Mardin / Kızıltepe / Günümüz...
Binbaşı Vural, o günden sonra Erdem'i Şenyurt Jandarma Karakol Komutanlığına Vekil Komutan olarak görevlendirdi.
Erdem'in gözlerindeki kararlılığı görmüştü bir kere. Artık ne söylerse söylesin kararından caydıramazdı. Eğer bir şeyi kafasına koymuşsa mutlaka yapardı. Şimdi de şehit olan nişanlısının intikamını almak için bir yola girecekti.
Yine de bir umut sordu Binbaşı Vural.
"Son kararın mı?"
Erdem'in sesi kararlıydı.
"Evet komutanım." dedi.
Binbaşı Vural anladım der gibi başını sallayıp elindeki dosyayı Erdem'e uzattı. Erdem, uzanıp dosyayı alacaktı fakat Binbaşı Vural dosyayı bırakmadı.
Bunun üzerine Erdem'in gözleri Binbaşının gözlerini buldu.
"Bana bir acı daha yaşatma sakın."
Sesi hafif titremişti Binbaşı Vural'ın. Bu titreyiş korkudan değil, Erdem'e olan sevgisindendi.
Geçmişten beri böyleydi bu ülkede. Bu vatan için hep savaşılır, kan dökülür, belki bir süre giden canların ardından yas tutulur ama yine de ayağa kalkıp vatan uğruna yeniden canını feda edecek evlatlar yetişirdi. Hainler üremeye devam ettikçe tarih kendisini tekrar ederdi.
Şeyda da onlardan birisiydi. Vatan sevgisi kalbinde yer edinmiş, ülkesine sadık bir polis memuruydu.
Daha ömrünün baharında, belki de canından çok sevdiği nişanlısı Erdem'le düğün hazırlığı yaparken hayata gözlerini yummuştu.
Hayalleri, geleceğe dair umutları... Hepsi yarım kaldı. Artık devam etmeyecek, yarım kalmış bir hikâye oldu onun hikayesi.
Bir süre gündemde olacak, görenler üzülecek, ama acı ilk günkü ağırlığını zamanla yitirecekti.
Aynı ciddiyetle selam durup:
"Emredersiniz komutanım." dedi Erdem.
Dosyayı aldıktan sonra Binbaşının odasından ayrıldı.
Karakolda nizamı sağlayıp her şeyi düzene soktuktan sonra asıl görevine geri dönecekti belki de ama bu süreyi ne kadar uzatabilirse onun için bir avantajdı bu.
Karakol baskınının üzerinden bir hafta geçmişti. Dosyada Ilgaz'ın adını görünce şaşırsa da bu sürede onun orada olması ve gereken disiplini sağlayacağını bilmesi içini rahatlamıştı.
Aracına binip kontağı çevirdi. Bir kaç saniye sonra radyo kendiliğinden çalmaya başladı.
🎶 Mustafa Yıldızdoğan / Gittiler
Ülke çıksın diye dardan
Candan geçtiler candan
Ana, baba, evlat, yardan
Geçip geçip gittiler
Hepsi nice yiğittiler...
Boğazında bir yumru oluştu. Belki yumru gitsin diye, belki de nefes almayı unutmuş ciğerlerinin hâlâ orada olduğunu hatırlamak için derin bir nefes çekti. Ama bir faydası yoktu. Artık o yumru hep orada olacaktı.
Her sabah olduğu gibi gözlerini yumup fısıldadı: "Hayat devam ediyor."
Öyleydi ya. Hayat geride kalanlar için devam ediyordu. İyi yada kötü, acı yada tatlı... Zaman bir şekilde akıyordu.
Yapılacak bir görevi olduğu için oyalanmadı Erdem. Her şeyi bir kenara bırakıp yola çıktı.
Yol boyu aynı müzik tekrar tekrar çaldı radyoda. Sanki Erdem'e geçmişi unutturmak istemiyormuş da aklına kazımak istercesine sürekli başa sardı.
Karakolun önüne geldiğinde kapıdaki nöbetçi asker yaklaşıp baktı. Erdem'in rütbesini görünce hızla selam durup raylı kapıyı ittirdi.
Karakol bahçesinde sabah içtima sonrası eğitim vardı. Ilgaz yine her zamanki dik duruşuyla askerlerin başındaydı.
Erdem arabadan indikten sonra ağır adımlarla eğitim alanına adımladı.
Ilgaz araç sesini işitmişti ama gözü Uzman Çavuşlardan birine takılı kalmıştı. Ayağını incitmişti Bayram ama yine de eğitime katılmayı seçmişti.
"Bayram. Bugün izinlisin. İyice iyileş sonra devam edersin eğitimlere." dedi sert bir sesle.
Askerler tanıdığı için garipsemedi bunu ama dışarıdan biri duysa irkilirdi kadının ses tonundan.
Ilgaz soğuk görünse de aslında içinde bir tarafı yumuşaktı. Ciddi duruşu ve duygusuz görünüşü onun için bir kalkandı. Bu şekilde kendisine bir sınır çizmiş, insanlara karşı bir mesafe koymuştu.
Erdem kadının bu haline tebessüm etti.
"Hiç değişmemişsin atsubayım" dedi hafif alaylı bir sesle.
Ilgaz, Erdemin geleceğinden haberdardı. Öncesinden bilgilendirme yapılmıştı.
Saldırıda Üsteğmenin yaralanması üzerine en yüksek rütbe Ilgaz'daydı. Bir haftadır karakolun emir komutası ondan soruluyordu.
Ardına dönüp selam durdu.
"Astsubay Üstçavuş Ilgaz Gürel. Emirlerinizi bekliyorum komutanım." dedi yine aynı ses tonuyla.
"Rahat ol. Nasılsın görüşmeyeli?"
Erdem ve Ilgaz Astsubay Meslek Yüksekokulu'nda devreydiler.
"İyiyim. Siz?" Ilgaz yine de saygısından ödün vermedi. Bir zamanlar arkadaşı da olsa karşısında üstü vardı.
"Ben de iyiyim. Seni burada görmeyi beklemiyordum, kıdemli astsubay olmuş belki de sınava girip subaylığa geçmişsinidir diyordum."
Kadının dudağında hafif alayla karışık bir hüzün belirdi.
"Öyle olması gerekti diyelim. Bu arada... Başınız sağolsun."
Konuyu değiştirmek istiyor gibiydi Ilgaz. Ama arkadaşının taze acısı da aklına gelmişti. En azından başsağlığı dilemesi gerektiğini düşündü.
"Dostlar sağolsun. Eee rapor ver bakalım Astsubayım."
Erdem'in de Ilgaz'dan kalır yanı yoktu. O da konuyu değiştirip başka bir konu açmış, iki haftadır en çok duyduğu fakat artık duymak istemediği kelimeleri bir kenara atmıştı.
Ilgaz hızla ciddileşti.
"Personel mevcudu 26. Bunlardan 25'i Uzman Çavuş, bir de ben. Geçen haftaki saldırıda biri Üsteğmen üçü Uzman Çavuş dört görev arkadaşımız ağır yaralandı.
Askeri hastanede muayeneleri sürüyor. Uzmanlardan ikisi ve Üsteğmen Alparslan'ın yarası ağırdı. Büyük ihtimalle malulen emekli olacaklar. Kalan bir Uzman Çavuşun da tedavisi bitince geri dönecek.
Çatışma sonrası nöbet düzeni gözden geçirildi. Nöbet değişimi daha sıkı bir disiplinle yürütülüyor. Personel eksikliği var ama şimdiye kadar idare ettik. Eksik personel talebinde bulunmak gerek.
Karakolun sorumluluk sahası sınırda on kilometre. Gözetleme kulelerindeki termal kameralar gözden geçirildi. Merkez karakoluna rapor geçtim en kısa sürede arızalı olanlar değiştirilecek.
Garajda üç adet kirpi, iki adet kobra mevcut. Araçlarda bir sıkıntı yok. Sadece Kobralardan birisinde telsiz arızası var.
Mühimmat sayımı tamamlandı. Cephaneliğe gelen bomba nedeniyle eksikler var. Onlar da merkez karakoluna bildirildi.
Son olarak civar köylerle temas halindeyiz. Olası bir hareketlilik halinde köy korucuları bilgilendirecek."
Erdem Ilgaz'ın disiplinine gıpta ile bakareken içten içe gurur duydu. Bir kadın için zor bir görevdi bu. Ama bunun üstesinden gelebilecek biriydi Ilgaz. Soğuk görüntüsünün yanında cesaretli ve güçlü bir kişiliği vardı.
"Anladım Astsubayım. Daha detaylı bir inceleme yaparız. Askerlerle tanışalım."
Erdem'in gözü Ilgaz'ın ardında eğitim yapan askerlere takıldı.
İlk göze çarpan iri cüssesiyle Baran oldu. Normalden fazla kaslı, uzun boylu ve kara gözleriyle ciddi bir bakışı vardı. Erdem, adamın görünüşünden çok uzak olmayan, yakın şehirlerden birinden olduğunu düşündü.
Diğer tarafta Baran'ın aksine daha zayıf, ama şınav çekişinden gücünün kuvvetinin var olduğunu gösteren Hilmi'yi gördü.
Sonra tek tek hepsini gözden geçirdi. Hepsi aynı yola baş koymuş ana kuzularıydı.
Ilgaz'ın "Eğitim bitti. İçtima düzeninde toplan marş marş." emrine karşı askerlerin ayak sesleri toprağa karıştı. Saniyeler içinde askeri bir disiplinle sıralandırlar.
Ayaklar birleşmiş, kollar yanlarda. Eğitimin yorgunluğu yüzlerinden okunuyordu. Moral olarak pek iyi görünmemelerine rağmen yine de görevlerini yapmaya gayret gösteriyorlardı.
Erdem ağır adımlarla karşılarına geçip, bir süre hepsini süzdü. Sanki o kısa zamanda her birinin yüzünü aklına kazıdı.
Sonra o tok ve kararlı ses tonuyla konuşmaya başladı. Önce kısaca kendini tanıttı.
"Astsubay Başçavuş Erdem Karaca."
Sonra her birine güç vermek istercesine devam etti.
"Öncelikle hepinize geçmiş olsun. Zor bir süreç geçirdiniz. Tekrarının yaşanmamasını temenni ediyorum.
Elbette ne yaşanırsa yaşansın dimdik ayakta durmaya devam edeceğiz."
Parmağıyla, olanların aksine, içlerindeki fırtınayı yok sayıyormuş gibi bir sükunetle direkte asılı duran Türk Bayrağını gösterdi.
"Çünkü biz bu bayrağın altında, vatan toprağını korumak için yemin etmiş askerleriz. Bize ah vah edip bir şeyleri bırakmak yakışmaz. Tabi ki üzüleceğiz. Sonuçta biz de birer insanız. Yasımızı tutar kaldığımız yerden devam ederiz.
Bu vatan bizim namusumuz. Geçmişte dedelerimiz, bugün bizler, yarın da evlatlarımız...
Hepimiz bu vatan uğruna savaştık ve savaşmaya da devam edeceğiz. Bu hep böyle devam etmiştir.
Unutmayın. Sıktığınız her kurşun, tuttuğunuz her nöbet, hatta burada attığınız her adım bu vatan için. Anne babanız, kardeşleriniz ve eşleriniz için. Onların ve bu vatanın güvenliği bizim canımızdan daha önde.
Sizden istediğim birbirinize güvenip omuz omuza olmanız. Biz birlikteysek güçlüyüz.
O şehitlerin ve gazilerin kanı boşuna dökülmedi, dökülmeyecekte. O itleri bulup inlerini başlarına yıkacağız. Anlaşıldı mı?"
Hepsinin içinde yanan görev aşkı daha da alevlendi. Erdem'in kararlılığı hepsine güç vermişti.
"Emredersiniz komutanım” dediler hep bir ağızdan. Erdem, sessiz bir yemin gibi yankılanan bu kararlılığa baktı; intikamının karşısında yansıyan sessiz yemini...
"Rahat." Ilgaz'a dönüp "Astsubayım raporlar hakkında detaylı bir değerlendirme yapalım." dedi Erdem.
"Peki komutanım."
İkili karakola doğru uzaklaşırken diğer tarafta Baran, Emre ve Halil üçlüsü çoktan kendi aralarında konuşmaya başlamıştı.
Halil:
"Valla şuraya yazıyorum Astsubay belamızı s*kecek demedi demeyin." dedi bir taraftan söylediği sözün kanıtı gibi demir direğe parmağını sürerken.
Baran çoktan barfix direğine geçmiş, barfix çekmeye başlamıştı. Halil'in dediğine çarpık bir gülümseme bıraktı.
"Valla benim için sıkıntı yok. Ama sen g*tü kollasan iyi olur. Malum yakında düğünün var. Sonra yenge ikinci el diye geri göndermesin seni." deyip kahkaha attı.
Halil:
"S*ktirtme lan çeneni." diye çıkıştı Baran'a.
Emre her zamanki gibi ikilinin atışmalarından zevk alıyordu. Direğe omzunu yaslamış, dudaklarında keyifli bir tebessümle ikiliyi izliyordu.
Baran:
"Hop hop. Komutan s*kecek zaten cüssemiz var diye de şey zannetmeyin lan."
Ne kadar kızıyormuş gibi görünse de içten içe o da keyif alıyordu Halil'le olan laf dalaşından.
Halil:
"Yav biz zannetsek ne olur zannetmesek ne olur. Mal ortada nasılsa."
Baran Halil'in dediğiyle barfix diğerini bırakıp yeri buldu anında.
"Gel ben o malı bir tanıtayım sana." deyip Halil'in üzerine doğru yürümeye başladı.
Halil ufak ufak geri adımlar atarak bir taraftan Baran'a cevap vermeyi de eksik etmedi.
"Yalnız kasadan barkodsuz ürün geçişi yasak bizde."
Baran Halil'in üzerine doğru yürürken daha da hızlandı.
"Ben sana geçireceğim gel sen."
"Yok abicim almayayım yakında düğünüm var benim."
"Lan demin ben ne dedim. Yok yok sen hak ettin. Gel lan buraya."
Halil bu sefer kolay kurtulamayacağını anlayınca anlık bir hareketle yön değiştirip hemencecik Emre'nin ardını buldu.
"Lan şu ayıyı dizginle bak b*k yoluna gideceğim bu sefer dediği gerçek olacak hanım iade edecek beni."
Emre yaslandığı direkten ayrılıp yüzünü Halil'e döndü.
"Bana ne ulan. Dalaşıp daşalıp sonra beni kurtar diye ardıma sığınıyorsun. Bulaşmasaydın." deyip ensesinden yakaladı ve Halil'i Baran'ın önüne attı.
Baran:
"Eee kasiyer bey. G*tünüze bir barkod basalım mı?" deyip Halil'i kıvrakça yakaladı.
İkili kendi arasında bir kavgaya tutuşmuş, Emre ise onları keyifle izlemeye koyulmuştu.
Onlar bu haldeyken havada hafif grileşen bulutlar toplanmış, ince ince nisan yağmurunu toprağa bırakmaya başlamıştı.
Etrafa yayılan toprak kokusu havaya bir huzur, insanın içine de tatlı bir his bırakıyordu.