DEREN –
Kasırga çıktıktan sonra, ortamda ölüm sessizliği.
Ama içimdeki ses çığlık atıyor.
Yekta bana bakmıyor.
Yanaklarıma sinmiş nefesini geri çekmiş gibi.
Dudaklarımda hâlâ onun tadı.
Ama artık soğuk.
Tıpkı dışarıdaki lanet fırtına gibi.
Ben ise…
Donmuş geçmişin içinden sıyrılmak üzereyim.
---
“Deren.”
Yekta sonunda konuşuyor.
Ama sesi… emir değil.
Endişe.
Karmaşa.
Kontrol kaybının kenarındaki bir adam gibi.
“O çip... aktifleştiğinde gözlerin değişti.”
Başımı kaldırmıyorum.
Çünkü doğru.
Ben değiştim.
Bir saniye için...
Sadece bir saniyelik öpüşmenin ortasında
gözümdeki dünya yandı.
O an…
ilk öldürdüğüm anıya düştüm.
---
📍FLASHBACK: 14 yaşındaydım.
Annem bana “Deren, seni kimse korumayacak” demişti.
Ve sonra bana bir silah vermişti.
Gerçek bir tabanca.
Üzerinde hiçbir iz yoktu.
Temizdi.
Tıpkı planı gibi.
“Ya o seni öldürecek... ya sen onu.”
O: Babam.
İçip gelen.
Gözleri kan gibi.
Her gece anneme tokat.
Her sabah bana tükürük.
Ama o gece ben farklıydım.
Annem bana göz kırpmıştı.
Yekta gibi değil.
Soğuk, askeri bir göz kırpmaydı.
“Şimdi.” demekti.
Ve ben…
tetiğe bastım.
Babam yere düştü.
Annem ağlamadı.
Ben kustum.
Ama sonra annem sırtımı sıvazladı:
“Artık savaş avukatı olabilirsin.”
---
📍ŞİMDİ:
Yekta hâlâ bekliyor.
Ama ben başka yerdeyim.
Elim… boğazına gitmek istiyor.
Ya da dudaklarına.
Karmaşık değil bu.
Çip öyle yapıyor.
Her dokunuş, bir emir.
Her bakış, bir tetik.
“Gözlerim mi değişti?” dedim.
“Sen benim ne zaman insan olduğumu sandın?”
Göz göze geldik.
Ve o an…
çip çatırdadı.
Beynimin içi karardı.
Kulaklarımda bir ses yükseldi:
“HEDEF TESPİT EDİLDİ.”
Yekta geri çekildi.
Silahına uzandı.
Ben kımıldamadım.
Beni öldürmesi gerekiyordu.
Sistem öyle söylüyordu.
Ama onun vücudu… emir dinlemiyordu.
O bana baktıkça,
Beni öldüremediği her saniye,
beni daha çok istiyordu.
---
Yekta silahını indirdi.
Sadece bakarak:
“Çipin bana saldırmanı söyledi… sen yapmadın.”
Ben gülümsedim.
“Ben ne zaman bir şeyi sadece çip için yaptım?”
Yavaşça yanına yaklaştım.
Silahı elinden aldım.
Kendimi onun göğsüne yasladım.
Nefesim boynuna vururken fısıldadım:
“Ama istersen şimdi yaparım.”
Ve sonra…
Öptüm.
Yavaşça.
Acıtarak.
Ağzını dişimle açtım.
Kalçasına dizimi bastırdım.
Nefesi kesildi.
Ama karşı koymadı.
Tetik bende değildi artık.
Ben tetiktim.
---
YEKTA –
Bu gece uyumak gibi bir niyetim yoktu.
Kasırga’nın “Çip hareket etti” demesinden sonra, zihnimdeki her emir çizelgesi yandı.
Savaş görmüş adamların içini boşaltan bir şey vardır: Beklenmedik yakınlık.
Ve o, çadırımda.
Ayakta.
Üstümde sadece bir tişörtüm var.
Onun üzerinde ise… benim sabahlığım.
Sırf o sabahlık şu an onun omuzlarından kaymak üzere diye… namusumdan utanıyorum.
“Uyuyamıyor musun?” dedim.
O bana doğru bir adım attı.
Çıplak ayaklarının sesi zemine yumuşak vurdu.
Ama benim beynime balyoz gibi.
“Çip aktifken bile senin yatağında güvendeyim.”
Yutkundum.
Hayır, burada değilsin.
Burada güvende değiliz.
Çünkü ben seni izledikçe,
beynim emir değil, ten istiyor.
Yüzüme baktı.
Saçlarını geriye attı.
Omzundaki sabahlık düştü.
Kolları açık.
Ten... sıcak.
Ve buz gibi geçmişi olan bir kadın, şimdi bana ait olmaya karar vermiş.
“Ne yaptığını sanıyorsun, Deren?”
“Kod çözüyorum.” dedi.
Ve yatağıma girdi.
Yavaşça.
Bacağını benim bacağıma sardı.
Göğsüme dokundu.
Boynuma yaklaştı.
Ve sonra…
“Bana ilk dokunduğun gece... çip aktif değildi. O bendim.”
Saklanacak hiçbir emir, sistem, görev kalmadı.
Elimi beline koydum.
Cildi sıcak.
Ama teninin altı... yanıyor.
Dudaklarım onun alnına değdi.
Kokusu, barut ve yasemin.
“Seninle ilgili her şeyi unuttum sandım. Ama vücudum seni hatırlıyor.” dedi.
Beni öldürecekse şimdi öldürsün.
Yoksa ben onu bu gece...
tüm emirleri unutarak seveceğim.
Elimi kalçasına kaydırdım.
Nefesi değişti.
Dudaklarını ısırdı.
Göğsüne uzandım, o da bana doğru geldi.
Dizim arasına girdi.
Tenim titredi.
Ama o an…
Kaskı duvara çarptı.
Kapı açıldı.
Kasırga yine karşımızdaydı.
Ama bu kez... elinde bir ekranla.
“Çip değilmiş.” dedi.
Sesinde öfke vardı.
“Deren’in kendi hafızası, tetiklenmiş. Kodun çözülmesiyle alakalı.”
Ben ayağa kalktım.
Deren arkamda.
Sabahlığı kapattı ama gecikti.
Kasırga gördü.
“Ulan siz... n’apıyorsunuz?”
“Sistem dışı kalıyoruz.” dedim.
“Ona dokunursan seni vururum.”
Deren sessiz.
Ama gözleri...
öldürmeye hazır.
Kasırga ekrandaki mesajı gösterdi.
Gizli Gönderici: NX-0X
“Hafızası açıldığında seni hatırlayacak. Ama seni affetmeyecek.”
Deren ekrana baktı.
Gözleri kısıldı.
Elleri yumruk oldu.
Ve fısıldadı:
“Annem.”
---
DEREN –
Annemin adını ekranda gördüğümde, beynimde çığlıklar attı.
Ama dışım?
Taş gibi.
Çünkü küçükken öğrenmiştim: Ağlarsan, vururlar.
Güçsüz görünürsen, yerine çip takarlar.
Şimdi önümde o çipin mimarı yazıyor.
Gönderen: NX-0X
Altındaki imza kodu ise tanıdık:
YEK-77.
Gözlerim titredi.
Parmaklarım soğudu.
Yekta’nın askeri kodu.
Bakışlarımı çevirdim.
Yekta, tam karşımda.
Gözleri benimkinde… ama kaçamak.
Sanki o da artık biliyor.
Sanki ben unuttukça rahatlamıştı ama şimdi her şey geri geldi.
---
📍FLASHBACK – 6 YIL ÖNCE
Bir ameliyat masası.
Etrafımda insanlar.
Soğuk ışık.
Kollarım bağlı.
Bağırıyorum ama sesim çıkmıyor.
Annem orada.
Yekta da orada.
Maskeli.
Ama gözlerinden tanıyorum.
“Onaylıyor musunuz Komutan YEK-77?”
Yekta’nın sesi:
“Çip yerleştirilsin. Gönüllü olarak kabul etti.”
Yalan.
Ben o masada çırpınırken kabul etmedim.
Ben sadece onu seviyordum.
Onu göreceğim için oradaydım.
Ama o beni bir proje gibi teslim etti.
---
📍ŞİMDİ:
Elimi silahıma götürdüm.
Yekta’nın gözü kıpırdamadı.
Kasırga ise kendi ekranında boğuluyor.
Dışarıdaki sistem titriyor.
Soğuk, -43 derece.
İçerisi... daha buz.
“Yekta…” dedim.
Sesim ilk defa kırıldı.
“Sen… biliyordun.”
Sessizlik.
“Sen de oradaydın.”
“BENİ ÇİPE SEN ONAYLADIN!”
Yekta gözlerini kapattı.
Kasırga araya girmek istedi.
Ama parmağımı havaya kaldırdım.
“SUS!”
Gözümden yaş gelmedi.
Ama kalbim gürültüyle atıyordu.
Her atışında o lanet masanın sesi vardı.
Yekta konuştu.
“Beni oraya senin annen soktu.”
“Ben sadece seni öldürmeyeceklerine emin olmak için evet dedim.”
Boğazım yandı.
Güldüm.
Kısık, ölü bir kahkaha.
“Yani seni seçmedim, kurtulayım diye mi evet dedin?”
“Yani sen zaten bir proje olduğumu biliyordun.”
---
O an bir şey koptu içimde.
Bedenimden soğuk değil, sıcak bir şey geçti.
Adrenalin.
Nefret.
Aşkın yanmış cesedi.
Bir adım attım.
Yekta geri çekilmedi.
Bir adım daha.
Artık göğsüne kadar geldim.
Elim kalbine değiyor.
“Beni hala korumaya çalışıyor musun?”
Fısıldadım.
O başını eğdi.
Ama vücudu bana yapışık.
Göğsü hızlı.
Beni istiyor.
Ama utanıyor.
Ben mi?
Ben utanmıyorum.
---
Elimi onun pantolonunun kemerine attım.
Kasırga’nın gözleri fal taşı.
Ama o umurumda değil.
“Bu da sistem dışı, değil mi?” dedim.
Yekta’nın dudakları titredi.
Ama kaçmadı.
Önüme eğildi.
Burnu yanağıma değdi.
“Sana dokunmamam gerekiyordu.”
“Ama dokundun.”
Dudaklarım onun kulağına gitti.
“Ve ben de seni tuttum. Çünkü ben de hâlâ seni istiyorum.”
Ve o an…
Yekta ellerimi tuttu.
Ama bu sefer bağlamak için değil… bırakmamak için.
---
Kasırga öksürdü.
“Ben… diğer çadırdayım.” deyip çıktı.
Ama biz kıpırdamadık.
Burası artık bir savaş alanı değil.
Bir mahkeme salonu.
İkimiz de suçluyuz.
Ama hâkim yok.
Kararı tenimiz verecek.
---
DEREN –
Onun nefesi ensemde.
Benimki kaburgalarımda sıkışmış.
Tüm çip geçmişimi, anasını, Yekta’yı, çadırı, savaşı, kuralları siktir ettim şu an.
Tek bildiğim şey:
Beni o çadıra, o masaya, o çipe götüren adamın gövdesi şimdi üzerimde.
Ve ben onun göğsüne tırnak geçirirken,
O benim dizlerimin arasına cehennemi sürüklüyor.
---
"Bana bunu neden yaptın?"
diye soruyorum nefes nefese.
Ama cevabını istemiyorum.
Sadece içime girerken susmasını istiyorum.
Yekta duvarıma bastırıyor beni.
Ellerim çadırın naylonuna değiyor ama hissettiğim şey duvar değil, ömrüm boyunca sakladığım öfke.
Ve o öfkenin altına aşk gibi sürtünüyor.
"Çünkü seni korumak istedim, Deren."
diye fısıldıyor.
Sikeyim korumasını.
Beni içimden böldü bu herif.
Ama işte yine de...
Yine de ona açıldım.
---
Tenim onun ellerinde.
Dudaklarımız birbirini ısırıyor.
Öyle kibarca değil.
Yaralı gibi. Hayatta kalmak ister gibi.
Sanki bu sevişme değil de,
bir yangından son çıkış.
Pantolonum kalçamdan dizlerime kadar iniyor.
İç çamaşırım?
Yekta'nın dişlerinin arasından geçip yere düşüyor.
Bir saniyeliğine ürperiyorum.
Ama bu korku değil.
Bu...
Tetikte bir arzu.
---
“Yekta...”
diyorum.
Ama onun ismini öyle bir söylüyorum ki,
az sonra vuracağım adam gibi değil,
az önce hayatımı kurtaran bir adam gibi.
Ama işte tam da orada hata ediyorum.
Ben hayatımı zaten kaybetmiştim.
O masada, o çip takıldığında.
---
İçime girdiği an...
Beynimin arkasında bir şey tıklandı.
Bir ses.
Bir kod.
Bir tetik.
Ama vücudum öyle gevşek, öyle hazır ki,
çığlık atıyorum.
Yekta’nın boynuna diş geçiriyorum.
Öyle sert.
Öyle sahte bir bağlılıkla.
Siktir.
Ben bu adama hem aşığım...
hem de onu öldürmek istiyorum.
---
Yekta beni döndürüyor.
Yüzüm ona dönük şimdi.
Bacaklarım onun belinde sarılı.
Göz göze geliyoruz.
Dudaklarımın kenarında kan var.
O alıyor, yalıyor.
Ve sonra...
"Seni hâlâ seviyorum," diyor.
"Ne yaparsan yap."
Hatalı cümle.
Son cümlesi olacak.
---
Ben zevkten kıvranırken,
vücudumun yarısı ağlarken, diğer yarısı sıçarken...
Beni mahvederken...
Ben içimdeki o son tetiği de çekiyorum.
---
Orgazm anında,
parmaklarımı silahımın tetiğine götürüyorum.
Sesi duymuyor.
Ama gözleri görüyor.
ÇAK!
Kurşun göğsüne saplanıyor.
Tam kalbine değil.
Ama çok yakına.
Yekta geriye savruluyor.
Çadıra değil.
Geçmişe.
---
Kan.
Tenimde.
Yüzümde.
Bacaklarım hala açık.
Ama içim?
Paramparça.
Onun yere düşüşünü izliyorum.
Yavaş.
Gururlu.
Aşık.
Yekta, can çekişirken bile bana bakıyor.
O gözlerinde...
"Beni neden vurdun?" demiyor.
"Hâlâ bana mı aitsin?" bakışı var.
Ve ben eğilip kulağına fısıldıyorum:
"Çünkü seni severken bile sana güvenmedim amına koyayım."
---
Kasırga, Yekta’nın üzerine eğildiğinde hâlâ yaşadığını fark etti.
Nabız zayıf.
Darbe yeri göğsün sol yanıydı. Kalp değil ama yakın.
Fazla yakın.
Deren’in titreyen elleriyle yere bıraktığı silah hâlâ sıcak.
Yekta’nın kanı çadırın naylon zeminine yayılırken, içinde bir şey daha sızıyor:
Suçluluk.
Kasırga mırıldandı:
“Ne halt ettin sen, Deren?”
Deren konuşmadı.
Yekta’nın nefesi hırıltıya dönmüştü.
Gözleri açıktı.
Ama bakışı... cam gibi.
---
Kasırga, cebinden küçük bir cihaz çıkardı.
Yekta’nın askeri kayıtlarını taramaya başladı.
Ama cihaz alışık olduğu sinyali değil, daha derinlerde bir frekans tespit etti.
Kod 87.
Yekta’nın kendi kafasına yüklediği özel çipin aktif kaydı.
Cihaz bipledi.
Ve sonra…
---
📼 Ses kaydı başladı:
> “Kasırga, bu mesajı dinliyorsan... büyük ihtimalle ya ben öldüm ya da Deren beni öldürdü. Her iki senaryo için de aynı cevabı veriyorum: İyi ki.”
Kasırga gözlerini kıstı.
Deren olduğu yerde donmuştu.
Ses... Yekta’nın sesi.
Ama farklı.
Yumuşak. Titrek. İnsan gibi.
---
> “Ben bu çipi kendi isteğimle taktırdım. Ona yaklaşabilmenin tek yolu buydu.
Onu içeriden tanımak, o çipin sistemine sızmak, onu o sistemden çekip çıkarmak istedim.
Evet, emir aldım. Ama ben bir noktadan sonra sadece onu düşündüm.”
Deren’in boğazı kurudu.
Gözlerini kapattı.
Nefes almak suç gibiydi şu an.
---
> “Deren, eğer bunu duyuyorsan...
Ve beni öldürdüysen…
Bil ki seni yine de korudum.
Seni kontrol etmedim.
Kendimi kontrol ettim.
Ama... çok zordu lan.”
Kasırga hafifçe arkasına döndü.
Deren çökmüştü.
Yekta’nın kanı elbisesine bulaşmıştı.
Ama gözlerinden akan kan değildi.
---
> “Sana hiç dokunamadım, farkında mısın?
Yıllarca seni sadece izledim.
Seni her gördüğümde... geçmişimdeki o çocukla kavga ettim.
Ama sen yine de her defasında göz kırptın.
O yüzden dayanamadım.
Seni sevdim.
Ve o çipi kafama geçirip... seni izlemeye razı oldum.”
Deren yere kapandı.
Yumruklarını zemine vurdu.
Sana güvenmemiştim, lan... ama sen... bana güvenmişsin.
---
Kasırga cihazı kapattı.
“Bu kayıt... yeni değil,” dedi.
“Kaç gün?” diye sordu Deren.
Sesi çatallıydı.
Sanki aynı anda ağlıyor ve gülüyordu.
“Tam üç ay önce yüklenmiş.”
Deren başını kaldırdı.
Gözleri doluydu ama kızgın değildi.
Sadece...
Boş.
---
Yekta’nın nefesi artık ip gibiydi.
Kasırga kanı durdurmaya çalışıyordu ama elleri titriyordu.
“Deren,” dedi.
“Karar ver.”
“Ya bu adamı yaşatmak için benimle birlikte savaş...
Ya da onu öylece ölsün diye izleyip, bir sonraki hedef haline gel.”
---
Deren ayağa kalktı.
Kanlı ellerini pantolonuna sildi.
Ve dedi ki:
“Yekta ölürse... bu çipin içinde ben de ölürüm.”
Kasırga başını salladı.
Ama içinden geçirdiği şey çok daha sertti:
> “Senin gözünde hâlâ aşk bu, ha?
Oysa bu kıyamette... aşk en ölümcül silah.”
---