Sağa doğru bir adım atıp kendi etrafımda döndüm. Dönüşümü tamamladıktan sonra havaya zıplayıp bacaklarımı açarak yere oturdum. Aniden kasığıma giren bir ağrıyla yine küfür edip çığlık attım. Olmuyordu. Aklımı toplayamıyordum. Sinirle kasığımı tutup yerimden doğruldum. Ayağa kalktığımda öfkeyle nefesimi hızlıca verip arkamı döndüm. Hocam omzunu kapıya yaslamış bana bakıyordu. Ondan gözlerimi kaçırarak ''olmuyor'' dedim. Tan hoca omzunu yasladığı yerden dikleştirdi ve ağır ağır bana yürümeye başladı. Tam önümde durduğunda ''çünkü kafanı bir yere takmışsın '' dedi. Gözlerimi ona diktiğimde ''hayır'' diye mırıldandım. Bana gülümseyerek bakıp ''yarın gel Mira. Fakat bu sefer aklındakileri çıkararak olur mu? çünkü bu şekilde bir yerini sakatlayacaksın. Ve lütfen unutma ısınma hareketlerini aksatmadan hergün yap.'' dedi. Başımı salladığımda ''hadi git bakalım'' dedi.
Elleri omzumdan düştüğünde ''teşekkür ederim'' diyerek yanından ayrıldım. Dedikleri doğruyla aklımdaki düşünceler odaklanmamı zorlaştırıyordu. Herkes alıştırmalarını yapmış gitmişti fakat bir ben yapamamıştım. Halbuki bu figürleri onca şey olmadan önce kaç defa tekrar etmiştik. Fakat şimdi hiçbirini yapamıyordum. Ellerimi saçlarıma daldırdığımda soyunma odasına çoktan girmiştim. Önce ılık bir duş aldım ardından çantama koyduğum yedek kıyafetlerimi giydim.

Saçlarımın suyunu havluyla aldıktan sonra ayaklarıma yine spor ayakkabılarımı geçirip eşyalarımı çantama tıktım. Salondan ağır adımlarla çıktığımda dış kapıyı açıp kendimi sıcağa attım. Motoruma doğru ilerlerken ''Mira'' diyen sesle durdum. Bu sesi tanıyordum. Oydu.
neden gelmişti ki buraya? ne işi vardı?
Gözlerimi sıkıca yumduğumda hazmetmeye çalışıyordum. Kolay değildi. Daha bu sabah görmüştüm onu ve yine sarsılmıştım. O zaman ablam yanındaydı ve kendimi tutmuştum. Şimdi yine aynı şeyi yapabilir miydim?
''Mira?''

Sesi bu sefer daha yakınımdan geldiği için gözlerimi yavaşça araladım ve onunla göz göze geldim.
Bakışları sertti. Hiçbir duyguyu barındırmayan gözlerine yutkunarak baktım. Önceden bu gözlere bakarken içim giderdi şimdi ise suçluymuş gibi bakıyordum. Ablama ne kadar öfkeli de olsam onları bile bile bu seferde yine aynı şekilde aşkla bakamazdım gözlerine. Yapamazdım ki! bu benim karakterime tersti. Evet seviyordum onu. Kendimden bile çok seviyordum ama yine gözlerime aşkla bakamazdım.
''konuşabilir miyiz?''
Yeniden sarsıldım. Çünkü en son konuşmamızda ben günlerce yıkık gezmiştim. En son konuşmamızda çok yara almıştım. En son konuşmamız beni en derinden yaralamıştı.
Gözlerimi odan kaçırıp etrafıma baktım. Gözlerimi ilerdeki ağaca kitleyip ''ne konuşacağız'' dedim. Gözlerimi oraya kitlemesem boynuna sarılırdım. O gece aldığım kokusunu derince içime çeker,dudaklarındaki tadı yine almak isterdim. Fakat yapamazdım. Ablamındı o. Ablamın sevdiğiydi. Yapamazdım.
Elini çenemde hissettiğimde irkildim. Hızlıca bir adım geriye gidip tedirgince yüzüne baktım. Panikle etrafıma bakıp ona döndüm. Kadir gözlerimin içine bakarak ''daha sakin bir yerde konuşalım. Burası uygun değil'' dedi. İtaat eder gibi başımı salladım. Sanki şuan ne derse başımı sallayacak gibiydim. O dudaklarından çıkan her cümle benim için emir gibiydi.
Kadir başını sallayarak arkasını döndüğünde bende önce kendimi gelmek için silkelendim ardından hızlı adımlarla motoruma doğru ilerledim. Çantamı yine koltuğun altına koyduktan sonra çevik bir hareketle üzerine atlayıp salondan çıkmadan önce cebime koyduğum anahtarı taktım. Kaskımı başıma geçirdiğimde motoru çalıştırdım. Onun hareket etmesiyle bende hareket ettim.
Bir süre sonra sahil kenarında bir yere geldiğimizde motoru arabasının yanında durdurdum. Arabanın canımı açarak ''içeri gel'' dedi. İlk önce dediği şey için kaşlarımı çatsam da ardından kaskımı çıkarıp motoru durdurdum. Motordan inip arabanın etrafını dolandıktan sonra kapıyı açıp yolcu koltuğuna oturdum.
arabanın içi serindi. Klima çalışıyordu ve bu sıcak hava da iyi gelmişti. Yada ben onunla bir arabanın içinde baş başa olmaktan dolayı havale geçiriyordum. Ateşim garanti çıkmıştı.
derin bir nefes aldığımda ona döndüm. Kadir tam karşısına bakıyordu. Gözleri denizin dalgaları gibi dalgalanıyordu sanki. Sakalları epey uzamıştı. Saçları ise onun aksine kısaydı.
Bir süre ikimizde sessiz kaldık. Ben içimden ona bakarken aşk sözcükleri sıralarken o birden bana döndü ve sanki dediklerimi duymuş gibi bakmaya başladı. Alt dudağımı dişleyip gözlerimi kaçırırken ilk defa ona bu kadar rahat baktığımı fark ettim.
Ardından onun ''Mira '' demesini duyup döndüm. Gözlerim o eşsiz siyahlıklarla buluştuğunda derin bir nefes aldım. Kadir ise aksi şekilde gözlerini arabada gezdirip ''bugün ki davranışın yanlıştı. Ablana o şekilde davranamazsın'' demesiyle gözlerim yavaş yavaş büyümeye başladı.
dudaklarımdan sessizce ''sen onun için mi-'' demeye kalmadı Kadir sert bir şekilde ''ne sanıyordun ki Mira! tabi ki bu davranışın yüzünden yanına geldim. Merve'yi üzemezsin. Onunla o şekilde konuşamazsın. Kardeşi olman onu ağlatma hakkı vermiyor sana. Hele de benim sevdiğim kadını hiçbir şekilde,hiç kimse ağlatamaz'' demesiyle gözlerim dolmaya başladı.
İçimde yeşerek umutlar soldu o an. Ne kadar belli etmesem de içimde hep bir umut vardı. Bugün ise o umut onu görmesiyle filiz vermişti. Sanmıştım.. Ne kadar yanlış olduğunu bile bile bana geldiğini sanmıştım. Bütün düşüncelerime,söylediklerime rağmen benim için geldi sanmıştım. Ama yanıldığımı şuan yine net bir şekilde anlamıştım.
Hak ediyordum belkide bunu..
Gözlerimden yaşlar tane tane akarken,hırsla kapıyı açıp kendimi dışarı attım. Arabanın önüne dolanıp motora ulaştığımda kolumu tutmasıyla irkildim. Hızlıca ona döndüğümde ''bu şekilde kullanamazsın'' demesiyle hırsla kolumu elinin hapsinden kurtardım. Koltuğun üzerindeki kaskı bir kenara savurup motora bindim. Aniden anahtarın alınmasıyla daha çok akmaya başlayan yaşlarımla ona baktım. elinde anahtarı tutarken ''olmaz '' dedi. Hırsla göz yaşlarımı silip öfkeyle ''ya o anahtarı verirsin yada gider ablama her şeyi anlatırım. Judge de seni öpmem de dahil'' dememle öfkeyle gözlerimin içine bakıp anahtarı avucumun içine bıraktı. Anahtarı yerleşitirir yerleştirmez hızlı bir manevrayla yola çıktım.
Söyleyemezdim. Ablama hiçbir şey söylemezdim. O ne kadar bana Kadir'i anlatmasa da ben ona hiçbir şey söylemezdim. Söyleyip de onu da kendim gibi mutsuz edemezdim. Çünkü olmazdı. Bu saaten sonra Kadir diye biri olamazdı hayatımda.
Ben yeniden onun tarafından büyük bir yara almıştım. O,onun gözünde hiçbir şey olduğumu bugünde dile getirmişti. Beni yaralaya yaralaya,canımı acıta acıta bunu kabullendirmişti artık. Olmayacaktı. Olamazdı.
**
Bugün yıkılış günüydü. Bugün yine onların mutluluklarını izleme günüydü. O günden sonra yine kendimi iç dünyama kapatmıştım ve herkesle iletişimi kesmiştim. Günlerce odamda tek başıma kalmış acımı doya doya yaşamıştım. Fakat bugün onların nişan günüydü. Mutluluklarının günüydü. Onlar mutluluğunu doya doya yaşarken ,ben de acımı doya doya yaşıyordum.

Ablam nişanlığının içinde kuğu gibi süzülürken gözlerim doldu. Ben hiçbir zaman böyle bir mutluluk yaşamayacaktım. Ben onun gibisini bir daha bulamayacak ve onu sevdiğim gibi kimseyi sevemeyecektim. Annem 'Mira yeniden aşık olacaksın bebeğim. Üzme kendini bu kadar' desede biliyordum. Çünkü annem Kadir 'e olan aşkımı sadece küçüğün büyüğe olan hayranlığı sanıyordu. Ama değildi. Ben onu bütün iliklerimde hissediyordum.

Üzerimde olan abiyeye daldı gözlerim. Ablam ve Kadir'in nişanı için annem almış bana. Biliyordu o almasa ben elimi bile sürmem hatta katılmazdım bile. Bugün benim en acı günümdü çünkü.
Ablam tamamen hazır olduğunda bana dönmesiyle burukça gülümsedim. Ablam ''nasıl oldum Mira?'' diye sorduğunda gözlerim dolarken ''çok güzel'' diye fısıldadım.Güzeldi. Ablam çok güzel olmuştu. Gözlerim keşke acıyla değil de onun güzelliğiyle dolsaydı diye bir çok kez iç geçirdim.
Odanın kapısı açıldığında o girdi içeri. koyu Lacivert takımının içinde nefes kesici gibi duruyordu. Ona gözlerim o kadar dalmıştı ki elimi sıkan annemi bile duymuyordum. Annemin ''biz çıkalım'' demesiyle zorla bir kaç adım attım. Kendimi zar zor dışarı attığımda derin derin nefesler alırken göz yaşlarım hızla akmaya başlamıştı.
annem beni toparladığında en az yarım saat geçmişti. Yüzümdeki makyajı sildiğimde daha beter olmuştum. Gözlerimin altındaki torbalar ve kızarıklıklar belliydi. Annemin zorluyla yeniden makyaj yapıldığında az da olsa yüzüm toparlanmıştı.
Nişanın yapılacağı alana indiğimizde herkesin geldiğini gördüm.

Alan çok geniş olmasına rağmen davetlilere yer kalmamış ve yeniden masalar açılıyordu. İki aile kendi arasında kaynaşırken,iş grubu kendi arasında muhabbetler ediyordu. Annemle kol kola babamın iş arkadaşlarının yanına vardığımızda aklım yerinde değildi. Burada olmak bana acı veriyordu. Burada olmak canımı yakıyordu. Burada olmak bana iyi gelmiyordu. Bir an önce kaçıp kurtulmak istiyordum. Çünkü bugün benim infaz günümdü. Onların ise bir ömür birbirlerine bağlanacağı gün. Aşklarını doya doya yaşayacağı gündü.
''Mira!''
Arkamdan yüksek sesle bağıran Sırma 'yı duyduğumda irkilerek arkamı döndüm. Bizim grubun hepsi gelmişti.

Nida uzun bir elbise giyerken Sırma kısa giymişti.

Bizimkiler ise takım elbiselerle boy gösteriyordu. Hepsini ilk defa takım elbiseyle görüyordum ve nefes kesici görünüyorlar. Fakat sanırım Aykut'un papyonu sıkıyordu ki Sürkli eli boynundaydı. Uzun zamandan sonra ilk defa onlara gülümsedim. Hepsine tek tek sarıldığımda ''Çok güzel olmuşsunuz'' dedim. Baran alayla sırıtıp ''beyler sanırım bize de güzel diyor'' demesiyle Nida kıkırdayarak ''erkek güzeli seni'' dedi. Sırma küçük bir kahkaha atarken geri kalanlar olarak gülümsüyorduk.
Annemin uzaktan ''geliyorlar '' diye bağırmasıyla gülümsemem yavaşça silindi. Aykut beni kolunun altına alırken ''hepsi geçecek'' diye fısıldadı. Başımı göğsüne yaslarken onların el ele ve gülümseyerek merdivenlerden inmesini gözü yaşlı bir şekilde izledim.
-bölüm sonu