Mustafa Ağa’nın solgun yüzü, hastane yatağında hayata son bir tutunma çabası içindeydi. Odanın içinde ağır bir sessizlik vardı. Azad kapının önünde beklerken, içeriye sessiz adımlarla bir kadın girdi. Hevîn. Gözlerinde ne merhamet ne de korku vardı. Duruşu güçlüydü, ama kalbinin derinlerinden yükselen fırtına, göz kapaklarının ardında kıpır kıpırdı. Mustafa Ağa zorla gözlerini araladı. Dudakları güçlükle kıpırdadı. “Hevîn… Benim… torunum…” Hevîn başını hafifçe eğdi ama yaklaşmadı. Yüzü donuktu. “Geldim,” dedi sade bir sesle. “Ama beni torunun gibi görmediğini bildiğim için geldim.” Mustafa Ağa zorla elini uzatmak istedi ama Hevîn geri çekildi. “Ne affı dilersin, Mustafa Ağa?” dedi. “Her şeyi affedebilirim. Ama kardeşime kurşun sıkan adamı savunduğunu, on yedi yaşında beni döve döve

