Ocak 2005
•TÜRKİYE/ NEVŞEHİR •
Küçük çocuk babasının nadiren gelirken kendine getirdiği fakat hiç ilgisini çekmeyen arabaları ile oynuyordu. Tek istediği babası yani ulaşamadığıyla biraz vakit geçirmekken o her zaman bu cansız oyuncaklar ile vakit geçirmek zorunda kalıyordu… Ama annesi vardı, en azından annem var diye düşünmeden edemiyordu Alper, annem var ve son bir senedir benimle çok ilgilenemiyor olsa da iyi oldukça benimle oynuyor diye düşünüyordu…
Annesi küçük çocuğun zaman algısına göre uzunca bir süredir çok yorgundu, ne olduğunu sorduğunda aldığı tek cevap ‘hastayım oğlum, sen oyna ben iyi olursam sana katılacağım’dı hastaydı işte annesi, annesi bunu açıkça söylemese bile küçük çocuk artık yedi yaşında kocaman bir adam olmuş, okula başlamıştı anlayabiliyordu yaşananları, en çok da babasının diğer babalar gibi olmadığını ve annesinin hasta olduğunu anlayabiliyordu. Arabaları ile oynarken acıktığını hisseden Alper yemek saatinin gelmiş olmasına rağmen annesinin uyanmadığını fark ederek acıkan karnını doyurma isteği ile annesinin odasının kapısını boyu el verdiği düzeyde açmış ve odaya girmeden kafasını içeri uzatarak annesinin uykusunda korkmasından çekinerek sessizce uyandırmaya çalışmıştı,
“Anneciğim, acıktım ben ne zaman yemek saati?” Normalde cevap gelmesi gerekirken gelmeyen cevap küçük çocuğun canını sıkarken tekrar seslenmeden edemedi, bu sefer diğerinden daha sesliydi seslenişi,
“Anne, acıktım.” O gün küçük çocuğun annesi uyanmamıştı. O son anne diyişiyken babasının da gelip annesini son kez götürüşüydü bir daha hiç bir şey eskisi gibi olmamış başına anne diye dikilen bir dadı ile bir altı sene daha Nevşehirde yaşayan küçük çocuk bir gün gelen babası ile her geldiğinde olduğu gibi kötü haberi duymuştu,
“Hazırlan Alper, Amerikaya gidiyorsun.” Küçük Alper’in Nevşehir macerası böylelikle son bulmuştu. Şimdilik…
•••••••••••••••••••••
16 Haziran 2020
•AMERİKA / BOSTON•
Genç adam tek başına çalıştığı masasından oturduğu sandalyeyi geri iterek uzaklamış ve başını sandalyesine yaslayarak bakışlarını beyaz tavana kaldırmıştı. Bir kaç saniye beyaz tavanla bakışan Alper sıkıntılı bir nefes verip yalnız olduğu ortamda kendi kendine mırıldandı,
“Arayıp bir doğum günün kutlu olsun bile demedi…” Genç adam hala babasına karşı bir beklenti içerisinde olduğuna kendi dahi inanamasa da içten içe bunu biliyordu. İnsan yılda bir kere yalandan da olsa arayıp doğum gününü kutlamaz mıydı? Alperin babası kutlamıyordu…Daldığı düşüncelerden telefonuna gelen bildirim sesi ile ayrılan Alper hızla bakışlarını tavanın beyazlığından çekip masasındaki telefonunun ekranına çevirmişti.
‘Hesabınıza … $ geldi.’
Gördüğü bildirimle bir kaç saniye dümdüz bir şekilde telefon ekranı ile bakışan genç adam hala bir haber beklediği için kendine kızmış, ardından elindeki telefonu sinirle duvara fırlatıp parçalara ayrılmasına neden olmuştu.
“Babalığı her ay para göndermek sanan bir adamdan ne bekliyorum ki!? Canın cehenneme Halit Karabağlı! Canın cehenneme!” Öyle bir babaydı ki babası, oğluna her ay gönderdiği paraya oğlunun bir kez bile dokunmadığını bilmiyordu. Ondan para değil sadece bir çift güzel söz duymak istediğini düşünemiyordu… Şimdilerde yirmi iki yaşında olan bu adamın on üç yaşındayken yapayalnız bırakıldığı ve bilmediği bu memlekette yakın zamanda kendi başına bir şirket kurduğundan dahi haberi yoktu. Yoktu ve bu durum Alper’i günden güne daha yıkılmış bir adam haline getiriyordu. Bir ailesi yoktu, bildiği tek ailesi babasıyken ondan gördüğü bu muamele içten içe yıpranmasına vesile oluyordu…
Düşüncelerinin gidiş noktasını fark eden genç adam daha fazla bu duruma düşmemek adına hep yaptığı gibi aklını işine vermiş ve saatlerce hiç bir şey düşünmeden sadece çalışmıştı, her zaman yaptığı gibi…
• Türkiye / Nevşehir •
Neva odasında sıkıldığı için büyük ve görkemli salonlarındaki yemek masasına kurulmuş ödevlerini yaparken babasının annesi ile konuşmasına da kulak misafirliği ediyordu,
“Hanım sen onu bunu bırak da bizim kızı düzgün birine vermek lazım…” Neva anlamadığı olay ile kaşlarını çatarken babasına cevap veremeyecek olduğunu bilerek başını defterine daha çok gömmüş fakat bu sefer biraz öncekinin aksine pür dikkat konuşulanları dinlemeye başlamıştı,
“Ay Necati, ilahi! Verelim dediğin kız daha on dördünde. Tövbe tövbe, duymayayım bir daha…”
Gözlerini sıkıca kapatan küçük kız saçını kulağının arkasına itip boğazında oluşan düğümü geçiştirmek adına sertçe yutkunmuştu,
“Sanki şimdi verelim diyorum yahu! Ben biraz gözlemleyelim diyorum, kimin oğlu bizim soyadımızı daha çok yüceltir buna bakalım. Bir Soykan torunu alelade bir soya gelin gidemez.”
Neva korkuyla gözlerini kırpıştırırken babası konuştukça ellerinin daha çok titrediğinin farkına varmıştı. Henüz küçüktü, şimdiden ne evliliğinden bahsetiyorlardı?
“Erken Necati, hem çocuk ders çalışıyor duyup yanlış anlayacak sessiz ol.” Siz fısır fısır konuşsanız da ben duydum diyemedi Neva, fakat korkusundan daha fazla burada durmayacağını fark etmiş olacak ki kitaplarını hızla toplanıp ayaklandı. Merdivenlere yönelip odasına hızla çıkarken babasının ağzından duyduğu son isim ise Karabağlıların en büyük oğlu Yağız Ali, namı değer Kara Ali’nin adı olmuştu…
7 Eylül 2022
Neva inanamıyordu, senelerdir fısır fısır evlerinde adı geçen adamın ailesinin evlerine kendi için ziyarete geldiklerine inanamıyordu. Kahveyi uzattığı kadının baştan aşağı süzüşünü fark eden Neva sadece gülümseyip geri çekilebilmiş ve boşalan tepsisi ile boş sandalyelerden birine oturmuştu.
“Nasılsın bakalım Neva kızım? Görmeyeli ne kadar büyümüşsün, seni son gördüğümde şuncacık bebektin vesselam…” Neva kendi ile konuşan adamı ismen tanıyıp ara sıra cemiyet ve toplantılarda uzaktan uzağa görse de ilk defa bu kadar bariz irtibata geçiyordu,
“Sağ olun Halit amca…”
“Ne kadar güzelleşmiş kızımız, maşallah…” Neva kendine iltifat eden yaşlı kadına dönüp aldığı övgü karşısında utanmasını engelleyemeden kızaran yanakları ile parmak uçları ile oynamaya başlamıştı,
“Sağ olun Gülfidan teyzeciğim…” Verdiği tepki karşısında bu haline salondakilerin gülümsediğini fark etse de başını kaldıramayan genç kız salonda kendi için konuşulan ancak kendini de pek ilgilendirmeyen çelişkili konuyu dinlemekten başka bir şey yapamamıştı,
“Ben ortaklığa tamam diyorum Halit. Soykanlar ve Karabağlıların birleşmesinden daha iyi ne olabilir?” Uzun uzun konuşulan şirket işleri ardından babasının söyledikleri ile bakışlarını babasına çeviren Neva böyle bir ortaklık fikrinden daha önce haberi olmadığı için şaşırmıştı,
“Ben de onu diyorum ya Necati… Gel bizim çocukları everelim, hem aile bağımız güçlensin hem de ortaklık bağımız…” Neva az çok ilk geldiklerinde anladığı konuyu böyle dan diye duyması ile şaşkınlığını engelleyemeden ağzının açılmasına neden olmuştu. Ne kadar kolay konuşuluyordu? Peki ya bu kadar kolaysa bu işin baş rolü olan adam, Yağız Ali Karabağlı neredeydi? Halit’in bakışlarının kendi üzerinde olduğunu fark eden Neva tedirginlikle gözlerini kırpıştırıp yerinde rahatsızca kıpırdanmıştı,
“Sen ne dersin bu işe Neva kızım? Şu zaman kadar Yağız Ali için hiç bir kapıya gitmedik, çünkü hangi kapıya gidersek gidelim oğlumuzun kabul edileceğini bildik fakat bir Soykan kızının kabul edip etmeyeceğini kestiremiyorum… İster misin sen de bizim oğlanla evlenmeyi Neva kızım?” Neva gözlerinin içine bakılarak sorulan soruyu idrak edememişti. Yağız Ali’nin bu işten haberi var mıydı, ya da bu insanların yaşından haberi var mıydı?
Beklenti ile ağzından çıkacak lafı bekleyen insanlar karşısında seslice yutkunan Neva derin bir nefes alıp babasının uyarır nitelikte gözlerini büyütmesi ile konuşmuştu,
“Ben… Ben okuyorum ama, bir de on yedi yaşındayım hala… Yani biliyorsunuz değil mi Halit amca?” Okuyacaktı Neva, aklına koymuştu annesi gibi bir adamın boyundurluğu altında kalmayacaktı…
Sözlerinin bitmesi ardından salondakilerin kıkırdaması ile yanlış bir şey mi söyledim diye düşünmeden edememişti,
“Biliyorum kızım, korkma evlen dediysek hemen değil zaten. Bir nişan yaparız, sonrası Allah kerim, ailen de uygun görürse reşit olduğun zaman düğününüzü yaparız.” Neva sertçe yutkunup ne diyeceğini bilmez şekilde kalakalmıştı.
“Ben…” Ben düşünmek istiyorum diyeceği kısımda babasının sözünü kesmesi ile gözlerini sıkıca kapatan genç kız salonda oturan iki ağabeyinin de gülümsediğini gördü, biliyordu bu gülümsemenin nedeni ortaklık sayesinde şirketten kazanacakları paraydı… Neva evlenecek Soykanlar ise bunun sayesinde hem daha çok güçlenecek hem de mal varlıklarına mal katacaklardı,
“Ben onaylıyorum Halit. En kıza zamanda isteme ile Nişanı aradan çıkaralım, yakın zamanda bir dahaki ziyaretinizi Yağız Ali oğlum ile beraber bekliyoruz.” Halit oğluna nasıl kabul ettireceğini bilmese de gülümsemiş ve başını tamam anlamında sallayarak kahvesinden son yudumunu almıştı, oğlu kabul edecekti başka çaresi yoktu. Nevşehirde bulabileceği en düzgün kızı gelin olarak alacaktı, daha ne isterdi?
••••••••••••••••••••••
Neva o günden sonra günlerce ağlayıp istemiyorum dediği adamın son iki haftadır aklından çıkmaması ile öyle kararsız kalmıştı ki, istiyor muydu istemiyor muydu artık emin olamıyordu. Karabağlıların ziyaretinden sonra annesinin sürekli Yağız Ali’nin fotoğraflarını gösterip manipüle edici konuşmaları ile istemiyorum dediği o adam aklına düşmüş ve çıkmaz olmuştu. Derin bir nefes alan genç kız sınav senesi olması dolayısıyla sınavına bir kaç gün kala aklının bunla dolduğu inanamıyordu. Kendi kendine olacaklardan habersiz bir şekilde ders çalışmaya çalışırken Soykanlar konağında kopan kıyamet ile ne yapacağını bilememiş ve hızla salona inerek bağırışların nedenini anlamaya çalışmıştı.
“Nasıl lan!? Ne demek damadın tutuklandı!?” Neva babasının telefonda kime bağırdığını bilmese de konuştuklarını pür dikkat ve korku ile dinlerken duyduğu sözlerle olduğu yerde kalakalmıştı. Yağız Ali tutuklanmış mıydı?