5. Bölüm: "Yemek Masası Konuşması"

2124 Words
İlk iş günüm hakkında söyleyebileceğim tek şey tenhalıktı. Çalıştığım beş saat boyunca dükkana yalnızca üç müşteri gelmişti; İlki istediği kitapların listesini elime tutuşturup tüm yorgunluğuyla kenardaki kitap okuma koltuğuna çökmüş bir öğretmendi. Kızıl saçlı orta yaşlı kadının istediği bütün çocuk kitaplarını tek tek bulup paketledikten ve fiyatlarını hesapladıktan sonra toplu bir alışveriş yaptığı için ona yüzde on beş indirim yapmıştım. Harold toplu alışverişler için yüzde on beş, beş yüz pound üzeri için de yüzde yirmi indirim yap demişti. İkinci müşteri dükkana ısınmak için girdiği her halinden belli olan bir lise öğrencisiydi. Plak raflarını arka plan yapıp birkaç selfie çektikten ve hediyelik eşya rafındaki kar kürelerini inceledikten sonra çıktı gitti. Üçüncüsü kırklı yaşlarda bir amcaydı. Bana Harold'ı sordu ve kendisinin onun ilk öğrencilerinden olduğunu ve arada bir gelip ziyaret ettiğini falan anlattı. Böylece Harold'ın bu kitapçıyı açmadan önce uzun yıllar basketbol koçluğu yaptığını öğrenmiştim. Hiçte Edgar'ın korktuğu gibi bir ortam yoktu. Ne gizemli tipler dükkana girip sinsice arka tarafa geçmişti ne de arka tarafta işleyen sözde kumarhaneden sesler duymuştum. Burada ben hariç hiç kimse yoktu. River ve Harold hemen üst katta yaşıyor olmalarına rağmen onlar bile yoktu. Harold bana güvenerek çini işiyle uğraşan bir arkadaşının yanında ders almaya başlamıştı çünkü ne kadar yaşlanırsa yaşlansın ellerinin titremesini istemiyordu. Bunun için de böyle incelikli işler üzerinde pratik yapması gerektiğini düşünüyordu. Müşterilere ayırdığım en fazla beş on dakikalık anlar hariç tüm vakit bana aitti ve hemen sağ tarafımdaki ikinci el rafı sayesinde buram buram eski kitap kokusu eşliğinde edebiyat ödevimi yapmıştım, kitap okumuştum ve edebiyat defterimin en arkasına bir şeyler karalamıştım. Mesai saatim dolduğunda biraz ortalığı temizledikten sonra Harold'ın benim için çıkarttığı yedek anahtarla dükkanın kapısını kilitleyip kepenkleri indirdim. Gece eve dönene kadar bir iki saat boş kalacak olsa da kepenkleri indirmemi söylemişti Harold. Evlerine dükkanın arka tarafından açtıkları merdivenle çıkıyorlardı anladığım kadarıyla. Ama tüm gün oraya buraya bakınsam da Edgar'ın bahsettiği gizli geçiti görememiştim bir türlü. River da hiç ortalarda görünmemişti. Acaba sadece geceleri mi faaldi arka taraf? Belki de River ve diğerleri geceyarısından sonra kardeşlik evinden çıkıp buraya takılmaca yapmaya geliyorlardı. Benim için böyle olması iyiydi. Mesai saatlerimde denk gelmek istediğim bir şey sayılmazdı karanlık tiplerin gizli bölüm için dükkana girip çıkma olasılığı. Edgar ile sözleştiğimiz gibi sokağın başına kadar yürüdüğümde kaldırımın kenarında park edilmiş şekilde bekleyen arabayı gördüm ve soğuktan kaçmak için adımlarımı hızlandırarak saniyeler içinde kendimi ön koltuğa attım. Kapıyı kapatır kapatmaz arabayı çalıştırdı esmer olan. Ben de ağzımı açmadan öylece oturdum ve buğulanmak üzere olan araba camından geçip giden caddeyi izledim. Böylesi daha iyiydi belki de. En azından birbirimizi kıracak laflar etmiyor, yaşanan bu şeye karşılıklı olarak ayak uydurmaya çalışıyorduk. Ama yine de Edgar ile bu kadar az konuşmak can sıkıcıydı. Aramızda varlığını somut olarak hissettiğim gerginlik can sıkıcıydı. Dakikalar geçtikçe daha da moral bozucu, katlanılmaz bir hal alıyordu bu sessizlik. Yanımdaki çocuk o kadar poker suratlıydı ki neredeyse kafayı sıyıracaktım. Hiç mi umursamıyordu dostluğumuzu? Ölene kadar küs mü kalacaktı bana kıçı kırık bir kitapçı da part time çalışıyorum diye? Araba garaja girmeden önce kapıyı açıp indim ve eve doğru hızlı, ayrıca da hırslı adımlarla yürüdüm. Kendimi doğrudan Lola'nın odasına attığımda ise yatakta yan yana uzanmış dizi izleyen kızlar tedirgin bakışlarıyla yüzümü inceliyorlardı. "Ben bu Edgar'ı sikeceğim!" diye bağırdığımda aynı anda yattıkları yerde doğrulup yatakta bana da yer açtılar ve ben de tam ortalarına otururken ellerimle yüzümü kapatıp derin nefesler aldım. "Ne oldu?" diye sordu Meredith elini sırtıma atıp hafifçe okşarken. "Beni iş çıkışı almaya geldi ama yüzüme bile bakmıyor dangalak." dedim. Ellerimin içinden konuştuğum için sesim iyice boğuk çıkmıştı. "Bakmazsa bakmasın ne üzülüyorsun?" diye sordu Lola gergin bir ses tonuyla. "Üzülmüyorum sinirleniyorum!" diye bağırdım. On dakika sonra okuldaki saatlerimin ve işimin nasıl geçtiğini anlatmaya başladığımda kızlar beni güzelce dinlediler. Edgar'ın öğle yemeği getirdiği bölüm Meredith'i yumuşatmış olsa da Lola'yı iyice sinirlendirdi. "Ne yapmaya çalışıyor bu lavuk?" diye sordu hikayenin tamamını dinlediğinde. "Beni gözetimi altında tutmaktan vazgeçemiyor ama yokmuşum gibi davranarak kendince ceza veriyor işte. Klasik Edgar." dedim ikinci sigaramı yakarken. "Hayır klasik Edgar değil bu. Klasik Edgar gidip River'a sataşır, seni işten azad etmesi için ona göz dağı verirdi. Seninle de bir güzel kavga eder, orada çalışmaktan vazgeçirene kadar yaşadığın hayatı burnundan getirirdi." dedi Lola, kaşları düşünceli bir şekilde çatılırken. "Öyle mi?" diye sordum alnım kırış kırış olurken. "Öyle." dedi. "Sen onun baş belası yanını bilmiyorsun tabii. Konu River olduğunda sevdiği hiç kimseyi yaklaştırmaz yanına. İnatla yaklaşanı da siler atar. Senin durumun farklı olduğu için sesini çıkarmıyor ama yine de tuhaf. En azından River'a bir sağ kroşe geçirmesini beklemiştim." "Konunun River ile ne ilgisi var ki? Beni işe alan kişi Harold'dı." diye sızlandım. "Ama bugün bahçede karşılıklı kahkahalar atarak sohbet ettiğin kişi River'dı, değil mi?" diye sordu karşılığında. Şok olmuş bir ifadeyle Lola'ya baktığımda derin bir iç çekti. "Çoktan bir ton dedikodu yayılmış. Edgar da duymuştur eminim. Sen ortamda yeni olduğun için tanımıyorsun bunları ama River domuzu kendi çetesi hariç hiç kimseyle öyle muhabbete sohbete girmez. Girse de başkalarının ağzına laf verecek hareketler yapmaz." şeklinde devam etti sözlerine. "Milletin ortasında sevişmişiz gibi konuşuyorsun Lola. Alt tarafı komik bir laf ettim o da güldü." dedim sinirlerim iyice bozulurken. "İnsanlar bu kadarcık şeyden dedikodu çıkarıyorlarsa bir terapiste falan görünsünler bence." "Anlamıyorsun. River da Edgar da sandığından daha ünlüler kendi çevrelerinde. Nighthawk'un lideri Kevın olabilir ama aslında herkes Edgar'ı istiyordu. Sırf üst döneminde olduğu için Kevın'ı seçmek zorunda kaldılar. Kendi çetesi içinde ikinci sınıftan beri sevilen sayılan bir çocuk Edgar. Çünkü gözü kara, hiçbir şeyden korkmuyor. Bu onlar için önemli bir faktör. Uzun lafın kısası okul bir kraliyetse sen şimdi birbirine düşman olan iki prensin arasında sürüklenen yeni kızsın. Okulun yarısı fahişe, diğer yarısı da mağdur olduğunu düşünüyor muhtemelen. Bunu çetelere sempati ve antipati besleyenler olarak ayırabilirsin kafanda." dedi Lola, her zamanki açık sözlülüğüyle. "Edgar bunun böyle olacağını bilmiyor muydu da okulda yanımdan ayrılmadı benim?" diye sordum alnımdan başımın üstüne doğru ilerleyen ince sızı gittikçe güçlenirken. "Biliyordu. Amacı zaten millete senin arkanda kimin olduğunu göstermekti. Zarar görme diye. Ama şimdi işin içine bir de River girdi." Oturduğum yerden kalkıp pencereye doğru yürüdüm ve hızlıca açıp biraz temiz hava çektim içime. Kendimi iyi hissetmiyordum. "River ile sadece üç dakika ayak üstü konuştuk diye dedikodu çıktı daha doğrusu. O da işle ilgiliydi. Çocuk kibarlık yapmaya çalışıyordu. Edgar'la aram bozulmasın diye bana başka bir seçenek sundu." diye açıklamaya çalıştım kendimi. "Böyle bir konuda Edgar'ı üzmek istemez çünkü." dedi Lola birden. Sonra ne dediğini kendi de fark edip şaşırdı. "Yani şey..." "Ney?" dedim ona doğru yürürken. "Söyle gitsin." dedi Meredith, arada kalmış, derin bir suyun içinde çırpınıyormuş gibi görünen Lola'ya bakarak. "Aman zaten eninde sonunda öğreneceksin. Sen bunların şimdilerde ezeli iki düşman olduklarına bakma. Üniversiteye kadar River en yakın arkadaşıydı Edgar'ın. O kitapçı'da büyüdü Edgar. Okuduğu bölümü bile kitapçı sayesinde, daha doğrusu sevgili Harold amcası sayesinde seçti." Duyduğum şeyin karşısında kaçıncı olduğunu bilmediğim bir şok daha yaşamıştım. "Ama neden? Neden dağıldılar sonra?" Kısa bir sessizlik oluştu. Lola söylemek üzere olduğu şeyi nasıl söyleyeceğini düşündü birkaç saniye. "Lise sondayken bazı olaylar oldu ama onları şimdi anlatamam uzun hikaye. Kırılma noktası şuydu ki; Edgar'ın bir sevgilisi vardı, Skyler. Kız Edgar'ı River ile aldatınca..." "Siktir! Skyler ile aldığımız birkaç ortak ders var ve hatta bugün notları geçirmek için defterini ödünç aldım. Hatta... Defterini geri vermeye gittiğimde gördüm River'ı. Yanında oturuyordu. Hala çıkıyorlar mı yani?" diye bağırdım ayağa fırlama isteğimle baş etmeye çalışırken. "Hayır. Bence hiç çıkmadılar. Orada kimsenin bilmediği, benim de bir türlü çözemediğim bir olay döndü de işte neydi bilmiyorum... River ve Skyler hep çok yakın iki arkadaştılar. Hala öyleler. Ama Edgar da yanlış anlamış olamaz. Zaten açıkça itiraf ettiler yedikleri boku Edgar'a. İnan çok tuhaf bir dönemdi. Yıllarca Raven için yetiştirilmiş, üniversitenin ikinci senesinden lider olması beklenen, Harold'ın varisi olarak görülen Edgar bir anda saf değiştirip Nighthawk için çalışmaya başladı. Hatta Kardeşlik'e kendini ispat etmek, Raven ile tüm bağlarını kestiğini kanıtlamak için defalarca kez sınandı. Biraz da o yüzden çok seviliyor şimdi. Kendi güvenini çalışarak kazandı çünkü." dedi Lola, gözleri sabit bir noktaya dalıp gitmişti. "Anlamıyorum. Neden River değil de Edgar, Harold'ın varisi olarak görülüyordu ki?" diye sordum. "Çünkü River nahif bir çocuktur. Edgar da öyle deme sakın sen onun ne yaman bir psikopat olduğunu bilmiyorsun. Daha önce hiçbir kavgasına bire bir şahit olmadın. Harold River da o altyapıyı göremediği için Edgar'ın daha çok üstüne düştü yıllarca. River'ı da ona emanet etti hatta ama sarışın bomba her şeyin içine sıçtı sonra tabii. En yakın arkadaşını ezeli düşmanına dönüştürdü bile isteye. Düşmana atacağı canlı bombayı kendi elinde unuttu." Bu konuşmanın üzerine uykusuz bir gecenin ve yoğun geçen bir okul, iş gününün daha üstesinden gelmiştim. İş çıkışı Edgar'ın aynı kaldırım kenarında beni beklediğini gördüğümde göğsümün üstünde hissettiğim ağırlığı umursamadım ve tek laf etmemek için kendimi ikna ettikten sonra bindim arabaya. Onun kurallarına göre oynamam gerekiyorsa öyle yapacaktım. Hatta daha beter mesafe koyacaktım aramıza. Gece yarısına doğru birkaç kuruş para kazanmak için yaptığım makale düzenleme işini bitirmiş, yıllardır çalışmakta olduğum siteden sipariş veren müşteriye teslim etmiştim. Hesabıma yatan elli pound beni az da olsa rahatlatacaktı. Yatağıma geçmeden önce baş ucumdaki şişeden su içmek istedim ama suyum bitmişti. Söylene söylene mutfağa inerken bir yandan da yarın sabahtan dersim olmadığı için kendimi teselli ediyordum. İstediğin kadar uyuyacaksın, şu an hiçbir şey moralini bozamaz kızım! Falan diyordum kendime. Buzdolabını açıp su şişesini çıkardıktan sonra fark ettim onu. Pencerenin önündeki küçük mutfak masasında oturmuş hazır paketlerde satılan çin eriştelerinden yiyordu. Sadece üç saniye düşündüm ve kararımı verip beni görmezden geldiğini bile bile görmezden gelemeyeceği bir konuma oturdum, tam karşısına. "Afiyet olsun." dedim dümdüz bir sesle. Başını hafifçe eğerek teşekkür etti. "Niye uyumadın?" diye sordu birkaç dakika sonra. "Makale düzenledim. Susadığım için su almaya inmiştim." dedim omuz silkerek. "Yarın dersin kaçta?" diye sordu bu kez de. "Öğleden sonra. Beni bir yerlere bırakmana, almana falan gerek yok artık Edgar. Alıştım bile, okula da işe de." dedim derin bir iç çekmeden hemen önce. "İşten alacağım. Okul sana kalmış." dedi gözlerimin içine ilk kez baktığı sırada. Derin bir iç çektim. "Böyle mi olacağız?" diye sordum öfkemi bastırmaya çalışırken. "Bilerek yaptığım bir şey değil. Biraz zamana ihtiyacım var normale dönmek için. Olanları sindiremedim henüz." dedi bakışlarını kaçırmadan. "Olanlar derken? Alt tarafı yeni bir yerde çalışmaya başladım anasını satayım!" diye çıkıştığımda kendimi tutamayacağım o tanıdık raddeye geldiğimi anlamıştım. Edgar yüzüme dik dik baktıkça daha da çok sinirleniyor masanın altında duran yumruklarımı sıkıp tırnaklarımı etime geçiriyordum. "River ile aranızdan su sızmıyormuş duyduğum kadarıyla." Sonunda dilinin altındaki baklayı çıkarmıştı. Kendimi tutamayıp gözlerimi devirdim ve arkama yaslandım. Sırf hareket etmek istediğim için yaptığım küçük bir hareketti, asıl yapmak istediğim Edgar'ın suratına bir tane geçirmekti ama bu şekilde bastırıyordum işte. "Sadece üç dakika ayak üstü konuştuk. Komik bir şey söyledim güldük. Bu kadar. Çocuğu tanımıyorum bile. Beni sinir hastası mı edeceksin sen?" dedim sesimi yükseltmemek için kendimi zor tuttuğum sırada. "Neden konuştunuz onu anlamadım." diye itiraf etti. Kafası karışmış gibi görünüyordu ve sinirli çıkışlarımın karşısında sakinliğini koruyordu hala. Bu olgun tavırları daha da çok canımı sıkıyordu. Ama bir yandan da... İtiraf etmem gerekirse yumuşatıyordu beni. "Eğer istersem kitapçı'da çalışmak zorunda olmadığımı, plağı cüzi bir miktara satın alabileceğimi falan söyledi. Bu konu yüzünden seninle aramızın bozulduğunu düşünüyor." diye açıkladım sakince. "Uzun zaman sonra ilk kez doğru bir şey düşünüyor demek ki. Aferin ona." diye söylendiğinde az kalsın masanın üstünden uçacaktım suratına doğru. O kadar sinir bozucu davranıyordu ki. "Çocuk insanlık edip kendimi kötü hissetme ya da arada kalma ihtimalime karşı benimle konuştu. Karşılığında takındığın şu tavır sana yakışıyor mu cidden? Tanıyamıyorum seni Edgar. Okuldaki ortamın yüzünden aramızdaki büyünün bozulmasından korkuyordum ama ben bile bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum anasını satayım!" Edgar sessizce eriştesini yedi bir süre. Sonra başını kaldırıp yüzüme baktı uzun uzun. "Sürekli diken üstündeyim senin yüzünden. Ben de daha okulun ilk haftasından böyle bir şey yapacağını ve senin yüzünden stresten manyak olacağımı düşünmüyordum Sun." dedi. Boynunda ince bir damar seğirdi. "Ulan bütün akşam tek başıma oturup kitap okuyorum ne gelen var ne giden. River'ı bırak Harold'ı bile görmüyorum. Kumarhane sandığın yerde hiç kimse yok hatta muhtemelen öyle bir yer yok bile artık. Sana uyuz olmama rağmen gönlün olsun diye dükkandan çıktığım gibi arabana biniyorum. Niye bu kadar stres oluyorsun? Mantıklı mı sence bu? Geçmişte yaşadıklarınızı bana mal etme Edgar. Ben ne Skyler ile aynı konumdayım ne de ikinizden biriyle herhangi bir ilişki yaşamaya niyetim var, merak etme. Başka korkuların varsa da anlat çözelim. Böyle mal değneği gibi dolanma ortalıkta, sinirimi zıplatıyorsun." Edgar masadan o kadar hızlı bir kalkış yaptı ki az kalsın oturduğum sandalye devrilecekti. Ellerini masaya dayayıp bana doğru eğildiğinde gördüğüm gözler ona ait değildi sanki. Göz bile değildi onlar, iki korlanmış ateş parçasıydı. "Kim sana ne anlattı bilmiyorum ama kulaktan dolma bilgilerle yaptığın çıkarımlar sadece komik. River ile aramızdaki olay sandığın kadar basit değil. Bana ettiği ihanet herkesin bildiği gibi kız mevzusundan ibaret değil. Sana hiçbir şey anlatmayacağım çünkü sen zaten inanmayı seçeceğin o karmaşıklıktan uzak, basit hikayeyi bulmuşsun. Biz konuşmadığımız zaman daha iyiyiz bu aralar o yüzden konuşmayalım en iyisi. İyi geceler Sunflower."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD