B Ö L Ü M -X-

1629 Words
Kaldığımız yerden devam ediyor... Evden arabanın anahtarını alıp çıkarken omuzumdan geçirdiğim sırt çantasıyla ayakkabımı giyinmeye çalışıyordum. "Sabit dur be, bi' sabit dur!" Ben bağcıklarımı bağlayıp söylenirken çantamın tutulmasıyla gözlerimin önüne bir çift pembe ayakkabılar girdi. İçimden yine oynak Yonca mı gelmişti yoksa diye geçirdim. Olur mu, olurdu. Bağcıklarımı bağladığım gibi kolunu çekmek için omzumu iki yana salladım. Ses çıkarmadığından daha da merak edince doğruldum. Eylül... Derin bir nefes alıp Eylül'ün omzuna çaktım. Evet, şiddet sever bir arkadaşımdır. "Niye ses vermiyorsun kızım, Yonca sandım seni, girmiş bir de pembe pembe ayakkabılar... Yok mu siyah ya da beyaz!" Eylül, eliyle yumruk geçirdiğim kolunu sıvazlarken başını yukarı kaldırıp indirdi. "Allah'ım sen bu deliyi nereden bulup başıma bela ettin!" Kaşlarım aşağı indi. "Aaa, ben mi dedim sana, gel arkadaş ol dayak yediğin kişiyle diye!" Yeşil gözlerine kirpiklerinin gölgesi düştü. Kollarını birbirine bağlayarak göğsüne sığındı. "Bakıyorum da yine heyheylerin üstünde..." Kollarını uzatıp boynuma sarıldığında daha fazla kendimi tutamayarak karşılık vererek kocaman sarıldım. "Noluyor be?" Diye garipçe mırıldandı. Kollarından ayrılmak istemeyince o da ayrılmanın bir çözüm olmadığını anlamış oldu. Yavaş yavaş gözlerimden yaşlar akıyor burnumu çekmemi sağlıyordu. "Hiçbir şey sorma..." dedim boğukça onun tüm soru cümlelerini sonraya bırakarak. "Alm-" Son kez burnumu çektim. "Ne olur sonra konuşalım olur mu?Biliyorum çok iğrenç bir arkadaşım sizin için. Kaç haftadır doğru düzgün buluşup konuşamıyoruz benim yüzümden. Sizi çok boşladım. Özür dilerim." "Ah be mavi gözlüm..." Eylül tekrar bana sarıldığında yanaklarıma da öpücük kondurmuştu. "Ne senin yüzünden? Asıl biz üniversite derdi yüzünden bir araya gelemiyoruz seninle. Bizim senden özür dilememiz lazım..." deyip gözleriyle süzdü beni. "Sen nereye, Fatih'in yanına mı gidiyorsun?" Sert bir soluk çektim içime. Başımı aşağı yukarı salladım. Bu haftanın geçmesini öyle çok istiyordum ki gözlerimi kapatıp açtıktan sonra geçmiş olmasını diliyordum. "Evet ama abimin yanında ismiyle hitap etme sakın! Biliyorsun kırar kemiklerini." Beni tınlamadığı o kadar açıktı ki bana ne dercesine elini kaldırıp salladı. "Ayağa kalkabilirse kırar." Dedi elini ağzına koyup kıkırdayarak. Ortak arkadaşlarımı evdekiler tanıyıp eve girip çıktıklarından dolayı selamlaşıp hâl hatır soruyorlardı. İçlerinde abim mamut gibi dursa da o da bir zaman sonra alışmış, hiç beklemediğim bir şeyi yaparak konuşmaya başlamış kendini sevdirmeyi becermişti fakat Eylül'le yıldızları pek uyuşmamıştı. Elimi bir kez daha aynı yere geçirince, "Yeter be, vurma!" diyerek kaçışıp bahçeden çıktı. Arkasından da ben çıkınca, "Allah aşkına hastanede bari ara verin." Diye koşturdum. Bahçeden çıktıktan sonra arabanın önünde durduk. "Kaşınma sen de... Uyarıyorum hâlâ yapacağım diyorsun. Kızarsa da söylemedin bana diye , gelip benim yanımda ağlayıp sızlama." Dudaklarını aşağı büktü. "Çok acımasız olmuşsun sen." "İyi olmuş, ohh." Ona bakmayarak arabanın şoför kapısını açıp koltuğa oturdum kapıyı kapatarak. Eylül'de yerleştiğinde motoru çalıştırıp sola sinyal verdim. Evin yolundan ayrıldım, "Evde kimse yok herhalde." Yoldan gözlerimi ayırmadan Eylül'e, kafamı oynattım. Annem ile Ayla sabah ezanına karşı hastaneye geçmişlerdi. Babam ise abimin yanından ayrılarak işine gitmişti. Yani hastanede kalan annem ve kardeşimdi fakat annemin abimin yanına pek gidebileceğini düşünmüyordum. "Annemle Ayla hastaneye geçti, tek değildir büyük ihtimalle, arkadaşları da vardır." Eylül bir anda çığlık atarak bana döndüğünde yanan kırmızı ışıkla beraber ani fren yapıp teklememizi sağladım. "Salak mısın kızım! Niye çığlık atıyorsun." Kafam ona döndüğünde gözleri güneşin etkisiyle parlıyordu ya da ışıkla bir ilgisi yoktu. "Fatih'in kesin arkadaşları da gelir şimdi." Eli arabanın iç kısımda bulunan dikiz aynasını tutup kendine çevirdi. "Eylül! Delirdin iyice sen." Yüzünü aynaya tararken dudaklarını ikide bir büzüp geri aynı şekline sokuyordu. "Bırak şu aynayı, yeşil yanacak şimdi!" Ben böyle söyleniyordum fakat kime neydi ki! Herkeste dört tahta varken Eylül'de üç tanesi eksik biri ise kırıktı. "Dur bir Almi! Rujum çıkmış! Rimelim akmış gibi. Gözlerim! Ah güzel gözlerime ne olmuş böyle... Sağa çek arabayı çabuk..." Aynayı düzeltip gözlerime bakınca yeşil ışıkla beraber gaza bastım. "Ne ruju, ne rimeli Eylül! Allah sana akıl fikir bana da sabır versin Eylül!" Söylene söylene arabayı kullanıyor, Eylül'ün masum gözüken yüzüne bakmamaya çalışıyordum. "N'olur çek sağa da düzelteyim bir çeki düzen vereyim kendime." Gidene kadar susmayacağını bildiğimden sabır dileyerek sağa sinyal verdim. Boynuma kollarını sarıp yanağımı öptü. "Almıla... Almıla... Sen çok yaşa, canım feda olsun sana!" Alnına vurup ittirdim başını. "Yalaka." "Değil, vallahi değil. Galatasaray'dan bile daha çok seviyorum kızım." Dedi heyecanlı heyecanlı konuşarak. Eylül bir maç severdi bir de Cimbom'u ve abimle bir araya gelip Fenerbahçe -Galatasaray maçlarında herkes maçı bırakır o ikisini izlerdi çünkü ikisi de artık saç baş birbirlerine girmiş olurlardı. "Galatasaray dedin akan sular durdu, bak. İnandım." Evdeki o durgun halimden esir kalmadığı bir vakit Eylül telaşa kapıldığı yüzüne makyajı yaptı. Durduğum yerden arabayı çalıştırıp ana yola girdiğimde çarçabuk ulaşmıştık, hastanenin araba park yerine. "Şurası boş." Eylül eliyle gösterdiği yere bakıp oraya sürdüm. Otopark erken saatler olsa da doluydu. Zaten hep dolu olurdu. Eylül'ün gösterdiği yere rahat çıkabilmek için geri geri gidip öyle park ettim. Eylül arabadan inip beni beklerken arkaya attığım çantamı alıp kontağı kapattım. Arabadan inerek çantayı omuzlarıma astığımda kapıyı kapatarak düğmesine bastım ve kilitledim. Gözlerim Eylül'ü bulduğunda bir arabanın dikiz aynasında tazelediği makyajına baktığını fark ettim. Gözlerimi oradan çekip arabanın sinyal ışıklarının açılıp kapanmasını görünce aramızdaki mesafeyi kapatmadan arabanın siyah filmli camı tiyatronun perdesi gibi yavaşça açıldı. Eylül donakalır gibi olunca elimle alnıma çaktım. Niye benim arkadaşlarım böyleydi Allah'ım... Neden, neden! Parmağı az önce diline sürdüğü göz kenarını silerken kalmıştı ve galiba arabada ki kişi bunu da görümüştü. Ve emindim ki kesinlikle gülünç bir durumdu. Gözleri açılan camın arkasındaki kişi de kaldı. Zaten ondan başka da bakacağı kimse yoktu. "P-pardon, ben..."Dili tutulan arkadaşıma yardım etmek için yanına gittim. Eylül'ün koluna girerek kendime çektim. Gözlerim aynı Eylül gibi her kimse ona eğildiğimde karşımda genç, en çok yirmi üç ya da yirmi dört yaşında bir erkekti. "Kusura bakmayın arkadaşım fark etmemiş." Diyerek Eylül'ün kolunu cimcikledim. Adam gülmemek için dudaklarını ısırırken, "Ne kusuru," dedi gelmemeye çalışarak. "Neşem yerine geldi." Kaşlarım gözlerime perde misali indi. "Ne neşesi lan!" diyen Eylül sahalara giriş yaptığında zapt ederek kolunu sıktım. Elini yumruk yapıp açık olan pencerenin içinden geçirip adamın herhangi bir yerine geçirmeye çalışırken adam taktığı emniyet kemerinden kurtulmaya çalışıyordu. "Aynaya bakarken hiç de böyle gözükmüyordun sen. İçinde canavar yatıyormuş." Eylül, kızgınlıkla daha da kızarırken , "Sensin lan canavar köpek! Sana ne nasıl gözüktüğümden. Gözlerini oyacağım şerefsiz." Adam dayanamayarak Eylül'ü engellemek adına pencerenin kapatma düğmesine basarken hemen çektim. Psikopat. Arabasından çıkıp kilitledi. "Şerefsiz falan ayıp oluyor bacım." "Bakmayacaksın o zaman!" Eylül susmamaya yemin etmiş gibi davranınca, "Yürü gidiyoruz artık!"dedim. "Yanlış anladın bacım, birkaç defa camı tıklattım görmediniz. Ben de camı açtım." Kulaklarına kadar sinirle kızaran Eylül bu sefer utançlıkla kızarırken ağzını açtı. "Ben sandım ki..." Adam kaşlarını çatarak baktı Eylül'e. "Sanmayın! Haklısınız ön yargıyla yaklaşmaya ama önce dinlemeyi öğrenin. Herkes şerefsiz değil!" Eylül ağzını açıp bir iki kelam etmek isterken adam yanımızdan geçip bir daha karşılaşmamak üzere adaya veda eden isim oldu... Neyse gitti işte. Arkasından da bir adet ağzı fok balığı gibi açılmış kızı bırakarak. "O-o neydi kızım!" Eylül'ün kekeleyen sesiyle kendime geldim. Elimi salladım. "Boş ver sen onu, muhatap olma diye kaç defa uyaracağım seni ya! Bizim arabanın aynası bostan korkuluğu mu sanki. Oraya bak." Kolunu tuttuğum elimi sirkeleterek bir adım öne geçti. "Allah'ım sen neler yaratıyorsun böyle, MaşaAllah, subhanAllah." Beni kaile almayıp gidenin arkasından duasını tamamladı. Onun yerine ben kızarıp bozarırken yanından geçip adamın gittiği yoldan ilerledim. "Ne halin varsa gör ya... Ben gidiyorum artık." Söylenerek yürüdüğümde arkamdan gelen ayak sesiyle hızlandım. Yangın merdiveninin açık kapısından içeri girdiğimde Eylül'de bana yetişmişti. "Beni bir başıma bırakıp nereye gidiyorsun arkanı dönüp, hain..." Aldığı hızlı solukla elini çantamdan çekip yanıma geçti. Eylül'e salak mısın sen bakışı attım. "Duyan da kör karanlıkta kurtlarla tek başına bıraktım sanacak Eylül! Düş önüme de hemen gidelim." Beraber asansöre binip zemin kata çıktık. Asansörün açılan kapağıyla hastanenin o tanıdık kokusu burnuma doldu. Midem bulantıyla karışık çalkalandı. Annem evden çıkmadan önce beni bul demişti fakat bulacağımı pek sanmadığımdan koridordan çıkıp bir diğer asansörün önüne geldik. Düğmesine basıp gelmesini beklerken Eylül'de başını telefonuna gömmüştü. Başını kaldırmadan," Burak'ın selamı var, geçmiş olsun dileklerimi iletin diyor." "Gelsin kendi desin ne diyeceksen." "Kızım, sana kim ne yaptıysa bu hırsla tosuncuğu bile yakalarsın." Asansörün kapısı açılınca birkaç kişi çıkarken iki kişi de bizimle birlikte içeri girdi. "Boş konuşma istersen..."Dedim önümde ki yaşlı amcaya başımı eğip gülümseyerek. "Arkadaşım." Eylül dirseğini koluma geçirerek susturdu beni. Asansörden inene kadar yaşlı amca bana ben ona Eylül ise eşi sandığımız kadına bakıp durdu. Kurulan amaçsız göz temasından, asansörden inip gözden kaybolduğumuzda kurtulmuştuk. "Bir de yaşlılar, tontiş olur derler. Asansör durmasaydı amca bizi öldürecek gibiydi." Eylül'ü ilk defa haklı bulmuştum. "Gerçekten amca firar eden deep web katillerine benziyordu." Eylül dediğime gülüp geçti. "Başımıza gelmeyen bir o kalmıştı ya!" Cebimden telefonumu çıkarıp annemi çaldırdım. O sıra odaların olduğu koridorun kenarına koyulmuş koltukların ikisini kaptık. Telefonu açan annemle beraber oturduğum yerde doğruldum. "Anne ben geldim. Abimin oda numarasını söylesene." Direkt konuya girişim annemin de işine gelmiş ve odanın numarasını söyleyerek işim var demiş ve çağrıyı sonlandırmıştı. "Kaç?" "216. Bu katta diye biliyorum." "Eee, hadi gidelim." Eylül benden önce oturduğu yerden kalkarak ayaklandı. Üste toplanan pantolonunu düzeltti. Açık saçlarını eliyle tarayıp arkaya attı. "Nasılım sence?" Yüzüne yüzüne baktım. "Bok gibisin desem çok mu ileri gitmiş olacağım?" Yüzü asıldı, "Yok canım, sadece küserim." Sabah kalktığımda ki ruh halim zamana karışırken bu kez içimden gelerek güldüm. "O zaman çok güzel olmuşsun." Boynuma atlayıp sağa sola salladı. "Boşuna Galatasaray'dan çok sevmiyorum seni." "Tamam, hadi gidelim artık. Bir şeye ihtiyacı vardır abimin." Eylül gideceğimiz yeri biliyormuş gibi önüme geçip benden önde giderken, "Gidelim bakalım Fatih, fethetmiş mi İstanbul'u." Hönkürerek gülünce az da olsa uzaklaştım bu soğuk esprisinden. Arkasından hem ilerliyor hem de yanından geçtiğimde kapı numaralarına bakıyordum. Bir-iki adım sonunda iki yüz on beş numaralı odayı gördüm. Eylül, "Buldum." Diye odayı gösterdi. Elimi abimi göreceğim için sürgülü kapıya okutup geçtim. İkinci bir kapı ise içe doğru açıldığından kapının kulpunu parmaklarımla sarıp aşağı indirdim ve geriye itekledim. Eylül'de arkamda bulunurken hızla içeri girip adımlarımı hızlı atarak, "Sürpriz!" Diye son derece yüksek sesle bağırdım. Arkamda varlığı koruyan Eylül, ağzının içinden, "Siktir!" derken aslında gördüklerimle asıl sürprizin odadakilerden çok bana yapıldığı aşikârdı. Bölüm sonu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD