Rüyamda babamı, Olaf’ın üstünde anneme giderken görüyordum. Ben de arkalarından koşuyordum ama Nergiz yengem bana tatlı yedirerek yolumu kaybettiriyordu. Sonra Cenkay’ın ‘hala, kıza daha fazla yedirme!’ diye ikaz ettiğini duydum. Garip ve huzursuz olmam gereken bir rüyaydı ama, annemle babamı gördüğüm için mutluydum.
Beni uykumdan uyandıran şey, kulağıma dolan ve gittikçe yükselen sesler oldu. Sanki dışarıda kavga vardı. Yani sesler onu gösteriyordu ama çok saçmaydı. Merak ve endişeyle dışarı çıktığımda, Cenkay ve Kaan’ın birbirine girdiğini gördüm. Ama bu çok saçmaydı. Kavga etmeleri için bir neden yoktu ki.
Cenkay resmen zehir kusar gibi hakaretler ediyordu Kaan’a. Zor da olsa ayrıldılar ama sakinleşmiyorlardı. Gözüm Ella’ya takıldı. Bir köşede ağlıyordu. Karşımdaki manzara karşısında ne yapacağımı, ne düşüneceğimi şaşırmıştım.
‘’Neler oluyor burada?’’ dedim. Ben uyuyalı da çok bir zaman olmamıştı ki… Hatta benimki uyku bile değildi, içim geçmişti biraz.
‘’Sevgiline sor, tabii anlatacak yüzü varsa…’’
Cenkay ne saçmalıyordu ya?
‘’Sen bana hesap soracağına kendi pisliğine bak lan!’’
‘’Kaan, ne biçim konuşuyorsun sen? Yakışıyor mu sana böyle konuşmak?’’
‘’Sen bunu neden gemiye aldın ya?’’ dedi sonra.
‘’Ne o? Kızı rahat rahat aldatmana engel oldum diye mi bu öfke?’’
Ne aldatması ya? Kaan benim sevgilim değildi ki… Tabii Cenkay bunu bilmiyordu.
‘’Kaan yapmaz öyle şey.’’ diye kestirip attım.
‘’Ella’yla öpüşürken gördüm.’’ dedi. ‘’Bana inanmıyorsan kıza sor. Bak, kendisi orada.’’
Ah Kaan, ah… Sen ne ara kızı gördün, ayarttın da öptün? İkisiyle de ayrı ayrı konuşup, keyifle dedikodu yapabileceğim bu malzemeyi de mahvetmişti. Of Cenkay ya, insanı premium üyelik almaya zorlayan uygulama reklamları gibisin.
‘’Benim sevgilim öyle şey yapmaz!’’ dedim hemen kestirip atmak için.
‘’Rana, gözlerimle gördüm.’’
‘’Yanlış görmüşsündür sen. Benim sevgilim, içerde kız arkadaşı uyurken başka kadınlarla yakınlaşacak karakterde daha doğrusu karaktersizlikte biri değil. Sen onu, etrafındaki diğer insanlarla bir tutma.’’
Gerçekten çok güzel sokuyordum lafımı.
‘’Bu kadar kör olabilidiğine inanamıyorum.’’ dedi hayal kırıklığı içinde.
Kesin kendi kendine ‘madem kör olacaktın, benim alavere dalaverelerime kör olsaydın bari’ filan diyordur.
‘’Sen buraya gelmekle boşuna zahmet ettin Cenkay abi. Bence ilk limanda seni indirelim ve evine uçakla dön. Hem ailen de seni özlemiştir, öyle değil mi? Belli ki deniz yolculukları senin sinirlerini bozuyor ve olmamış şeyleri olmuş gibi düşündürüyor.’’
Herkesin içinde onu öyle bir duruma getirmiştim ki, utancından denize atlayıp köpek balıklarına yem olmak istediğine emindim.
Hiçbir şey demeden gözden kayboldu. Sanırım kamarasına geçmişti. Kaan’la arkasından gülmeye başladık.
Canım, yazık… Ella hiçbir şeyden habersiz, ellerini yüzüne kapatmış bir halde ağlıyordu.
‘’Biz az önce ne yaşadık?’’ dedi Beren şaşkınlıkla.
Ona da gülmeye başladım.
‘’Anlatırım, bir şey yok dedim.’’
Kaan, Ella’nın yanına gidip onu sakinleştirmeye çalıştı. Sonra onlar da gözden kayboldular. Sanırım Ella’nın kamarasına gittiler.
Ben de gidip veterinerlerle konuştum. Olaf sakinleştiricinin etkisindeydi. On iki saat daha uyuyabileceğini söylediler. Güvertede Beren’le oturup ona da olanları anlattım. Hem Cenkay’a çok sinirlenip hem de olanlara çok güldü. Yani gerçekten komik ve salakça bir durumdu. Sevgili taklidi yapan en yakın arkadaşım, kalbimi kıran ve aşık olduğum üvey kuzenimden, başka bir kızı öptüğü için dayak yiyordu. Buradan bakınca benim bile kafama oturmayan şeyler vardı. Cenkay neden bu kadar sinirlenmişti ki buna? Kendi yaparken iyiydi de, başkası yapınca mı sinirleniyordu?
Akşam olunca Kaan güvertede gitarını çalmaya başladı. Gemide vakit geçirmek için böyle aktivitelere ihtiyacımız vardı. Sıkıntıdan aklımızı kaçırmadan İstanbul’a gelebilecek miydik, çok merak ediyordum. Bu denizciler, gemiciler, kaptanlar filan nasıl yaşıyorlardı ya? İnsan ciddi ciddi aklını kaçırırdı burada.
Cenkay hariç, hepimiz güvertede oturmuş, Kaan’a eşlik ediyorduk. Kızlar arada kalkıp şarkıya göre dans ediyorlardı. Ben onlarla eğleniyor gibi görünüyordum ama aklımda Olaf vardı. O konteynerda tek başına korkuyor olabilir miydi? Veterinerler bana haber vereceklerini söylediler ama ses seda yoktu. Gidip sorsam iyi olacaktı.
Veterinerlere bakına bakına Olaf’ın olduğu konteynera geldim. İçeride birilerinin olduğunu bildiğim için konteynerın kapısını çaldım. Olaf’ın bakımı için iki yıl önce işe aldığımız, yeni mezun veteriner bir kız açtı bana kapıyı. Uzun ve gür kumral saçları, dumanlı ela gözleri, pembe beyaz bir cildi olan, atletik vücutlu ama aynı zamanda kum saati gibi de beli olan, bakanların dönüp bir daha bir daha baktığı bir kızdı. Çok ama çok güzeldi. Bu güzeller güzeli kız, konteynerda Olaf’ın yanındaki tek hekimdi.
‘’Merhaba Rana Hanım. Arkadaşlarıma birazdan nöbeti devrettiğimde size haber verecektim. Geldiğiniz çok iyi oldu, çünkü Olaf yaklaşık yarım saat önce uyandı.’’
Bunu duyduğuma çok sevindim. İçeri sevinçle girdiğimde bütün hevesim kursağımda kalmıştı, çünkü Cenkay’ı, Olaf’ın yanında gördüm.
‘’Cenkay Bey’i çok sevdi. Onun sayesinde yemek yiyor, benim verdiklerimi geri çevirdi.’’
‘’Cenkay Bey’e maaş ödeyelim o halde, öyle değil mi Maria Hanım? Sizi de boşuna yormayalım. Arkadaşlarım güvertede şarkı söylüyor, onlara katılmak ister misiniz?’’dedim iğneleyici bir tonda.
Hem çocuğumun uyandığını söylemiyor hem de kendi görevini Cenkay’a kilitlemenin peşinde.
‘’İşini doğru düzgün yapan bir arkadaşınızı gönderin buraya.’’
Sanki bir şey demişim gibi ağlaya ağlaya gitti.
‘’Ne dedim ben şimdi buna da böyle ağladı bu?’’
‘’Sen çalışanlarına bu kadar saygısız biri değildin Rana. Kıza demediğini bırakmadın.’’
‘’Öyle mi? Git de teselli et bari, güçlü kuvvetli kollarınla. Gözyaşlarını da dudaklarınla silersin, Cenkay abi.’’
‘’Bence senin erkek arkadaşın o işi daha iyi yapar.’’
‘’Beni oğlumla yalnız bırak ve sakın bir daha veterinere asılmak için kendine alet etme çocuğumu.’’
‘’Ben kimseye asılmadım Rana. Sabahtan beri çok mutsuzsun, gemiye bindiğimizden beri hiçbir şey yemedin. Ben de OIaf’ı kontrol etmeye geldim. Uyandıysa, sana haber vermek için. Böylece rahatlarsın ve karnını doyurursun diye düşündüm. Geldiğimde kızın tek başına Olaf’ı yedirmeye çalıştığını görünce de yardım etmek istedim. Sevgilin gibi kızlara hava atmak için gitar çalmıyorum ben, senin için uğraşıyorum burada. Kusura bakma.’’
‘’Yapma ya… Ne kadar da düşüncelisin, gözlerim yaşardı. Beni, oğlumla yalnız bırak.’’
Beni hiç umursamadan Olaf’ın yanına gitti ve yelesini sevmeye başladı.
‘’Olaf Bey, gördüğünüz gibi emir büyük yerden. O ne derse, o olur. Şimdilik gidiyorum ama sabah sana kendi ellerimle havuç ve yonca salatası hazırlayacağım. Öğlen de yulaf yeriz, anlaştık mı? Anlaştıysak sol ön ayağını havaya kaldır. Kaldır, bakayım.’’
Olaf gerçekten de ayağını havaya kaldırdı.
‘’Aferin sana… Sen çok güzel ve akıllı bir çocuksun. Annen, sana emanet.’’ dedi göz kırparak.
Atla bu kadar iyi anlaşmayı nasıl başarabilir bir insan ya? Kedi değil, köpek değil… At ya… Bildiğin kocaman at. Resmen iki dakikada ahbap olmuşlardı. İşler daha da garipleşiyordu; Cenkay çıkmaya yeltenince Olaf huysuzlanmaya başladı. Ben onu sakinleştirmek için yaklaştığımda beni de yanına yanaştırmadı.
‘’Rana, uzak dur.’’
Sanırım Cenkay, Olaf’ın agresif tavırlarından korkmuştu ve beni uyarmaya çalıştı. Olaf biraz garip davranıyordu ama bana zarar vermeyeceğini biliyordum.
Cenkay az önceki yerine geri geldi. Sonra ben de yanına geldim. Olaf bana o zaman selam verdi ve sakinleşmiş görünüyordu.
‘’Ne verdin sen benim oğluma?’’ dedim hayretle.
Elindeki havucu bana uzattı. ‘’Sen de yer misin?’’
Salaktı bu ya… Kendimi gülmekten alıkoyamadım.
Olaf’ı beraber biraz yedirdikten sonra ‘’Sen de gidip bir şeyler ye istersen. Ben sahip çıkarım oğlana.’’
‘’İyiyim ben.’’ dedim.
‘’Merak etme, söz veriyorum o veterineri tek başına buraya bir adım bile yaklaştırmayacağım.’’ dedi bu sefer de.
Şapşal şapşal beni güldürüyordu.
‘’Hem gelirse, Olaf korur benim namusumu.’’
Bu söylediğine göz devirdim. Cenkay’da namus ne gezerdi sonuçta?
‘’Hadi, git bir şeyler ye ve dinlen. Gemide baytarlar yoğunlukta olsa da, beşeriyeciler için aynı şeyi söyleyemeyiz. Sana bir şey olursa, at tedavisi uygularlar sonra.’’
Bu Cenkay’da ne vardı böyle ya, uzun zamandır beni ilk defa bu kadar çok güldürmüştü.
‘’Çok güzel gülüyorsun. Gülüşün tek başına, gecenin bu karanlığında gemiye yolunu buldurur.’’
Ettiği iltifatla, yüzümdeki gülüşün yavaş yavaş solduğunu hissettim. Gözlerime uzun uzun bakmaya başladı. Bu göz temasını kesmek istiyordum ama kesemiyordum. Neyse ki veterinerlerden biri içeri girdi de beni kurtardı.
Olaf’ı muayene edip, bana bilgi verdikten sonra, Cenkay’la beraber beni yolladı. Çıktığımızda Kaan’la karşılaştım. Bizi baş başa görünce hemen ‘sevgilim’ diyerek koşup, elini belime sardı ve beni oradan uzaklaştırdı. Cenkay’ı, vardığımız ilk limanda bırakmam lazımdı.