~ NEVŞEHİR ~

1517 Words
Necati gittiğinden beri Halit düşünmekten kafayı yeme raddesine gelmişti. Doluya koyuyor almıyordu, boşa koyuyor dolmuyordu. Çocuğu getirse ailesine nasıl açıklayacaktı, ya da ailesine açıklayabilse Alper’i nasıl Nevşehire gelmeye ikna edecekti bilmiyordu, başı büyük beladaydı ve bu beladan kurtulmasının tek yolunun sonucu ne olursa olsun oğlunu yaşadığı şehire getirmek olduğunu biliyordu, nasıl getireceğini bilmese de oğlunu getirecek ve bu beladan kurtulacaktı. Yani öyle umuyordu… Soykan Konağı Bir şeyler oluyordu. Neva farkındaydı bir garip olaylar silsilesi içindeydi fakat ne olduğunu bir türlü çözemiyordu. O gün babasının sağ kolu Fatih konuşmak için babasını çağırdıktan sonraki gün kahvaltı son haftalarda geçmeyen bir keyif düzeyinde geçmişti. Neva biliyordu ki babası yani namı değer Necati Soykan kafasına takılan herhangi küçük bir sorunu çözmeden bu derece keyife ulaşmazdı, başlarındaki söz atma olayını düşününce Neva bu keyifli halinden korkar olmuştu. Ne oluyordu ne bitiyordu bilmiyordu ancak pek hoşuna gidecek şeyler olmadığını da hissedebiliyordu çünkü babasının keyiflendiği hiç bir müessese Neva’yı şu zamana kadar mutlu etmemişti. Babasının keyfli halini şaşkınlıkla ve düşünceli bir halde inceleyen Neva sessiz masada yankılanan telefon sesi ile bakışalarını sesin geldiği yere çevirmişti. Annesinin telefonunun çaldığını görünce gözlerini sabırla deviren genç kız babasının yemek masasında bu durumdan hoşlanmadığını bilmesine rağmen annesinin hala hangi akılla böyle davrandığını anlayamamıştı, “Ben bu durumdan hoşlanmadığımı kaç kere söyleyeceğim Neslihan!?” Tam da düşündüğü durumun üstüne basan babası ile yeni bir tartışmanın fitilinin ateşlendiğini düşünen genç kız keyifi zaten kaçık halinin daha da kaçtığını hissetmişti. Yüreğinin de bir el tarafından sıkılıyor gibi kasılması da cabasıydı. Kendini yeni bir tartışmaya hazırlayan Neva annesinden duyduğu sözlerle gözlerini büyütüp az önce hazırlık yaptığı tartışma dolayısıyla diktiği omuzlarının anında düşmesine engel olamamıştı, “Güflidan arıyor.” Doğru mu duyuyordu Neva? Gülfidan Karabağlı şu durumda annesini neden arıyor olabilirdi? Babasının duydukları ile sinirli halinin aniden kaybolduğunu fark etmiş ve attığı kahkahayı şaşkınlıkla izlemişti. “Aç bakalım aç, bu kadar erken olacağını düşünmemiştim açıkçası.” Annesinin babasının verdiği direktif ardından telefonu kulağına dayamasını dikkatle izlemiş kısacık bir konuşma ardından kapatmasını ise anlamsız bulmuştu. Bir kaç saniye aklını toparlayamadığı için ne konuştuklarını anlamadığı sohbette ne konuşulmuştu? “Gülfidan Neva ile beni davet etti. Sen dün konaklarına mı gittin Necati? Detaylı anlatmadı ama dünki ziyaretinden bahsetti.” Ne!? Babası dün Karabağlıların konağını mı basmıştı, “Sen kafanı bunlara yorma hanım. Ben Halit ile erkek erkeğe konuşup aradaki problemi hallettim.” Neva o problemin hallediliş biçimini çok iyi biliyordu,babasının halletmesi silahli tehditli bir halletmeydi muhtemelen. “Necati sen gidip evlerini mi bastın gerçekten!?” “Bastıysam bastım hesap mı soruyorsun Neslihan!? O Halit piçi dua etsin o silahı münasip bir yerinde patlatmadım!” Neva inanamıyordu, dün neler olmuştu da şimdi şans eseri haberleri olmuştu. Silahla da çözülmediyse bu mesela nasıl çözülmüştü? Çekingenlik ve hissettiği yoğun endişe ile yerinde bir kaç kez kıpırdanmış ve dayanamadan sesini çıkarabileceği en yüksek şekilde çıkarmıştı, “Problemi çözdük dedin baba… Nasıl çözdünüz?” Necati sorulan soru ile dün gece Haliti öğrendiği bilgi ile kenara sıkıştırdığı halinin aklına gelmesi ile keyifle dudağının tek tarafının kıvrılmasını engelleyememişti. Bir sıçan gibi kenara sıkıştığı o anı bir daha görmek için bir kaç milyonunu verebilirdi. “Yakında öğrenirsiniz, daha fazla soru duymak istemiyorum ikiniz de karşınızda kim olduğunu unuttunuz da hesap sorar oldunuz birden bire.” Neva gözlerini sıkıca kapatıp titrek bir nefes almış ve sakin olmaya çalışarak fısıldamıştı, “Kusura bakma baba, eminim sen en doğrusu neyse onu yapmışsındır.” Asla içinden gelmeyerek söylediği bu sözler küçüklükten beri programlanmış bir robot gibi belleğine kaydedilmiş sözlerdi, “Ha şöyle güzel kızım, sen hiç merak etme baban senin için en iyisini düşündü.” Neva emindi ki kendi için değil babası kendi şahsı için en iyisini düşünmüştü fakat düşüncelerini daha fazla dile getirmek istemeden ayağa kalkmıştı, “İzninizle dersim var geç kalmayayım.” “Bugün derse gitmiyorsun, annenle beraber Karabağlıların davetine icabet edeceksin.” Bir de o vardı değil mi? Karabağlı daveti… •••••••••••••••••••••• Odasına girince elindeki çantayı hızla yatağa fırlatan Neva gözünde tuttuğu yaşları daha fazla tutmamış akmasına izin vermişti. Resmen Gülfidan o kıza koz olsun diye kendisini çağırıp vaatler verdikten sonra gözleri önünde eski sözlüsünün karısı ile yaşadığı aşk senaryosunu izletmişti. “Kahretsin!” Düştüğü duruma inanamıyordu, herkesin kuklası olduğuna inanamıyordu, Yağız Ali’nin hayatı boyunca bir kere bile isteyerek gözlerine değdirmediği gözlerinin karısına aşkla baktığına inanmıyordu. Değersizliğine, kendisini yaptıkları ile daha fazla değersizleştirmesine de inanmıyordu. Yüzünü yastığına gömüp cenin pozisyonu aldıktan sonra sesini yastığın kesecek olacağının bilinci ile içinde yükselen nefreti dışa atmak için içten bir çığlık atmış ve hüngür hüngür ağlamıştı, “Allahım ben ne günah işledim!? Sevmekten başka ne günahım vardı benim!?” “Neva…” Odasına girdiğini fark etmediği annesinin üzgün sesinin kulaklarına çalınması ile başını kaldırma gereği duymadan içindeki nefreti kusmak adına bağırmıştı, “Çık! Çık beni rahat bırakın! Size olmaz dedikçe aklıma soktuğunuz adamı gördün ya bugün artık rahatlamışsındır! İstediğiniz olduysa bırakın beni artık! Bırakın!” Neslihan kızının küçük çaplı bir sinir krizi geçirdiğinin farkında olarak yalnız bırakmak istemese de sesini duydukça daha çok yükseldiğini bilerek korksa da yavaşça odasından ayrılmıştı. Bu işin bu andan sonra nasıl çözüme kavuşacağını yaşlı kadın bilemiyordu, “Necati… Bu Yağız Ali ve evlendiği kız valla çok mutlu, nasıl bir çözüm buldun?” Necati merdivenlerden gelen sesle elindeki tabletten okuduğu haberi kapatıp gözüne taktığı gözlüğü çıkartarak yanına indirmişti, “Yakında öğrenirsin Neslihan, Halite verdiğim söz olmasa cümle aleme duyururum da o dua etsin ben o kadar kahpe ve sözünün arkasında durmayan bir adam değilim.” Neva ağlarken bir yandan da o anların gözler önünde canlanmasını engelleyemiyordu, nasıl oluyordu da senelerdir aynı evde yaşadığı kıza olan aşkını Karabağlı konağında kimse görmüyordu… Daha doğrusu evlenene kadar görmemişti. Derin bir nefes bırakıp babasının çözdüm dediği olayı nasıl çözdüğünü düşündü, ikisi arası bu derece iyiyken ve Yağız Ali karısı ile mutluyken bu işi nasıl çözmüştü? Neva merak içinde olduğu bu olayı kısa bir süre içinde öğrenecekti, hem de çok kısa bir süre içinde… •••••••••••••••••••••• • Amerika / BOSTON • Hesabınıza …$ geldi. Alper çalışırken masada titreyen telefonuna göz gezdirdiğinde her ay olduğu gibi bu ay da atılan parayı görünce yüzünü buruşturmuş ve bakışlarını ekrandan çekerek midesi bulanıyormuş gibi tekrar bilgisayarına çevirmişti. Babası iki aydır ne arıyordu ne soruyordu tek yaptığı şey aydan aya harçlık adı altında sus payını göndermekti. Morali kendine itiraf edemese de bozulurken işine olan adaptasyonu da uçup gitmişti. Bir kaç dakika daha çalışmaya çalışan genç adam odağını toplayamadığını fark edince odasında bulunan balkona çıkıp biraz nefes alma isteğiyle ayaklanmıştı ki aninden titreyen telefonu ile kaşlarını çatıp az önceki gibi bakışlarını yine ekranına çevirdi. Gördüğü isimle gözleri büyürken dudağının da gayri ihtiyari kıvrılmasını engelleyememişti. Babası mı arıyordu yoksa Alper mi yanlış görüyordu? Boğazını heyecanla temizleyen genç adam sakin olmaya çalışarak masadan aldığı telefonu açmış ve kulağına dayamıştı, “Baba?” Bu söz ağzından çıkmayalı o kadar uzun zaman olmuştu ki Alper bile dudakları arasında çıkan söze yabancı kaldığını hissetmişti, “Alper oğlum nasılsın?” Alper rüyada mıydı? Evet babası aradığında sıcak davranırdı halini hatırını sorardı fakat bu kadar uzun süre aramadıktan sonra bu kadar yakın davranmazdı, “İyi… Yani iyiyim bildiğin gibi uğraşıyorum. Sen, sen nasılsın?” Sıkıntılı bir nefes sesi duymuştu, babası pek iyi değildi anlaşılan, “Ben de iyiyim demek isterdim ama iyi değilim oğlum…” Bir şey mi olmuştu? Babasının canını sıkacak bir şey yahut bir sağlık durumu, “Hayırdır, bir problem yoktur inşallah.” Halit bunu yaptığına inanamasa da yapmak zorundaydı, oğlunu bu şehire çektikten sonrasını sonra düşünecekti şimdiki amacı en kısa zamanda Alper’in bu şehire yani doğduğu memleket Nevşehir’e gelmesiydi, “Oğlum ben biliyorsun iki sene önce kalp krizi geçirdim, kalp damarlarımı açsalar da bu aralar kendimi pek iyi hissetmiyorum böyle olunca da aklıma sürekli sen geliyorsun… Diğer evlatlarım yanımda bir sen yoksun.” Alper ilk defa duyduğu sözlerle nefesinin ciğerlerine ulaşamadığını hissetmişti, bu duydukları gerçek miydi? Babası onu düşünüp özlüyor muydu? Boğazında oluşan düğümü geçirmek adına yutkunan genç adam gözlerinin yandığını hissedip sıkıca kapatmıştı, “Ben… Ben ne diyeceğimi bilemedim, kendine dikkat et, biliyorsun hastasın zaten üzülüp her hangi bir şeyi kafana takma.” Halit oğlunun yumuşak sesi ile derin bir nefes aldı bunu yaptığına inanamıyordu ama belki bunda da bir hayır vardır diye düşünmüştü. Belki bu vesile ile senelerdir yüzünü görmeden büyüyen oğlunu yanına alabilir diğerlerinden ayırmadan birlikte yaşayabilirdi, “O öyle üzülme demekle olmuyor oğlum, ben senden bir ricada bulunacaktım aslında.” Genç adamın kaşları duydukları ile havalanmıştı, ne ricasında bulunacaktı? İlk defa babası bir ricada bulunmak için izin istediği için gerilmiş olsa da merakla cevabını da esirgememişti, “Buyur baba, dinliyorum. Elimden gelen bir şeyse ne ala…” “Elinde olan bir şey oğlum, bu yaşlı ve hasta adamın gönlüne biraz su serpmek elinde olan bir şey…” “Neymiş rican? Merak ettim böyle söyleyince.” “Alper, ben… Ben Nevşehire yanıma gelmeni istiyorum oğlum. Yanıma gelip bu saaten sonra nüfusuma geçmeni ve Karabağlı soyadını alıp kardeşlerinle tanışarak bizimle yaşamanı istiyorum. Doğduğun yerde, Nevşehir’de…” Alper duydukları ile gözlerini kocaman büyütmüştü. Babası kendi doğumuna annesinin ise ölümüne şahit olan memlekete mi çağırıyordu? Öz topraklarına, ana vatanına, Nevşehire…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD