenen öleceğim gündü.
Ruhum çoktan ölmüşken bedenim niye yaşıyordu?
"Deniz, beni Kardelen'in yanına götürür müsün?"
Kardelen'i son kez görmek istiyordum.
"B-bundan emin misin?"
Onu gördüğümde, kararımın değişmesinden korkuyordum.
"Deniz sadece gitmek istiyorum."
"Tamam o halde. Bin arabaya gidiyoruz."
Deniz'in demesiyle arabaya bindim.
?
Sessiz geçen yarım saatlik yolun ardından bakımevine varmıştık.
Ruhu çok yara almış, ürkek bakışlı bir kadındı, Kardelen.
"Maral, arabadayım ben."
"Deniz sen beni bekleme, evine git. Hayriye Teyze merak etmiştir. Ben kendim giderim."
"Zor-"
"Zor olmaz Deniz. Merak etme. Sahilde yürürüm biraz hem."
"Tamam o halde. Görüşürüz, akşam çardakta."
Görüşür müydük? Bedenim diri kalır mıydı o zamana kadar?
Gülümsedim, "Görüşürüz." dedim.
Şüphelenip endişe etmelerini istemezdim, sessizce ölmek istiyordum. Dayanacak gücüm kalmamıştı. Acılarımın bana karşı rakip olması beni etkisiz hale getiriyordu, onlar kalabalıktı çünkü.
?
Her adım attığımda Kardelen'in çaresiz bakışlarını görüyordum.
Gün boyunca sadece cama bakmaktan başka bir şey yapmıyordu Kardelen.
Yoldan geçen insanlara bakıyordu daha doğrusu o insanların mutluluğunu izliyordu. Sessizce izliyordu sadece.
Onların gülüşünü, aşklarını izledikçe gözünden tek tek yaşlar düşüyordu.
Kardelen, acının onu ele geçirmesine izin veren güçlü bir kadındı.
Kardelen'in benden başka kimsesi yoktu. Artık ben de olmayacaktım.
Özür dilerim Kardelen. Affet beni.
?
1.kata çıktım merdivenlerle, binaya girince. Kardelen'in odası sağdan üçüncü kapıydı.
Etrafımdaki insanlara baktım, yüzlerinde belli oluyordu ne yaşadıkları.
Kardelen'in odasına doğru adım atacakken o kalabalığın arasında Kardelen'in hemşiresini gördüm.
Elimi havaya kaldırdım, "Ferhan Abla?" dedim.
Adımlarını hızlandırarak yanıma geldi, "Maral, hoş geldin kızım. Nasılsın? Son bir buçuk aydır gelmiyordun meraklandım."
Karşımdaki, elli küsür yaşındaki, hafif kilolu, kısa sarı saçlı kadının, kar beyaz yüzüne gülümsedim, "Görevdeydim Ferhan Abla." dedim.
"Kardelen de seni sordu ilk defa. Kardelen'e söyleme ama."
Kardelen beni mi sormuştu? Yıllardır susan kadın beni mi sormuştu?
"Gerçekten mi?"
Gülümsedi, "Gerçekten Maral kızım. Son günlerde az da olsa tepki veriyor."
Kardelen'in ilerlemesini görmek beni çok mutlu etmişti.
Kardelen keşke seni yanıma götürebilseydim.
"Ferhan Abla, Kardelen eskisi gibi olur mu?" dedim umutsuzca.
"Hemen moralini düşürme Maral, aynı acıları tekrar tekrar yaşamış kolay değil tabii. Geçmişini onu ele geçirmesine izin vermiş. Açıkçası acıyı çekmesi de kendi elinde ya da tüm olanlara dur deyip toparlanması da." dedi soluklanıp devam etti, "Kardelen, ruhsal yarası olan bir kadın. Birçok psikologla görüştük, sen de biliyorsun. Fakat hiçbiri fayda etmedi, etmiyor. Onun tek ilacı kendisi."
Ferhan Abla'nın söylediklerine hak verdim. Kardelen'in tek ilacı kendisiydi.
"Doğru söylüyorsun Ferhan Abla."
Gülümsedi, "Allah senden de Karan oğlumdan da razı olsun kızım. Çok uğraştınız Kardelen için. Ben inanıyorum Kardelen eski haline dönecek."
Karan'ın adını demesiyle duraksadım bir süre. Kendimi çarçabuk topladım.
Gülümseyerek söze girdim, "Biz ne yaptık ki Ferhan Abla? Asıl sana çok teşekkür ederiz. Kardelen'in eli ayağı oldun. Sen olmasak ne yapardık?"
Elimden tuttu, "Öyle deme kızım. Bu benim görevim."
"Ferhan Abla, hakkını helal et."
Ferhan Abla'yla nasıl vedalaşacaktım ben?
"Kızım saçma saçma konuşma. Ölecekmişsin gibi. Duymayayım. Bir daha."
Ölmeyecek miydim? Ferhan Abla yaşadıklarımı bilseydin bana hak vermez miydin?
"Olsun Ferhan Abla. Sen helal et yine de."
"Helal olsun kızım. Ne hakkım olacak da sen de? Asıl sen helal et."
Gülümsedim, "Helal olsun ablam."
"Sen Kardelen ile görüş. Sonra gel kahve içelim."
"Olur Ferhan Abla. Hadi Allah'a emanet."
"Sen de kızım."
Ferhan Abla ile vedalaşıp Kardelen'in odasına doğru yürüdüm.
Kapının önüne gelince derince bir nefes aldım.
Kapıyı yavaşca açtım.
İşte oradaydı. Tekerlekli sandalyede oturmuş, cama bakıyordu her zaman ki gibi.
Yanına gittim, diz çöktüm oturdum zemine yanında.
Yüzüne baktım, gülümseyerek "Ben geldim Kardelen." dedim.
Tepkisizdi. Muhtelemen bana, gelmediğim için kırgındı.
"Özür dilerim Kardelen. Gelemedim, görevdeydim."
Konuşmuyordu ama beni affettiğini biliyordum.
Elini tuttum, yürekleri ısıtan elini.
"Kimlere bakıyorsun yine?"
"Gülen çocuklar var mıydı?"
Gözlerini 'Evet.' anlamında bir kere kapatıp açtı.
"Kuşları gördün mü?"
Bu sefer iki kere kapatıp açtı gözlerini. Bu 'Hayır.' demek oluyordu.
Susmaya bir ömür boyunca yemin etmiş bir kadın ile böyle anlaşıyorduk.
Konuşurdu, çok güzel bir sesi vardı. Ama yaşadıkları, onu susturmuştu artık. Kendi değil, geçmişi konuşuyordu.
"Kardelen sen kuş olmak istiyordun değil mi? Kuş gibi özgür olmak, özgürce göklerde dolanmak."
Cevap vermedi bu sefer.
"Aslında sen kanadı kırık bir kuşsun Kardelen. Kanatlarını iyileştirmek senin elinde."
Gözlerini iki kere kapatıp açtı.
'Hayır.' diyordu. Reddediyordu eski haline dönmeyi.
"Kardelen özlüyor musun onları?"
Kardelen demek istediğimi anlamıştı, 'Onlar.' ın kim olduğunu biliyordu.
Gözlerini 'Evet.' dercesine kapatıp açtı.
"Ben de çok özlüyorum Kardelen. Artık alıştım."
Alıştığım için mi ölecektim bugün?
"Kardelen..." uzun bir şekilde nefes alıp verdim, "Kardelen, gidiyorum ben artık."
"Bugün ona kavuşacağım gün olacak Kardelen, bugün bedenimin de tıpkı ruhum gibi öleceği gün."
Gözlerimden yaşlar usul usul aktı.
Kardelen, kaşlarını hafifçe çattı.
İfadesiz yüzü olan Kardelen artık üzgün, çaresiz bakıyordu.
'Sen de gitme.' diyordu yüzündeki her zerresi.
Gözünden yaşlar dökülmeye başladı.
Ben iğrenç bir insandım, sevdiklerimi öldüren bir insandım.
Teker teker herkesi öldürdüm, Gülse, Karan, Kardelen...
"Kardelen ağlama. Lütfen ağlama. Ben de özledim onları.
Onlara kavuşmak için gidiyorum."
Elimi sıkıca tuttu. Gitmemi istemiyordu.
Dayanabilsem pes eder miydim bu acımasız hayat karşısında?
Bu adaletsiz hayatta çok yoruldum.
"Kardelen, kızma bana. Götürmek istesem seni götürmez miydim? Ama sen yaşamalısın Kardelen benim için, Karan için, ailen için yaşamalısın."
Elini çekti hızlıca benden.
"Karan ile yaşadığımız eve gittik Kardelen." nefes alıp devam ettim, "Anılar canlandı, geçmişim nefes aldı bugün. Ve ben kalamadım orada. Baktığım her yerde o vardı. O gülüyordu, güldükçe kalbim sızlıyor Kardelen."
"Benim ruhum ölmüş Kardelen, bedenim yaşasa ne değişir?"
"Ben bu hayatta, aşkı, ayrılığı, ölümü, acıyı da tattım. Taşta da yattım, yatakta da. Sevdiklerimi ellerimle kara toprağa yâr ettim. Ben bu hayatta görebileceğim her şeyi gördüm, tadabileceğim her acıyı tattım. Şu andan sonra yaşayıp ne yapacağım, kendime her şeyi yasakladıktan sonra?"
Elimi yeniden tuttu Kardelen.
Gülümsedim, "Beni anlayacağını biliyordum çünkü geçmişimiz kardeş olmuş Kardelen."
Anlamıştı beni, anlıyordu. Teşekkür ettim içimden ona.
"Senden son kez bir isteğim var Kardelen." dedim.
Meraklanmıştı Kardelen.
"İyileşeceksin Kardelen, iyileşeceksin. Söz ver bana."
Cümlemi bitirince duraksadı.
İfadesiz bir şekil hal aldı yüzünde.
Gözünü iki kere kapatıp açtı.
Yine 'Hayır.' demekte ısrarcıydı.
'Bunu yapamam Maral.' diyordu gözleri.
"Kardelen ne konuştuk biz? İyileş lütfen. Ne olur bunu kendine yapma."
"Kardelen lütfen söz ver. Üzülmemi istemiyorsan söz ver." dedim gözlerinin içine bakarak.
Gözlerini bu sefer bir kere kapatıp açtı.
Gözlerini kapatıp açması bir umuttu bizim için.
"Teşekkür ederim Kardelen."
Hafif gülümsedikten sonra o gülümsemesi kayboldu.
Kardelen... Umudun çiçek olmuş haliydi.
"Seni seviyorum Kardelen. Artık burada olmayacak olsam da yüreğim hep seninle olacak Kardelen. Eğer beni özlersen beni hissetmen yeterli. Kendine iyi bak Kardelen."
Gözünden yaşlar dökülmeye başladı Kardelen'in.
Neden insanları yalnızlığa itiyordum? Neden kendi acım için insanları harap ediyordum?
Ben insanların ruhunu öldüren bir katildim.
?
"Gitmeliyim Kardelen. Dayansam burada kalırdım, seni yalnız bırakmazdım Kardelen."
"Beni affet Kardelen."
Oturduğum yerden kalktım zar zor. Gözümdeki yaşları sildim.
Sarıldım Kardelen'e.
"Söz verdin, iyileşeceksin Kardelen."
Keşke adım atamasam gitmeseydim Kardelen'in yanından.
Olmadı, adımlarım yine bana uydu. Gitmeliydim belki de her şey daha iyi olurdu.
Kapıdan tam çıkacağımda Kardelen'e son kez baktım.
"Ruhundaki yaraların merhemi kendin ol Kardelen."
?
Odadan çıktıktan sonra lavaboya gidip yüzümü yıkamıştım.
Ferhan Abla ağladığımı görüp kuşkulanmasını istemiyordum.
Kendimi toparladım. İlk defa ölmüyordum.
Merdivenlerden aşağı indim.
Çay bahçesine çıkınca gözlerim Ferhan Abla'yı aradı.
Detaylı şekilde bakınca görmüştüm Ferhan Abla'yı.
Yanına gittim.
"Ferhan Abla?" diyerek yanına oturdum.
"Aa Maral kızım hoş geldin."
"Hoş buldum Ferhan Abla. Güzel yer seçmişsin."
"Genelde buraya otururum. Güzel yer. Insanların vermediği huzuru burası veriyor."
Haklıydı Ferhan Abla.
"Gerçi insanlarda huzur aramak da ayrı komiklik." dedi gülerek.
Güldüm, "Haklısın Ferhan Abla. İnsanlardan insana fayda geldiği nerede görülmüş?"
"He valla. Bu arada çay mı içelim kahve mi? Sen gelmeden bir şey içmek istemedim."
"Çay güzel gider valla."
"Tamam o halde."
Ferhan Abla çayları söyledikten sonra kısa bir sürede çaylar gelmişti.
Çayını içerken Ferhan Abla söze girdi, "Maral kızım bomba patlamış diyorlardı. Valla çok korktuk bir şey var mı? Olay yerine gitmişsindir sen."
"Şırnak'a gidiyordum ben Ferhan Abla. Oradaydım bomba anı." dememle itibaren Ferhan Abla elini ağzına götürdü, "Ne? Kızım bir şeyin yok değil mi? Allah korumuş valla. Pislikler bir gebermediler."
"Korkma Ferhan Abla. Bir şeyim yok. Kimsenin yok doğrusu. Şerefsizler göz boyamak istemiş.
Patlattıkları bomba güçlü değil."
"Ay Allah'ım sen koru milletimizi Ya Rabbim. Çok geçmiş olsun kızım. Allah yardımcınız olsun."
"Amin inşallah."
"Hem Şırnak'a göreve mi gidiyordun kızım?"
"Yok abla. Tayinimi istedim."
"Ne tayini kızım? Neden istedin yavrum? Ailen hem burada. Kardelen, Karan... Tüm yakınların burada. Ne yapacaksın Şırnak'ta?"
"Doğu daha iyi abla. Hem İstanbul'a izinlerde geleceğim zaten. Doğu görevimi de yapmış olurum."
"Sen bilirsin kızım. Hakkında hayırlısı olsun."
"Amin ablam."
"Çok hayırlı bir evlatsın kızım. Allah seni anana babana bağışlasın."
Ferhan Abla her şeyi bilsen yine aynı düşünür müsün?
Gülümsedim dediklerine, "E abla, Ceyda ne yaptı? Sınava hazırlanıyordu?"
Ceyda, Ferhan Abla'nın tek çocuğuydu. Güzel, zeki bir kızdı.
"Valla gülüm devam ediyor. Dershaneye de gidiyor bu sene. Son sınıf tabii. Bir de tıp istiyor. Çok çalışıyor çok. Allah bahtını güzel eylesin."
"Çalışsın valla abla. Zeki de kız. Böyle giderse kazanır inşallah."
"İnşallah gülüm. Annen baban nasıl yavrum? Valla çağıracağım anneni bir gün. Kısır yerdik."
"Iyiler ne olsun Ferhan Abla. Aynı devam ediyor. Çağırırsın. Zamandan bol ne var?"
"Öyle ya güzel kızım."
?
Ferhan Abla ile sohbet edip vedalaşmıştık.
Çok iyi bir kadındı, Kardelen'e gözü gibi bakacaktı.
Bakımevinden ayrılıp sahile doğru yürüdüm.
Saat 17.50'ye yaklaşıyordu.
Vuslatımıza az kalmıştı.
?
Sahile varınca bir banka oturdum.
Seyrediyordum öylece, Kardelen gibi.
Uçan martıları, önümden gelen geçen insanları.
An'ın tadını çıkardım sadece.
Denizin kokusunu doyasıya içime çekiyordum. O dalgalar da sanki sözleşmiş gibi bana geçmişimi hatırlatıyordu.
(...)
"Sana bir ömür boyunca aşık olmaya yemin ettim Eflin'im."
Sahilde, dalgaların eşliğinde Karan'ın karşısında gülümsüyordum sadece.
O an zaman, mekan dursun istedim.
"Hilal'im sen ol istiyorum bir ömür boyunca. Şimdi her şey sussun, sadece sen konuş."
Cebindeki tektaşı çıkartıp diz çöktü önümde.
"Vatan'ım sen olur musun?"
(...)
Anılarım da dalgalar gibi geldi geçti önümden, ben sadece izledim.
Geri getiremiyordum onları ya da ben gidemiyordum anıların yanına.
Uzaktan izliyordum sadece, elim kolum kördüğümlenmiş bir şekilde.
Sessiz sakin bir şekilde kalktım banktan.
Bir taksi çevirip uçurumun oraya gidecektim, kuş gibi süzülmesini izleyecektim bedenimin.
?
Taksi durağının oraya gittim.
Bir taksi bulup atladım içine.
"Nereye gidiyoruz ablam?"
Taksicinin konuşmasıyla kendime geldim.
"Beni uçuruma götürüp özgürlüğümü elime verebilir misin?"
Taksici şaşkın gözlerle baktı bana.
"A-abla-"
"Beni sadece uçurum olan bir yere götür, lütfen."
Taksici başını salladı, "Tamam."
?
Sessizce gidiyorduk ölüm yerime.
Kimsenin haberi yoktu, herkesten uzakta dünyadan bir Maral gelip geçecekti.
45 dakikaya yaklaşan yolculuk sona ermişti.
Taksiden inip ücretini ödedim, "Teşekkür ederim, beni onun yanına kavuşturacaksın."
"Ölüm çare değil ablam. Yapma."
"Bugün ölen sadece bedenim olacak. Korkmuyorum, sadece ona kavuşmak istiyorum."
Taksicinin sözlerini dikkate almadım. Vaz geçemezdim artık, yolun sonuna gelmiştim.
Taksici en sonunda, beni ölümümle tek başına bırakmıştı.
Uçurumun uçsuz bucaksız sonuna doğru adım attım.
Toprağa oturdum, bağdaç kurdum.
Çantamdaki mektubu çıkardım. Okumanın vakti gelmişti artık.
Mektubu zarfından büyük özenle çıkardım.
(...)
Mehpâre'm,
Eflin'im, her hücre'm, her zerre'm, atan her kalp atışım, cennet çiçeği'm, sevgili'm, Her şey'im...
Sen bu veda mektubunun her satırını okurken ben çok uzaklarda olacağım sevgili'm.
Keşke, keşke sana bu mektubu hiç yazmasaydım, keşke her bir harfi yazacağım sıra kalemimin mürekkebi bitseydi. Keşke bu mektubu hiç bitirmeseydim, ve son kez daha keşke diyorum, bu mektubun satırlarını okumasaydın.
Sen, benim merhem'im, ilac'ım, simsiyah olan geçmişimin tek rengisin.
Sen, barut'uma karışan aşkın can bulmuş halisin sevgilim.
Biliyorum, bu mektubun her harfini okuduğunda boğazın düğümlenecek, okurken canın yanacak, ölmek isteyeceksin her kelimenin sonunda. Özür dilerim sevgilim, tüm her şey için. Ama sen yaşayacaksın, bizim için. Nefes almaya devam edeceksin meleğim.
Sana söz vermiştim, biliyorum. O görevden sağ salim dönecektim, beraber olacaktık sevgili'm.
Ölüm vardı manolya'm. Kıyamazdım sana. Senin o gülüşünü solduramazdım, yaşamalıydın sen benim için.
Sen var oldukça ben nefes alacağım hep çünkü benim nefes'im sensin, biliyorsun değil mi?
Sana merhem olmuşken yara açmak istemezdim Eflin'im, affet beni.
Kardelen'e iyi bak olur mu? İyileşsin, konuşsun, yürüsün. Hayata dönsün sevgili'm. Ona hayat ol.
Deniz'e, çikolatalarını benim yediğimi söyle.
En önemlisi, ağlama sen artık.
Her düşen o gözyaşına ölürüm.
Kurban olurum sana, ağlayarak üzme o güzel gözlerini.
Ben hep yanındaydım, yanında olacağım sevgili'm. Elini her kalbine koyduğunda atan o kalp atışı var ya, işte o benim sevgilim.
Sana bir kalp atışın kadar yakınım.
Seninle, cennette vuslatımız için bekliyorum Eflin'im...
Mehpârem'e.
(...)
Gözyaşlarımla beraber açtığım mektubu gözyaşlarımla bitirdim.
Karan'ım, niye seninle ölmeme izin vermedin? Ölüme beraber gitmeyecek miydik seninle?
Niye kapanan yaralarımı kanattın yeniden?
Ben sensiz hiçbir şeyim Karan.
Anlamsız her şeyim, yarım.
Ama şimdi sana kavuşacaktım sevdiğim.
Ayağa kalktım, o sırada çalan telefonuma baktım.
Deniz arıyordu. Telefonu son kez açtım.
"Maral? Neredesin? Alayım mı seni? Merak ettik."
Sustum sadece.
"Maral! Susmasana kızım. Cevap ver ne oldu sana?"
Gülümsedim, "Az sonra ruhum bedenimden ayrılacak." diyemedim.
"Maral! Çabuk nerede olduğunu söyle! Çabuk!"
"Deniz..." dedim en sonunda.
"Deniz, biliyor musun?" diye de devam ettim.
"Ne, neyi Maral? Kızım bilmeceli konuşma. Neredesin!"
Gülümsedim, "Deniz hani senin bir kutu karam çikolatan vardı."
"Maral ne alaka? Sana bir şey olmuş! Neredesin!"
Deniz'in dediklerini yok sayıp devam ettim, "İşte o çikolataların hepsini Karan yemişti."
"Ne?"
"Deniz, kendine iyi bak çünkü az sonra ruhum bedenimden ayrılacak." dedikten sonra güldüm.
"Ma-" Deniz'in konuşmasına izin vermeyerek kapattım telefonu.
Sesli bir şekilde alayla güldüm.
"Kimler geldi geçti Maral Kavin, sen kimsin ki sana üzülecekler?" diye bağırdım.
Uçuruma daha da çok yakınlaştım.
Ölüme bir nefes kadar yakındım artık.
Affet beni Karan,
Affet beni Gülse,
Ve affet beni Kardelen...
Bedenimi tam salacakken gözlerimin önünde Karan belirdi.
(...)
"Sevgili'm?"
"K-Karan s-sen buradasın?"
"Ben hep buradayım sevgili'm. Asıl sen ne yapıyordun bu uçurumun kıyısında? Yoksa-"
Ağlamaya başladım, "Olmuyor sensiz Karan, olmuyor. Yapamıyorum hiçbir şeyi. Artık her gün doğan güneş bile anlamsız geliyor bana. Anla beni, lütfen anla." dedim hıçkırarak ağlayarak.
Yorulmuştum artık, bedenim taşıyamıyordu bu olanları.
"Eflin'im sen mektubumu okumadın mı?"
Başımı iki yana salladım, "Hayır hayır hayır. Sana söz verdim sevgilim. Okudum mektubunu."
Gülümsedi Karan, en güzel şekilde, "Sen nefes alamazsan ben de ölürüm ama."
"S-sen zaten öldün Karan! İki sene önce Mart ayının 10'unda ikimizde öldük Karan! Şimdi yaşamanın ne anlamı var söylesene!"
"Hayır sevgili'm. Benim bedenim öldü, ruhum değil. Kalbim hala seninle beraber. Ama sen ölürsen ikimizde tekrar tekrar ölürüz."
"O zaman geri gel Karan..."
Durdu uzun süre Karan.
"Gelemem..."
"O zaman izin ver de ben geleyim."
"Sen böyle yanıma gelemezsin ki. O zaman cennette kavuşamayız ki."
"Kavuşamaz mıyız?"
"Kavuşamayız Eflin'im."
"Ya-yalan söylüyorsun yalan!"
"Ben sana hiç yalan söyler miyim Eflin'im?" dedi üzülerek.
"Söylersin! Görevden geri geleceğim dedin. Gelmedin! Sağsalim döneceğim dedin. Dönmedin Karan! Söz vermiştin sevgilim."
Karan'ın gözündeki yaşlar usul usul aktı.
"Özür dilerim sevgili'm. Yalan değildi, sen de ölme, hayalini kurduğun gibi anne ol istedim Eflin'im. Özür dilerim Eflin, her şey için. Ama bu söylediklerim yalan değil Eflin'im. Sen kendini öldürürsen kavuşamayız Eflin'im."
"Ben sensiz geçen her gün öldüm. Ölünü bile göremedim sevgilim. Son kez o cennet kokunu içine çekemedim."
"Sen, sen Levlâ'msın. Sen var olması gereken her şeyimsin Eflin'im. O Levlâ'yı öldürme sevgilim, yaşat ki yaşayalım."
Kokusunu içime çekmek, sarılmak istedim son kez.
Sarılamadan tozla duman oldu Karan...
(...)
"Gerçek değilsin Karan! Gerçek değildin işte! Hayal gibiydin sevgilim, her şey gibi biten güzel hayallerdendin..." diye bağırdım.
Diz çökmüş hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.
Hıçkırıklarımı, dağlara taşlara duyuruyordum.
Yıllardır kimseye anlatamadığım acıların birikimini, dağlara bağırarak anlatıyordum.
"Ben asla yaşamadım, asla var olmadım! Ben hiç çocuk olmadım, sevdiğim adamın doya doya kokusunu çekemedim, doyamadan gitti o."
"Ben sadece onu istiyorum, sadece onu..."
"Bana onu verin, onunla olan anılarımı verin! Bana çocukluğumu geri verin."
Alayla güldüm, "Veremezsiniz! Kimse veremez! Her şey koca bir yalandan ibaret!"
Ayağa kalktım, ölmek için fazla gecikmiştim.
"Bitsin artık! Bitsin bu her şey."
Adımlarımı tam boşluğa atacakken Gülse geçti gözümün önünden.
"Yapacak mısın gerçekten Maral abla? Bize böyle kavuşabileceğini mi düşünüyorsun?"
Ona elimi uzatacakken kayboldu birden.
"Levlâ'm..." dedi Karan, acı dolu sesiyle.
O an dizlerimin üstüne çöktüm.
"Yapamadım, ölemedim..."
?