•Soykan Konağı•
“Ne!?” Necati bir kaç gün içinde sonunda gelen haberle artık omuzlarından bir yük kalktığını hissederek ağlamaklı gözlerle kendine bakan kızına dönmüş ve bacak bacak üzerine atarak başını iki yana sallamıştı,
“Neyini anlamadın kızım!? Sen annene Karabağlı ile evlenmek istiyorum diye ağlamıyor muydun!? Al sana Karabağlı tepe tepe kullan!” Ne diyordu babası!? Neva idrak edemiyordu olanları, Yağız Ali bitmişti şimdi başkası mı çıkmıştı? Sinirden başının döndüğünü hisseden Neva derin bir nefes alıp yanındaki sandalyeye tutundu,
“Ben… Ben kafayı yiyeceğim. Baba senin söylediğini kulağın duyuyor mu!? Yağız Ali bitti şimdi görmediğin, tanımadığın bir adamla sırf soyadı Karabağlı diye beni evlendirmek mi istiyorsun!? Siz kafayı mı yediniz!? Yaşadıklarımız sizi akıllandırmadı mı!? Benim düştüğüm durumun farkında mısın!? Bir kere gelip kızım senin durumun nasıl, kendini nasıl hissediyorsun diye sormamış olsan da ben sana söyleyim baba bok gibi hissediyorum! Hepiniz tarafından kullanılmış ve bir tarafa atılmış gibi! Henüz on dokuz yaşımda şu koca konağa sığamayacak kadar sığıntı gibi hissediyorum!” Necati gözleri kocaman bir şekilde kızının çıldırmış gibi bağırmasını kilitlenmiş gibi dinlemişti. Kızı bu haddi nereden buluyordu? Duydukları ile kan beynine sıçrayan adam kendini tutamadan hızla ayağa kalkıp kızına doğru ilerlemiş ve yüzüne okkalı bir tokat atarak yere düşmesine neden olmuştu,
“Terbiyesiz! Karşında kim olduğunu unuttun sen galiba ben hatırlatayım! Baban, Necati Soykan var! Sana evleneceksin diyorsam evleneceksin! Senin adın iki paralık olmasın nişan atılmış gözükme diye kalktım gittim o şerefsizin gayrimeşrusunu ebesinin amından getirttim! Sırf bir Karabağlı ile evlen diye! Sırf soyadımız ve senin iffetin lekelenmesin diye! Terbiyesiz! Kalk git gözüm görmesin seni! Al bunu gözümün önünden Neslihan yoksa kemiklerini kıracağım! Toparlansın! İki güne gelecekler ve ben de gönül rahatlığı ile vereceğim!” Neva yediği tokatla yere yuvarlanırken saçlarının de gözleri önüne düşmesine engel olmamıştı, öyle sert bir darbeydi ki aldığı darbe yüzünün bir kısmının uyuştuğunu ve şokla açılan gözlerinden akan damlaların dudağından akan kana karıştığını hissetmişti. Annesinin ağlayarak omuzlarına kollarını doladığını fark edince girdiği transtan çıkmış gibi irkilip dokunmasını istemiyormuşçasına kendini geriye sürüyerek zorla ayağa kalkmış ve yüzünü örten saçlarını yüzünden çekmeye çalışmadan titrek sesi ile fısıldamıştı,
“Ver… Ver belki bu cehennemden onun sayesinde kurtulurum!” Sonlara doğru sesinin yükselmesi ile hızlı bir ayak sesinin kulaklarına çalındığını hisseden Neva annesinin çığlığı ile aynı hızla durduğunu işitmişti,
“Necati! Allahını seversen dur! Kurbanın olayım dur!” Annesinin ağlaması ve bağırmasından anladığı kadarıyla babasının annesi tarafından durdurulduğunu fark eden Neva daha fazla bu ortamda bulunmak istemeyerek elini yanağına daha çok bastırarak arkasındaki bağırışları umursamadan sakince arkasını dönmüş ve yavaşça merdivenleri aşarak odasına ilerlemişti. Neva’nın hayatı buydu işte yap derlerdi yapardı. Yağız Ali ile evleneceksin demişlerdi istemediğini görünce haftalarca onu güzelleyerek toy aklına sokmuşlardı, şimdi geldiği noktada Karabağlılardan yemediği darbe yıkmadıkları bir hayal kalmamışken ne olduğu belirsiz bir adamla evlenilmesi isteniyordu. Yine yap deniyordu ve yapmak zorunda bırakılıyordu… Odasına girip penceresinin yanına ilerleyen genç kız karanlık geceden kaynaklı pencerenin camından yansıyan halini görünce dudaklarının titremesine engel olamadan gözlerini karanlık gök yüzüne çevirmiş ve dudaklarından tek bir dua dökülmesini sağlamıştı, tek temennisi ve duası bu Karabağlı’nın onun sınavı değil mükafatı olmasıydı…
••••••••••••••••••••••
• Karabağlı Konağı •
Alper günler önce Nevşehire geldiğinde yaşanan karşılaşma ardından şu anki durumuna inanamıyordu. Şu an memleketindeydi, memleketinde olduğu yetmiyormuş gibi kendinden bir yaş büyük ağabeyi ile karşılıklı oturuyordu. Babasının buraya gelmesi için yaptığı oyun aklına gelince dudaklarından istemsizce dalga geçer bir ses bırakmış ve cebinden çıkardığı kutuyu bahçe mobilyasının üstüne bırakmadan önce içinden bir dal çıkarıp hiç kimseyi umursamadan tutuşturup dudakları arasına sıkıştırmıştı,
“İçtiğini bilmiyordum.” Alper kendisi ile diğerlerine nazaran daha ilgili olan adama dönüp bir kaç saniye gözlerini gözlerinden çekmeden öylece bakmıştı,
“On yedi yaşımdan beri.” Belki zararlıydı ama o yaşlardaki bir çocuğun bunu bir kaçış yolu, yalnızlığının ilacı olduğunu düşünmesi kadar da normal bir şey yoktu. O zaman alışmış, sonrasında istese de bırakamamıştı.
“Sen, hayırdır bana karşı bir kaç günde yumuşadın sanki.” Yağız Ali ilk başta tilt olduğu adamın kim olduğunu öğrenince elbette araştırmasını yapmıştı, ardından öğrendikleri bu hikayedeki en suçsuzun o olduğunu anlamasına neden olmuş ve içinde garip bir merhamet duyusunu da beraberinde getirmişti,
“Yumuşadım demeyelim de, olayları henüz yeni sindirebildim diyelim…” Alper içindeki dumanı salıp bilmiyorum der gibi omzunu silkmişti,
“Neyse ne, aramızda bir düşmanlık olmaması beni mutlu eder.” Yağız Ali genç adamın dertli dertli bahçede göz gezdirdiğini fark edince artık kendini tutamayacak bir kıvama gelip oturduğu koltuktan öne doğru kayarak hızla konuşmuştu,
“Söylemiyim söylemiyim diyorum da, lan neden kabul ettin? Babamın yediği boku bir yana bıraktım sen neden o kızla evlenmeyi kabul ettin? Böyle bir zorunluluğun yok Alper, yine söylüyorum yok de sana burada bir ev açayım gönlünce yaşa.” Kabul etmişti etmesine de neden etmişti? Şimdi öylece sorulunca babam beni kandırmış olsa da onun gözüne girmek istiyorum, biraz onun şefkatini hissetmek istiyorum, oğlum diyişini bir kaç kez daha duymak istiyorum diyememişti. Omuz silkti,
“Onun için çağırmadı mı beni? Ben de istediğini yapıyorum… Hem belki evlilik bana da iyi gelir, yüzünü hiç görmediğim bir kızla…” Yağız Ali başını iki yana salladı,
“Seni neden çağırdığını siktir et, benim günahımın cezasını senin çekmeni istemiyorum. Yok de hemen bozayım bu işi, sikmişim davasını da kanını da.” Alper elindeki sigarayı önündeki küllüğe bastırıp arkasına yaslanmıştı,
“Belki de ben de bu dünyaya ceza çekmek için gelmişimdir, kim bilir.”
“Zorunda değilsin diyorum!”
“Ben de zorunda olduğum için yapmıyorum diyorum! Evlen dedi, bana bir öneri ile geldi ben de tamam dedim ve önerisini kabul ettim, biz anlaşmamızı yaptık, bitti. O kızla evlenip başınızı Soykan dediğiniz o beladan kurtaracağım, hem de bunu kendi isteğim ile yapacağım.” İçinden bunu yapıp belki bu yaştan sonra şu zamana kadar yaşayamadığım baba oğul ilişkisini yaşamak için burada kalacağım diye de devam ettirmişti sözünü. Ardından daha fazla konuşmak istemeyerek ayağa kalktı,
“Bana müsaade malum yarın evleneceğim kadını ilk kez göreceğim, biraz mental olarak kendimi hazırlamam lazım.” Yağız Ali dalga geçer gibi konuşup giden adamın ardından başını iki yana sallayıp mırıldandı,
“Neyin peşindesin bilmiyorum ama umarım yanlış bir karar vermiyorsundur çocuk. Umarım…”
••••••••••••••••••••••
Neva aynanın karşısında giydiği tüllü elbiseyi öylece üzgün gözlerle izlerken hangi ara odasına girip arkasından yaklaştığını anlamadığı annesinin aynada incelediği bedeninin arkasında görünce irkilse de yerinden kıpırdamadan incelemeye devam etmişti. Annesinin gözleri kırmızı duruşu ise oldukça mahçupçaydı. Babasına uyup her zaman onun arkasında durarak kendini sürüklediği bu bataklık gün geçtikçe Neva’yı daha çok içine çekiyor ve daha çok yıpratıyordu. Daha ilerisi olabilir mi? Bu bataklık beni daha fazla içine çekebilir mi diye düşündükçe daha beteri ile karşılaştığı olaylar silsilesi genç kızı bunalttığı için daha fazla bu durumu düşünmek istemedi.
“Bakma öyle. Ona uyup benim mutlu olacağımı aklıma sokarak pembe hayalleri inandırdıktan sonra geldiğim hali görüyor musun? Hoşuna gitti mi bu halim anne? Babama uyduğun ve beni hiç bir zaman aslında istemeyen bir adama aşık olmamı sağladığın için üzgün müsün? Ol. Çünkü ben hepinizden daha üzgün ve daha çıkmazdayım. Yüzünü bile görmediğim bir adam biraz sonra kapımı çalacak ve beni isteyince babam gönül rahatlığı ile verecek ya, üzül anne. Benden daha fazla üzül. Bu mutsuzluğumu gördükçe daha çok üzül, belki o zaman içimdeli bu alev söner de içim biraz rahatlar…” Neslihan dudakları titrerken kendi ile aynadan göz teması kuran kızına yaklaşıp beline sarılarak hıçkırarak ağlamaya başlamıştı,
“Böyle olacağını bilsem yapar mıydım annem? Ben ister miydim mutsuz olmanı? Affet beni annem. Ne olur affet…” Neva annesini itemese de rahatsızlığını belirten bir gülüş bırakmıştı,
“Affedeyim tabi anne… Affedeyim affetmesine de benim bundan kazancım ne olacak? Bu evliliği engelle affedeyim anne.” Neslihan duydukları ile daha fazla ağlamıştı,
“Elimden ne gelir annem, babanı bilmiyormuş gibi konuşma.”
“O zaman sen de benim üzüntümü bilmiyormuş gibi affet deme çünkü affetmeyeceğim anne…” Ardından annesinden ayrılıp son kez elbisesinin yakalarını düzeltmiş ve saçlarını geriye savurarak daha güçlü görünmek adına omuzlarını dikleştirmişti. Artık hazırdı, mutsuzluğa da şans eseri gelebilecek mutluluğa da…
•••••••••••••••••••••
Neva kapı açıldığında içinde çok anlamsız bir heyecanın baş göstermesine engel olamamıştı, hissettiği şey heyecan mıydı, yoksa merak mıydı onu da bilmiyordu ama heyecan diye adlandırıyordu. Tanımadığı kumral bir adamın elinde çiçek ve çikolata ile içeri girmesi ile daha önce görmediği yüze öylece bakakalırken onun annesi ve babasının elini öperek etrafta gözlerini gezdirdiğini görmüştü. Elindeki çiçekleri bekletip kendisine neden vermediğini anlamayan Neva ağabeyinin ismini seslenmesi ile genç adamın odağının kendisine şaşkınlıkla döndüğünü farketti, galiba o şaşkın bakışları kendisinin Neva olduğunu düşünmemesindendi… Daha fazla böyle kapıda beklemek istemeyen genç kız memnuniyetsiz bir sesle konuşmuştu,
“Hoşgeldiniz, alayım ben onları…” Alper duyduğu seslenme ile kıza dönerken Neva denen kızın bu kız olduğuna inanamamıştı. Bu kız bırak on dokuz olmayı en fazla on yedi yaşında duruyordu. Şaşkınlıkla elini uzatan genç kıza bakan Alper yüzündeki o ifadeyi silemeden elindeki zımbırtıları kıza uzatıp cevapladı,
“Hoş buldum.” Alper, kız elindekileri alırken yaklaşan suratını daha dikkatli incelese de gördüğü ve beklediğinden daha genç duran surat ister istemez moralini bozmuş ve kendini kötü hissetmesine neden olmuştu. Hem küçük duruyordu, hem de gözleri dolu dolu bakıyordu… Bu da demek oluyordu ki bu kız da kendi gibi bu evliliği içten içe istemiyordu. Ya bir zorunluluktan ya da bir zorlamadan dolayı kabul ediyordu…
Farkettiği bu gerçek Alperin derince yutkunmasına neden olsa da çiçeği aldıktan sonra bir daha yüzüne bakmayan kız ile, genç adam önden ilerleyen kişilerin ardında takılmış ve gittikleri yere doğru ilerlemişti. Bu iş zaten kafasına takılır bir vaziyetteyken şimdi iyice kararsız kaldığı bir hale bürünmüştü… Oturup bir kaç kelam sohbet eden aile üyeleri çok fazla uzatmak istememiş olsa gerek Halit söze girdi,
“Necati, biliyorsun… Zamanında konuşup anlaşsak da nasipte olmayan sebeplerden dolayı sözümüzü tutamamıştık.” Neva köşedeki ikiliye gözlerini değdirmek istemese de bu sözlerle istemsizce değdirip elindeki tepsiye üzgünce bakmayı engelleyememişti,
“Şimdi geldiğimiz noktaya baktığımda her şeyde var bir hayır diyorum… Sebebi ziyaretiniz belli, gönül isterdi ki çocuklarımız birbirini görmüşler beğenmişler diyerek söze gireyim ama çocuklarımız bizim vesilemizle bir araya gelmiş bulundular… Bizleri dinlediler, sözlerimizi kulaklarına küpe ettiler, bizlere düşen de bu yolda çocuklarımıza yardımcı olup yol göstermek.” Halit konuşmasına kısa bir es verip önündeki bardaktan bir yudum su almış ve pür dikkat kendini dinleyen insanlara dönerek en son Necatide duran bakışları ile devam etmişti,
“Allahın emri, peygamberin kavliyle senin ve Neslihan hanımın da izli olursa Neva kızımı oğlum Alpere hayat arkadaşlığı yapması bana da üçüncü kızım olması için izin isterim.” Neva sözün bitmesi ile gözlerindeki istemsiz dolulukla medet umar bir şekilde Alper denen adama bakmıştı, bakışları benim elimden bir şey gelmiyor sen kabul etme diye bağırıyordu fakat gören yoktu…
“Ben de çocuklarımızın birbirleri iyi birer hayat arkadaşı olacaklarını düşündüğüm için izni vermek istiyorum ancak vermeden önce kızıma da sormam lazım…” Halit ve diğer insanlar içten içe gözlerini devirirken adamın kızını tembihlediğini de çok iyi biliyorlardı, bu tavırın nedeni göz boyamaydı. Necati köşede diken üstünde oturan kızına bakıp diğerlerinin anlamayacağı ama kızının çok iyi anlayacağı tehditkar bir bakış atmış ve sevecen bir şekilde sormuştu,
“Neva, ister misin Alperle evlenmeyi kızım? Fikrin nedir?” Neva gözleri dolu dolu bakmasını engelleyemezken dudağını ısırıp kendine bakan insanlarda göz gezdirmişti göz gezdirirken Alperi gören gözleri bir kaç saniye adamda takılı kalırken çatık kaşları ile babası ve kendini izlediğini fark etmişti. Bu bakış hızla kendini toparlamasını sağlamış ve babasına bakarak sesini yüksek tutmaya çalışmış ve cevap vermişti, biliyordu ki burada isteği dışı bir cevap verseydi iki gün önce yediği tokatın mislini yerdi…
“Senin fikrin benim fikrimdir baba, sen ne dersen kabulüm...” Necati duyduğu cevapla dudağının kıvrılmasını engelleyemeden cevap bekleyen adama dönmüş ve cevaplamıştı,
“O halde ben de izni veriyorum. Kızım size emanet… Herkesin hakkında hayırlısı olsun.” Alper, kızın istemeden evet dediğini kendi gözleri ile görse de sadece çatık kaşları ile Necati denen adama bakabilmişti. Evleniyordu, hem de kendi gibi bu evliliği zorunluluktan kabul eden bir kızla…