Etrafımdaki ailem dediğim insanların ne kadar utanmaz birer yalancı oluşlarına bakıyor kendimce anlamaya çalışıyordum Birisi çocuk sahibi olamadığı için ezildikçe ezilmiş karısının kuklası olmuştu. Birisi ise kendince sağladığı üstünlükle kendini bir şey sanıyordu. Babaannemse belki de en suçlularıydı. Ne demekti "Kanımdan olmazsa sevemem saramam." Çocuk esirgemedeki çocukların günahı neydi de kan can soruluyordu? Bir insan bir insanın hayatına nasıl böyle müdahil olup yön verebiliyordu? Hadi babaannem cahildi eski kafalıydı ya babam? ya annem? Onlar buna nasıl göz yumup ses çıkarmamışlardı? Hele aklımın almadığı Halamın yani biyolojik annemin babama yalan söyleyip ondan saklaması ve nasıl beni kardeşi de olsa verebildiğiydi?. Ben bunları düşünürken hala yanımda saçma sapan birbirleriyle atışıyorlardı. Kafamdaki düşüncelerle nefesim kesilmiş gibi boğazımı tutuyordum. Sanırım panik atak krizi geçiriyordum. Ne zaman çaresiz kalsam ne zaman korksam sinirlensem hep böyle olurdu. Kafamın içindeki çalkanan sesler ve buğulanan görüntülerle aklımdan sadece bir isim geçti "ARUNA" Beni tüm bu insanlardan saçma olaylardan kurtarsın istedim. O bana seni korurum demişti sözünü tutmalıydı. Beynimde ismini söylemeye devam ettim. Beni duyacak ve yanıma gelecekti. Kalbimin üstünde bir ağırlık hissedip kalbimi tuttum.
"Korkma buradayım ve seni kurtaracağım" dediğinde içimdeki sıkıntı hafiflemişti. Nefesimi düzene sokup kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
"YETERRRR YETERRR ARTIK SUSUNN İYİ BİR ŞEY YAPMIŞSINIZ GİBİ BİRDE BAĞIRMAYIN."
"ASIL SEN SUS KIZ KARŞINDA KİM VAR SENİN?" Yıllarca annem deyip sorgusuz itaat ettiğim kadın hala ayarsızca bana üstünlük sağlıyordu. Tam bir şey diyecekken Aruna'nın sesi kulaklarımı doldurdu.
"Tartışma arabaya binip eve gidin." diyordu ama şuan bu nasıl olabilirdi?
"Ben eve gitmek istiyorum." dedim Aruna'ya güvenerek. Annemin yüzünde ki zafer ışıltısı görülmeye değerdi. Ne yaparsam yapayım bu benim kızım ve ne istersem onu yapar gülüşüydü. Yada o öyle olduğunu sanıyordu. Çünkü ben buradaki herkesten nefret etmiştim.Hiç bir bahane çocuğunu vermeyi gerekçe göstermezdi. Bunun sevmek üzülmek yada başka bir şeyle alakası olamazdı. Seven sevdiği çocuğunu kim için ne için olsa vermezdi veremezdi. Ben istenmeyen gözden çıkarılmış çocuktum. Şimdi kalkıp kızım demelerinin bir anlamı yoktu ki.
"Yürü Mahmut buradaki işimiz bitti eve gidiyoruz" dedi annem. Babam üzgün gözlerle babaanneme bakıp dışarı çıktı. Annem omzumdan itip beni de kapıdan çıkardı. Halam aslında annem arkamızdan bağırıyordu.
"Anne baksana götürüyorlar kızımı yine benden alacaklar. Onu evlendirecekler anne bişey yap durdur ağabeyimi. Kızımı almasınlar anneeeee" diye feryat ediyordu. Ama sanırım çok geçti. 15 koca yıl bir sürü şey yaşanmış ama gıklarını çıkartmamışlardı da şimdi dünyayı yıksalar dönüp bakmazdım. Babam hızla arabaya bindi ve bende annemin itip kakmasıyla arabaya bindim kapanan kapı seslerinin ardından araba harek ede dursun annem susmak bilmez gibi durmadan konuşuyordu.
"Bitti Mahmut bitti artık annem kardeşim demeyeceksin hele bir duyayım görürsün sen. Ben ne dersem o olacak. Aferin kız eğer orada kalacağım deseydin saçını başını yolardım. İyi ettin eve gidelim demekle. O salak Safiye'ye dalmama da az kalmıştı. Sen kocana söyleme çocuğunu bize yama sonra da kızım kızım nah veririm ben sana kızını çok beklersin. Sen daha Ağa karısı olacak bizi rahat ettireceksin. Onca yıl sana baktım boşa mı ha boşa mı? Şimdide sen bize bakacaksın demi kız?" diye arkaya dönüp bana baktı. Ben şokla başımı salladım tamam der gibi. Dediği her şeyi onaylamamla zevkten dört köşe olmuştu. Babamın ağzını bıçak açmıyordu. Bu nasıl adam nasıl babaydı ki? İnsan bir sus dur demez miydi? "Ben eve gitmeyeceğim mahmut İlçeye götür bizi güzel bir yemek yiyeylim hem nişan için alacaklarım var inmişken onları da alalım" dedi. Kadındaki utanma duygusu sanırım yok olmuştu. İnsan dediklerinden yaptıklarından utanırdı da bir adım geri çekilirdi. Oysa o haklı gibi daha çok edepsizleşiyordu. 15 yaşımda olmama rağmen ben onun yerine utanıp yerin dibine giriyordum. Aruna'nın sesiyle başımı sağa çevirdim. Biran onu görür gibi olunca panikle öne baktım annemler görseler kızarlardı.
"Merak etme Cemrem senden başkası duyamaz göremez." deyip elime dokundu. Dokunduğu elim sanki ateşlerde gibi yandı ve ben elimi çektim.
"Şimdi sen bana güveniyorsun ve gözlerini kapatıyorsun " dedi. Yapacak başka da bir şeyim yoktu . Hemen dediklerini yaptım ve saçlarımda dolanan sıcak ellerle irkildim. Saçlarımı okşuyordu. Ben ne olduğunu anlamadan arabanın hızlanması ve içeride bir aşağıya bir yukarıya dönmem ve çığlık atmam annemin bağırması ve arabanın takla atmasıyla gözlerimi açamadan bilincimin gidişiyle uykuya daldım. Gözlerimi açmak istiyor ama ağır gibi olduklarından açamıyordum. Yine o çiçek bahçesindeydik. Aruna başucumda bana bakıyor saçlarımı okşuyordu. Yemyeşil çimlere uzanmış gökyüzüne bakıyordum. Öyle güzel bir mavi öyle bir berraktı ki hayran olmamak elde değildi. Kalkmaya çalışınca sırtıma elini koyup beni destekledi sırtım yandı. Hemen kendimi düzeltip oturur pozisyona geçtim.
"Ne oldu Aruna? neden buradayım annem babam nerede?" dedim.
"Merak etme onlar hak ettikleri yerdeler. Artık kimse seni rahatsız edemeyecek." buda ne demekti.
"O ne demek?"
"Öldüler..." tek kelime 7 harf neye uğradığımı şaşırtmayı başarmıştı. Ne demek öldüler? Nasıl olabilirdi? O an uyumadan önceki şeyleri hatırlamaya başladım ve araba sarsılmış ben arabanın içinde sağa sola savrulmuştum.
"Biz kaza mı yaptık? Trafik kazası mı? Annem babam hastanede mi?" dedim korkuyla.
"Dedim ya öldüler diye. Evet trafik kazası yaptınız ve sen kurtuldun hafif kırıkların var ama önemi yok hemen iyileşirsin. Annem ve babam dediklerin öldüler." inanamıyordum. İnsan hayatı bu kadar basitmiydi ? Bir kaza iki cana mağlolmuştu.
"Bana sakın onlar için üzüldüğünü söyleme?"
"Neden ben insan değil miyim? Bunca yıl bana baktılar onlar için üzülemez miyim?" haklıydım .
"Elbette senin öylesine güzel bir kalbin varki zaten ilk görüşte ona aşık olmuştum. Ama o insanlar birer iblisti. İblis soyundan geliyorlardı. Onlar için üzülmememli kendini kurtardığın için sevinmelisin." Aruna annemleri öldürmüş olabilir miydi?
"Sen sen yapmadın değil mi?"
"Cemre ben seni gördüğüm ilk anda sana aşık oldum ve ruh eşi olarak seni seçtim. Bu değişmez bir gerçek. O andan beri seni koruyorum ve her an yanındaydım. İşlerim dışında tabii. Ama annenleri defalarca uyardım ikaz ettim. Onlar anlamamakta ısrar edince ve benim kadınımı başka birine vermeyi düşündükleri an zaten onlar ölülerdi. Sadece bunu bilmiyorlardı.." Ürperdim ve kendimi Arunadan biraz uzaga çektim. Gözleriyle beni takip edip yüzünde kızgın olduğunu anladığım bir ifadeyla gözlerimin ta içine baktı.
"Benden uzaklaşma Cemre."
"Korkuyorum" diyebildim.
"Benden korkmana gerek yok sana zarar vermem. Sana 18 olmadan da dokunamam. "
"Nasıl yani?"
"Ben seni ruh eşim olarak seçtiğimde kadim kitapta adımız yan yana yazıldı ve hiç bir kuvvet bunu değiştiremez. Sen 18 olduğunda karım olacaksın ve biz aile olacağız. Ben seni evime benim yanıma götüreceğim." Neler diyordu?
"Aruna sen kimsin? Nesin?"anlamaya çalışıyordum.
"Cemre bunu zamanı gelince konuşuruz şimdi şu anın tadını çıkaralım." deyip sözümü kestirip attı. Bende sözsüz ona itaat edip çiçekleri sevmeye devam ettim. Benim gözüm nasıl çiçeklerdeyse onun gözleri de benim üzerimdeydi.
"Cemre güzel kızım Cemremmm." sesiyle sağa sola baktım babaannemin sesiydi bu neredeydi ki?
"Aruna babaannem nerede sesini duyuyorum." dedim."
"Merak etme az sonra uyanacaksın ve artık babaannenin yanında kalacaksın. Kimse sana zarar veremez ben hep yanında olacağım deyip bana doğru eğildi ve alnıma dudaklarını değdirince alnım alev aldı gibi hisettim. İçimdeki kaynama beni garip hissettirmişti.
Hemen kendimi geri çektim ve Aruna omzuma dokunup beni hafif itti. O an gözlerimi aralamaya çabaladım. Kendimi hastane odasında gördüm. Babaannem yatağından kalkmış tekerlekli sandalyede bana bakıyordu. Halamsa iki gözü iki çeşme bana bakıp ağlıyordu. Biyolojik kardeşlerim de buradaydı. Bir ağabeyim vardı askerdeydi ama nasılsa buradaydı. Sonra ikizim olduğunu düşündüğüm kız oda bana bakıyordu. Hepimiz anlamsız bir şekilde birbirimize bakıyor ama ilk kelime hiç birimizin ağzından çıkmıyordu. Babaannem dayanamayıp
"Kızım iyi misin ağrın sızın var mı?" dedi. O diyene kadar kolumdaki alçı dikkatimi çekmemişti. Kolumu hafif kaldırıp
"Bana ne oldu anemle babam nerede?" dedim. Babaannem ağlayarak bana bakıp iç çekti.
"Siz eve giderken ilçeye gidiyormuşsunuz herhalde sessiz uçurumun oradan baban arabayı çevirememiş aşağıya uçmuşsunuz annenle baban arabada sıkışmışlar. Seni oradaki çoban görüp çıkarmış seni koyup geri dönecekken araba alev almış." deyip hıçkırmaya başlayınca gözlerimden yaşlar süzüldü. Ne kadar kötü de olsalar bu şekilde ölmeyi kimse hak etmezdi. Zavallı ailem kendi edip kendileri bulmuşlardı. Aruna bu kadar kötü müydü? Neden bu kadar ağır şekilde ceza vermişti ki onlara? Bunu ilk fırsatta soracak ve artık ondan uzak kalacaktım. Anlamıştım ki o tehlikeliydi ve hala ne olduğunu bilmiyordum.
"Neredeler?" dedim ağlarken.
"Dün defnettik kızım sen 3 gündür komadasın. Doktorlar olayın şokundan uynamadığını söylediler. Bizde annenle babanı defnettik. Allah rahmet eylesin. Hiç birimiz böyle olsun istemezdik ama takdiri ilahi" deyip gözlerinden durmadan akan yaşları siliyordu. Babaannem bitmiş gibi görünüyordu tek erkek evladını hırslarına kurban etmiş içi yıkık döküktü.Şimdiyse yasal olarak oğlunun ama aslında kızının kızıyla baş başa kalmışlardı. Benim kadar onlarda ne yapacaklarını bilmiyor gibi görünüyorlardı.
Hakan ağabey bana yaklaşıp
"Cemre sen benim öz kardeşimmişsin hayatımıza hoşgeldin. Zaten seni hiç kuzen gibi göremezdim demek ki bundanmış. İnşallah bundan sonra her şey hepimiz için daha iyi olur dedi " omzumu sıkarken. İkizim olan Deryaysa biraz şaşkın tek kız olmasını bozduğum için biraz kızgın
"Bana pek benzemiyorsun aslında ben olmaz dedim ama annem ısrar ediyor ikizmişiz." dedi hoşnutsuz halde. Benden bir cevap bekliyorlardı ama ben ne diyeceğimi bilmiyordum.
"Kızım bir şey demeyecek misin?" Halam yani biyolojik annem bana sormuştu ümitle yüzüme bakıyor onları kabul etmemi istiyordu. Bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum ki? Yapabilir miydim yapılmalı mıydı? onu da bilmiyordum.
"Ben biraz yalnız kalabilir miyim?" diye çıktı ağzımdan. Derya omzunu çekip gayette burnu dik bir şekilde bana bakarak " Size demiştim bu aynı yengem gibi olmuş bizi kabul etmez. Bırakalım ne hali varsa görsün" dedi. Bu nasıl olabilirdi? Bir anda hokus pokus der gibi biz senin gerçek aileniz diyecekler ve bende tamam kabul mu diyecektim? Kafam karışmış halde gözlerimi kapadım. Ağabeyim hepsine dışarı çıkmalarını söyledi ve sanırım babaannemim tekerlekli sandalyesini itip dışarı çıktılar. Yavaşca gözlerimi araladım. Karşımda Aruna'yı görmeyi beklemiyordum korkup hemen sırtımı düzelttim.
"Senin burada ne işin var? Biri görmeden dışarı çık ." dedim telaşla.
"Hala öğrenemedin küçük kadınım beni sen dışında kimse göremez duyamaz. Ben hep senin yanındayım seni görüyor ve duyuyorum" dedi.Bu aklımı almıştı. En özel anlarımda da mı beni görüyordu? Aklımda dolanan şeylerle utanmazca gülümseyip başını evet der gibi salladı. Hafif kıkırtısıyla sinir olup kaşlarımı çattım.
"Birde gülüyor musun utanmıyorsun da bir daha özel anlarımda beni izlemeyeceksin." dedim emir verir gibi. Bana yaklaşıp yataga oturudu ve eliyle çenemi tutup yüzlerimizi birbirine yaklaştırdı. Çenemdeki ısı artışıyla başımı geri çekmek istedim ama buna izin vermeyerek belimden kendine yaklaştırıp beni daha dik hale getirdi. Nefeslerimiz birbirine çarpıyor burunlarımız birbirine değiyordu.
"Sakın kadınım sakın benden uzak duracağını aklına sokma bu asla mümkün olamaz. 3 yıl sonra her şeyinle benimsin. Karım olacak ve benimle yaşayacaksın. Hatta seninle bebeklerimiz olacak ve biz büyük bir aile olacağız" dedi. Öyle korktum ki gözleri sanki ateş gibi alev almıştı. İlk kez bu kadar yakından yüzüne bakmıştım. Gözlerinin içinde dans eden alevleri gördüğüme yemin edebilirdim ama hemen kaybolup tekrar yeşillere döndüler.
"Beni ilk nerede gördün?" dedim sorduğum soru ve konuşabilmeme hayret ederek.
"Ben seni ilk bir bahçede gördüm. Çiçek topluyor kokluyordun. Ben sana yaklaştığımda sen beni tutup sevdin ve öptün. Dudakların bana değdiğinde sen benim ruh eşim olmuştun. Sonrasında her adımında seni takip ettim her yerde her an . Ve bir gün siz kalabalık bir gurupla hamama geldiniz sen daha 8 yaşındaydın ve bembeyaz güzelliğinle herkesin içinde ay gibi parlıyordun. Etrafımdaki herkesin dikkatini çekmiştin ve ben buna çok kızmıştım. O gün hamamdan çıkana eve geçene dek kendimi tuttum ama yasak olmasına rağmen kendimi sana gösterdim. Sana ne dediğimi hatırlıyor musun Cemre?" Hatırlıyordum bana korkmamamı ve 18 olduğumda gelini olacağımı söylemişti.
"Evet hatırlıyorum" dedim.
"O günden sonra ceza aldım ve tam 2 yıl yanına gelemedim çünkü hücremde cezamı çekiyordum." ne cezasıydı ki?
"Ne cezası bu?" dedim . Hemen üzerindeki gömleğin düğmelerini çözmeye başladı korktum ve "Dur yapma" dedim . Gömleği omzundan aşağı indirince gördüğüm izlerle nefesim kesildi. Tüm gögsü ve omzu yanık gibiydi ama tuhaf harf gibi bir şeyler vardı teni kırmızı olmuş yaraları kapanmış ama kalan izler çok korkutucuydu.
"Canın acımıyor mu?"
"Artık değil. O zamanlar nefes alamazdım ama her gece o acımla senin baş ucunda senin uyumanı izlerdim." Bu nasıl bir şeydi ki?
"Niye ısrarla beni istiyorsun sebep ne? Ben özel biri değilim ki?"
"Cemre sen kendinin farkında değilsin. Sen..." deyip sustu devam ettirmedi cümlesini.
"Konuşsana ben ne ben ne?" dedim hem merak ediyordum hemde korkuyordum duyacaklarımdan.
"Şimdi uyu ve dinlen artık seninle daha çok vakit geçireceğiz. O arada beni tanır ve seversin" dedi. İtiraz kabul etmiyordu seçenek sunmuyor olacak diyordu. Beni yatagın içine uzatıp üzerimi örttü ve alnıma öpücük bırakıp gözden kayboldu. Dediğine göre buradaydı ama ben şuan onu göremiyordum. Bu his biraz ürkütse de yapacak bir şeyim olmadığı için gözlerimi kapadım ve güzel rüyalarla uyumuşum. Kalktığımda yine yalnızdım. Bir süre sonra kapı açılınca Hakan ağabey içeri girdi.
"Kendini nasıl hissediyorsun?"
"İyi gibiyim ağrım sızım yok şükür ."
"Doktor herhamgi bir ağrın yoksa çıkış yapabileceğimizi söyledi."
"Tamam çıkalım" dedim. İçeri giren halamla gerilsem de ses çıkarmadım. Halam hemen etrafı toparladı ve yanıma gelip sırtımdan destek olup beni kaldırdı. Sağlam kolumdan destek olarak beraber dışarı çıktık. Galiba babaannem ve Derya evde kalmışlardı. Hakan ağabeyim hemen beni arabanın arkasına oturttu ve annemle öne geçip oturdular. Araba hareket edip gidince camdan dışarı baktım. 15 yıl yalan bir hayatı yaşamıştım ne acıydı.
"Beni neden bıraktın?" dedim. Halamaydı sözlerim. Duruşunu düzeltip başını yana doğru çevirdi. Ne diyeceğini bilmez gibi biraz düşündü. Sonra ne diyeceğini bulamamış olacak ki başını önüne eğip sessiz kalmayı seçti.
"Cemre her şeyi konuşacağız abim merak etme her şeyi aydınlığa çıkartacağız. Biliyorum çok zor ama imkansız değil. İnan beraber olursak her şeyin üstesinden geliriz. Yeter ki bizlere kendimizi anlatma açıklama için bir şans ver." dedi. Zaten olmaz desem de bu yaşta ne gidecek başka akrabam yada yerim yurdum vardı.Mecburen evet demek zorundaydım.Sessizce kırık koluma baktım. Canım sıkılmıştı. Tüm olan biten canımı sıkmaktan öte geçmiyordu. İmkanım olsa alıp başımı kimsenin beni bilmediği bir yere gidip hayatımı orada yaşamak isterdim. İnsan bazen bilinmezlikle daha rahat hareket ediyordu. Şuanda hissetiğimde tam olarak buydu. Bekleyip görecektim hayat bana daha neler gösterecek nelerle yüzleştirecekti.