B Ö L Ü M -XII-

1172 Words
Rabia abla başını sallayıp, "Almıla'da durmuyor gidelim en iyisi." Dedi ve aralık kapıdan odaya girdi. Ben ise koluma astığım sepe- pardon pusetle iki adama bakıyordum. Ha, bir de küçük beyimize. "Biraz daha kalsaydınız Mehmet abi." "İki yaramaz dursa iyi olurdu ama görüyorsun. Hem hasta ziyaretinin kısa olanı makbuldür. Hastaneden çıksın eve de geliriz." Daha fazla sıkmayarak başımı salladım tamam, manasında. Rabia abla, odadan gülerek çıktıktan sonra yere koyduğum puseti alıp sarıldı. "Tekrardan geçmiş olsun Almıla. Kerim'e de söyledim ihtiyacınız bir şey olduğunda aramayı unutmayın. Cihad var ama yine de aklınızda bulunsun." Atalay, "Abi ben de iki cigara içip geleyim." Aybars önce bana sonra Atalay'a baktı. "Tamam. Git iç." Abimin ve Aybars'ın sert tutumları Atalay 'da emir etkisinden başka bir şey yaratmıyordu. Yine güler yüzüyle cevap verebiliyordu. Belki de içinden hunharca sövüyordu. Ben olsam söverdim. Hele ki bu ikisi olunca tam sökülmesi geliyordu. Onlar asansöre binene kadar arkalarından bakmış kapının örtülmesiyle Aybars'a döndüm. Elimi yüzüne doğru hızlıca salladım. "İçeride ne yaptığını söyler misin acaba? Kolumu tutmalar falan... Yakışıyor mu hiç senin gibi ailesine arkadaşına komşusuna önem veren bir abiye!" Yaptığım her imada aklına kendi söyledikleri gelirken kulakları ve yanakları biraz daha kızardı. Oysaki birkaç gün önce bana bunları canımın acımasını umursamadan bilerek söylememiş miydi? "Gerçekten..." diye dolgun dudaklarının arasından mırıldandı. Kulaklarımı kabartıp kaşlarımı çattım. "Ne yaptığından haberin bile yok." Kollarımı göğsümün altında birleştirip gözlerimi belerttim. "Aa... Aybars Bey Hazretleri, yine hangi davranışım gözüne battı da seni ailelerimize karşı kötü duruma soktum... Bak çok merak ettim." Aybars elini ensesine götürüp sıvazlayarak yanına düşürdü. Gözleri ok gibi üstümde sabitlendi. "Yok." Dedi elini sallayarak. "Senin kabahatin yok. Saçmaladım." Gözlerimi kahvenin yeşille karıştırılmış renginden kaçırdım. Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslattıktan sonra düz bir şekilde kafamı salladım. "Anladım. Girelim mi?" "Almıla-" devamını getiremedi. Çünkü içeri odadan ayı gibi ses çıkaran abim kükremişti. Yanımdakine aldırış etmeden kapıyı açarak önden ben, arkadan Aybars girip kapıyı örttü. Dönmedim ama abinin yanına gidiyorken kapanma sesini duydum. Abimin gözleri önce beni sonra arkamdan gelen Aybars'ı buldu. "Mehmet'ler çoktan arabalarına binmiş siz neredesiniz?" Uzunca oflayıp cebimden telefonu mu çıkartıp kanepeye oturdum. "Geldik işte abi!" Aybars'ta bana uymuş, "Kaç gündür ne bu sorgu sual Kerim? Yat dinlen işte. Sana ne bizden." "Bak bana birinci çoğul ekiyle gelme... Sıkarım kafana. İlk sana sonra kendime. Delirtme beni." Halbuki çoğul ekiyle çokça münasebetimiz olmuştu bizim. "Sık ulan! Sık. Sen de kurtul, ben de." Abim, Aybars'ın bu alaylı cümlesiyle etrafına bakınıp tekrar bir şey atma arayışına girdi. Aybars gelecek olan tepkiyi bildiğinden abime doğru gidip arka cebinden göremeyeceğim bir hızla bir şey fırlattı. Abim merakla attığı her neyse ona bakıp dudaklarını kıvırdı ve az önceki krizi unutturmuş oldu. "Helal lan. Unutmamışsın gene." İkisi kendi dillerince konuşurken sıkıldığım i********: hikayelerinden çıkıp telefonu kapattım. "O ne o?" Diye meraklı bir şekilde vücudumu yatağa doğru uzattım. Abim bana yine set çekip, elindeki ufacık şeyi yok edip "Sana ne," derken Aybars onun omzuna vurarak susturdu. "Çocukken kendi aramızda bir takım sözler verirdik. İlkler de bunun arasındaydı." "İlkler?" dedim devamını duymak için. "O ne oluyor?" İkisi de birbirine bakıp sırıtırken, bana döndüler. Abim devraldı konuşmayı. "İşte ilk sevgilimizden tut evleneceğimiz kişiye kadar ilk birbirimize anlatacaktık. " Kaşlarımı hafifçe çattım. "Ee, ne alaka şu anki durumla ne ilgisi var bunun?" "Sussan anlatacağım." Gözlerimi devirip dil çıkarma isteğimi içimde durdurdum. "Mesleğimiz, bilirsin doğduğumuzda belli olmuş bizim. Bir nevi kaderimiz. Biz de eğer ikimizden birine bir şey olursa ya da ölümden dönerse ona o yaralanan hangimizse adını kurşuna kazıyıp ona veriyoruz. Bir çeşit hediye babında." Şaşırarak baktım iki büyük adama. Kalplerinin büyüklüğü öyle çoktu ki acılarını dahi çocukluklarında verdikleri sözlerle bir yaraya merhem olur gibi kapatıyorlardı. Elimdeki uca tekrar baktığımda, "Dokuz milimetrik fişeklerin böyle desen alması normal mi?" Abim hoşnut olmuşçasına bir bakış attı. "Aferin. Doğru yere parmak bastın. Bu elimdeki fişek, Amerikan yapım. Hornady manufacturing compan, şirketinden alınıyor. Yaklaşık 4 senedir sadece Polis Özel Harekat bünyesinde bulunuyor. Fark ettiysen rengi kırmızı yani bakırdan yapılmış zırh delme özelliğine de sahip. Hızla namludan çıkıp bedene dönerek giriyor ve saniyesinde geberiyor." Başımı usulca salladım. " Yani biz özel yapım sıkıyoruz. Buna da özeniyoruz gülüm. Senin dediğin mermiler tam çiçek oluşturmadan o sıcaklık ile eriyor ve uçları da yapışıyor." "Peki," Dedim ama ağzımda merak ettiğim soru zihnimi kemiriyordu. Derin bir nefes alıp toparladım kendimi. Eğer bu ilk olsaydı böyle güle oynaya atmazdı Aybars. "Kaç tane var bundan?" Abimin eli alnına gitti. Hafif dalgalı saçlarını eliyle geriye taradı. "Anneme söylemeyeceksin..." Bunu derken soru şeklinde değil gerçekten de ağzımı açmama mı istiyordu. Başımı hızlıca salladım. "Ben sen değilim. Tabi ki söylemem." Kaşlarını çatıp yumruk yaptığı elini uzattı. "İyi, aferin." Avucunu açtığında içinde kovanından ayrılmış merminin ucu duruyordu. Hevesle elime aldım. Ağırlığı yoktu ama kalbime taş koymuşlar gibiydi. Öyle amansız bir ağrı sızlattı. Merminin ucu gazoz kapaklarının eskiden oyun niyetine taşla kenarlarını düzleştirdiğimizin en küçük halini andırıyordu. Fakat deseni lotus çiçeğini andırıyordu. Hatta abimin bahsettiği isme bakarken biraz daha yaklaştım çünkü mermi küçüktü ve küçük olduğundan yazı da ince ve minikti. "Kaç tane var şimdi bundan?" dedim sorumu yineleyerek. Bir kere aklıma çıkmamak üzere sormuşlardı zaten. İstemeseler bile abimin odasını karıştırır gene bulurdum. Abim ve Aybars kafamı kaldırdığım gibi bana bakıyor olarak görürken aslında izleniyor olduğumu anlayınca kızardım. İkisi de toparlanıp sanırım yüzüme ne tepki vereceğime dair hesaplamalar yapıyorlardı ki- anlatacağız der gibi söyledi abim. "Ben de en son on tane olmuştu... Ha bir de bu mermicikle on bir. Şarapnel parçalarını da sayıyor muyuz?" Dedi gülerek. Komik bir şeyden bahseder gibi. "Sen onları da say. Benimki senden fazla oğlum." Dedi abime bir kere daha vurup hava atarcasına söyleyerek. "En son on beşti. Bak en son diyorum 2 sene geçti aradan senden alıp atıyorum." İkisi de beni unutmuş birbirlerine laf söz ederken abimin, "Oğlum süzgeç gibi herif olmuşsun. Neyin havası bu... Delik deşik olmuşsun. Kim bakacak sana bu yaştan sonra... Gerçi vücut desen kas yığını, iri kollar. Büyük eller... Ee tabi en olmazımız sıkı kalçalar. Al sana yürüyen cinsellik. Kızlar sonra Kerim'e mi koşsun Cihad'a mı? Biz izlemeye gelmişiz abi." Aybars hemen abimin söylediğiyle bir tane vurdu. "Ne diyorsun oğlum sen kardeşinin yanında. Salak." Abimin saydığı tüm özelliklerden çok birbirlerini küçümsedikleri yaralarına kahroldum. İkisi de gençti ama vücutlarına aldıkları darbe olgunlaştırmıştı onları bilmeyerek. Yıpratmıyordu bu sebep sadece kendilerini bir kaba koyamayışları yıpratıyordu. Merhameti de şefkati de en derinlerinde gizli iki koca adamın yıprandıkları gibi kabuk bağlayan yaralarıyla dalga geçişlerini dinliyordum. Ne komik bir konuydu ama! "Çok güzelmiş ama nerede sizde bunu düşünecek beyin bilmiyorum ama..." dedim küçük yaşlarda verdikleri söze kanlı canlı bakıp dokunarak. "Çok çok başka bir şey bu. Kimse derince düşünmeden bulup yerine getiremez." İkisi de kafasını salladı. "Öyle." Dedi Abim Aybars'ın sırtına vurup. "Ölüme de biriz, yaşamaya da." İkisinin arasına girip, kuzularım diye sırnaşasım gelmişti fakat öyle bir atakta abimin neler yapabileceğini düşününce vazgeçtim. "Allah korusun abi." Dedim hafif kızgın bir sesle. "Ayağınıza taş değmesin." Abim tüm kızgınlığını bir kenara atıp sarıldı. "Amin, güzelim. İnşaAllah. " Biz, eski üç arkadaş bir araya yıllar sonra ilk defa gelirken ettiğimiz sohbette geçmişe dönük olmuştu. Eskiden yaptığımız türlü kaçamakları bir hastane odasında açmış gülerek ağladığımız günleri anlatmıştık. Ve bugün kalbimde ve hafızamda, derinlere gömdüğüm o ismi fütursuzca damağımdan çıkarmış bilmeyerekten Aybars'ı deli etmiştim. Bölüm sonu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD