KARTAL

970 Words
Gece çökmüştü, sığınağın duvarlarında yankılanan kahkahalar yavaş yavaş yerini yorgun sessizliğe bırakmıştı. Arin, elinde yarı boş bir şarap şişesiyle yere serilmiş uyuyormuş gibi yapıyor ama zaman zaman "Bu duvar nefes alıyor, yemin ederim!" diye mırıldanıyordu. Kasırga ise battaniyenin altında, başına geçirdiği miğferle Arin’e "Sessiz ol kızıl! Duvar seni duyar!" diye bağırıyor, ardından gülme krizine giriyordu. O ikisi kendi deliliklerinde kaybolmuşken, üssün köşesindeki dar yatak bölümünde Deren, kalın yün battaniyesine sarınmış, dizlerini karnına çekmişti. Yekta ise onun karşısında oturuyor, elindeki çay kupasını iki eliyle kavramış, onu izliyordu. Aralarındaki sessizlik huzurluydu. Bu defa kimse kaçmıyordu. Ne kelimelerden, ne duygulardan, ne geçmişten. Deren, başını hafifçe yana eğdi. "Sen hâlâ çay mı içiyorsun?" Yekta gülümsedi. "Sıcak tutuyor. Ve biliyorsun, ben çocukken de çaycıydım. Bakkaldan kaçan paralarımla bile çay alırdım." Deren hafifçe güldü. "Evet… Hatırlıyorum. Çayla beni kandırmıştın. Ağlıyordum hani, elimde düşen bebeğim… Sen gelmiştin, ‘ağlama, çay içeriz geçer’ demiştin." Yekta dudaklarının arasından iç çekti. "O an… seni ilk defa ağlarken gördüğüm andı. Küçüktün ama gözlerin… o gözlerde koskoca bir dünya vardı. Ağlamana dayanamamıştım. Hâlâ dayanamıyorum." Bir anlık sessizlik daha çöktü. Deren’in bakışları battaniyenin ucuna kaydı. "Biliyor musun," dedi yavaşça, "ben sana aşıktım. Küçüktüm, ama hissediyordum. Sen bana bir ağacın gövdesi gibi geliyordun. Sağlam, kocaman… Güvende hissediyordum yanında." Yekta'nın eli yavaşça titredi. Kupayı dizinin yanına koydu. Bakışlarını Deren’in gözlerinden çekmedi. "Ben de biliyordum," dedi fısıltı halinde. "Bir gün büyüyüp de senden uzak kalacağımı biliyordum. O yüzden o kadar kıymetliydi senin gülüşün. Her sabah seni görmek için uyanırdım. Sırf okul yolunda yanında yürüyebilmek için uykusuz kalırdım." Deren’in gözleri dolmuştu. Ama ağlamıyordu. Çünkü artık orada, karanlığın içinde, saklanacak hiçbir şey kalmamıştı. "Sana hiç söyleyemedim," dedi, sesi çatallaşarak. "Sen ortadan kaybolunca, ben seni yıllarca rüyamda gördüm. Hiç kimseye söylemedim. Çocuk aklımla anlamaya çalıştım neden gittiğini. Ama hiçbir cevap yeterli gelmedi." Yekta başını eğdi. "Götürüldüm, Deren. Seçme şansım yoktu. O yaşta bile… benim hayatım çoktan planlanmıştı. Seni bir kez bile düşünmeden geçtiğim tek gün olmadı." Deren hafifçe yaklaştı. "Neden döndün?" Yekta gözlerini kaldırdı. "Çünkü seni bırakmak kaderdi ama sana dönmek seçimimdi." O an, aralarındaki mesafe görünmez şekilde kapanmıştı. Birbirlerine dokunmasalar da, her kelime tenlerine işliyordu. Her itiraf yılların suskunluğunu kırıyor, geçmişin izlerini siliyordu. Yekta, usulca uzandı ve Deren’in elini tuttu. Parmakları soğuktu ama içlerinde titreyen hisler sıcacıktı. "Ben hâlâ senin yanındayım, Deren. Çocukken koruduğum gibi, şimdi de koruyacağım. Ne olursa olsun." Deren’in dudakları kıpırdadı. "Ve ben seni hep sevdim. Ama artık korkmuyorum bunu söylemekten. Çünkü artık savaşmıyoruz. Artık yaşıyoruz." Kasırga’nın arka planda “Ay içimdeki flörtör uyanıyor!” diye bağırması, Arin’in buna karşılık bir EMP modülünü fırlatmasıyla sustu. Ama onların dünyasında, Deren ve Yekta’nın dünyasında, zaman durmuştu. Ve gece, ilk defa bu kadar huzurlu bir sessizliğe bürünmüştü. --- Sabah tüm çirkinliğiyle çöktü üzerlerine. Gökyüzü griydi, soğuk bastırmıştı ama içerisi sıcak... belki de fazlasıyla sıcak. Kampta gece boyunca içilen alkol, edilen kahkahalar, hafif sarkmalar ve "şakayla karışık" itirafların bıraktığı buhar hâlâ havada asılıydı. Kasırga, üstü başı dağınık, botlarının tekini hâlâ bulamamış şekilde Arin’in yanında kısık gözlerle mırıldanıyordu. “Lan... bu kız kırmızı şarap gibi. Gittikçe güzelleşiyor. Şaka maka... EMP’yle beni patlatsa da razıyım.” Arin gözlerini devirdi, ama tebessümü bastıramadı. “Yat lan, kafayı kırcam!” dedi ama sesi kırıktı, sarhoşluğun verdiği yorgunlukla dolu. Kasırga onun omzuna başını koydu, mırıl mırıl sayıklamaya başladı. Öte yanda, Deren battaniyeye sarınmış, çantasından çıkardığı küçük deftere bir şeyler karalıyordu. Yekta ise ona bakıyordu. Yüzünde yorgun ama huzurlu bir ifade vardı. “Ne yazıyorsun?” Deren başını kaldırmadan, “Hatırlamak istediğim şeyleri,” dedi. Yekta bir an duraksadı. “Mesela?” “Mesela... dün gece senin çocukken nasıl kavga ettiğini hatırlattın bana. Beni hep koruduğunu.” Yekta başını yana eğdi. “Çocukken mi?” Deren başını kaldırdı, gözleri buğuluydu. “Ben sana çocukken aşıktım, biliyor musun?” Yekta'nın bakışları dondu. Boğazı düğümlendi, ama hemen ardından yumuşadı. “Ben de hep seni düşündüm. Ama sen gittin, ben kaldım.” Tam o anda. BOOOM. Yere düşen bir bomba gibi patladı sessizlik. Toprak sarsıldı. Ardından bir çığlık. Bir daha. Sonra üçüncü. Kasırga gözlerini açtı, Arin doğruldu. Deren defteri fırlattı. Yekta çoktan ayakta, silahı elinde, sesi bastı kampı: “HERKES KALKSIN! GÜVENLİĞİ SAĞLAYIN!” Patlama yerinden bir duman yükseliyordu. Koştular. Koşarken dumanın içinden kopan et parçalarını gördüler. Biri yere düşmüş, beyni parçalanmıştı. Biri daha... içi yanmış gibi gövdesi erimişti. ÇIP. Yekta'nın gözleri karardı. “Çip... lanet olsun...” Arin yere diz çöktü, elleriyle kalan cihaz parçasını alıp baktı. “KENDİ KENDİNE TETİKLENMİŞ. ZAMANLAYICILI... BU BİR MESAJ!” Deren nefes nefese, yere çöken askerlerin üstünden geçerken bağırdı: “KAÇ KİŞİ?” Bir ses titredi: “12! On ikisi de Yekta'nın timinden!” Kasırga öfkeyle yere tükürdü. “Anasını s... Bu savaş bitmedi.” Yekta, hâlâ ayakta, yumruğu titriyordu. Elinde tuttuğu asker çantasını yere fırlattı. “BUNLAR BİZİ BIRAKMIYOR. Çipler öldü sandı, ama geri kalanları... temizliyorlar!” Arin başını iki yana salladı. “Bu başka bir protokol... Zamanlayıcılı. Onları aktifken izleyip pasifken infaz ediyor. Bunlar... uyarı.” Yekta donmuştu. Dudakları seyiriyordu. “Bu bir kıyım... sırayla... birer birer...” Kasırga sessizliğe gömüldü. “Bize ulaşmadan durmayacaklar.” Deren elini Yekta’nın koluna koydu. Sıcak ama sert bir dokunuştu. “Yekta. Şimdi ne yapacağız?” Yekta bir an sustu. Başını gökyüzüne kaldırdı. Gözleri kan çanağı gibiydi ama bir damla yaş akmadı. “Önce kalanlara ulaşacağız. Sonra bunu kim yaptıysa... kim emir verdiyse... onların beynini patlatacağız. Aynı bizim askerlerimiz gibi.” Arin ayağa kalktı. “Ben artık elimdeki sistemle bu kodu tersine çevirebilirim. Ama bana zaman lazım. Çok az zaman.” Kasırga gözlüklerini taktı, sırıttı. “Zamanı satın alırız, bebek. Gerekirse ben alır, paket eder getiririm.” Yekta döndü, Deren’le göz göze geldi. “Sen hazır mısın?” Deren bir adım attı, gözleri karanlık ama kararlıydı. “Ben çoktan öldüm. Şimdi sadece kalanları kurtarmak istiyorum.” Ve o sabah... 12 can, patlayan çiplerle sessizce gömüldü. Ama arkasında kalanlar, artık başka bir yemin etti: > “Bizi parçalayan sistemi, biz paramparça edeceğiz.” ---
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD