Sarvan Asil Korkmaz
Konağın avlusundan geçerken akşamın serinliği tenimi okşadı. Yorucuydu bugün; hem bedenim, hem zihnim yorgundu. Ama bir an önce odamıza çıkıp Meryem’in gözlerine bakmak, onun ellerinde huzuru bulmak istiyordum. Merdivenleri ağır adımlarla çıktım. Odamıza bir adım kalmıştı ki, önümde Yasmin belirdi. Gözlerinde yine aynı inat, yine aynı karanlık umut…
“Hoş geldin ağam,” dedi yavaşça.
Başımı salladım. “Hoş buldum Yasmin,” dedim ve yanından geçmek üzereyken arkamdan gelen sesiyle durmak zorunda kaldım.
“Daha ne zamana kadar beni görmezden geleceksin Asil?”
Asil…
Çocukluğumuzdan beri bana ikinci adımla seslenen tek kişi oydu. Annem bile bana Sarvan derdi hep. Ama Yasmin… Hep farklı gördü beni. Hep başka gözle.
Yavaşça döndüm. “Seni kardeşim gibi gördüğümü söyledim Yasmin. Lütfen buna bir son ver. Ben evli bir adamım artık. Ve inan bana, karımı çok seviyorum.”
Yasmin’in gözleri doldu bir anda. Ama o duyguların ardında sadece hüzün yoktu, öfke de vardı, kırgınlık da. Bir adım bana yaklaştı.
“O kız…” dedi, sesi tıslama gibiydi. “O kız senin karın oldu çünkü berdelle evlendiniz! Eğer o berdel olmasaydı, onunla evlenmezdin bile! Ama ben… Ben hep buradaydım, hep seni bekledim. Seni sevdim Sarvan. Hep sevdim! Hâlâ da seviyorum!”
İçim sıkıştı. Gözlerimi yere çevirdim. Yasmin’in sözleri yüreğime ağır geldi, çünkü onu kırmak istemezdim. Ama aynı zamanda, gerçekler değişmezdi.
“Yasmin…” dedim sessizce. “Sen benim amcamın kızısın. Çocukluğumuzdan beri seni hep kardeşim bildim. Hiç başka türlü düşünmedim. Seninle aynı çatı altında büyüdük. Aynı sofraya oturduk. Sen benim için… kardeşimsin.”
Gözlerindeki yaşlar bu sefer süzüldü yanaklarına. Yumruklarını sıktı. “Peki neden o? Neden Meryem? Onun neyini bu kadar sevdin? Onu neden seçtin de beni görmedin bile?”
Derin bir nefes aldım. Kalbimdeki gerçeği söylemenin zamanıydı artık. Berdelle evlenmiştim evet, ama…
“Meryem’i… ondan önce de seviyordum Yasmin. Berdel sadece kaderin bizi aynı yola koyuşuydu. Ben Meryem’i ilk kez o yokuşun başında gördüğümde... gözlerime baktığında… bir şey oldu içimde. Sanki yıllardır eksik olan parça yerine oturdu. O gün onunla kaderimi paylaşmak istedim ben. Berdel olmasa bile… yine de onunla evlenmek isterdim.”
Sözlerimle adeta yıkıldı. Dudakları titredi, başını öne eğdi. Sessizlik çökmeden önce bir fısıltı gibi son cümlesi döküldü:
“Benim gözlerime hiç öyle bakmadın…”
Ona cevap veremedim. Çünkü doğruydu. Onun gözlerine hiç Meryem’e baktığım gibi bakmadım. O bakış… sadece Meryem’e aitti.
Yasmin birkaç adım geri çekildi. Gözyaşlarını silmeden döndü ve hızla uzaklaştı. Arkamdan gelen adımlarını dinlerken içimde buruk bir sessizlik oluştu. Ama içim rahattı. Çünkü kalbim hep doğru kişiyi sevmişti.
Ve o doğru kişi, şu an odada beni bekliyordu.
Odanın kapısını usulca açtım. İçeriye adımımı attığımda, perdelerden süzülen gün batımı ışığıyla aydınlanmış odada bir sessizlik hâkimdi. Bu sessizlik, huzur dolu olabilirdi, ama değildi. İçimde bir şey kıpırdadı. Adımlarım hafifti, ama kalbim telaşlıydı. Meryem’in sırtı bana dönüktü, pencere kenarındaki sandalyeye oturmuştu. Omuzları titriyordu. Bir an durup nefes aldım. Yine ağlıyordu. Kalbim sıkıştı.
Hemen yanına yaklaştım, eğildim. Elinde tuttuğu elbiseye gözüm ilişti. Birkaç tanesi de yatağın üstüne serilmişti. Parmaklarının arasında tuttuğu mavi işlemeli entari… Meryem’in çok sevdiği, ilk geldiği günlerde giydiği o narin elbise…
Diz çöktüm önüne. Ellerini tuttum.
"Neden ağlıyorsun güzel karım"
"Sarvan" dedi sonra burnunu çekti. dolu dolu olmuş gözleriyle bana baktı
"Ne oldu güzelim söyle kocana"
"Bu elbiseler artık bana olmuyor. çok mu şişko oldum ben"
Gülümsedim bu hâline bir kadın ağlarken bile bu kadar güzel ola bilirmiydi
"Gülme Sarvan söylesene çok mu çirkin oldum ben"
Yanına yaklaştım yüzünü avuçlarımın arasına alarak alnına öpücük kondurdum. "Sen her halinle çok güzelsin. hamile olduğunu içinde kilo almam çok normal ve kiloların bile sana o kadar çok yakışıyor ki her gün sana aşık oluyorum tekrardan"
"Bende sana aşığım ki" yaşlı gözleriyle gülümseyip sarıldı bana karnının izin verdiği kadar.
Gözlerinde biriken yaşları parmaklarımla usulca sildim. Her dokunuşumda içimde bir şükür yükseldi. Ne büyük bir lütuftu bu kadın… Ağlarken bile böylesine narin, böylesine güzel olan bir kalbi sevmek ne büyük bir nasipti. Avuçlarımda tuttuğum yüzüne baktım uzun uzun. Dudaklarının kenarında kıvrılan o mahcup gülümseme, kirpiklerinin ucuna tutunmuş yaşlar… Onu daha ne kadar çok sevebilirdim bilmiyorum ama her geçen gün, her nefesimde kalbim biraz daha onun oluyordu.
“Bak bana,” dedim fısıltıyla. Gözlerini kaldırdı, kirpiklerinin arasından bana baktı. O bakış… her şeyi unutturuyordu. Günün yorgunluğunu, kalbime çöken sessizliği, Yasmin’in az önceki sözlerini bile.
“Sen,” dedim dudaklarımı usulca kıpırdatarak, “her hâlinle güzelsin Meryem. Her hâlinle… Saçın dağınıkken, gözlerin doluyken, gülümserken, susarken… Bazen bir bakışınla içimi yangın yerine çeviriyorsun, bazen de o bakışla cenneti yaşıyorum gözlerinde. Şu an buradasın, yanımdasın, içimizde bir can büyüyor. Ve ben… seni öyle çok seviyorum ki, kelimelere sığmıyor artık.”
Başını eğdi bir an, utanmış gibiydi. Ama bir yandan da gülümsüyordu. Dudaklarının kenarındaki o küçük titreyiş, utangaçlığıyla karışan mutluluk… Onu daha nasıl anlatabilirim bilmiyorum.
Elimi yavaşça göbeğine koydum. Karnı yuvarlanmıştı, içindeki hayat kendini belli ediyordu artık. O an kalbim, kelimelerimin çok önünde çarptı. Elimi sabit tuttum, başımı onun karnına yasladım. Gözlerimi kapadım bir an. Bir mucizeye dokunuyordum. Kanımdan, canımdan bir parçaya…
"Nasılsın oğlum. Anne bu gün yine ağlamış ama sen üzülme anne mutlu sadece briaz fazla duygusal. Ve inan bana seni çok seviyorum. annende bende seni canımızdan öte seviyoruz" Meryem ellerimi tuttu. Sıcak, güvenli, sevgi dolu bir dokunuştu. “Seni çok seviyorum Sarvan,” dedi, sesi yumuşaktı.
Yüzünü ellerimin arasına aldım tekrar. Her zaman yaptığı gibi, gözlerini kaçırmaya çalıştı önce. Ama bu kez izin vermedim. Avuçlarım arasında kalan o zarif yüzüme baktım uzun uzun. Dudaklarındaki gülümseme yavaşça büyürken, ben usulca yaklaştım. Dudaklarıma onun dudaklarını kondurduğumda, içimde bir sıcaklık yayıldı. Öyle saf, öyle duruydu ki o an… Sadece aşk vardı aramızda. Geçmişin yükü yoktu, yarının belirsizliği de… Sadece biz vardık. Meryem’le ben. Dudaklarımdayken dudakları, kalbim en derin yerinden çarptı. Sevmenin en sade hâliydi bu. Ne gösterişli bir cümle, ne abartılı bir söz… Sadece bir dokunuş. Ama dünyaları susturabilecek kadar güçlü bir dokunuş.
Meryem geri çekildiğinde gözleri parlıyordu. Hafifçe gülümsedi. Ben de başımı onun alnına yasladım, bir süre öylece kaldık. Zaman durdu sanki o an. Sonra Meryem hafifçe eğildi, beni tekrar öptü. Bu kez onun elleri avuçlarıma dokundu. “Sen olmasan…” dedi fısıltıyla, “bu kadar güçlü olamazdım Sarvan.”
Ona yeniden sarıldım. Karnı yüzünden eskisi gibi sımsıkı kavrayamasam da, kollarımın arasındayken dünya durabilirdi. Elbiseler yerde kalmıştı, ama umurumda değildi. Onun gözlerinden başka hiçbir şeyi görmüyordum şu an. Parmaklarımla saçlarının arasından geçtim, alnına bir öpücük daha kondurdum ve sonra usulca kalktım. Elini tuttum.
“Haydi,” dedim gülümseyerek, “akşam yemeğine inelim. Tüm gün seni beklemişlerdir. Hele babam, şimdiye kadar on kere sordurmuştur nerede kaldık diye.”
Meryem başıyla onayladı, hafifçe doğruldu ve karnını okşayarak ayağa kalktı. Elimi hiç bırakmadı. Parmaklarımız birbirine kenetlenmişti, sanki dünyaya karşı tek bir beden gibiydik.
Birlikte merdivenlerden indik. Her adımda, arkamızda kalan ne varsa siliniyordu. Yasmin’in sözleri, Yezda yengemin sert bakışları, geçmişin gölgesi… Hepsi uzaklaşıyordu. Bahçeye çıktığımızda akşam serinliği yüzümüzü okşadı. Sofra çoktan hazırlanmıştı. Uzun masa, etrafında gülüşen sesler… annem, babam, Şeyda, Gökhan yeni gelin Aze… herkes bir aradaydı.
Bizi görünce hepsi başlarını çevirdi. Ve o an… gözler doldu, dudaklar gülümsedi. Babam yerinden kalkar gibi oldu ama sonra sadece başını salladı. Gözlerinde gurur vardı. annem, Meryem’e yer gösterdi hemen. Şeyda heyecanla elini salladı. Gökhan'ın bile suratı gülümsüyordu.
Ama… iki çift göz vardı ki, içindeki kinle hemen fark ediliyordu.
Yezda yengem… ve Yasmin.
Yezda, dudaklarını büzmüş, baştan aşağı bizi süzüyordu. Gözlerinde sorgulayan, küçümseyen bir parıltı. Yasmin ise uzaktan, yüzünde zorlama bir ifade ile bizi izliyordu. Elindeki su bardağını öylesine sıkmıştı ki, çatlayacak gibiydi.
Ama Meryem hiçbirini görmüyormuş gibi yaptı. Başını dimdik tuttu. Gözlerindeki yaşlar gitmişti artık. Onun yerini içten bir huzur almıştı. Herkesin karşısında, karnına bir kez daha elini koydu. Sonra bana döndü, elimi sıktı. Onun yanındaydım. Arkamda değil. Yanında.
Yasmin’le göz göze geldiğimde, bakışlarını kaçırdı. Ama gözlerindeki sitemi görmemek mümkün değildi. Yine de o masada, Meryem’in yanında yer aldığımda, içimde bir kez daha şükür ettim. Doğru yerdeydim.
Yemeğe oturduk. Masaya tabaklar dizildi, sofraya dualar karıştı. Ama benim kalbimde sadece Meryem’in varlığı yankılanıyordu. Ne Yasmin’in suskun öfkesi, ne Yezda yengemin bakışları… hiçbir şey bizi gölgede bırakamazdı.
Çünkü biz, aynı hayatın içine birlikte yürümüştük.
Ve ne olursa olsun, artık biriz. Bir kalp, bir nefes, bir aile…