Mete tesbihi aldı, parmaklarının arasından geçirirken gözleri Elif’e kaydı. Arabanın vites koluna sardı“Zaten unutmam.” ;)
---
"Mete'nin Evi"
Mete kapıyı açtığında evin içinden gelen müzik sesi ve yumuşak kahkaha ona tanıdıktı.
Kerem, salonda uzanmış, elinde kola kutusuyla maç özeti izliyordu. Göz ucuyla Mete’ye baktı.
“Vay be. Saat kaç olmuş, bizim komando hâlâ sivil. Yoksa biri mi gönlünü çaldı?”
Mete ceketini çıkarıp askıya astı, hiç cevap vermedi. Ayakkabılarını çıkarırken bir an durdu, sonra sessizce salona geçti.
Kerem gözlerini kıstı. “Yok artık… Gerçekten mi? Mete Karahan susuyorsa, kesin bir kız var.”
Mete usulca yere bıraktığı tesbihi Kerem’e göstermeden cebine koydu. Sessizce koltuğa oturdu.
“Tanıştım biriyle,” dedi sonunda, sesi alışılmadık bir yumuşaklıkta.
Kerem’in kaşları kalktı. “Bu cümleyi senden duymak için kaç operasyon geçirmemiz gerekti acaba?”
Mete, hafifçe gülümsedi ama gözleri ciddiyet taşıyordu. “Adı Elif. Karaköprü'deki bir anaokulunda öğretmen.”
Kerem dirseğini yasladı, dikkat kesildi. “Öğretmen ha… Ve senin radarına takıldıysa… ya çok sakin bir tiptir, ya da tam bir kaostur.”
“Ne sakin ne kaos,” dedi Mete, gözlerini yere indirerek. “Sadece... başka. Masum ama güçlü. Kırılgan ama inatçı. Gözleri var ya… insanın içine işliyor.”
Kerem biraz şaşkın, biraz da alaycı bir tebessümle baktı. “Gözleri ha? Mete, sen göz rengine takıldıysan iş büyümüş demektir.
Mete başını arkaya yasladı. “O gün çatışmanın ortasında göz göze geldik. Her şey durdu sanki. Sonra yollarımız bir daha kesişti. Tesadüf değil bu.”
Kerem sessizleşti. Arkadaşının ilk defa böyle konuştuğunu duyuyordu. Bu, basit bir ilgi değildi. Bu... içinden gelen bir şeydi.
Kerem, bir süre sessiz kaldı. Sonra ayağa kalktı, Mete’nin yanına gelip sırtına vurdu.
“Ey komando… Sen çoktan düşmüşsün. Ama dur bakalım, daha Elif Hanım’la biz tanışmadık. Önce bir denetimden geçmesi lazım.”
Mete gözlerini kapadı, gülümsedi. “Sakın klasik flört testlerinden yapma. O daha çok yeni bu dünyada.”
Kerem omuz silkti. “Benim gözüm tutarsa onaylarım. Ama eğer tutmazsa…”
Mete gözlerini araladı. “Ne yaparsın? Şikâyet mi edersin?”
Kerem kıkırdadı. “Yok be kardeşim… Sadece onu Kızılkoyun’dan atarım.” ;)
---
"Elif'in Evi"
Elif, yatağına uzandığında gözlerini tavanda gezdirdi. O an, rüzgarın dışarıdaki nar çiçeği ağaçlarının yapraklarında çıkardığı huzur veren hışırtısı dışında her şey sessizdi. Ancak bu sessizlik, içindeki karışıklığı yatıştırmaya yetmiyordu. Gündüz, Gümrük Hanı’nda yaşanan her şey hâlâ zihninde yankılanıyordu.
Mete’nin ona bakışı, o sıradaki ciddiyeti ve aynı zamanda hafif utangaçlığı… Ne kadar kısa bir süre içinde, ne kadar çok şey hissetmişti. Elif, gözlerini bir an kapatıp o anı zihninde canlandırmaya çalıştı. Gümrük Hanı’nda bir bakışmanın ötesinde, bir sessiz anlaşma vardı. Mete’nin gözleri sanki ona bir şeyler fısıldamıştı ama Elif bunu çözebilecek kadar cesur değildi. Yine de, o bakışın içinde bir şey vardı, bir güven, bir huzur.
“Birlikte olduğunda rahat hissediyorum,” diye düşündü. “Ama... neden böyle hissediyorum? Tanımıyorum bile onu tam olarak.”
Gümrük Hanı’nı da düşündü. O taş duvarlar, avlunun ortasından akan su... Bir tür eski zaman havası vardı orada. Her şey otantik, her şey yerli yerindeydi. Ama bir yandan da, içerideki o atmosfer… bir şekilde içini ısıtıyordu.
Mete’nin ona fısıldadığı sözler, tesbih alırkenki gülüşü, her hareketi… Hepsi sanki bir iz bırakmıştı. O fıstıklı sohbet, komik ama tatlıydı. Ve sonrasında, o gizli bakışlar… Elif bir an, Mete’nin bakışlarında kendisini özel hissetmişti. Hâlâ, kendisini koruma altında hissetmek… garip bir şekilde huzur veriyordu.
“O gerçekten bana güveniyor mu?” diye düşündü. “Yoksa?”
O kadar çok soru vardı ki kafasında. İçindeki karışıklığı çözmeye çalıştı ama bir türlü başarılı olamıyordu. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Sadece o anı düşünmek bile, bütün dünyasını değiştirmişti.
Ve… Mete’nin gözleri aklında dönüp duruyordu. Bir an, her şeyin bir kenara çekildiğini, sadece o gözlerin onu bulduğunu hayal etti. Elif, ellerini başının altına koyarak bir derin nefes aldı.
“Birini tanımak ne kadar zor olabilir ki?” diye düşündü. “Ama o kişi, Mete gibi biri olursa, galiba zor olurmuş.”
Bir süre daha tavanda gezinerek, gecenin sessizliğinde, içindeki bu sorularla baş başa kaldı. Bu kadar kısa zamanda bu kadar karışık duygular… Başka bir insanla, hem de bu kadar yakın… Bu kadar huzur veren ama bir o kadar da tehlikeli bir his... O duygunun tanımını yapmaya çalıştı ama başarılı olamadı.
Gözlerini kapatıp, biraz daha sessiz kaldı. İçindeki tüm o karışıklıkla bir şekilde uykuya daldı...
---
"Mete'nin Evi"
Mete yatağında mışıl mışıl uyumaya çalışırken, gözlerinin önünde bir an Elif’in yüzü belirdi. Onun sesini, o saf ve içten gülüşünü düşündü. “Seninle oturmak bana iyi geldi” demişti Elif, o kadar rahat, o kadar doğal bir şekilde… Mete, içinden gülümsedi. O an, Elif’in ona bakarkenki o sıcak bakışlarını tekrar zihninde canlandırdı.
“Birlikte oturmak… Evet, bana da iyi geldi,” diye düşündü içinden. “Ama bir şey daha var, Elif… Seninle olmak bana hep iyi gelir.”
Birden, Elif’in Gümrük Hanı’nda denediği fistanlar aklına geldi. Renkli, zarif kumaşlar içinde, o kadar güzel görünüyordu ki… Mete, o anı gözünde canlandırınca birden içindeki sıcaklık arttı. Elif’in fistanları içinde nasıl da zarif, nasıl da bir o kadar dikkat çekici olmuştu. Bir yanda ona hayranlıkla bakarken, diğer yanda ise... bir şeylerin daha farkına varıyordu. O zariflik, o naif tavırlar… Sadece onu korumak değil, belki de başka bir şey yapmak istiyordu.
Yanakları hafifçe kızardı, burnunun ucunda bir sıcaklık hissetti. Gözlerini kapadı ama o anın etkisi geçmek bilmiyordu. Elif’in o gülüşü, o bakışları hâlâ gözlerinin önündeydi.
“Ya ben ne yapıyorum?” diye düşündü, uykusuz bir şekilde. “Bunlar düşünülmesi gereken şeyler değil. Ama…
Kendini yataktan kaldırırken içindeki huzursuzluk bir yandan da yoğunlaşıyordu. Uykusu kaçtı. Hızla balkona çıktı bir siğara yaktı gecenin karanlığında kendinden başka kimse yoktu dışarda banyoya yöneldi, düşüncelerini dağıtmak için suyun altına girmeliydi. Sıcak suyun altında, suyun sesiyle kafasında dönüp duran her şey biraz daha uzaklaştı. Ama o kadar değil… Elif hâlâ zihnindeydi.
Yavaşça duşu açtı, sıcak suyun altında birkaç saniye durdu. O an gözlerini kapadı ve biraz sakinleşmeye çalıştı. “Sadece koruma görevi. Sadece koruma görevi.” Birkaç güne göreve gitcem yurt içi yurt dışı artık neresi yazılırsa....
---
"KORUMA GÖREVİ"
Mete, Elif’le Gümrük hanında menengüç kahvesi içtikten sonra onun ne kadar sıcak, neşeli ve hayat dolu biri olduğunu fark etti. Ama zihninin bir köşesinde hâlâ askeri disiplin vardı. O bir askerdi ve duygularını işine karıştırmazdı.
Ancak bu düşüncesi çok uzun sürmeyecekti.
Soygunun üzerinden birkaç gün geçmişti. Artık Suriye yolu vardı Mete için birliğine döndüğünde, Albay Cengiz onu odasına çağırdı.
"O soyguncular basit bir çete üyesi değildi, Mete. Büyük bir suç örgütüne bağlı olduklarını öğrendik. Polis, olay yerinde Elif Aslan'ın ifadesine ve kamera kayıtlarına ulaşan bir bilgisayar ele geçirdi. Yani, o peşinde olduğun örgüt şu an Elif’in kim olduğunu biliyor."
Mete’nin ifadesi sertleşti. "Onu tehdit edebilirler."
Albay başını salladı. "Daha kötüsü, arağın adam (El Maksud) işin içindeyse ki her şey onu gösteriyor ona zarar verebilirler. Elif Aslan artık koruma altına alınmalı. Ve bunu yapacak kişi sensin." Adamın işlerini dağıtan sensin ve kızla birde Gümrük hanına gitmişsiniz."
Mete duraksadı.O gün zaten o çeverede El Masud'un olduğu ihbarının almıştı.Elif'i korumak bir görevdi, elbette yapardı. Ama içindeki koruma içgüdüsü, sadece görev bilinciyle açıklanamazdı.
"Anlaşıldı komutanım."
---
"TEHLİKE YAKLAŞIYOR"
Elif, Narçiçeği anaokulundaki son dersini bitirmiş, çocukları ailelerine teslim ediyordu. Ancak okulun çıkış kapısına vardığında, köşede park etmiş siyah camlı beyaz bir Passat arabanın farkına vardı. Kalbi hızlandı. İçinde kötü bir his vardı.
Tam o sırada sert bir ses duydu.
"Bundan sonra bir yere yalnız gitmeyeceksin."
Döndüğünde, Mete’yi gördü. Ama bu kez üniformasızdı, sivil kıyafet giymişti. Bal rengi gözleri her zamanki gibi ciddiydi ama içinde bir sıcaklık vardı.
"Ne demek istiyorsunuz?" diye sordu Elif.
Mete çevreyi tarayarak ona yaklaştı. "Artık korumam altındasın. O soyguncular yalnız değildi. Seni bulmaya çalışabilirler."
Elif’in içi ürperdi. "Yani… bana saldırabilirler mi?"
Mete sesini yumuşattı. "Ben buradayken kimse sana zarar veremez."
Elif ona baktığında, içindeki korkunun biraz olsun yatıştığını hissetti. Ama bilmediği bir şey vardı… O gece, gerçekten de tehlike kapıdaydı...