Sabahın ilk ışıkları konağın taş duvarlarına usul usul vururken Binnaz’ın gözleri hâlâ kan çanağı gibiydi. Gece boyunca yediği tokadın acısı yüzünde sızlıyor, kalbine saplanan korku nefes alışlarını daraltıyordu. Kapının gıcırtısı duyulunca ürperdi, yüreği küt küt attı. Ama gelen deri ceketli değildi. Yaşlı kadın, elinde bakır bir tas suyla sessizce içeri süzüldü. Kadının yüzünde alışıldık o yorgun ama vakur ifade vardı. Sessizce tası Binnaz’a uzattı. “İç kızım. Su, kalbine biraz olsun ferahlık verir.” kadının içi acıyor du küçücük beden nasıl kaldırır bu taş konağın yükünü diyordu. Ama katı durmakta istiyordu yarın öbür gün ölürse ona kimse acımayacak ti Binnaz titreyen elleriyle tası aldı, birkaç yudum içti. Gözleri yaşlı kadının gözlerine kaydı. Orada gizlenen, anlatılmamış nice söz

