BÖLÜM:4 "GECE VE KORKU "

2483 Words
"İLK SALDIRI" --- Şanlıurfa – Karaköprü Cuma akşamı, saat 22:41 Mete bir an durdu, Elif’in apartmanın dördüncü katındaki dairesine bakarken bile tetikteydi. Etrafı kolaçan etti, saat kulesi, anfi tiyatro, cuma pazarı sessizdi. Ama Urfa’nın sessizliği her zaman yanıltıcıydı. Kapı açıldığında Elif, gözlerindeki yorgunluğu saklamaya çalışarak gülümsedi. İçeri girmesine izin verdiğinde Mete’nin kararlı sesi yankılandı: “Elif, Albay’ın emri açık. Görev tamamlanana kadar seninle aynı evde kalmam gerekiyor.” Elif’in kaşları şaşkınca kalktı, cümleyi tam kavrayamamıştı. Mete devam etti: “Bunu şöyle düşün… Çok zenginsin, başına baban bir koruma tuttu. Paralı, profesyonel, kaslı falan ve ileri derece yakışıklı…” Göz kırparak ;) Mete göz ucuyla Elif’e baktı, hafifçe gülümsedi. “Yadırgama ve korkma. Ben yanındayken güvendesin.” Elif, başını belli belirsiz salladı. Ama gözleri… farkında bile olmadan Mete'nin kollarına kaydı. Mete sivil'di gömleğinin kollarını dirseğine kadar kıvırmıştı. Kaslı, sıkı kolları Elif’in gözlerini istemsizce yakalamıştı. Güvende olduğunu biliyordu. Ama içini kıpır kıpır eden şey başka bir histi. --- Ev sade ama sıcak dekore edilmişti. Geniş balkonlara açılan cam kapılar, kış bahçesini adeta ayrı bir odaya dönüştürüyordu. Mete bir siğara yakıp camdan dışarı baktı: “Büyük evleri severim ama balkonlar… bunlar başka bir boyut.” Elif hafifçe güldü. “Kış bahçesini kendim yaptım. Bitkiler, koltuk, eski radyom… Kahve içer misin?” “Evet bu balkonun yanına Urfa gecesi gibi sert bir kahve yakışır,” dedi Mete. Dakikalar sonra kış bahçesinde oturmuş, kahve içiyorlardı. Sessizlik rahatsız etmiyordu. Aksine… Elif Mete’ye gizlice bakıyor, Mete sanki onu hiç fark etmiyormuş gibi davranıyor ama aslında her hareketini izliyordu. İçinde bir huzur, bir koruma güdüsü, bir de adı konmamış başka bir şey vardı. --- Gece ilerledi. Elif battaniye, yastık ve temiz çarşaflarla geldi. Sessizce salondaki kanepenin yanına çöktü. “Yastığın biraz sert ama… idare edersin.” Mete başını salladı. “Askeriz biz. Taş'ta olsa uyuruz.” Elif güldü. “Yine de sen yumuşağa alışmış gibisin.” Mete bir an durdu, cevap vermedi. Elif kendi odasına çekildi. Kapısı kapanınca, Mete kanepeye uzandı. Gözleri tavana bakarken, burnuna hafif ama kalıcı bir koku geldi… Temiz, sabunumsu, biraz lavanta… ama hepsinden çok Elif’in kokusu. Battaniyeye sarıldı, gözlerini kapadı. Derin bir nefes aldı. İçine çektiği koku, onun varlığı gibiydi. Yumuşak, etkileyici, baş döndürücü. “Ne garip,” diye geçirdi içinden. “Yanı başımda uyuyor… ve ben, onu korumak için buradayım. Ama sanki onun kokusu beni koruyor.” --- Gece 03:16 Mete’nin gözleri açıktı. Uyku ona yabancıydı bu gece. Gecenin o puslu sessizliğinde, burnuna bir anda gelen yanık metal kokusu gibi, içgüdüleri uyarıya geçti. Sessizce kalktı. Silahını aldı. Işığı yakmadı. Yangın merdiveninden gelen tıkırtı… Ayak sesi değil ama metalin hafifçe titreyişi. Mete pencereye yaklaştı, perdeyi araladı. İki gölge. Simsiyah giyinmişler. Maskeliler. Sessizce camı açmaya çalışıyorlar. Ama Mete onlardan daha hızlıydı. Ani bir hamleyle balkona fırladı. Birinin bileğini tuttuğu gibi korkuluğa yapıştırdı. Diğeri geri kaçtı ama geç kalmıştı. Mete ayağıyla balkonun çiçek saksısını devirdi. Gürültü apartmana yayıldı. Elif’in odasındaki ışık yandı. Maskeliler panikledi. Biri kaçmayı başardı. Diğeriyse Mete’nin sert darbesiyle yere yığıldı. Silahını doğrulttu. “Kıpırdama!” Elif kapıya geldiğinde gözleri korkudan kocaman açılmıştı. Mete onu görünce hemen bağırdı: “Geri çekil! Kapıyı kapat Elif!” Elif’in gözleri dolmuştu ama Mete’nin sesindeki güven onu harekete geçirdi. Kapıyı kapattı, arkasına yaslandı. Dizleri titriyordu. Mete maskeliyi yere bastırırken telsizini açtı. Sesi sakin ama keskin bir komut gibiydi: Mete: “Burçin-12, burada temas var. Bir şüpheli elimde, diğeri kaçtı. Adres: Karaköprü, 17. Sokak. Acil destek!” Telsizden kısa bir sessizlikten sonra yankılanan cevap, tanıdık ve disiplinliydi: “Anlaşıldı, ekipler yolda.” Mete maskelinin bileklerini plastik kelepçeyle bağladı. Adamın nefesi hırıltılıydı, gözlerindeki öfke belli oluyordu ama Mete’nin bakışı, her şeyi susturacak cinstendi. --- Elif, korkuyla ona baktı. "Mete…" sesi titriyordu. Mete hızla ona yaklaşıp kollarından tuttu. "İyi misin?" Elif başını salladı ama gözleri korkuyla doluydu. Mete onun gözlerine baktığında içindeki koruma içgüdüsü daha da güçlendi. Bu kadını asla yalnız bırakmayacaktı. Dakikalar sonra apartmanın önüne siyah bir zırhlı araç yanaştı. Sessizce çıkan özel ekip, Mete’nin işaretini bekledi. Mete balkon kapısını açtı, iki personel hızla içeri girip maskeliyi teslim aldı. Ekip Lideri: “Üsteğmenim, şüpheliyi sorgu için karakola götürüyoruz. Diğeri için çevrede tarama başlatıldı.” Mete: “Dikkatli olun. Bu iş bu kadar basit değil.” Adam götürülürken, apartman boşluğunda hâlâ çiçek saksısının parçaları, barut ve metal kokusu kalmıştı. Elif korkuyla Mete’ye bakıyordu. Mete ona sadece kısa bir bakış attı, ama içinde kıyameti kopuyordu. --- Mete, şüpheliyi teslim ettikten sonra hemen telefonunu çıkardı. Albay Cengiz’in numarasını çevirdi. Telefon kısa sürede açıldı. Albay Cengiz’in sesi: “Mete, dinliyorum.” Mete: “Komutanım, gece saat 03:16’da Karaköprü’de Elif öğretmenin evine sızma girişimi oldu. İki şahıs vardı. Biri kaçtı, biri elimizde. Şu an sorgu için götürülüyor. Elif öğretmen güvende. Olay sırasında panik yaşadı ama zarar görmedi.” Kısa bir sessizlik oldu. Ardından Albay’ın tok sesi geldi: Albay Cengiz: “Anladım. Bu iş dallanıp budaklanıyor. Bu şehir artık ona dar gelir, Mete. Urfa dışında güvenli bir yer ayarlayacağım. Sizden önce Ateşkuşu Timi bölgeye gidecek, çevreyi temizleyecek, güvenliği sağlayacak. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sen de Elif’le beraber orada olacaksın. Anlaşıldı mı?” Mete derin bir nefes aldı. Mete: “Emredersiniz komutanım.” 🫡 Albay Cengiz: “Mete… Elif’i gözün gibi koru. Bu saldırı sıradan bir uyarı değil. Birileri pes etmeyecek. Sabaha karşı yola çıkmaya hazır olun.” Telefon kapandığında, Mete elindeki cihazı sıkıca kavradı. O an kararını çoktan vermişti: Bu gece Elif’in yanında bir an bile uyumayacak, gözünü ondan ayırmayacaktı. Elif sessizce kış bahçesindeki koltukta oturuyor, gözleri hâlâ endişeliydi. Elif: “Şimdi ne olacak?” Mete’nin sesi bu kez daha yumuşaktı: "Buradan hemen çıkmalıyız. Artık senin için burası güvenli değil kendine bir valiz hazırla önemli eşyalarını al yanına olay çözümlenene kadar buraya evine geri dönemessin." Elif ona güvendiğini hissediyordu. Derin bir nefes aldı ve başını salladı. "Peki… ama nereye gideceğiz?" Mete kısa bir duraksamadan sonra sertçe cevapladı: "ATEŞKUŞ'larının yanına...." --- 1. Teğmen Kerem – İstihbarat ve Psikolojik Savaş Uzmanı Kerem, timin en hazırcevap ve en zeki yüzüdür. İroni, mizah ve zekâyı aynı cümlede buluşturma yeteneğiyle sadece düşmanlarını değil, dostlarını da ter döktürür. Aldığı Eğitimler: Milli İstihbarat Teşkilatı ile ortaklaşa yürütülen "İleri Seviye Sorgu ve Manipülasyon" eğitimi NATO Psikolojik Harp Eğitimi (Almanya'da özel görevli olarak) Sosyoloji ve kriminoloji üzerine çift lisans eğitimi Kılık değiştirme ve alanda sivil takibi üzerine operasyonel saha eğitimi Kerem’in görevi sahada elde edilen bilgileri anlık analiz edip, düşmanın zayıf noktasını psikolojik olarak çökertecek hamleleri planlamaktır. Aynı zamanda gerekirse sivil kılığına girip düşman hattına sızmak onun işidir. Not: Elif’in karşısına çıktığında ilk ne yapacağı belirsizdir… ama kesinlikle sessizlik olmaz. --- 2. Üsteğmen Selim – Patlayıcılar ve Mühimmat Uzmanı. Aynı Zamanda Matematik İleri Derece Bigisayar Yazılım Uzmanıyım. Selim, sessizliğin ve disiplinin vücut bulmuş hâlidir. Göz göze geldiği herkes onun geçmişte çok şey yaşadığını fark eder ama kimse tam olarak ne yaşadığını bilemez. Aldığı Eğitimler: TSK Patlayıcı Madde İmha ve Yapım Uzmanlığı Sertifikası Amerika'da alınan “Yüksek Tehlike Altında İmha Operasyonları” eğitimi Mayın tespit ve imha uzmanlığı Tünel operasyonları eğitimi Selim, zaman ayarlı bomba yapabilecek kadar becerikli ama aynı zamanda gözle dahi görülemeyecek bir tuzağı etkisiz hâle getirebilecek kadar kontrollüdür. Sahada onun olduğu yerde, patlama olur ama panik olmaz. Yazılım uzmanı: Programladığı yazılımların geliştirmelerini, tasarımını, bakımını, test aşamasını, değerlendirilmesini kısaca bütün aşamalarını takip etmek ve kontrol altında tutmakla yükümlüdür. Dünyadaki teknolojik gelişmelerle yazılım sektöründeki değişimleri takip etmek ve bu değişimlere ayak uydurmak'tır. --- 3. Asteğmen Umay – Takip, Sızma ve Sinyal Kesme Uzmanı, ve Doktor... Umay, timin “gölgesi”dir. Varlığı hissedilmez, ayak sesleri duyulmaz. Onun takip ettiği bir hedefin kaçışı neredeyse imkânsızdır. Aldığı Eğitimler: Elektronik savaş sistemleri ve sinyal kesme üzerine uzmanlık Rusya’da “Hedef Takip ve Sessiz İmha” eğitimi Termal ve gece görüş teknolojileri kullanımı Dağ komandosu eğitimi ve ileri seviye iz sürme Ve Genel cerrah.. Baran'ın nişanlısı :)) Umay sahada sinyalleri bloke eder, düşmanın haberleşmesini çökertir. Aynı zamanda o, timin gözüdür. Karadan veya yüksekten, ne olup bittiğini ilk önce o bilir. --- 4. Asteğmen Baran – Yakın Dövüş ve Keskin Nişancı (sniper) helikopter pilotu Baran, iri yapılı, güldüğünde bir çocuğun içtenliğini barındıran ama görevde ölümcül bir makinaya dönüşen bir askerdir. Yakın dövüş onun tutkusu, dürbün ise uzaktaki hedeflere fısıldadığı son kelimedir. Aldığı Eğitimler: Keskin nişancı eğitimi (TSK - Sırbistan özel birlik işbirliği) Krav Maga, BJJ ve Wing Chun sertifikalı dövüş eğitimi Refleks ve yakın mesafe çatışma eğitimi Yüksek irtifa ve helikopterle sızma eğitimi Ve Umay ile nişanlı:)) Baran'ın “bir gözünü kırptığında hedef düşer” sözü, tim içinde sadece bir espri değil, gerçekliktir. Aynı zamanda Elif’i gördüğünde ilk kez kendi cümlelerini unutan kişidir. 5. Teğmen Yiğit – Keskin Nişancı ve İstihbarat Destek Uzmanı Yiğit, gözlem yeteneği ve keskin zekâsıyla ön plana çıkar. Sessizliği Selim’den farklıdır; onda bir “sükûnet” değil, daha çok “tetikte olma” hâli vardır. Her detayı fark eden gözleri, sahada onun hem bir keskin nişancı hem de bir istihbarat toplayıcı olarak değerini ortaya koyar. Takım arkadaşları arasında en genç olanıdır ama yaşının ötesinde bir ciddiyeti vardır. Aldığı Eğitimler: TSK Keskin Nişancı (Sniper) İhtisas Kursu Almanya’da “İleri Seviye Balistik ve Atış Hesaplama” eğitimi Termal ve gece görüş sistemleri uzmanlığı Psikolojik harekât ve sorgu teknikleri üzerine saha eğitimi Uzaktan izleme ve drone kullanımı eğitimi Öne Çıkan Özellikleri: Yiğit’in silahı yalnızca tüfeği değildir; aynı zamanda zihnidir. En küçük ayrıntıyı analiz edip düşmanın sonraki adımını tahmin edebilir. Bir gölge gibi hareket eder, en dar zamanda bile ekibine doğru istihbaratı sağlar. Hedefini tek atışta indirebilecek kadar sabırlı, aynı zamanda çatışma ortamında hızlı karar verecek kadar çeviktir. Onun olduğu yerde “görünmez bir göz” vardır. Sessizdir ama sahada her şeyden haberdardır. --- Her biri Ateşkuşları’nın vazgeçilmez bir parçası. Mete'nin komutasında tek bir vücut gibi hareket eden bu tim, şimdi Elif’in hayatında da koruyucu bir çember oluşturacak. --- "HALFETİ – SAKLI CENNETİN KALBİNDE" Güneş yavaş yavaş yükseliyordu ufuk çizgisinde. Urfa’dan arabayla yaklaşık bir saat süren bir yolculuğun ardından, Mete’nin kullandığı araç hafif bir virajı döndüğünde, Elif’in gözleri büyüdü. Aşağıda uzanan masmavi bir nehir, kıyısında tarihi taş evler ve uzaklarda, suların yarısına kadar gömülmüş bir cami minaresi... “Halfeti’ye hoş geldin.” dedi Mete, gülümseyerek. Halfeti, sessizliğin sesi gibiydi. Fırat Nehri'nin iki yakasında uzanan bu küçük ilçede zaman, nehrin ağır akışıyla yarışır gibiydi. Tarihi evler, nehrin kenarında inci gibi dizilmişti. Yeni Halfeti ile sular altında kalan Eski Halfeti arasındaki bu geçiş noktası, her taşında tarih, her köşesinde efsane saklı bir coğrafyaydı. Fırat’ın kıyısı boyunca sıralanmış balık lokantaları, taze tutulmuş yayın balığıyla meşhurdu. Masalar, sanki suya değecekmiş gibi konumlandırılmıştı. Bembeyaz örtülü masalarda çaylar fokurdamakta, güvercinler çatılarda volta atmakta, yerli halk misafirlerini “Buyur hele” diyerek karşılamaktaydı. Nehrin iki tarafını saran devasa kayalıklar, doğanın kendine ait bir kanyonu andırıyordu. Zamanla oluşmuş bu yapılar, sanki insan eli değmeden yapılmış doğal surlar gibiydi. Kanyon boyunca yapılan tekne turları ise bölgenin en cezbedici turistik etkinliğiydi. Sessizliği sadece motorun suya vurduğu ses bozarken, rehberlerin anlattığı hikâyeler Fırat’ın suyunda yankılanırdı, ve Dünyada eşi benzeri olmayan güller siyah güller tek burada Halfeti'de yetişmektedi. Elif gözlerini kapatıp kokladı havayı. “Burası... çok başka bir yer.” “Dünyada Cittaslow (Sakin Şehir) unvanını alan ender yerlerden biri.” dedi Mete. “Yani, burada hayat ağır akar ama derin iz bırakır.” Elif’in bakışları bir anda uzaklardaki suya gömülü minareye kaydı. “Orası gerçek mi?” Mete başını salladı. “Sular altında kalan Eski Halfeti’nin camisi... Zamanında köy buradaydı, sonra barajla birlikte su yükseldi. Camiler, evler, sokaklar... Hepsi Fırat’ın altında şimdi.” Elif iç geçirdi. “Tarihi gömen ama güzelliği unutturmayan bir yer. Ne garip...” Mete durdu, başını Elif’e çevirdi. “Buraya seni boşuna getirmedim. Bir şey daha göstereceğim... Ateşkuşları ve Karagül'leri." diyip hafifçe gülümsedi. Elif başını merakla kaldırdı. “Ateşkuşu mu?” --- "YENİ DOSTLAR YENİ KISKANÇLIKLAR" Mete ve Elif, yol aldıktan sonra, sabah erken saatlerde Özel Kuvvetler’in Karagül diyarı helfetideki güvenli evlerinden birine ulaştı. Burası, operasyonlar sırasında askerlerin saklandığı, dış dünyadan tamamen izole edilmiş kanyonun nehir ulaştığı yeşil bir yerdi. Kapıyı açar açmaz içeriden dört adam bir kadın sesi yükseldi. "Ooo, Yüzbaşı geldin! Hem de misafirle!" --- METE (kısa bir tebessümle): “Hazır mısın? Ekiple tanışma zamanı.” Elif biraz utangaç ama merakla başını sallar. İlk konuşan kişi adımını öne atan Kerem olur. KEREM (takındığı ciddi ama çocuksu bir edayla): “Teğmen Kerem, hanımefendi. Ateşkuşları’nın zekâ ve espri gücü bende toplanmış olabilir. Şimdiden uyarayım, kalp çarpıntısı yapabilirim.” ELİF (gülümseyerek): “Kalp çarpıntısını senden değil, bu kadar adamı birden görünce yaşadım sanırım.” KEREM (Mete’ye göz kırpar): “Bak bu zekâ seviyesiyle Mete zor tutar kendini.” Ardından Selim öne çıkar. Sessiz, gözleri ciddi ama içten. SELİM (başını hafif eğerek): “Üsteğmen Selim. Sizin güvenliğiniz bizim görevimiz. Merak etmeyin, hiçbir şey olmaz.” ELİF: “Teşekkür ederim...” Sonra Umay, gözlerini Elif'e fazla dikip bakmadan, daha çok çevreyi tarayarak konuşur. Asteğmen-UMAY: “Umay. Sinyal, takip, iz… benim işim. Size yaklaşan her adımı duvarlardan önce ben duyarım.” ELİF (hafif gülümseyerek, Mete’ye fısıldar gibi): “Gizli ajan gibiler…” Asteğmen-YİĞİT: “Yiğit. Uzun menzil, tek atış, tek nefes... Hedefimden kaçış yok. Dronu da dürbünü de ben kullanırım. Sessizim ama her şeyi görürüm.Bigisayar ve tüm elektronik cihazlar benden sorulur” Mete de hafifçe güler, gözleri Elif’e takılı. Son olarak Baran, dev cüssesiyle ama utangaç bakışlarıyla adım atar. Elif’e bakarken gözlerini kaçırır. Asteğmen-BARAN: “Baran. Dövüş, keskin nişan, hızlı refleks... ama merak etmeyin, sadece görevde kullanırım. Ha birde uçan tüm kuşlar benden sorulur demiri'de canlısı'da. ” KEREM (hemen atılır): “Dışarda tank, içeride çocuk ruhlu. Elif Hanım, biriniz konuşurken bir çay demleyin de daha rahat tanışalım?” ELİF (gülerek): “Çay demlemeden Urfa’da tanışmak sayılmaz, hemen geliyorum.” Elif mutfağa yönelirken, Mete Kerem’e yanaşır. METE (kısık sesle): “Sakın fazla konuşma. Onun yanında dikkatli ol.” KEREM (alaycı bir bakışla): “Yalnız bizim kız çok tatlıymış... Mete, gözlerinde fıstıklı helva tadı var, ama biraz mavimsi, hayırlı işler komutanım!” METE (kısık ama sert bir tonla): işaret parmağını ağzına götürerek, “Kerem…” Suusssssssss KEREM: “Tamam tamam, susuyorum. Ama çocuklar gibi sevindin. Albay duymasın, kalbimiz temizlenmiş sanır.” ;) --- İşte o ilk tanışma böyle sıcak, samimi ve hafif eğlenceli geçti. Ateşkuşları, Elif’in etrafında artık sadece bir güvenlik çemberi değil, aynı zamanda yeni bir ailenin temelleri olmuştu. "ÇAYLAR DEMLENDİ" İlk konuşan Teğmen Kerem’di. Eğlenceli, hazır cevap biriydi ve Mete’nin en yakın arkadaşlarından biriydi. Onun yanında ise Asteğmen Baran ve Üsteğmen Selim vardı. Elif, onların dostane bakışlarını görünce biraz rahatladı. Ama asıl rahatlaması, onların sıcak tavırlarıyla oldu. "Sen o meşhur öğretmensin ha?" dedi Kerem, göz kırparak. :) Elindeki karagülü elife vererek "Mete'nin hayatını kurtaran kişi." Elif gülümsedi. "O benim hayatımı kurtardı ama sanırım ben de onun sabrını sınıyorum." Askerler kahkahayı patlattı. Mete ise içten içe gerginleşti. Elif’in onların yanında bu kadar rahat olması… hoşuna gitmiyordu. Hele ki Kerem’in sık sık Elif’le şakalaşması onu hafiften sinirlendiriyordu. Bir süre sonra, Elif askerlerle iyice kaynaşmıştı. Onların hikâyelerini dinliyor, şakalarına gülüyor, hatta bir ara Selim’le oturup kahve bile içmişti. Mete ise uzaktan onları izliyordu, kaşları çatık. Kerem, Mete’nin bakışlarını fark edince hafifçe gülümseyerek ona yaklaştı ve fısıldadı: "Ne oldu Yüzbaşım, Elif’i ekibe kaptırmaktan mı korkuyorsun?" Mete, dişlerini sıkarak başını çevirdi. "Saçmalama, Kerem." Ama gerçek şuydu ki… İçinde tuhaf bir kıskançlık hissi kabarıyordu. Ve bu sadece bir başlangıçtı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD