Kırmızı kod

1488 Words
Kampın içi, ölümün sessizliğini taşıyan bir mezarlığa dönmüştü. Arin’in titreyen elleri hâlâ son kurtulan askerin çip kontrol verilerini tarıyordu. Yüzüne yapışmış ter, göz kapaklarının üzerine ağır bir perde gibi inmişti. Gözlerini kırptığında karanlıkta titreyen mor bir çizgi, terminal ekranında yanıp sönüyordu. "Çip pasifleştirildi. Kalp ritmi stabil." Sonunda biri daha kurtulmuştu. Ama hâlâ onlarca göz, karşısında donmuştu. Çoğu, ölmüş arkadaşlarının yüzüne bakmaya bile cesaret edemiyordu. Deren, kurumuş dudaklarını aralayarak yere çömelmişti. Parmak uçları bir cesedin ceketine hafifçe dokundu. O adam, dün gece dans ettiği, şarkı söylediği kişiydi. Birlikte şarap içmişlerdi. Ve şimdi… ağzından kan akıyor, gözleri açık, sonsuzluğa bakıyordu. Deren’in içi buz kesti. Ama ağlamadı. Çünkü gözyaşları, artık lüks kategorisindeydi. Yanında, Yekta dikiliyordu. Yüzünde tek bir mimik yoktu. O, ölüme alışkın bir adamdı. Ama bu, alışkanlığın bile kaldıramayacağı türdendi. 12 kişilik kendi timinden geriye kalan boşluk, ciğerine cam kırıkları gibi saplanıyordu. "Toplamda 57 kişiyiz artık," dedi Arin. Sesi robot gibiydi. Sanki kendi kelimelerini duymak istemiyordu. Kasırga, hâlâ tek botuyla, cebinde bir çakmak ve kırılmış güneş gözlükleriyle ayakta duruyordu. Ama bu haline rağmen, içindeki kara nehir taşıyordu. "Bizi kıyıma soktular," dedi, "şimdi sıra bizde." Yekta gözlerini kırptı. "Kalan herkesin çipini pasifleştirmemiz gerek. Arin, protokol ne kadar sürede uygulanıyor?" "Başarılı bir uygulama için kalp ritmini bir dakikalığına yavaşlatmalıyız. Fazlası ölüm, azı başarısızlık. Her bir asker için en az iki kişi gerekli, biri medikal, biri teknik. Dakik olmamız şart. Ve hızlı." Deren ayağa kalktı. "O zaman hemen başlayalım. Daha fazla zaman kaybedersek, bir dahaki patlamada bizden biri daha gider." Yekta başını salladı. "Kampı ikiye böleceğiz. Sağlıkçılar ve teknisyenler Arin’in kontrolüne giriyor. Askerî koruma ve saha temizliği bende. Kasırga, savunma duvarlarını güçlendir. Giriş çıkışları kapat. Hiç kimseye güvenmeyeceğiz. Hiç kimseye." “Anlaşıldı kaptan,” dedi Kasırga, sertçe selam verip arkasını dönerken. Şakacı hali yok olmuştu. Yerine, gözlerinde kara bir fırtına vardı. ** Gece yeniden çökerken kamp başka bir şeye dönüşmüştü. Artık bir üs değildi. Bir mezarlık da değildi. Savaşın nefes aldığı, intikamın tırnaklarını duvarlara geçirdiği bir karargâhtı. Deren, eldivenlerini takıp sıradaki askerin başına geçti. Genç bir çocuktu. Yüzü bebeksi ama gözleri, yaşadıklarından çok daha fazlasını görmüş gibiydi. Titriyordu. “Ben... ben yapabilecek miyim?” diye sordu. Deren elini çocuğun omzuna koydu. “Yaşamak istiyor musun?” Gözleri büyüdü. Başını salladı. “O zaman yapacaksın. Korkmak zaman kaybettirir. Kaybedecek bir saniyemiz bile yok.” O an çocuk gözlerini yumdu, Deren ise nabzını kontrol etti. Arin arka planda terminale bağlandı. Bütün ekranlar, kalp ritmi eğrileri ve biyometrik verilerle doluydu. Saniyeler akıyor, kalpler yavaşlıyor, çipler pasifleştiriliyordu. Biri daha… biri daha… Ama tam her şey yolunda gidiyor gibi göründüğü anda bir çığlık yükseldi. “Damar kesildi! Nabız durmuyor! Kanama var!” Deren fırladı, sese doğru koştu. Bir askerin yüzü bembeyaz, nefes alamıyordu. Kafasındaki çip bir kıvılcım gibi yanmış, duman çıkarıyordu. “YEKTA!” diye bağırdı. Yekta çoktan oradaydı. Elindeki acil müdahale kitini açtı, kalp masajına başladı. Arin dizlerinin üstüne çöktü, bir yandan çocuğun kalp ekranını inceliyor, diğer yandan kod giriyordu. "Hayır, hayır! Ritim dönmüyor! Sistem kabul etmiyor!" Deren adamın yüzüne eğildi. "Dayan. Lütfen… daha bitmedi. Daha yaşaman gereken bir dünya var." Ama o dünya, o çocuk için artık yoktu. Yekta geri çekildi. "Zamanlamayı kaçırdık. Sistemi kandıramadık. Bu, çipin yeni versiyonu olabilir." Arin dudaklarını ısırdı. "O zaman içimizde hâlâ bilmediğimiz tehlikede olanlar var. Bazı çipler daha erken tetikleniyor olabilir. Yani… zamana karşı yarışmıyoruz. Zaman bize karşı." ** O gece, dört kişi daha kaybettiler. Onların isimlerini yazacak mezar taşları yoktu. Ama Deren, defterinin köşesine küçük notlar düştü. Her birinin adı, doğum yılı, göz rengi ve gülüşü. “Çünkü ölmek başka, unutulmak başka,” dedi usulca. “Ben onları unutmayacağım.” Yekta başını çevirip baktı ona. O defter… yıllar önce Deren’in sakladığı, anılarını çizdiği aynı defterdi. Küçüklüğünde, düşen yıldızlar çizdiği. Şimdi o yıldızların yerine isimler vardı. "Bu defteri bir gün dolu dolu yaşanmış anılarla kapatacağız," dedi Yekta. “Eğer yaşarsak,” diye cevapladı Deren. Ama yüzünde yine de bir kıvılcım parladı. “Belki yaşarsak, yeniden çocuk oluruz. Savaşsız… sessiz…” Yekta başını salladı. “Bu sessizlik için savaşacağız.” ** Sabaha karşı, kampta sessiz bir alarm çaldı. Arin’in sistemine bir sinyal düşmüştü. "Biri dış çevreyi tarıyor. Bizim frekansımızda değil. Bu… yabancı bir izleme protokolü." Kasırga hemen geldi. “Gelen var mı?” Arin gözlerini kısmıştı. “Hayır… gelen yok. Ama bizi izleyen var.” Yekta gözlerini kıstı. “Bu, bir sonraki saldırının habercisi.” Deren yanlarına geldi. “Ne kadar zamanımız var?” Arin gözlerini terminalden kaldırdı. “En fazla 36 saat. Belki daha az.” Yekta gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. Sonra dudaklarından şu cümle döküldü: > “O halde son saatlerimizi savaşla değil, hazırlıkla geçireceğiz. Çünkü bu kez sadece hayatta kalmak için değil… bir isyanı başlatmak için direneceğiz.” Ve böylece… Sığınaktaki sessizlik, yerini yeni bir kararlılığa bıraktı. Korku hala oradaydı. Ama şimdi onun üstüne inşa edilen başka bir şey vardı: Uyanan bir devrim. --- Kampın içi bir anlığına sessizliğe bürünmüştü. Sanki ölümün ardından gelen saygılı bir duraklama... Ya da fırtına öncesi o tüyleri diken diken eden dinginlik. Herkes bir köşede kendi savaşını verirken, birkaç metre ötede, sessizliğin tam ortasında, bambaşka bir savaş patlak veriyordu: “Lan, kızıl bela ama kurtarıcımız bu kız işte.” Kasırga, sırtını yakındaki zırhlı konteynere yaslamış, elinde yarım yamalak sarılmış bir enerji barıyla Arin’i izliyordu. Gözleri hâlâ uykulu ama ağzı durmak bilmiyordu. “Var ya, bir çipim patlayacaksa bu kızın ellerinde patlasın isterim. Ne dedin sen? EMP modülünü tersine çevirmiş… Tamam da, neyle? Kendi kafasıyla!” Arin gözlerini devirdi. Kıvırcık saçlarını rastgele bir lastikle toplamış, telsiz kablolarını düğüm düğüm etmiş halde eğilmişti. Dizlerinin üstünde, yere yayılmış devasa bir veri kartı vardı. Dudaklarının arasında bir vida... Ve her zamanki gibi, sabrının sınırlarında dolanıyordu. “Kasırga, eğer bir saniye daha konuşursan, seni sessize alacağım. Kalıcı olarak.” Ama Kasırga dinler mi? “Arin Hanım, ayak numaranız kaç acaba?” Sesinde o alaycı, kendini beğenmiş flört tonu vardı. “Böyle minik minik, tam ısırmalık gibi duruyorsun da… Ne o? 36? 36.5? Ooo… En sevdiğim. Minyon kadın, büyük iş yapar!” Telsiz, Kasırga’nın sağ kulağının yanından bir mermi gibi geçip arkasındaki çöp kutusuna çarptı. Metalin yankısı havaya karıştı. “Sıyırdı lan.” Kasırga kafasını hafifçe yana eğdi. “Yaklaşıyoruz ama... hedef küçük, isabet oranı düşük.” Arin derin bir nefes aldı, yavaşça doğruldu. Çizmelerinin tozunu silkeledi. Deri eldivenlerini parmaklarına çekti. Ardından bir anda döndü —ve asker postalıyla, saniyelik bir hamlede, Kasırga’nın suratına şap diye yapıştırdı. Ayakkabının burnu tam da göz hizasında bir öpücük bıraktı. Kasırga sendeledi. “A-a-ay...” Sonra bir duraksama. Ve ardından sırıttı. O meşhur pis sırıtışı. “Yemin ederim... bu darbeyi bile karizmatik attı. Ulan seninle savaşa da gelinir. Dansa da.” Sonra birden yere oturdu, postalı eline alıp baktı. “36.5 mi? Vay be… Savaş alanının ayak prensesi.” Arin ise artık hiçbir şey demiyordu. Çünkü bunu ciddiye alırsan kaybedersin. Sadece başını iki yana salladı ve işine geri döndü. --- Deren ile Yekta, kampın biraz dışındaki küçük tepeden bu sahneyi izliyorlardı. Omuz omuza, sessizce... Sanki o an her şey donmuştu da, sadece ikisinin nefesleri birbirine değiyordu. Yekta dudak kenarındaki hafif gülümsemeyi bastıramadı. “Kasırga yine Arin’in postalıyla tokatlanıyor. Her zamanki gibi.” Deren kıkırdadı. "Bence fena da hoşuna gidiyor. Mazohist olabilir mi?" Yekta başını salladı. "Kesinlikle. Ama Arin de sadistliğe soyunmuş gibi. O ikisi bir gün birlikte ya ölecek, ya da evlenecek. Ortası olmayacak." Deren gözlerini kısıp güneşe baktı. Gökyüzü hâlâ griydi ama doğu ufkunda bir açık mavi çizgi belirmişti. Yeni bir gün başlıyordu. Yorgun, kanlı ama umutlu... “Hazırlanmamız gerek,” dedi Deren usulca. Yekta ciddi bir ifadeyle başını salladı. “Çok fazla vaktimiz yok. Arin şifre protokolünü çözene kadar savunma sistemini ayağa kaldırmamız lazım. İçeri bir şey sızarsa, herkes gider.” “Kimse daha fazla gitmemeli,” dedi Deren, gözleri sertleşerek. “Dün gece sondu.” --- Kampın içi, birkaç saat içinde bir karınca yuvasına dönüştü. Herkes hareket halindeydi. Mühimmatlar kontrol ediliyor, giriş çıkışlar tek tek taranıyor, pasifleşmiş çiplere ek önlemler ekleniyordu. Arin, bir dizi mikro devreyi tersine mühendislikle çözüp, sistemin içine yeniden entegre etmişti. Kasırga, bu sefer ciddiydi. Savunma hattına geçici lazer tarayıcılar yerleştiriyor, gözcü kulelerinin kör noktalarını yeniden ayarlıyordu. Ve o anda… Bir bağırış koptu. “Kargo var! Kuzeydoğudan gelen bir taşıyıcı! Tanımlanamıyor!” Herkes bir anda pozisyona geçti. Silahlar doğrultuldu. Deren yere çömelip dürbünle baktı. "Sadece tek kişi var… silahsız gibi duruyor." Yekta dürbünü aldı. Yüzü asıldı. “Tanıyorum bunu.” Deren döndü. “Kim?” Yekta bir adım attı. “Eski sistem muhafızlarından. Kod adı: Şahmeran.” Kasırga duyduğunda küfretti. “O kadın geliyorsa, ya bize yardım edecek… ya da hepimizi tek başına bitirecek.” Arin dizlerinin üstünden kalktı, postallarını yeniden bağladı. Kasırga’ya baktı. "Ne oldu?" “Geldi işte," dedi Kasırga, ciddi bir ifadeyle. "Telsizi sıyırdın, suratımı kırdın, ama bak… hala buradayım. Hazırım. Her ne bok olacaksa, birlikte batacağız.” Arin ilk kez gülümsedi. Sessizce ama içten. “Beraber batacaksak," dedi, “önce şu kadını tanıyalım.” Yekta silahını kontrol etti, Deren’in gözlerine baktı. “Artık herkes oyun sahasında.” Ve böylece, kamptaki son hazırlıklar tamamlandı. Artık bir savaşın kıyısında değil, devrimin tam ortasındaydılar. ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD