Dudaklarımız birleştiğinde zaman sanki eriyip kayboldu, dünya bir anlığına sustu. Cenkay’ın elleri tenimde bir alev gibi dolaşıyor, her dokunuşuyla içimdeki yangını daha da harlıyordu. Kalbim göğsümde öyle deli çarpıyordu ki, onun da bu ritmi hissettiğine emindim; göğsüne değen ellerim, onun kalp atışlarının da benimkilerle yarıştığını söylüyordu. Dudakları dudaklarımdan boynuma kaydığında, heyecandan titreyen ellerimle göğsünü itip cılız bir sesle, “Dur…” dedim. Ama bu bir emir değil, vicdanımı kandırmaya yarayan zavallı bir mırıltıydı; kendime oynadığım bir oyun, bir teselliydi sadece.
Cenkay bunu çok iyi anlamış olacak ki, dudaklarında alaycı bir gülümsemeyle, “Tabii, duruyorum…” dedi. Sesindeki muzip ton, durmaya zerre niyetinin olmadığını haykırıyordu. Koca elleriyle geceliğimi tek bir hamlede yırtıp attı; kumaşın çaresizce parçalanma sesi odada yankılandı. Enseme kayan eliyle beni kendine çekti ve dudaklarımı vahşi bir açlıkla öpmeye başladı. Direnmek mi? O an aklımın ucundan bile geçmedi; bedenim zaten ona teslim olmuştu.
Kollarımla boynuna sarıldım, omuzlarından kayan ellerim teninin yakıcı sıcaklığını avuçlarımda topladı. Beni belimden kavrayıp kucakladı ve bir çırpıda makyaj masasına oturttu. Elleri göğüslerimde, sert ama ustalıkla yoğururken, dili dudaklarımın arasından içeri süzüldü; tatlı bir işgal gibiydi. Kendimi ona bırakmıştım; kontrol artık tamamen onun ellerindeydi, ben ise sadece bu anın büyüsüne kapılmıştım. Bacaklarımı iki yana açtım, ona sessiz ama net bir davet sundum.
Gözlerimin içine bakarak, “İşte benim kızım,” dedi, yüzünde zaferle karışık o tanıdık sırıtış parlıyordu. Dudakları tenimde bir yolculuğa çıktı, yavaşça aşağı kayarak meme ucuma ulaştı ve emmeye başladı. Gözlerimi kapattım, başımı geriye attım; haz dalgaları beni ele geçirirken kendimi tamamen ona teslim ettim. Ama bu rüya kısa sürdü. Dudaklarını çektiğinde, bıraktığı ıslaklık tenimde serin bir ürpertiye dönüştü, beni gerçekliğe çeker gibi. Tam o anda, kocaman eliyle başımı tuttu, saçlarımın arasında kaybolan parmaklarıyla beni kendine çevirdi. “Gözlerini aç,” dedi, sesi derin ve emrediciydi. “Bana bak ve sana neler yaptığımı gör, tamam mı?”
Baş parmağını dudaklarımın arasına usulca bıraktı. Onu onaylarcasına başımı salladım ve parmağını emmeye başladım, gözlerim onunkilere kilitlenmiş halde. “Sen…” dedi, cümlesini tamamlamadan, bana karşı koyamadığını itiraf edercesine dudaklarını yeniden benimkilerle buluşturdu. Öpücüğü öyle yoğun, öyle açtı ki, nefesim kesildi; sanki ruhumu dudaklarıyla çalıyordu.
Ellerim sırtında geziniyor, tırnaklarım teninde izler bırakıyordu; her çizik, onun inlemelerine karışan bir ödül gibiydi. Dudakları bir kez daha keşfe çıktı; bir eli bacağımda, diğeri göğsümde, beni okşayan, yoğuran hareketlerle adeta büyülüyordu. Göğsümü dudaklarının arasına aldığında, dişlerinin hafif acısı ve dilinin yumuşak darbeleri arasında bir dans başladı. Tenimde akıl almaz bir oyun oynuyordu; her dokunuşu, beni hem çıldırıyor hem de daha fazlasını istemeye zorluyordu. Dudaklarımdan kaçan bir iniltiye engel olamayınca, bacağımdaki eliyle baş parmağını dudaklarıma bastırdı. Sesimi bastırırken, dudakları göğsümden karnıma doğru kaymaya başladı. Bu hem tahrik edici hem de gıdıklayıcıydı; kıkırdamama engel olamadım, içimdeki gerilim bir anlığına kahkahaya dönüştü.
Başını kaldırıp bana baktı, yüzünde o serseri sırıtış hüküm sürüyordu; bu ifade ona öyle yakışıyordu ki, kalbim bir an daha hızlı attı. “Eğleniyor musun?” diye sordu, sesinde hem alay hem de gizli bir merak. Hınzırca başımı salladım, sonra uzanıp onu kendime çektim. “Seni de eğlendireyim mi?” dedim, dudaklarımı boynunda gezdirmeye başlayarak. Dilim, karın kaslarının arasında arsızca dolaşırken, gözlerim onunkilere meydan okuyordu. Eliyle saçlarımı topladı, başımı hafifçe geriye çekti ve gözlerime daldı. “Bu gece sıra bende, küçük prenses,” dedi, sesi kararlı ama baştan çıkarıcıydı. “Senin tadını ben çıkaracağım.”
Göz kırptı, dudaklarını boynuma gömdü, baş parmağını bir kez daha dudaklarıma bırakarak beni susturdu. “Bu gece ben senin tadını çıkaracağım,” demesi, başka gecelerin de olacağı anlamına mı geliyordu? Öyleyse, ben onun için tek gecelik bir heves değildim. Bu düşünce içimi ısıttı; belki de bu, duygularımın karşılıksız olmadığının bir kanıtıydı, bir umut ışığıydı.
Dudakları tenimde bir harita çizerken, elimi saçlarına daldırdım; yumuşak teller parmaklarımın arasında kayıyordu. Karnımdan dudaklarıma tırmanan öpücükleri aklımı başımdan alıyordu. Beni kucaklayıp yatağa taşıdığında, öpmeye devam etti; her öpücük, beni ona daha çok bağlıyordu. Derken, bir parmağının kadınlığımı usulca okşadığını hissettim. Dudaklarının arasında inlediğim an, parmağını içime kaydırdı. Zonklayan tenim onu sarıp bırakırken, parmağını ileri geri hareket ettirerek beni o geri dönüşsüz yolculuğa çıkarmaya kararlıydı.
Alnını alnıma dayadı, gözlerini kapattı ve çaresizce, “Rana…” diye fısıldadı; nefesi kulağımda yankılanıyordu. “Bunu ne kadar istediğini hisset.” Parmağı ritmini artırdı, diğer eliyle çenemi kavrayıp yüzümü kendine çevirdi. “Bana bak,” dedi, sesinde hem emir hem de yalvarış vardı. “Seni böyle görmek… Tanrım, bu beni çıldıtıyor.”
“Sen de beni…” dedim, ama sesim ancak bir fısıltı oldu. Gözlerim onunkilere kilitlenmiş, bedenim onun ellerinde eriyordu. “Cenkay…” diye mırıldandım, sızlanan bir tonla, “daha fazla bekletme beni.”
Gülümsedi, o tehlikeli, baştan çıkarıcı gülümsemesiyle. “Sabırlı ol, prenses,” dedi, dudakları boynuma inerken. “Sana bir ömür gibi gelecek bir gece yaşatacağım.”
Sözlerini bitirdiğinde elinin hareketleri hızlandı, ama bu sadece bir başlangıçtı. Dudakları da bu oyuna katılmaya karar verdi. İkinci parmağını içime gönderdiğinde, hareketlerini hızlandırdı ve klitorisimi dudaklarıyla okşamaya başladı. Dudakları yerini diline bıraktığında, parmaklarıyla dili adeta bir hız yarışına girmişti. Beni saniyeler içinde bir kapıdan diğerine sürüklüyor, dünyamı altüst ediyordu. Yatağımda kıvrana kıvrana, “Cenkay…” diye sayıklıyordum; sanki medet umar gibi, sanki gecenin karanlığına bir mühür bırakır gibi.
“Söyle, Rana’m,” dedi, sesi boğuk ve tutkulu. “Söyle, güzel kızım… Ne istiyorsun?”
Kısık kısık inlemelerimin arasında adını sayıklamaya devam ediyordum. Dilinin her darbesi, parmaklarının her hareketi beni daha derin bir uçuruma çekiyordu. “Cenkay… lütfen…” diyebildim sonunda, sesim titrek ve çaresiz. “Beni… bırakma.”
Aslında bunu söylemek istemezdim ama, bilincimi kaybetme noktasına öyle bir gelmiştim ki, yapacaklarımdan ve söyleyeceklerimden ben sorumlu değildim artık. Cenkay benim için şuur kaybettirici bir maddeden başka bir şey değildi.
Gözlerime baktı, dudaklarında o vahşi gülümseme. “Bırakmak mı?” dedi, sesi alaycı ama ateşli bir şekilde.
“Seni bu gece bırakırsam, kendimi affetmem.”
Aslında başka bir anlamda söylemiştim ama içinde bulunduğum noktada ne ona bir şey anlatacak mecalim ne de bu yanlış anlamasına alınacak halim vardı.
Dudaklarını kadınlığıma geri götürdü, bu kez daha kararlı, daha aç bir şekilde. Parmakları artık yuvalarından ayrılmış, iki elini de kalçalarıma götürmüş, kalçalarımı sıkıyorlardı. Dili, klitorisimin etrafında daireler çizdikten sonra, parmaklarını arayan kadınlığımın girişine geldi. Dilini içime itmeye çalıştığını hissettim. Kendimi ona doğru bastırıyordum. Bedenim titremeye başladı; her nefeste, her inlemede ona daha çok yaklaşıyordum.
“Cenkay…” diye mırıldandım. Aslında çığlık atmak istiyordum.
Dudakları tenimdeki her hareketiyle nefesimin daha da sık ve titrek olmasına neden oluyordu.
“Bana itaat et! Hissetmek istediğim her şeyi ver bana.”
Bu kadar çaresiz ve muhtaç bir durumdayken, bu kararlı sözlerin benden çıktığına inanamıyordum. Sanırım Cenkay’ın çok hoşuna gitmişti bunları duymak.
‘’İşte bu benim kızım!’’ diye tenime fısıldadı. Sanki kendince gurur duyuyordu.
Dilinin hızı arttı, parmakları daha derinlere kaydı. Bacaklarım istemsizce kasılıyor, bir elim çarşafları sıkıca kavrarken, diğer elim saçlarına sıkı sıkı asılmış, başını kadınlığıma iyice bastırıyordu.
“Cenkay… Dayanamıyorum!” dedim, sesim bir yalvarışa dönüşmüştü.
“Dayanma…” dedi, gözlerime bakarak.
“Bırak kendini, prenses. Bu son olmayacak zaten. Sabaha kadar benimsin.’’
Dudakları ve dili birleştiğinde, beni tamamen ele geçirdi. Klitorisimi emmeye başladığında, bedenimde bir elektrik dalgası yayıldı. İnlemelerim artık kontrol edilemez bir hal aldı; adını haykırmamak için büyük bir mücadele veriyordum. Ona her zerremle yalvarıyordum. Sanki hem bir azaptaydım hem de sonsuz bir hazzın pençesindeydim… Bu garip paradoksa, beni Cenkay’dan başka kimse sürükleyemezdi.
“Cenkay… lütfen… daha fazla…” diyebildim, ama cümlem yarım kaldı. Dilinin ustalıkla çizdiği her harekete yeniden eşlik eden parmaklarının içimdeki ritmi, beni o son sınıra taşıdı.
Bacaklarım titriyor, nefesim kesiliyordu.
“Seni istiyorum… sadece seni…” dedim, sesim hıçkırıkla karışmıştı.
“İstediğini alacaksın prensesim.’’ dedikten sonra dilini daha hızlı hareket ettirdi.
Parmakları içimde bir ahenkle dans ederken, klitorisimi emmeye devam etti. Bedenim artık ona aitti; her kasılma, her titreme onun eseriydi.
“Hadi, Rana’m!” diye fısıldadı, dudakları tenimdeyken.
“Bırak kendini!’’
Ve o an geldi. Bedenim bir dalga gibi yükseldi, içimde biriken her şey patladı. Adını haykırmama engel olamadığım için, dudaklarıma kapanan dudaklarının içine inleyerek boşaldım. Dudaklarını dudaklarımdan ve parmaklarını kadınlığımdan bir an bile çekmedi. Beni sonuna kadar taşıdı, her titrememi, her nefesimi hissetti. Gözlerim kapandı, başım yastığa gömüldü; bedenim hala onun ellerinde titriyordu.
Nefes nefese kaldığımda, dudaklarımızı yavaşça ayırdı ve yüzüme baktı. Terden yüzüme yapışan saçlarımı yüzümden tel tel ayırırken konuştu.
“Rana…” dedi, sesinde hem zafer hem de hayranlık vardı.
“Sen… inanılmazsın.”
Elini yanağıma koydu, baş parmağıyla dudaklarımı okşadı.
‘’Bu kadar mıydı?’’ diye sordum. Burada bitmesini istemiyordum.
Başını geriye atarak kahkaha attı.
‘’Bu işlerin burada bittiğini düşünüyorsan, sana öğretecek çok şeyim var Rana.’’
Bir de benimle dalga geçiyordu. Elimin tersiyle göğsüne vurdum.
‘’Demek savaş ilan ediyorsun, öyle mi? Gösteririm ben sana!’’
Ellerimi başımın üstünde birleştirdi ve üstümde yerini aldı. Yüzünü yüzüme eğip, dudaklarımızı birleştirmeden önce tehlike dolu ses tonuyla fısıldadı.
‘’Sana az önce aşağıda ne dedim, hatırlıyor musun? Elime en az üç kere gelmeden içine girmeyeceğim. Bana sabaha kadar yalvarsan da, ellerime defalarca boşalacaksın.’’
Sözlerini bitirdikten sonra dudaklarını, ona susayan dudaklarımla birleştirdi. Hayal gücümün de ötesinde bir gece geçirdiğimi yeni yeni idrak ediyordum ve her şey daha yeni başlıyordu.