13.Bölüm

2061 Words
“Arabayı nerden buldun?” Calla büyük eve dönmek istemeyince, kendimize geceyi geçirmek için başka bir yer bulmaya karar vermiştik. Calla’nın uçurum kenarında oturduğu yerden kalktığımızda, beni bir arabaya doğru sürüklemesi beklediğim en son şeydi. Jeffrey onları havaalanına bırakıp gitmemiş miydi? “Şey…” diyerek lafı ağzında geveledi Calla “Buldum?” “Buldun mu?” Ne biçim bir cevaptı bu? Bir insan nasıl öylece araba bulurdu ki? Ah, hayır! “Araba mı çaldın? Kafayı mı yedin sen?” “Onu çalmadım!” diyerek itiraz etti. Her gün biraz daha ilginçleşiyordu, cici kız? Normal kızlar, ruj filan çalardı ama benim kız arkadaşım araba çalmayı tercih etmişti. Zaten gözünü hep en yükseklere dikerdi. “Calla kimin olduğu belli olmayan bir arabayı öylece bulmuşsan, bu çalmaktır.” “Onu ödünç aldım” diyerek savundu bu sefer kendini. Hep öyle derlerdi zaten. “Anahtarı öylece üzerinde bırakıp gitmişti. Benim de araca ihtiyacım vardı. O yüzden onu ödünç aldım ve bir de özür notu bıraktım" Bir de özür notu mu bırakmıştı? Ne yazmıştı? “Merhaba, arabanı ödünç alıyorum. Birkaç güne geri getireceğim. Beni arasan da bulamazsın çünkü kayıtlarda ölü olduğum yazıyor. Lütfen bir daha anahtarını arabanın üzerinde bırakma” Off! Gittikçe büyümesi gerekirken, gittikçe çocuklaşıyordu. Kendimi sık sık erkek arkadaşı gibi değil, babası gibi hissetmeye başlamıştım ve hali hazırda iki babası varken, üçüncü olarak listeye girmeye niyetim yoktu. Hızla cep telefonumu cebimden çıkardım ve Robin’in numarasını tuşladım. O bu durumla ilgilenirken, ben de cici kızla ilgilenebilirdim. “Alo” diyerek telefonu açtı Robin. “Alo, Robin? Bir sorunumuz var” Robin’in sıkkın bir şekilde nefes aldığını duydum. Amcası olarak Calla’yı azarlamak isterse, bu sefer ona karışmayacaktım. Çünkü hak ediyordu. “Yine ne oldu? Tanrı aşkına, iki dakikacık rahat duramaz mısınız?” “Ben bir şey yapmadım ki! Her neyse, sorunumuz bir araba” “Araba mı?”                                 Evet, bir araba nasıl sorun olabilirdi ki? Calla’nın elini attığı her şey sorun oluyordu. Ona başına buyruk davranmamayı öğretmem gerekiyordu ve bunun eğlenceli olacağını sanmıyordum. “Evet, araba. Şey… cici kızın canı sıkılmışta? Ama sahibine iade ettiğimiz sürece sorun olacağını sanmıyorum” “ARABA MI ÇALMIŞ?” Tepkisi hiç gecikmemişti. Robin, kulağımın dibinde bağırmaya başlayınca telefonu kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kalmıştım. Harika, arabayı Calla çalmıştı ama kulağı kanayan bendim. Telefon bir saniye sonra suratıma kapandı ve ondan birkaç saniye sonra da Robin, arkasında Marcus ve Jeffrey ile birlikte bize doğru gelmeye başladı. “Canın sıkıldığında araba çalamazsın, Calla!” diyerek ona bağırmaya başladı Marcus, yanımıza gelir gelmez. Calla’nın babasına karşı inanılmaz bir savunma sistemi vardı. Ona özellikle kızgın olmak istiyor gibiydi. Eğer ona kızgın olursa, sanki onu sevemezdi ama aynı zamanda ona kızgın olarak, ondan nefret de edemezdi. Nefret ve sevgi arasında sıkışıp kalmıştı ve ikisi arasında ki dengeyi, öfkesiyle koruyordu. “Canım ne isterse onu yaparım!  İstersem gider uçak çalarım! Sen önce bana beni niye Kaliforniya’ya göndermeye çalıştığını açıkla. Benden bir daha bir şey saklamayacağına söz vermiştin!” “Sadece seni korumaya çalışıyorum” “Beni bu şekilde kimsen koruduğunu sanıyorsun?” “Çoğunlukla kendinden!  Kendini kaybediyorsun, Calla. Öfkenin sana ne yaptığını fark edemiyorsun” Calla’yı öyle bir yerden vurmuştu ki Marcus, cici kız öylece donup kaldı. Yüzünde kırgın bir ifade vardı ve ona buğulu gözlerle bakıyordu. Babasının haklı olduğunu biliyordu Calla. En çok da bu canını yakıyordu. “Belki de insanlar beni öfkelendirmek yerine huyuma gitmediği için öfkeliyimdir? Ya da en çok güvendiğim insanlar ne zaman ihtiyacım olsa yanımda olmadığı için? Belki de sadece birileri beni ve annemi kraldan kurtarmak için bu kadar geç kaldığı için?” Onu buradan hemen götürmem gerekiyordu. Söylemek istemediği şeyler söylüyordu ve ikisi de geri dönülmez bir yola girmeden, buradan gitmem gerekiyordu. “Bir fikrim var!” diyerek aralarına girdim. İkisi de kırgın gözlerle bakıyorlardı birbirlerine. Aralarında ki duvarları bir türlü aşamıyorlardı. Birbirlerine ulaşmak istedikleri çok açıktı ama ikisi de korkuyordu. Işıklar söndüğünde onlara ne olacaktı? “Calla büyük eve dönmek istemiyor. Onu bu gece güvenli bir yere götüreceğim ve içinizin rahat olması için, Robin’i de yanımıza alacağım. Siz çalıntı arabayla ilgilenirken, biz de diğer arabayla gidebiliriz. Olur mu?” Calla ve Marcus hala birbirlerine bakışlarıyla meydan okumaya devam ediyordu ancak onlar dışında herkes dikkat dağıtıcı önerime odaklanmış ve baba kız arasında ki savaştan geriye doğru bir adım atmıştı. “Bence harika fikir!” diyerek önerimi onayladı Jeffrey ve arabanın anahtarlarını alıp bana attı. “Sen, Robin ve Calla hemen gidin de kalacak yer ayarlayın.” Lafını ikiletmedim. Calla’yı kolundan yakaladım ve o bakışlarını bir an için babasından ayırmazken, onu arabaya doğru sürükledim. Robin hemen direksiyonun başına geçti. Ben de Calla’yı arka koltuğa oturttum ve o suratını küçük bir çocuk gibi asmaya başlayınca, kemerimi kendim taktım. “Sonra ben artık cici kız değilim diyorsun. Şu an surat ifadeni görsen bu düşüncenden vazgeçerdin” diyerek dalga geçtim ve eğilip burnunun ucuna bir öpücük kondurdum.  “Surat asma. Gidiyoruz işte”  Ön tarafa geçip yerime oturduğumda, ne yapacağımızı kesinlikle bilmiyordum. Nereye gidecektik? Bu geceden sonra her şeyin huzurlu bir geleceğe yönelik olmasını istiyordum. Calla’nın annesiyle görüşmesi, kendiyle barışması gerekiyordu. Başımızda ki problemleri tek tek bertaraf etmemiz gerektiği de ayrı bir meseleydi. Ne yapmalıydım? Tabi ki daha önce hiç yapmadığım bir şeyi… Calla’ya hep ‘bu işte birlikteyiz’ demiş ama onu çoğu durumda yalnız bırakmıştım. Şimdi tek bir defaya mahsus bir delilik yapacak ve ona bunu kanıtlayacaktım. “Marcus bu gece kralın hangi işini mahvedecek biliyor musun, Robin?” diye sordum, planım kafamda hızla belirmeye başlarken. “Hayır ama tahmin edebiliyorum. Jones bu gece eski balık çiftliğine bir ziyaret gerçekleştirecek.  Marcus’un orada olacağına bahse varım. Demek tüm o tersliklerin sebebi abimmiş. Ben de kralın lanetlendiğini düşünmeye başlamıştım” Kral lanetlenmişti. Calla’nın onun yüzünden ağladığına şahit olduğum ilk anda onu lanetlemiştim ben. “Şanslı günündesin cici kız,” dedim ve omzumun üzerinden dönerek, gülümseyen bakışlarımı onun üzerine diktim. “Parti yapmaya gidiyoruz. Hem de en sevdiğin mekana” Bu gece tek bir dileğim vardı. O da başımıza yeni bir bela almadan, geçmişi arkamızda bırakmaktı. PARKER On dakika önce yaptığım gibi örtüyü bir kez daha Vera’nın üzerine örttüm. Ne kadar üstünü kapatırsam kapayayım, tekrar tekrar onu üzerinden atmayı başarıyordu.  Yatak örtüsünü iki bacağının arasına alıyor ve yastığına sıkıca sarılıyordu. Onu uyurken izlemek öyle huzur vericiydi ki… Bu gün çok yorulmuştu. Dinlenmeliydi. Bu yüzden odadan çıkmadan önce anlına, küçük bir öpücük kondururken onu uyandırmamak için oldukça dikkatli davranmıştım. O uyurken halletmem gereken şeyler vardı. O uyandığında hazır olmasını istediğim ayarlamalar… Aşağıya indiğimde Zack bir köşede oturmuş tedirgin bir şekilde etrafını izliyordu. Daria denilen kadın koltuklardan birine uzanmış, bir moda dergisini karıştırıyordu. Ian ve Lola ortalıkta gözükmüyordu. Belki de dinlenmek için odalarına çekilmişlerdi. Boğazımı temizleyerek orada olduğumu belirttim. Zack rahatlamış bir ifade ile bakışlarını üzerime dikerken, Daria oralı bile olmamıştı. Bu kadından şimdiden hoşlanmamıştım. “Herkes nerde?”  diye sordum “Orada burada işte,” diye konuşmaya başladı Daria, bakışlarını dergisinden ayırmadan “Kelly, Ian ve Lola odalarındalar. Jeffrey ve  Marcus da yeni geldiler. Çalışma odasındalar. Robin, Calla ve Taylor hâlâ dönmedi. Umarım Taylor doğru kararı verip o kızıl baş belasının boynunu kırmıştır” Onu neden sevmediklerini anlamak için çok fazla kafa yormaya gerek yoktu. Oldukça açık bir şekilde ortadaydı sebebi. Tam bir sürtüktü. Umarım Taylor doğru kararı verip Calla yerine Daria’nın boynunu kırardı. “Vera yukarıda uyuyor,” diyerek bu sefer Zack’e döndüm “Sanırım burada güvendeyiz. Rahatla artık” Hiçbir şey söylemedi. Sadece bana gülümsedi ve sessizce oturmaya devam etti. Vera uyandığında, bu soruna da bir çözüm bulmamız gerekecekti. Adımlarımı salondan dışarıya çevirdim ve çalışma odasını aramak üzere merdivenlerden yukarı çıktım. Aslında planım, Robin ile konuşmaktı ama o burada değildi ve içimden bir ses bir süre ortalarda olmayacaklarını söylüyordu. Bu yüzden bu evden, bütün bu olanlardan ya da geleceğimizden diyelim, kim sorumluysa onunla konuşacaktım. Sonunda çalışma odasını, içeriden gelen sesler üzerine bulmuştum. Kapıyı yavaşça tıklattım ve yine aynı yavaşlıkla açıp başımı içeri uzattım. “Bay Warner?” Anında ikisinin de bakışları üzerime kilitlendi. Marcus’un gözlerinde yorgun bir ifade vardı. Bana hafifçe gülümsediğinde de bile hala o yorgun ifadeyi görebiliyordum. “İçeri gel, Parker,” diyerek beni eliyle içeri davet etti “Ve lütfen bana Marcus de. Sana nasıl yardımcı olabilirim” İçeri girip kapıyı arkamdan kapattım ve Jeffrey’nin karşısında ki koltuğa gergin bir şekilde oturdum. Ellerim terlemeye başlamıştı ve kalp atışlarım hızlanmıştı. “Pekâlâ,” derin bir nefes aldım “Aslında bütün bunların olmasını planlamıyordum. O yüzden kararımı birkaç defa sorguladım ama daha fazla beklemek istemiyorum” Jeffrey’nin yüzünde ki meraklı bakışa karşın, Marcus’un yüzünde anlayışlı bir ifade vardı. Ne demek istediğimi biliyordu. Ne istediğimi biliyordu… “Onunla evlenmek istiyorsun” dedi, düşüncelerime tercüman olarak. “Evet,” dedim kesin bir ses tonuyla “Onunla evlenmek istiyorum ve bunu mümkün olan en kısa zaman da yapmak istiyorum.” TAYLOR  Balık çiftliğine ulaştığımızda, hızla arka tarafa dolanmış ve zaman kaybetmeden, çatıya tırmanmanın bir yolunu bulmuştuk. Çatıda ki kapıdan içeri girecek ve olanları yukarıdan izleyecektik. Calla buraya geldiğimiz andan beri sessiz bir şokun içerisindeydi. Etrafına bakınıp neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Onu buraya geri getirmemi kesinlikle beklemiyordu. Ben de öyle… Ve bu bir daha olmayacaktı. Bu ikimiz için de sondu. Calla kralın işlerine artık karışmayacak ve onunla uğraşma kısmını babasına bırakacaktı Gerekirse onu kollarından ve ayaklarından bağlayıp bir odaya kilitlerdim ama bundan sonra sadece kendi güvenliğini düşünerek yaşayacaktı. Çatıda ki kapıdan içeri girerken “Neden buradayız?” diye sordu Calla bana. “Çünkü daha önce kralın gizli saklı işlerine burnunu sokmak istediğin her seferinde seni yarı yolda bıraktım. Oysaki sana hep bu iş de birlikte olduğumuzu söyleyip duruyordum. Şimdi hatamı telafi ediyorum. Sen ve ben, babanın Alexander Jones’un işini bozmasını izleyeceğiz ve bu ikimiz için de son olacak. Bir daha bu alışverişlerden birine asla gelmeyeceğiz. Öylece uzaktan izlemek hayatımızı tehlikeye atıp, sinirlerimizi bozmaktan başka bir işe yaramıyor çünkü. Kralı yenmek istiyorsak, daha kesin çözümler bulmalıyız” Hala Calla’nın bana anlattıklarını düşünüyordum. O an ki ruh halini düşünmek bile kafayı yememe sebep oluyordu. Kral hala ortalıkta gezip Calla’nın kızı olduğunu iddia ediyordu. Peki, hangi baba kızının ruhunda böyle derin yaralar açardı? Hangi baba oğlunun kaderini bir pisliğe satardı? Cevap tüm berraklığı ile ortadaydı. Cevap bizdik…  Sadece kendi içimizde ki sorulara cevap, sorunlara çare olamamıştık. Calla yüzünde güzel bir gülümseme ile öne atıldı ve kollarını boynuma doladı. Omzumda ki ağrının etkisiyle acıyla inledim. Anlaşılan ağrı kesicinin etkisi geçmişti. Panikle geri çekildi Calla. “Ne oldu? Neyin var? Canın mı yanıyor?” Off ya! Oysa ki ondan daha uzun süre saklayabilmeyi umuyordum. Kesin çıldıracaktı. Şu an son ihtiyacım olan şey onun kriz geçirmesiydi. “Bir şey yok. Boynum tutulmuş herhalde.” “Ya,” Pek de inanmış gibi değildi ama bir şey söylemiyordu. O daha fazla kurcalamadan ben arkamı dönüp ilerlemeye çalıştım ama o hızla beni arkamdan, gömleğimin yakasından tuttu ve yanıma gelip açıklıktan omzumu kontrol etti. “YARALANDIN MI?” diye haykırdı. Kahretsin! Biraz daha bağırırsa yakalanacaktık. Ellerimi beline yerleştirdim ve ona yaklaşıp dudaklarımla sessiz olmasını işaret ettim. “Delirdin mi? Bizi yakalattıracaksın!” diyerek azarladım onu fısıltıyla. Robin bizi sıkıntıyla izliyordu. Tabi bizim sürekli didişip durmamıza alışkın değildi. “Nasıl yaralandın sen? Seni son gördüğümde iyiydin. Benden sonra siz de oradan ayrıldınız zaten.” Eğer ona her şeyi anlatmazsam bizi burada saatlerce tutardı. İnatçılığını kimden almıştı. Bu huyundan nefret ediyordum. Ne olurdu biraz laf dinlese? “Marinada olay çıktı. Kurşunlardan biri omzumu sıyırıp geçti. Merak etme iyiyim ben.” Yüz hatları hızla gerildi ve yanakları müthiş bir öfkeyle kızardı. “Aptallar! Tek yapmaları gereken sizi sağ salim büyük eve götürmekti ama onu bile beceremediler. Seni Jones’un eline versem bile daha az hasar alırdın!” Abartmayalım. Büyük ihtimal Jones canıma okurdu. “Ben iyiyim Calla. Hadi içeri girelim artık.” “Yapmak zorunda değiliz.” Ne demek yapmak zorunda değiliz? Buraya gelmek için kaç defa olay çıkartan o değil miydi? Son gelişinde az kalsın ayrılıyorduk. Elbette yapmamız gerekiyordu. Onun buraya tek başına geri dönmesine izin veremezdim. “Calla…” Konuşmama izin vermedi “Bak, söz veriyorum bir daha kralın hiçbir alışverişine, teslimatına ya da her neyse ona gelmeyeceğim. Dizinin dibinden ayrılmayacağım, söz. Ama sırf bana bir şeyler kanıtlamak için istemediğin halde burada olmana gerek yok. Göreceklerin hoşuna gitmeyecek Taylor. Aşağıda kim bilir kaç çocuk, kralın dayanıklılık testine girmek için bekliyor. Testi geçemeyenler…” Pislik herif! Evet, göreceklerim kesinlikle hoşuma gitmeyecekti ama bunu yapmam gerekiyordu. Geleceğe dair iyi bir başlangıç için, geçmişin geri de kalması, hesapların kapanması gerekiyordu. Calla, ben ve Robin, o kapıdan içeri geçerken, hepimizin gelecekte biraz huzur bulmaya olan ihtiyacımıza tutunduğumuzu hissedebiliyordum. Geleceğe dair umutlarla doluyduk. Cesaret yoksunu, huzur düşkünü, sevgiye tok… ve umut doluyduk. Geçmişin karanlığında, geleceğin aydınlığına tutunmuştuk.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD