“Nasıl ya!? Nasıl yaparlar bunu baba!? Nasıl!?” Neva gözleri önünde çılgına dönmüş bir şekilde bağıran babası ve ağabeylerini aldığı haber ardından durgun bir şekilde boş gözlerle izliyordu. Yarın kendini istemeye gelecek adam evlenmişti… Hem de senelerdir Karabağlı konağında hizmetçilik yaptığını bildiği Leyla ile…
“Şerefsizler! Ulan aklımızla dalga geçtiler lan! Aklımızla dalga geçtiler! Bu duyulursa Nevşehirde adımız iki paralık olacak!” Genç kız babası ve ağabeylerinin dertlerine karşı burukça gülümsemişti, tek dert buydu değil mi? Soyadları… Peki Neva’nın yaşadıkları ne olacaktı? Bu kaybetme duygusu ne olacaktı? Hiç bir şey hissetmediği adamın ailesi tarafından aklına sokulması ile aşık olduğuna emin olduğu bir adam haline dönüşmesi ve bu adamın kendisini umursamadan apar topar evlenmesi ne olacaktı? Atlatabilecek miydi? Babasının arka fonda çalan bağırışlarına alışmış bedeni koluna dokunan annesi ile irkilip düşüncelerden sıyrılarak normal dünyaya dönmesine neden olmuştu,
“Neva? Kızım…” Bu kadardı işte, kendi gibi kimse söyleyecek bir şey bulamıyordu… Daha fazla her hangi bir ses duymak istemeyen genç kız heyecanı ve umutları solmuş duygularını da alarak ayaklamış ve sadece annesinin duyabileceği bir sesle mırıldanmıştı,
“Hiç bir şey söylemene gerek yok anne, ben… Ben sadece yalnız kalmak istiyorum.” Mırıltısını annesinin duyduğundan şüpheli bir şekilde merdivenlere yürüyen genç kız omuzlarındaki yükleri de alıp kabuğuna çekilmişti. Neva ile Yağız Ali hikayesi bu kadardı… Başı ve sonu aynı olan hikaye, aslında hiç başlamamış hikaye…
Necati sessizce salondan ayrılan kızının farkında bile olmayan bir sinirle sağ kolu olan adamını çağırıp içine dolan intikam dürtüsü ile dişleri arasından fısıldamıştı,
“Halit Karabağlı’nın açığını bulacaksın Fatih! Her şeyi bırakıp sadece buna odaklanacaksın, sana bir hafta mühlet, her şeyi araştır ve o şerefsizin açığını bul!”
“Emredersin ağabey…” Açığını bulup ne yapacaktı? Merdivenlerden tırmanırken babasının sesi iki üst kata kadar geliyordu çok öfkeliydi anlıyordu ama açığını bulup ne yapabilirdi? Evlenen evlenmişti giden gitmişti, zaten Yağız Ali isteseydi gizli gizli evlenmezdi. Neva’nın kızdığı aslında evlenmesi değildi Neva’nın kızdığı o içerideyken oğullarını beklediğini bilen ailesinin bir kez bile Yağız Ali’nin bu evliliği istemediğini söylememesiydi. Öyle bir gelmişlerdi ki, o kadar emin, o kadar istekli… Neva istiyor sanmıştı, istiyor sanmış ve normalde hoşlanmadığı adamdan aklında kurduğu hayaller dahilinde hoşlanmaya başlamıştı ve sonra görmüştü ki her şey bir sanrıdan ibaretti. Odasının kapısını sinirle kapatan genç kız penceresinin yanındaki yatağına oturup başını gök yüzüne kaldırarak yaşadıklarını düşündü, senelerdir adının anıldığı adam, sözlüsü olarak bilinen adam gizli gizli evlenerek açık açık ‘ben bu kızı istemiyorum demişti’ peki ya o istemiyorken Neva’yı neden istemesi için manipüle etmişlerdi? Gülfidan neden oğluyla olacakmış gibi davranmıştı? Yağız Ali neden kaçmak yerine adam gibi karşısına geçip ‘seni istemiyorum’ dememişti? Düşündükleri ile gözleri dolan Neva heyecanının kursağında kalışı karşısında daha fazla kendini tutamayarak göz yaşlarını olduğu gibi bırakıp ağladığını gizlemeden kimsenin duymuyor oluşunun rahatlığı ile için için ağlamaya başladı,
“Neden?” Neden diye düşünüyordu, neden böyle olmuştu? Bir kez adı çıkmıştı babasını tanıyordu Neva, Yağız Ali ile olmayınca bu konu kapansın diye ilk isteyen kişi ile evlenmesi için baskı kuracaktı biliyordu. Ama Neva istemiyordu istediği kişi Yağız Ali iken artık onun da olmayacağını bilerek istemiyordu tek istediği biraz zamandır. Olanları sindirmek için zaman…
••••••••••••••••••••••
Günler geçiyor Karabağlıların adı kendi yanında anılmıyor olsa da babası ve ağabeyleri arasında konuşulduğunu biliyordu. Yağız Ali ile Leyla’nın evlenmesi üzerinden aşağı yukarı iki hafta geçmişti, ne ses vardı, ne soluk Karabağlılardan bir ses soluk olmamasına tezat bir şekilde ise Nevşehirde yoğun bir dedikodu havası hakimdi. Normal olarak yaşananları tüm kasaba duymuş, dilden dile Karabağlı Soykan dünürlüğünün bittiği ve Yağız Ali’nin evlendiği konuşulmuştu. Liseden bir kaç arkadaşı bile kendine yazmışken diğer insanların duymamış olma ihtimalinin olmayacağının Neva oldukta farkındaydı. Babası da kendi gibi oradan buradan bir şeyler duyuyor olacak ki eve her geldiğinde barut gibi bir oraya bir buraya saldırıyordu, yani kısacası Soykan konağında son iki hafta bu şekilde ilerliyordu. Yine her sabah yaptıkları gibi aynı sofrada maaile oturmuş bir şekilde kahvaltılarını ederlerken Neva artık okula gitmesi gerektiğinin farkındalığı ile kahvaltıdan sonra derse yetişmesi gerektiğini düşünmüştü. Ders programını hatırlamaya çalışır bir şekilde kahvaltısına dalmışken salonda aniden yankılanan kalın sesle irkilmeden edemedi,
“Necati ağabey güzel haberler geldi müsaitsen konuşalım.” Necati en hakikatlı adamı Fatihi oturduğu yerden inceledi, oldukça keyifli ve haber vermek için oldukça heyecanlı duruyordu. Güzel haberlerle geldiği beden dilinden bile belliydi,
“Çalışma odasına geç geliyorum.” Fatih hızla başını sallayıp üst kata çıkarken Neva çatık kaşları ile ortamda ne döndüğünü anlayamaz bir şekilde ağabeyleri ve babasını incelemişti. Bir şeyler olmuştu fakat ne ile ilgili olduğunu anlayamıyordu, Necati ayaklanacakken iki oğlunun da ayaklandığı görüp elini kaldırarak durdurdu,
“Siz burada kalın, yalnız konuşacağım. Önemli bir şey varsa duyarsınız zaten.” Ağabeylerinin tekrar yerine oturması ile kaşları daha çok çatılan genç kız babasının hızla merdivenleri tırmanışını izlemişti. Ağabeylerine döndüğünde onların da en az kendi kadar meraklı olduğunu görünce onların da en az kendi kadar hiç bir şey bilmediğini anlayarak ayağa kalkmıştı,
“Hayırdır, sen nereye?” Büyük ağabeyi Ahmetin sorusu ile gözlerini devirmemek için zor dursa da sanki hiç bir şey olmamış gibi gülümseyip mırıldandı,
“İznin olursa okula gideceğim ağabey, okuyorum ya ben hani?”
“Tamam çok konuşma, kapıdakilerden biri götürsün kendin gitme sakın.”
“Öyle bir amacım yok zaten, size afiyet olsun.” Ağabeyini daha fazla duymak istemediği için annesine bir gülümseme göndermekle kalıp yavaşça merdivenlere yürüdü. Odası iki kat yukarıda olduğu için yavaş yavaş çıkarken aklında da şeytani fikirlerin dolaştığını hissediyordu. Odası ile aynı kattaki çalışma odasının önünde biraz fazla oyalansa ne olurdu? En fazla ne olabilirdi? Hiç bir şey olmazdı, biri gelirse odama gidiyordum diyerek işin içinden sıyrılabilirdi. Gerginlikle bir kaç adım çalışma odasına doğru ilerlediğinde odanın kapısının hafif aralık olduğunu fark edip gözlerini kocaman açmış ve adımlarına dikkat ederek nefesini tutup kapının yanına konumlanmıştı,
“Evet Fatih, seni bu kadar heyecanlandıran haber ne? Karabağlılar ile ilgili bir açık bulduğunu varsayıyorum.”
“Doğru varsayıyorsun ağabey, öyle bir şey öğrenedim ki… Halit beye bunu söyleyince yüzünün aldığı hal seni şu zamana kadar keyiflendirmediği kadar keyiflendirecek.” Neva kaşlarını çatıp elini kalbine koyarak hızla atan kalbini durdurmaya çalışır gibi derin derin nefeslendi. Babası hala o adamın açığını mı arıyordu? Hala kendisini evlenen adam ile evlendirmeye mi çalışıyordu?
“Beni de heyecanlandırdın Fatih, neymiş bakalım bu öğrendiğin bilgi?” Neymiş? Neva da ne olduğunu çok merak etmişti. Tam Fatihin anlatmaya başladığını duyup tüm duyuları ile söylenenlere kulak kabartırken sessiz koridorda kulaklarında yankılanan ve merdivenlerden gelen adım sesleri ile birinin geldiğini anlayarak yakalanma ihtimaline karşı hızla odasına doğru ilerlemiş ve söylenenleri hiç bir şekilde duyamamıştı, tek bir isim dışında… Alper… Alper kimdi? Daha önce Karabağlıların evinde de hiç duymadığı bir isimin kendi olayıyla ne alakası olabilirdi? Neva duyduğu isimin kim olduğunu bilmiyordu fakat kısa zaman sonra Alper’in kim olduğunu görecek ve yakinen tanıyacaktı. Tek bir şeye ihtiyaç vardı, o da azıcık zamandı…
••••••••••••••••••••••
“Gidiyor muyuz ağabey?” Necati hazırlanmış bir şekilde kapıda bekleyen adamının sorduğu soruya kafasını sallamakla yetinmişti, gidecek ve bu olayı kökten çözecekti. İsminin iki paralık edilmesini fitil fitil Halit’in burnundan getirecekti, hızlıca arabalara binip uzak olmayan konağa doğru yola çıkan adamlar bir kaç dakika içinde istedikleri yere ulaşmış ve açılan kapıdan arabalarını hızla içeri sürmüşlerdi. Necati silahını kontrol edip yanında olduğundan emin olması ardından şoför koltuğunda oturan adamına hitaben konuşmuştu,
“Siz inmeyin Fatih, buradan izleyin eğer bir sıkıntı olursa çocukları da topla arkamdan gel.”
“Emredersin ağabey.” Necati onay alması ardından hafifçe açtığı kapıyı tam olarak açmış ve arabadan inmişti. Şov başlıyordu bakalım Karabağlı bu işi buradan nasıl çevirebilecekti? Keyifle elindeki silahı kaldıran Necati bahçedeki korumaların şaşkınca baka kaldığını görünce bir kaç el ateş edip evdekilerin çıkmaları için direktif vermiş, adamlarının Karabağlıların adamlarını tutması ile de keyifle evdekilerin çıkışını beklemişti. Bir kaç dakika içinde kapının açılıp Yağız Ali, namı değer eski damadının çıkması ile gülen suratı solan Necati genç adamın bağırması ile hızla karşılık vermişti,
“Gece vakti evimi basmanın sebebi ne Soykan!? Ne istiyorsun!?”
“Beş paralık ettiğin ismimi tekrar vermeni istiyorum!” Necati bir el daha ateş edince kapının açılıp genç bir kızın koşarak genç adamın adını bağırması ile Necati daha çok delirdi,
“Yağız Ali!”
“Bu mu karın!? Benim kızıma söz verip bu kızla mı evlendin!?”
“Evet, tanıştırayım Leyla. Karım olur kendisi, siz de evliliğimizi tebrik etmeye geldiniz galiba?” Necati Soykan, karşısında dalga geçer gibi konuşan genç adamla sinirlenip bir el daha ateş etti,
“Bir de dalga mı geçiyorsun ulan!? Tüm köye madara ettiniz beni, kızım iki yıl seni bekledi!” Yağız Ali gözlerini kısıp adama bir saniye der gibi elini kaldırdı, arkasına dönen adam karısının aksine kenarda izleyen ailesine dönüp babasına bakarak parmağı ile gel işareti yaptı,
“Baba gel, durumu bence sen izah et çünkü ben gerçekleri anlatırsam ortalık daha çok karışabilir.” Tekrar adama döndü yüzünü, adam şaşkınca dediklerini dinlerken Yağız Ali daha da şaşırtmak adına konuştu,
“Necati Soykan tek bilmen gereken şey Yağız Ali Karabağlının hiç bir zaman söz verdiği bir şeyi havada bırakmayacağıdır. Bil ki bir şey yapmıyorsam o konuda söz vermemişimdir, o yüzden söz verenlerle sorununu çözmen için sizi baş başa bırakacağım. Evimde silahını bıraktığın taktirde istediğin kadar misafirimiz olabilirsin.” Başı ile Sameti işaret edip gözleri ile silahı gösterdi,
“Samet! Misafirimize kurallarımızı anlattım, gerekeni yap!”
“Alabilir miyim efendim?” Necati, ne olduğunu çözemese de kendini oldukça sakin karşılayan adamın olayının ne olduğunu çözmek ve anlamak istediği için karşısında avucunu açarak bekleyen çalışanın eline sertçe silahı bırakıp konuşmuştu, bir şeyler dönüyordu ve bu dönen şeyi öğrenmesine az kalmıştı,
“Emanete iyi bak, çıkarken alacağım!” Samet saygıyla başını sallamış ve eski yerine geçmişti,
Necati Yağız Ali’nin tekrar konuşması ile şaşkınca giden adamın arkasından bakakalmakla yetindi,
“Cümleten iyi geceler, umarım sorununuzu çözersiniz. Bize müsaade!” Necati giden adamın ardından kendine yaklaşan ezeli düşmanını gördüğünde tüm kanın beynine sıçradığı hissetmiş ve yönlendirdiği yere yani arka bahçeye hızla yönelmişti. Arkasından gelen adam henüz gelmeden içindekileri dökmek isteyen adam dayanamyıp bağırmıştı,
“Ulan beni tüm Nevşehire madara ettin! Çarşıda herkes beni konuşuyor, kızımın adını ağzına alıyor! Bunu çözeceksin, bunu ne şekilde olursa olsun çö-ze-cek-sin!” Halit sıkıntılı bir nefes alıp bahçedeki koltuğa oturan adamın tam karşısına oturmuş ve sinirle söylediklerini sonuna kadar dinlemişti. Ne olursa olsun bu işlerin bir raconu vardı, söz verdiysen sözünde durup alman gerekirdi. Bir nevi oğlu karşısındaki adamın kızı ile sözlü olarak biliniyor ve öyle kabul görüyordu. Kendilerinde çok suç vardı…
“Nasıl çözelim Necati sen söyle. Başka bekar oğlum olsa kızını ona isteyip gelinim yapacaktım ama başka bekar oğlum yok.” Necati tam da beklediği teklifin gelmesi ile kaşlarını kaldırıp gülümsemişti. Onu da düşündüm diye mırıldandı içinden, onu da düşünmüştü…
“Var, Halit var! Başka oğlun da var, başka bekar oğlun da var! Bunu benden iyi sen biliyorsun.” Halit, kimsenin bilmediği bu sırrını nasıl bildiğini anlamasa da stresle yutkunup anlamamış gibi sordu,
“Ne saçmalıyorsun sen Necati! Benim Yağız Ali, Kenan ve Füsundan başka çocuğum yok!” Necati üstüne basa basa güldü ve devam etti,
“Amerika yaşayan, pavyondaki karıdan peydahladığın çocuğu çocuğun olarak görmüyor musun!?” Halit duydukları ile kalbinin hızladığını hissederken bunu nasıl öğrendiğini anlayamadığı adama bir bakış attı, Necati bu bakışı anlayıp hemen devam etmişti,
“Sen kendini en büyük sanıyorsun ama en büyük değilsin Halit! Sen Karabağlıysan be de Soykanım! Bilgi öğrenmem de, öğrendiğim bilgiyi Nevşehire saniyesinde duyurmam da benim bir dakikamı almaz!” Halit, sızlayan kalbine elini koyup sakince sordu,
“Ne istiyorsun Necati?” Necati oturduğu bahçe mobilyasından öne kayarak özel bir bilgi veriyormuş gibi fısıldadı,
“O gayrimeşruyu Nevşehire getirtip soyuna alacaksın, ardından ona Nevayı isteyip bu konakta yaşamasını sağlayacaksın! Tüm köye yediğin boku duyurup hem kendi cezanı çekeceksin! Hem de benim beş paralık olan soyadımı eski haline getireceksin!” Halit duydukları ile boğazında oluşan yumruyu geçirmek adına yutkundu,
“Gelmez…” Necati sinsice gülümseyip önündeki masaya parmakları ile iki kez ritim tutup başını yana eğdi,
“Gelir, gelir… Sen onu nasıl getirteceğini bilirsin.” Daha sonra kısa bir kahkaha atıp devam etti,
“Bence bu durumda en kolayı onu getirtmek. Sen getirtmeyi değil, çocuklarına ve karına Yağız Ali’den bir yaş küçük bir oğlun olduğunu nasıl anlatacağını, bu köyde yuhlanmadan nasıl insanların yüzüne bakacağını düşün…” Halit, sıkıştığı bölgeden kurtulmak adına hiç söylemeyeceği bir şey söylemişti, eğer bu söylediğini ailesi duysa neler olabileceğinin o an farkında değildi,
“Füsunu, Serkana iste! Senin oğlun, benim de kızım bekar! Evlensinler ve bu olay burada kapansın.” Necati kısa ve dalga geçer bir kahkaha atıp oturduğu yerden kalktı ve kemerini düzeltirken cevap verdi,
“Biliyor musun? Öyle hiç tadı çıkmaz Halit… Sen bana yaptığın bu hatanın cezasını çekeceksin… He çekmem diyorsan başka ceza yönetmeleri de var raconda bilirsin!” Halit, son sözün candan gideceğini bildiği için hızla söze atladı,
“Kes! Bir daha o son sözleri duymayacağım Necati! Yakın zamanda benden haber bekle, çocukla irtibata geçip olayı çözeceğim!” Necati başını öne eğip elini göğüsüne iki kez vurmuştu, biliyordu ki bu sefer racona ters gitmeye Halitin bile yüreği yemezdi,
“Eyvallah.”
“Ben olayı çözene kadar kimseden bir şey duymayacağım Necati!” Necati arkasına dönüp gitmeden önce son kez bakıp cevaplamıştı,
“Benim kendinle karıştırma Halit, ben şu zaman kadar verdiğim sözden dönen bir adam olmadım, olmam da. Sen bana yapacağım diye bir söz verdin, bundan önce kazık yesem de senin sözün benim için senet niteliğindedir… Bitti…” Bitmişti, yakın zamanda kızı evlenecek soyadı ise temizlenecekti.