Sabahın ilk ışıkları köyün taş çeşmesinin etrafına vururken kadınlar birer birer su doldurmaya, çamaşır yıkamaya geldiler. Kışın soğuğu gelmiş olsada oraya toplanmak kadınların vazgeçilmeziydi çünkü ancak orada rahat rahat herkesi görür ve giybet ederlerdi. Sıcak çaylarını, sabah sohbetlerini, en çok da dedikodularını alıp geldikleri bu yer, bugün normalden daha gürültülüydü. Berfin’in adı, ağızlarda çiğnenip yeni yeni fısıldanıyordu. Çeşmenin kenarında kendi aralarında sohbet eden kadınlardan birkaçı, seslerini kısarak konuştu. Bir tanesi, alnındaki çizgileriyle yaşını saklamaya çalışır gibi: "Duymadınız mı? Hasan Ağa kızını hoca efendiye verecekmiş. On altı yaşında kız, elli yaşındaki adama." Diğeri kaşlarını kaldırdı: "İnsan söylemeye utanır ama… hoca efendi kimdir ki? İnsan şaşar.

