BÖLÜM 5

3568 Words
Genç kız işittikleriyle ansızın irkildi. Sesin sahibi az önce dikildiği rafın önünden açıklığa doğru yavaşça yürüdü. Charlotte Ewan’ın orada, öylece durup kendisini seyretmesi karşısında karmakarışık hisler zihnine hücum etti. Korkuyordu; bu açıktı, ancak bir şey daha vardı ki ona gözünü kırpmadan bakmaktan kendini alamıyordu. Adamın korkutucu maddi varlığının yanında, onu görür görmez kalbini de esir alan bu içsel fırtınayla masaya ellerini dayadı. Gözbebekleri loş ışığın altında irileşmiş, bakışları kararsızca adama sabitlenmişti. “Ben, ben bir kadını…” demişti ki gerisini getiremedi. Kalbinde ezici bir heyecan varken kelimeler bu ağırlık altında kalmış gibiydi. Diyeceklerini unutmuştu. Ancak aklının durma, dilinin düğümlenme sebebi sadece bu adamdı! Karanlıklar arasından çıkıp mum alevinin hükmü altında seçilen o devasa bedeniydi. Ewan’ın, dirseklerine kadar çekilmiş gömlek kollarının altından seçilen kasları titrek alevler altında dalgalanıyor, yüzünün yarısını örten koyu gölgeler altında genç adam bu haliyle efsanevi bir varlığa benziyordu. Charlotte onu Homeros’tan okuduğu ölüm Tanrısı Hades’e benzetti. Varlığı korkunç ve tehlikeli, yeraltına hükmeden ölümün efendisi! Genç kız ölmekten korkmuyordu ancak aşağılanmaya hele fahişe olarak görülmeye katlanmayacaktı. Korkusunu göstermemeye çalışarak başını kaldırdı. Dudakları aralandığında Ewan bir adım daha öne gelirken kendisi bir adım daha geriye gitti. Masaya da tutunamıyordu ve güç almak için kollarıyla kendini sardı. “Buradan bir kadın çıkınca onun hırsız olduğunu sandım.” “Tuhaf bir açıklama bu Kitty” Ewan’ın buz gibi sesi ve alaycı bakışları genç kızı güçsüzleştirdi. “Yemin ederim” diye bağırdı. O Tanrı’nın bir elçisiydi, bu adam en azından bu sözüne, yeminine inanmalıydı! “Onurum üzerine yemin ederim ki bir kadın gördüm. Tıpkı bir hırsız gibi kaçıyordu.” Ewan hafifçe güldü ancak bu sadece bir saniye kadar sürdü. Hemen ardından dudağına sinirli bir ifade yerleşti. “Onur mu?” diye sordu alayla. Charlotte bu soru karşısında şaşırdı. Bir de onursuz olmadığı kalmıştı ancak bu alçak adam şimdi de bunu ima ediyordu! “İngilizlerin onur üstüne söz vermesi bana hiçbir şey ifade etmiyor Kitty. Ve tıpkı bir hırsız gibi kaçıyor dediğine göre çok fazla hırsız görmüş olmalısın. Ne dersin yoksa sen de tam olarak öyle misin?” “Tanrım!” diye inleyen Charlotte başını çevirip sakinleşmek adına derin bir nefes verdi. Kalbi tüm bu adi suçlamalar altında iyice zayıf düşmüştü. Ağlamamak için dudaklarını ısırırken “Ben hırsız değilim” diyebildi. Sesi işitilmeyecek kadar cılızdı. Ewan ise bir adım daha yaklaşarak kızı bile isteye korkutmayı sürdürdü. Aralarından sadece masa vardı. Adamın tüm bedeni koyu gölgelerden kurtulmuş, ışıkta apaçık seçilir hale gelmişti ancak bu hali az öncekinden çok daha ürperticiydi! Nitekim Charlotte da onu böyle eksiksiz gördüğünde susuzluktan kurumuş boğazından zorlu bir yutkunma geçti. Kapana kısılmıştı ve yaşadığı gerilimden dolayı delice üşümeye başlamıştı. Yalınayak taş kaleyi gezmek ve hepsinden daha soğuk olan bu adamın bakışlarına katlanmak ölümüne zor gelmişti. Lorna’nın geceliği üzerine tam oturmuş olsa da ayak bileklerine ulaşamadan kısalmıştı. Çıplak ayaklarının altındaki çıplak bacaklarına dolanan sinsi bir rüzgar ta kalbine kadar üşütmüştü kendisini. Başındaki ağrı da nefes aldığı her an daha da artıyordu. Yorgun bedeni bu dağılmış ruhunu taşıyamıyordu! “Bakın Efendim” diyerek söze yeniden başladı. Bu hitap Ewan’ı gülümsetti. “Devam et!” dedi genç adam. Kendisine bu İngiliz kızı tarafından “Efendim” denmesi hoşuna gitmişti. “Ben susamıştım ve su bulmak için dışarıya çıktım. Sonra o kadını gördüm, Siyah saçları olan kadın. Bu odadan çıkınca buraya geldim işte” Ewan bu sırada İsabel’i hatırladı. Bu ürkek sarışın onu görmüş olmalıydı. Doğru söylediği açıktı ancak ona böylesine ağır bir işkence etmek varken de bu fırsatı kaçırmak istemiyordu! “Beni kandıramazsın… Eğer klanımda kalmak için kollarıma atlayacaksan…” Charlotte elinde olmadan inledi. Neredeyse düşüp bayılacaktı. Kafasındaki zonklayan ağrı yetmezmiş gibi bir de adamın o aşağılayan sözleriyle hepten güçsüzleşmişti. “Ben bir rahibe olacaktım! Nasıl bunu düşünmüş olabilirim! Tanrı’dan korkmuyor musun? Onun yolunda giden bir kadını nasıl böyle itham edebilirsin?” “Siz İngiliz’lerden her şey beklenir!” Genç adam daha da öne kaydı. Kollarının düğümünü çözüp bu defa kaslı gövdesiyle heybetini ilan ederken “Yatağıma girmek gibi planların varsa şunu aklına sok ki benim senin gibilerle işim olmaz!’” dedi. Belki de sahiden bu kız bunu amaçlamıştı! Söylediği her şey geçerliydi. İngilizlere güvenmiyordu ve İngilizlerin amaçları için satmayacağı tek bir şeylerinin olmadığı biliyordu! Ancak Charlotte bunlara dahil değildi. Zavallı kız işittiklerinin etkisiyle dehşetle istavroz çıkardı. Başı dönmeye, soğuktan titremeye başlamıştı. “Yatağına girmek istemiyorum” diye bağırdığında da gözlerinin karardığını hissetti. “Sadece su, su istemiştim. Ahh Tanrım” diye inledi. Ardından güçsüzce öne doğru sendeledi. Elini kafasına koyup gözlerini kapatırken bu odadan çıkmayı isteyerek adımlarını attı. Ewan’ın durduğu yerin tam aksi istikametinde masanın etrafında dolanarak kapıya ulaştı. Kapı kulpunu kavramıştı Ewan kızın kolunu tuttu. “Sana hiçbir şekilde inanmıyorum Sassenach! Duydun mu? Yarın olduğunda da burada fazladan bir dakika bile durmayacaksın. Kız kardeşimin ya da Ruth annenin varlığına güvenme!” Charlotte gülümsedi. Ancak bu gülümseyiş o kadar acı doluydu ki sadece bir saniye sonra gözleri doldu. Yaşadığı hayata lanetler yağdırdı. Manastırda kalıp rahibe olsaydı ömrü boyunca bu kadar dert çekmeyecekti. Gözleri dolu dolu adama baktı. Başındaki sargı hafiften kanamış ancak kanı durmuştu. Ewan’ın gözü bu sırada oraya kaydı. Sarı saçlarının üstünden sarılan bez, kızın solgun beyaz tenine uymayan bir şeydi. Bir süre çatık kaşlarıyla yaraya bakmışken bu defa bakışları kızın dolu gözlerine kaydı. Mahmurlaşmış gözler ve hafifçe titreyen bedenin altında zayıf ve çaresiz görünen o gözler az sonra gürültülü bir sağanakla yağmaya başlayacaktı. Charlotte adama bir şey demedi. Birkaç saniye ağlamaklı gözleriyle ona baktı ve sessiz dua edip avuç içlerini kapıya yasladı. Ardından başını öne uzatarak ellerine yaslayıp ağlamaya başladı. Gözlerini ve yüzünü kapatıp sessizce ağlarken bir süre sonra hıçkırıkları geldi. “Tanrım bana neden bunu yapıyorsun?” diyen söylenip bir yandan delice ağlarken Ewan tam anlamıyla afallamıştı. Ne yapacaktı? Lanet olası İngiliz böyle yaparak ne yapmaya çalışıyordu. Kızın görünmeyen dudaklarından çıkan iniltiler karşısında şaşkındı. Kız, Sarsılan omuzları, önüne düşen saçlarıyla kapıya dayanmış öylece ağlıyordu. Buna artık dayanamadığında kızın omuzlarını kavrayarak “Kes sesini” diye bağırdı. Charlotte başını kaldırmayarak bu defa adamın kollarında ağlamasını sürdürdü. Ağlama sesi yatışmış yerini acı dolu bir inilti almıştı. Başı hale öndeyken Ewan’ı göremiyordu. Genç adam kızın omuzlarını sertçe sallayarak “Ağlama!” diye bağırdığında da durmadı ve yine devam etti. Ewan ise en sonunda kızın sırtını sertçe tahta kapıya yasladı. Kız ayakta duramıyordu. Ewan bir elini kızın omzunu bastırırken diğer eliyle çenesini kuvvetlice sıkıp yüzünü kaldırdı. Charlotte çenesini adamın ellerinden hızla çekip ağlamayı sürdürünce Ewan bu defa kızın yüzünü iki eliyle avuçlayıp kafasını kaldırdı. Sırılsıklam olmuş yanakları ve yarı baygın gibi duran gözleriyle minik dudaklarının titremesi genç adamı daha da sinirlendirdi. “Hiçbir kadının gözyaşlarına kanmam!” Charlotte sessizce “Su” dedi. Sadece buydu dediği. Adamın şaşkın bakışları altında tekrar “su” diye inlerken gözleri tamamen kapandı ve öne doğru düşerek adamın göğsüne dayandı. Ewan onun sırtını kavradığı gibi gayri ihtiyari kendine daha çok bastırdı. Eliyle boynunu ve belini tutup kendi sıcak göğsüne hapsederken “Kahretsin!” diye tısladı dişleri arasından. Bir an için Edwin’i getirtip İngiliz’i yatağına götürtmek istedi ancak bunu yapmadı. Belki de direkt götürüp denize bir daha atmalıydı! Ya da Hortwire uçurumdan aşağıya bırakmalıydı! Ancak bunların hiçbirini yapmadı. Kızı çekip kucağına aldı ve sessizce odasına taşıdı. Sakin nefes alışverişlerinden yaşadığına kanaat getirip Charlotte’u yatağa bıraktığında elleriyle de onun alnına dokundu. Ateşi yoktu. Gözleri kızın vücudunu süzerken bir an sonra açıktaki ayaklarını ve dize kadar açılmış geceliğini seçti. Elini yavaşça kızın eteğine götürdü. Parmak uçlarıyla eteği kavrayıp ayaklarına kadar çekti. Ancak bakışları gibi elini de öyle çabuk çekemedi. Eli istemsizce kızın ayaklarına gitti. İri avucuna sığan kızın ayağına dokunmasıyla kaşları çatıldı. Tam anlamıyla bir buz kütlesine dokunur gibiydi. Nefretle dolu olsa da kızın ayaklarına yeni bir kürk parçası örtmeyi ihmal etmedi. “Kalemde ölmeni istemiyorum!” dediğinde Charlotte gerindi. Kedi miyavlaması gibi incecik bir ses çıkardığında Ewan kızın tepesinde durup öylece yüzünü seyretti. Dişlerinin arasından da “Burada ne işin var?” diye söylendi. Kızın bir leydi olduğunu biliyordu. Kahrolası bilmem ne dükünün kızıydı. Öte yandan onun gibi bir leydinin, kraldan sonra en yüksek mevkide olan babasının biricik gözdesinin, bu kırılgan salon çiçeğinin burada, bu vahşi topraklarda işi neydi? Onu buraya getiren, yıkık dökük bir kiliseye gönüllü yaptıran sebep neydi? “Buraya ait değilsin” diye geçirdi içinden. Ürkek ve kırılgan İngiliz kızının masumiyetinin kendisini etkilemesine izin vermek istemeyen genç adam hışımla odadan çıktı. Ancak yapacağı bir şey daha vardı. Son bir iyilik… Odasına girip su çanağını aldı. Bardak kullanmak gibi bir alışkanlığı yoktu ancak o kibar leydi için masasındaki kupayı da aldı. Yeniden Charlotte’un odasına girince kızın iki elinin yüzünün altına koyup yan yattığını gördü. Dizlerini karnına çekmişti zira kalçasının çıkıntısı genç adamın gözünden kaçmadı. Kızı dürterek uyandırmak istedi. İşaret parmağın sertçe kızın omzuna geçirdi. “Kalk Kitty!” diye bağırdı ancak Charlotte sadece kaşlarını çattı ve bir saniye için gözlerini açtı ancak sonrasında yeniden kapattı. Ewan kızın boynunu kavrayıp onu kaldırırken genç kız bilinçsizce gözlerini açtı. “İç” diye emrederken kendinde olmayan Charlotte’un dudakları aralandı. Kana kana neredeyse 2 kupayı bitiren kız farkında bile olmadan hafifçe gülümsedi. “Tam bir aptalsın!” diyen Ewan ise bunu söylerken bu defa aşağılamak için söylememişti. Aksine sesindeki muzip ifadeye kendi de şaşırdığında kızı yeniden yatağa bıraktı. Masumiyeti karşısında neredeyse ikna olacaktı ki kendini toparladı ve gürültülü bir kapı çarpmasıyla odadan çıktı. Charlotte sabah uyandığında daha iyi hissediyordu. Soğuğu hissetmiyor aksine sıcaktan sırılsıklam olmuştu. Üzerine kat kat bu kürkleri kimin attığını bulmaya çalıştı ve dün geceyi hatırladı. Yaşadığı korkunç deneyimi anımsayınca bu odaya getirilmesinin, kürkler altında konmasının bir an için Klanın Beyi Ewan McAlister’in elinden çıktığını hayal etti. Coşkun bir tonda “Bu imkânsız” diye bağırdığında yataktan fırladı. Yüzünü göstermeyen güneşi görmese de sabah olduğunu anlamıştı. Sert ve donduran Highland havası yataktan çıkmaya uygun değildi. Genç kız dayanmayarak şömineye iki odun attı ve tekrar koşarak yatağın içine girdi. Sıcak kürklere gömülürken tir tir titriyordu. Sonra tamamen çılgınca olsa da dün geceyi hayal etti. Zalim McAlister beyinin kollarında odaya taşındığını, üzerinin örtüldüğü, sonra adamın durup kendisini seyrettiğini, hastalığı için kaygılandığını düşündü bir anlığına. Yanı başındaki su testisini de onun getirdiğini hayal ettiğinde dehşetle inledi. “Bu tam bir delilik!” dediğinde de kalbinde ani bir çarpıntı hissetti. Adamın kanında şefkatten en ufak bir parça gezinmiyordu. Şeytan ya da Hades ne anlardı ki şefkatten, sevgiden, sonsuz iyilikten! “Hayır” dedi genç kız… Odaya adamlardan biri tarafından getirilmiş olmalıydı. Bu detayı atlayarak Ewan’ın dün geceki sözlerini hatırladı. “Buradan gideceksin! Bir dakika fazladan durmayacaksın” diyen ürperten konuşmasını anımsayınca iyi hissettiği halde yeniden kötü hissetmeye başladı. Gülümseyen yüzü ansızın somurturken Lorna’nın sevgisini hatırladı. Tanrı affetsindi ama o kızın iyi niyetini kullanacaktı! Sonra bunun için saatlerini ayıracağı bir tövbe yapardı ama buradan gitmemek, babasının elinde kepaze olmamak ve saygınlığını korumak adına bunu yapmaya mecburdu. ** Ewan tüm geceyi uykusuz geçirerek çatırdayan odun alevinin sesi ve alçalıp yükselen ateşin yansıması altında tavanı seyretti. Binlerce yıllık kalesi, taş duvarlarıyla İskoç gururunu taşıyan mirası, haşmetli mülkü tarihinde ilk kez bir İngiliz kızına bakımevi görevi görüyordu! Atalarından gelen nefreti hala kanlı canlı olup, hala gözünü karartıp amansız savaşlara sürükleyecek kadar taze olsa da buraya bir İngiliz kızını alarak her şeyi silip atmış gibiydi! Kendini suçluyordu! Kendini, topraklarına ihanet etmiş gibi hissediyordu. Bu hisle sabaha karşı yataktan fırladı. Bugün o kızı gönderecekti bu kesindi! Kiliseye hizmet edecek bir gönüllü olması ya da masum bakışları, ürkek tavırları umurunda olmayacaktı! Onun dün gece ki hastalığı karşısında kıza yardım etmiş olsa da bugün buna son verecekti! Kahvaltının ardından kızın odasına yöneldi. Odaya kapıyı çalmadan gelişi güzel daldığında Lorna’yı Charlotte’un yanı başına oturmuş buldu. Genç kız İngiliz kızının başına bez parçası koyuyordu. “Neyi var?” diye bağırdı genç adam. Kızın bitkin nefes alışverişlerini dinlerken Charlotte daha da inledi. “Cayır cayır yanıyor. Ateşi var? Ewan korkuyorum” diyen Lorna ağabeyine çaresizce baktı. Ewan dün gece kızın alnına dokunduğunda ateş hissetmemişti. Tabii genç adamın ve de Lorna’nın bilmediği şey Charlotte’un ateşini bilerek çıkardığıydı. Zira genç kız uyanıp planını kurduktan sonra manastırda haylaz öğrencilerden hatırladığı çılgınca bir şeyi yapmıştı. Kupanın içine şöminenin başındaki odun kasasının içinden aldığı minik talaş parçalarını koymuş ve üzerine su ekleyerek bu berbat şeyi içmişti. Bunun tembel öğrenciler tarafından derse girmemek için yapılan bir düzmece olduğunu biliyordu. Şu an da başındaki ve vücudundaki hararetin tek sebebi buydu! İnlemek ve acı içindeymiş gibi yüzünü buruşturmak da pek zor olmamıştı. “Bu kız ne zaman iyileşecek?” diyen genç adam öfkeyle bağırmaya devam etti. “Ahhh Tanrım ölüyorum… ıhhh… Ahhh” diye inleyen Charlotte ise başını sağdan sola çevirirken “Tanrım beni affet” diye geçiriyordu içinden. Ewan kızın inleyen yüzünden zorlukla gözlerini kaçırıp “Ruth anneye haber ver!” diyerek kız kardeşine dönünce Lorna başını sallayarak yataktan kalktı. Ancak Charlotte buna engel olup “Hayır Lorna, onu istemiyorum!” diye söylendi. Ewan kıza alayla baktı. “İstersen Rahibi çağıralım! Son duanı etmek istersin belki?” “Kalende ölmeye niyetim yok Ewan McAlister. Kendi topraklarımda öleceğim” diyen Charlotte güçsüzce bu cümleyi kurduğunda Lorna gülümsedi. “Hayatım çok fazla ateşin var. Ruth anne ne yapılacağını bilir. Birkaç dakika sonra gelirim” diyen Lorna ise kapıya koşmuştu bile. Charlotte çaresiz bir kabullenişle kıza bakarken midesindeki talaşlar yüzünden sahiden bu kalede ölüp kalacağını sandı. Öte yandan Lorna çıkmıştı ve şeytan ile yine baş başa kalmıştı. “Kalenin havasını soluduğum için özür dileri.” Ewan küstahça güldü. “Sesini kes ve iyileşmeye bak!” “Ölmemi mi istiyorsun! Bu sana ne fayda getirecek?” diyen Charlotte bu defa katı bir tonda sordu. Ewan odanın içinde dolanıp durarak şömineye gitti. Hala canlı olan ateşe bir odun daha attı. Sonra kızın yanına kadar gidip başında bir cehennem zebanisi gibi dikildi. “Bir İngiliz’in ne ölüsü ne dirisi bana fayda getirir!” “Orada yazılanları gördüm” Gözlerini adamdan kaçırdı. “Çok acı şeyler yaşanmış bu topraklarda.” Ewan kıza nefret dolu bir bakış attı. Charlotte bu bakıştan korkarak kendini acındırmak adına yeniden inledi. “Bunlar geçmişte kaldı Ewan McAlister. O katliamları size ben ya da babam ya da büyük babam yapmadı” Ewan tiksinir gibi fısıldadı. “Sen ne anlarsın?” Genç kız yanıt vermeyerek başını salladı. Ewan suçlayan tonda konuşmaya devam etti. “Sen Kitty, o süslü balolarınız için alacağın en yüksek fiyatlı elbiselerini düşünüp, yürümeye bile tenezzül etmeyerek görkemli Londra sokaklarında kireç suratlı leydilerle gezip, dantelli gömlekler giyen o onursuz soylularla dansını yaparken kaç binlerce insanın ölümünü hiç düşündün mü? Lanet olası kralınız çizmelerini yalayan dalkavuklarına altınlar saçarken orduları burada çocukları, kadınları kılıçtan geçirdiler! Ya soylu baban, soylu büyükbaban… Onlardan bu aşağılık eylemlerine dair bir şey işittin mi? Tek dertleri seni daha zengin bir soylunun altına atmak isteyen babanın bir gün olsun halkımın çektiği eziyetleri önemsediğini mi sanıyorsun? Bugün savaş olsa sevgili Kitty senin o alçak baban kralın sofrasına oturup gülüşmeler altında öldürme emirleri vereceğini bilmiyor musun?” Ewan’ın öldürücü tonda kurduğu bu cümleler genç kızı hazırlıksız yakaladı. Defterde yazılanları anımsayıp bir de adamın bu sarsıcı sözlerini işittiğinde elinde olmaksızın “Özür dilerim” diye fısıldadı. Sanki tüm katliamlar kendi elinden çıkmış gibi sessizce suçluluk içinde bir kez daha “Özür dilerim” dedi. “Kes sesini Sassenach!”. “Ben halkına hizmet etmek için geldim. Neden bunu anlamıyorsun?” Ewan alayla güldü. “Senin ve hizmetinin benim topraklarımda işi yok Kitty” “Eve dönemem” diyen Charlotte ise gözlerini koluyla kapatıp sessizce ağlarken iki saniye sonra kapı şiddetli bir sesle çarptı. İrkilerek kapıya baktığında Ewan’ın odadan çıkmış olduğunu gördü. Birkaç dakika sonra da Ruth anne kaknem suratıyla odaya giriş yaptığında genç kız, az önce odadan çıkanın mı şimdi odaya girenin mi daha korkunç olduğunu kestiremedi. *** Ewan atış talimleri için alana inmişti. Askerleri, birbirine değen kılıçlar arasında eğitim yaparken Klan beyini görenler derhal işlerini kesip hazır ola geçtiler. Ewan az önceki öfkenin izlerini taşıyan gerilmiş bedeniyle “Stuwart!” diye bağırdı. Adamlarının en irisi olan Stuwart kalabalığı yarıp Efendisinin karşısında dikilip tek diziyle yere çöktü. “Benimle dövüş” diyen Ewan yeleğini ve gömleğini hızlıca üzerinden çekip attı. Stuwart da çıplak olan bedeniyle efendisinin emreden işareti sonrası ayağa kalktı. İki dev gibi adam çıplak elle birbirlerine girdiler. Yumruklar ve darbe alan tenlerin sesleri havada yayılırken diğer adamlar zevk içinde izlediler bu kapışmayı. Sonunda Ewan tek darbeyle adamını yere yığdığında Darren hariç herkes coşkuyla karşıladı Efendisini. Bu sırada çocuklardan biri Ewan’ın pantolonuna asılıp gelen haberi verdi. Bir ulak gelmişti. Komşu Klanlardan McDonald’lardan bir mektup taşıyan habercinin mektubu bizzat elden Ewan’a verildi. Genç adam mektubu alıp direkt odasına çıktı. Birkaç ay önce başlayan yazışmaların nihai kararı verilmişti. Kararın müspet olacağından şüphesi olmayan Klan Reisi yanılmamıştı! Bu sırada kapısı çalındı. Darren yanıt beklemeden odaya girdi ve “sonuç ne?” diye sordu. “Geliyorlar” diyen Ewan gergin bedenini şöminesine sürükleyip mektubu ateşe attı. Kâğıt saniyeler içinde büzülüp küle döndüğünde Darren “Yani kararlısın” diye sordu. Genç adamın sesi tenkit eder şekilde buz gibiydi. “Evet” “Peki o halde, evlen bakalım!” “Topraklarımın güce ihtiyacı var Darren. McDonald kızını gelin olarak almam ise hepimizin yararına olacaktır.” “Umarım o kızı seversin” diyen Darren’e yanıt gecikmedi. “Bunun önemi yok. Sevgi gibi şüpheli şeylerle ilgilenmediğimi bilirsin!” “Evet doğru söylüyorsun dostum. Senin, tıpkı taşlaşan kalbin gibi sevgisiz bir evlilik yapmak istemeni anlıyorum!” “Madem bana ahkam kesiyorsun sen sevdiğin bir kadınla evlen ve bunun gerçek olduğunu ispatla!” Darren arkadaşının bu sözüyle sessizliğe gömüldü. Sevgi, karşılık aldığında güzel olmalıydı. Ancak kendi kalbinde ne bunun olduğunu biliyordu ne de kendisini seven bir kadının varlığından haberdardı. Yine de genç adam umutluydu. Klanının Reisi gibi çıkarlara dayalı bir evlilik yapmayacaktı! Bunu Ewan’a ifade etmese de ona karşı gelmedi de. Odadan çıktığında Lorna ve Ruth anneyi görünce az önceki hisleri aklından geçti. Yaralı kadın Lorna, acaba sevgi üzerine ne düşünüyordu? Ewan ise odada yalnız kaldığı anda McDonald kızı Nicola ile yapacağı evliliğin her şeyi yola koyacağından emindi. Son dönemlerdeki maddi sıkıntılar ve bitmeyen kış yüzünden iyice eksilen ürünleri bu yolla tedarik edebilirdi. Ne var ki artık evlenmeliydi. Ve bunun da zamanı gelmişti! “McDonald’ler iki gün içinde topraklarımızda olacak Edwin. Herkese benim adımla talimat ver. Tüm hazırlıklar eksiksiz tamamlansın!” diyerek uzatmadan emrini verdi. Edwin Efendisinin sözlerini başıyla kabul edip çıkışa yönelmişti ki Ewan onu durdurdu. “Bir de” dedi genç adam. “Şu İngiliz kızını, Kitty’i araştır. Neden burada, babası onu neden yollamış öğren!” En sonunda adamı çıkınca Ewan da ayağa kalktı. Aklında binlerce soru ve sorun vardı. Sorularının cevabının bir kısmını Edwin’den öğrenecekti. Sorunları içinse yapacağı tek şey gidip birkaç adamı dövüp gevşemekti. Charlotte klana birkaç gün içinde dolacak kalabalıktan habersiz Ruth annenin somurta somurta verdiği karışımı içerken midesindeki fesatla iki büklüm oldu. Öte yandan yatakta yatmaktan sıkılmıştı. Dışarı çıkıp bacaklarını açıp yürümek istedi ancak bu durum şüpheli bulunabilirdi. Zira sabahtan bu yana ağır hasta taklidi yapıp birkaç gün daha kalede kalmayı planlıyordu. En azından rahip gelene kadar! O geldiğinde de bir şekilde kilisede kalacağından emindi. Yaşlı bir adamı ikna etmek de ne vardı. Hem kim kilisesini derleyip toparlayacak bir gönüllü istemezdi ki! Sadece Rosemary ve Ruth anneyle bu kadar kalabalık bir klanın ahiretini nasıl kurtaracaklardı! Genç kız kendisine getirilen sade yemeği de yiyip yeniden yatağa girdi. Akşama kadar pek çok kez Lorna gelip kendisini kontrol etmiş ve Charlotte usta bir tiyatrocu gibi o iyi kalpli kadını hasta olduğuna ikna etmişti. Ancak öte yandan talaşın etkisi geçiyordu ve yeniden o berbat şeyi içmesi gerekecekti. Akşama doğru da kimselerden ses çıkmadığı bir saatte kupayı yeniden talaşla doldurdu. “Tanrım yalanım için beni affet!” diyerek gözlerini kapatıp karışımı içmek için nefesini tuttu. Tam bu sırada kapının kapanan sesini işitti. Dehşet içinde arkasını döndü ve onu gördü! ** Ewan akşam yemeğinden sonra Edwin’i dinledi. Adamı emirleri verip hazırlıkları başlatmıştı. Ancak asıl haber Charlotte Kitty Wilkinson ile ilgili olanıydı. “Efendim Rosemary’den birkaç şey öğrendim” diyerek söze başlayan Edwin’i dinleyen McAlister beyi gergindi. “Ne öğrendin diye sordu?” genç adam. “O kız bir leydiymiş!” “Bunu zaten biliyordum!” Edwin gergin sesiyle “Devamı var Efendim” diyerek konuşmaya başladı. “Kızı babası buraya sürgüne yollamış. Ruth anne kızın üvey teyzesiymiş. Sassenach kızı bir manastırda eğitim görüyormuş ama sonradan kaçmış… Hem de bir metres olarak evli bir adamın yanına!” Ewan işittikleriyle dişlerini sıktı. “Devam et” diye buyurduğunda öfke içindeydi. “Rosemary Ruth annenin kızı azarlamasını işitmiş. Sen kirlenmiş, iffetsiz bir kızsın” diyormuş. Sanırım O İngiliz kızı bir takım işler çevirmiş Efendim. Londra’da katılmadığı skandal kalmamış. Ruth anne kıza suçlarını sayarken Rosemary hepsini aşağıdan işitiyormuş. Ruth anne onun hamile olduğundan bile şüphelenmiş! Kızın pek çok sevgilisi olduğu ve İngiltere’de babasını utandırdığı aşikar. O yüzden de buraya gönderilmiş!” Edwin’in sözleriyle Ewan’ın çenesi seğirdi. Masum ve kırılgan sandığı Kitty meğer tam bir skandallar leydisiymiş. Genç adam işittiklerinin öfkesiyle Edwin’i kaba bir hareketle odasından gönderdiğinde kendisi de hışımla ayağa fırladı. Tabi ya, bir İngiliz kızından masumiyet beklemek kendi hatasıydı! Dün gece neredeyse kıza acımış, onun için üzülmüş olduğunu fark ettiğinde öfkesi de daha da kabardı! Sevgileriyle gününü gün eden Kitty demek buraya skandalları için sürgüne gönderilmişti! Genç adam hızlı adımlar atıp odanın kapısında geldiğinde bir an durakladı. Kızın hasta ve baygın olduğunu biliyordu! Kapıyı planladığının aksine sessizce açarken kızı öncelikle korkudan öldürmek istemiyordu. Ancak genç adam yavaşça içeriye girdiğinde Charlotte’un şömine başına diz çöküp konuştuklarına kulak kabarttı. “Tanrım hasta olduğum yalanını söylediğim için beni affet!” diyen genç kızın sapasağlam olduğunu görünce ise öfke bir fırtına gibi ansızın vücudunu dondurdu. Charlotte’un ne yapmaya çalıştığını anladığında da genç kız bir kez daha “Lütfen beni bağışla” dedi. Ewan bu sözle kapıyı çarparak kapattı ve öldüren bir tonda “Tanrı bağışlar mı bilmem ama ben yalanını affetmem Kitty!” dedi. Genç kız dehşet içinde arkasını döndüğünde elindeki kupa yere düştü. Ewan McAlister tam karşısında dikilip bu sözleri kurarken kalbindeki korkunun tarifi yoktu
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD