~🥀Devran Dönmüştü🥀~

1445 Words
*** Gözlerim hala bahçe kapısında, Banu’nun donup kalmış hâlindeydi. Ama belli etmemek için bakışlarımı zorla Çekdar’a çevirdim. Dudaklarım kurumuş gibiydi, kelimeler ağzımdan kendiliğinden döküldü. "Sahi... neden bitirmedin sen? Sonuçta sana ihanet eden bir kadınım." Derin bir nefes aldı, gözleri kısa süreliğine kapandı. "Yaşadıklarını düşününce, haklı olduğunu anladım." Kaşım havalandı istemsizce. Çekdar’dan böyle bir söz duymak, şaşırtıcı olduğu kadar tuhaf gelmişti. Beni haklı bulması... onun ağzından çıkacak son şeydi. Ama asıl mesele bu değildi; Banu hâlâ orada, çaresizce donmuş kalmış, ne yapacağını bilemiyordu. Gözüm yere takıldı, paramparça olmuş cam parçalarına. Bir anlık bir fikir sardı zihnimi. Canımın yanacağını bile bile geri geri gidip ayağımı o camların üzerine bastım. İnce cam kıymığı etime saplandığında küçük bir çığlık döküldü dudaklarımdan, refleksle ayağıma eğildim. Tam beklediğim gibi Çekdar da panikle yanıma çöktü. O anı fırsat bilerek başımı hafifçe kaldırdım, Banu’ya gözlerimle işaret ettim, elimle “Git” dedim sessizce. Çok şükür, ne demek istediğimi anlamış olacak ki, Kumsal’la beraber hızla gözden kayboldu. İçimden derin bir nefes aldım. Çekdar, ayağımdaki küçük cam parçasını çıkardığında acı gözlerimi burktu. Ama bakışlarımı ondan ayırmadım. Mimiklerinden belliydi, kendini suçluyordu. Gözleri bana kilitlendiğinde, hiddetle "Dikkat etsene kadın!" dedi. Hafifçe sırıttım. Onu benden başkası anlamazdı; bu sözün onun dilinde anlamı aslında şuydu: “Özür dilerim… bu benim hatam.” Ama tabi o her zamanki sertiliğini konuşturmayı tercih ediyordu. Duruşumu toparlamaya fırsat bulamadan birden kolları bedenime sarıldı. Tepki verecek zamanı bırakmadan beni kucağına aldı ve yumuşak bir hareketle koltuğa oturttu. Göğsüm hızlı hızlı inip kalkarken gözlerim ondan kaçamadı. "İlk yardım çantası nerede?" diye sordu. Sesi buyurgan ama telaşsızdı. Gözlerimle dolabı işaret ettim. O oraya yönelince, ben de gizlice telefonuma uzanacaktım; parmaklarım neredeyse değecekken geri dönmesiyle olduğum yerde kaldım. Yanıma çömeldi, elleri dizlerimin üzerinde, bütün dikkati ayağıma çevrilmişti. Akan kanı incitmeden sildi, ardından titizlikle sardı. Parmaklarının sıcaklığı derimden içime işledikçe aklımdan tek bir cümle geçti. Keşke içimde açtığın yaraları da böyle sarabilseydin zamanında. Başımı kaldırdığımda bakışlarım istemsizce bahçe kapısına kaydı. Orada... Banu. Yine gelmişti ve kucağında Kumsal’la çaresizce bana bakıyordu. Ona da kızamıyorum çünkü bu saatte nereye gidebilir ki. Kalbim telaşla çırpınırken, Çekdar doğrulmaya kalktığında panikle kolundan tuttum. Onların varlığını görmemeliydi yoksa her şey mahvolurdu. Dudaklarım titredi, nefesim sıkıştı. "T-teşekkür ederim." diyebildim sadece. Gözlerimin telaşını fark etti ama anlam veremedi, kaşları hafifçe çatıldı. "Bir öpücük vererek rica edebilirsin." dediğinde alayla, içimden derin bir nefes çektim. Günah benden gitti artık. Hiç düşünmeden dudaklarına kapandım. Zaman dondu; ne o hareket etti, ne de ben. Dudaklarımız öylece mühürlenmişti. Elim gizlice telefonuma kaydı, parmaklarım kavradığında sıkıca tuttum. İçimde bir nebze de olsa rahatlama oldu. Ama geri çekilmeye yeltendiğimde, yanağıma dayanan iri ve soğuk eli yüzümü sabitledi. Dudaklarını dudaklarıma daha çok bastırdı. O an içimde bir alarm çaldı. Yanlış adım attın, Zemheri... bu kez mayına bastın. Ve içimden acı bir gerçek yankılandı. Bu sefer kaçabileceğim bir çatı da yoktu. Banu’nun orada öylece durduğunu görünce içim sıkıştı, tekrar gitmesi için gizlice elimi salladım. O an elimdeki telefon çalmaya başlayınca dudaklarımı Çekdar’dan ayırıp nefes nefese "Bakmam lazım." dedim ve hızla ayağa kalkarak mutfağa geçtim. Arayan Banu’ydu. "Alev Hanım, mercimeği fırına verme zamanımı Allah aşkına?" diye sitem edince gözlerimi devirdim, sesim neredeyse fısıltıya dönmüştü. “ "Saçmalama Banu. Hem o adam, sana anlatığım Kumsal’ın babası." dedim. Dudaklarından küçük bir şaşkınlık nidası koptu. "Ne?!" Konuyu uzatmaya hiç niyetim yoktu, o yüzden hemen konuya girdim. "Ali’yi ara, hemen seni alması gerektiğini söyle. Sakın bahçeye gelme, kapıda bekle onu." dedim hızlıca. "Peki Alev Hanım." diye cevap verdi, ardından arsız bir merakla ekledi. "İkinci Kumsal da mı yolda dersiniz?" Sinirle derin bir nefes aldım. "Onu bilmem ama senin ecelin yolda gibi. Kumsal sana emanet." diyerek telefonu kapattım. Arkamı döndüğümde Çekdar’ın aniden dibimde belirmesiyle korkuyla yerimden sıçradım. "Kimdi?" dedi, sesi bıçak gibi keskin ve buyurgandı. "Ali... iş için aramış." dedim. Sert bakışlarıyla üzerime yürüdü, kalçalarım tezgaha çarpınca kaçacak yerim kalmadı. Kollarını iki yana dayayarak beni mutfak tezgahıyla arasına sıkıştırdı. Yüzüme eğildi, gözleri delip geçen bir şüpheyle doluydu. "Oğuz’la aranda ne var?" diye sordu. Ne alaka şimdi? Yutkundum, kalbim boğazıma tırmanmıştı. "Hiçbir şey." dedim net bir tonda. Gözlerini kısmıştı, sanki bir şeyleri itiraf etmemi bekliyordu. "Emin misin?" dedi tekrar. Geri adım atmadım. "Eminim." dedim. "Güzel." dediğinde kısık bir sesle, geri çekilir gibi oldu. "Yarın görüşürüz." demesiyle içimdeki panik tekrar kabardı. Banu ve Kumsal hala dışarıdaydı, onları savunmasız bırakamazdım. Elim titrerken koluna yapıştım. "H-hayır, gitme." dedim. Gözleri, aşağı inip tuttuğum kolundan bana kaydı. "Beni zorladığının farkındasın, değil mi?" İçimdeki çaresizliği saklayarak gözlerinin içine baktım. "Evet, farkındayım." dedim. Bakışlarını gözlerimden ayırmadan süzdü bir süre, sonra aniden üzerime çulandı. Dudaklarıma yapıştığında nefesim kesildi, göğsüm yerinden çıkacak gibi inip kalkıyordu. Soğuk mermerin kenarına çarpan kalçalarımdan kavrayarak güçlü elleriyle yukarı kaldırıldı, sertçe tezgahın üzerine oturttu. Dudaklarındaki baskı arttıkça içimde yankılanan tek düşünce vardı. Resmen kızım için kendimi feda ediyorum. Öpüşmesine karşılık verdiğimde, onun da damarlarındaki ateş kabardı. Daha çok hırslanmış, dudakları daha derin, daha açgözlü bastırıyordu. Soğuk eli bacaklarımda ağır ağır gezinirken, parmaklarım istemsizce ensesine daldı, onu daha da kendime çektim. Kaçmak istedikçe kalbim başka bir gerçeği yüzüme çarpıyordu. Onu sevdiğim, onu özlediğim... ve bunu artık inkar edemediğim. Dudakları dudaklarımdan ayrıldığında, yüzü boynuma gömüldü. Sanki bir daha bulamayacakmış gibi öpüyordu her yerimi, nefesleri tenimi yakıyordu. "Beni durduracaksan hiç başlamayayım, aksi halde durmam." dediğinde içim titredi. Çaresizlikle ama aynı zamanda kontrolü elimde tutma isteğiyle şartımı öne sürdüm. "Sütyenimi çıkarmayacaksan devam edelim." Kısa bir duraksamadan sonra sesi hırıltıyla karıştı. "Zor olacak ama bana uyar güzelim." Sözleri biter bitmez beni daha da kendine çekti, ulaşabildiği her noktama dudaklarını bastırmaya başladı. Tenimde ateş dolaşıyordu. Ben de elimle saçlarına daldım, yüzünü kendime daha çok bastırdım. Madem oynayacaksam, tam oynayacaktım... Onu zaten istiyordum, bu da bahane olmuştu. *** Çekdar'dan... Kollarımın arasında kıvranıyordu, ama bu sefer kaçış değil, teslimiyetin kıvranışıydı. Ayların, yılların birikmiş öfkesi ve özlemi dudaklarıma yansımıştı; her öpüşümle ona kim olduğunu, kime ait olduğunu hatırlatıyordum. Dudaklarını bir an olsun bırakmadım, nefesini çalıp ciğerlerime hapsederken kucağıma aldım. Onu taşırken adımlarım sertti, ama dudaklarımdan kurtulmasına izin vermedim. Tek bir saniyeyi bile boşa geçirmeyecektim. Odası olduğunu düşündüğüm kapıyı açıp içeri girdim. Yatağın üzerine atar gibi bıraktım, bedeninin ağırlığını hissederken üzerimdeki gömleğin düğmelerine uzanmıştım. Ama o, beklenmedik bir cesaretle benden önce davrandı. İnce parmakları gömleğimin düğmelerini birer birer çözerken gözlerime baktı. O bakışların altında gizlenen arzuyu görmek hiç de zor değildi; masum görünen yüzünde bile iştah vardı. Gömleğim sıyrılıp yere düşerken, üzerine eğilip dudaklarını iştahla yakaladım. Sırtımda dolaşan ince parmakları bana meydan okuyor gibiydi, ama ben o dokunuşları bile kendi zaferim gibi hissettim. Ellerim bedeninde gezinirken tişörtünü hızla çıkarıp fırlattım. Gözlerim sütyenine kaydığında, verdiğim sözü hatırladım. Çıkarmamak... zor olacaktı. Dudaklarımı göğsünün sadece görünen kısımlara bastıra bastıra, karnına ve aşağısına doğru indirirken kendimi zor tutuyordum. Ama içimde bir ses kükreyip duruyordu. Sana dokunan tek adam ben olacağım. Ne kadar direnirsen diren, sonunda yine bana dönüyorsun, Zemheri. Çünkü senin sonun da, başlangıcın da benim! "Çekdar." dediğinde başımı kaldırdım. Gözleri gözlerime saplandı, sesi yumuşaktı ama altında bir şey vardı; eskisi gibi ‘ağam’ diyen, boynunu büken kız değildi artık. Karşımda daha dik, daha sorgulayan bir kadın duruyordu. "Sen..." dediğinde nefesi titredi. "Benim yokluğumda başka bir kadına dokunmadın değil mi?" O an içimde bir şey kımıldadı. Bedenim gerildi, çenemi sıktım. Nazya’nın yüzü gözümün önüne geldi. Ona dokunmamıştım, ama herkes dokunduğumu sandı. Zamanı geldiğinde Zemheri de öyle bilecekti... ama şimdi değil. Şimdi, onu kıracak gerçeğe ihtiyacım yoktu. "Dokunmadım." dedim sertçe. Dudaklarımdan çıkan o tek kelime, hem yalanı hem gerçeği aynı anda taşıyordu. Altımdan sıyrılıp doğrulduğunda, ben de kalktım. O şüphe dolu bakışlarını üzerimden çekmedi. "En son böyle dediğinde bir oğlun olduğunu öğrendim. Tekrar bir çocuğun ortaya çıkmaz umarım." Sesindeki kırgınlık... hala o küçük kızın izlerini taşıyordu. Beni ihanetin cehenneminde bırakıp giden kadın, şimdi hala benden hesap soruyordu. "Senden başkası haram tenime güzelim." Sesimle değil, nefesimle mühürledim cümlemi. Kucağıma aldım onu, gözlerindeki titremeyi izleyerek. Dudak kenarımda karanlık bir gülümseme belirdi. "Yarıda kalan kucak dansını tamamlamak ister misin?" Gözlerimin içine baktı. Hala kuşkuyla, hala emin olamadan. Onu rahatlatmak için dudaklarına kapandım, sonra alnımı alnına yasladım. "Dokunmadım kimseye. Dokunsaydım sana bu kadar aç olmazdım." Sesim boğuk, karanlık bir itiraf gibi çıktı. Birden kollarını boynuma sardı, o an ince belini kavrayıp sımsıkı tuttum. "Her şeyi atlatmışken, geçmişe dönmek istemiyorum." deyip, gözlerini kapatarak devam etti. "Öyle bir şey varsa söyle." Elim yanağına uzandı, tenini okşadım. Dudaklarımda alaycı bir gölge belirdi. "Benim de dönmeye niyetim yok Zemheri... öyle bir şey yok." dedim tok çıkan sesimle. İçimdeki öfke hala taptazeydi. Onun için yıllar geçmiş, yaralar kabuk bağlamış, sanki hiç olmamış gibi her şeyi geride bırakmıştı. Ama ben... ben hiçbir şey atlatamadım. Beni terk edip gittiği o günü, gözlerimin içine baka baka ihanet ettiği anı, ömrüme mal olacak o bıçağı teslim edişini hiç unutmadım. O, dönmek istemediği geçmişten çoktan kaçıp kurtulmuştu. Ben ise o geçmişin içinde hapsolup kaldım. Ne kadar zaman geçti, kaç nefes alındı... hiçbir şey silmedi içimdeki yangını. Ama devran dönmüştü. Bana da bunu fırsata çevirmek kalıyordu... ***
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD