Kapı kapandı. Gülüşler avluda kaldı. Fısıltılar koridorda sustu. Işıklar söndü… ve bir tek oda hâlâ uyanıktı: Solîn’in odası. Beyaz elbisesi hâlâ üstündeydi. Ama artık beyaz değil, kurumuş bir çığlık gibi grileşmişti içinde. Aynanın karşısına geçmedi. O gece kendine bakmaya cesareti yoktu. Parmağındaki yüzüğe baktı. Parmaklarıyla dokunmadı. Çünkü korkuyordu: "Dokunursam… gerçekten olmuş sayılacak." Ayakta durduğu yerden ağır adımlarla yatağa yaklaştı. Oturmadı… Çöktü. Sırtını duvara dayadı. Ellerini kucağına koydu. Ve sonunda… başını eğdi. Gözyaşları değil, boğazında biriken taşlar düştü. > “Ben bu yüzüğü taktığımda evet demedim. Ben bu yüzüğü taktığımda ‘Tamam, öleyim’ dedim.” Yutkundu. Gözleri nemliydi ama damla inmedi. Çünkü o da öğrenmişti artık: > "B

