17 Eylül 2019/ 12.00
Olaylar olalı birkaç gün geçmişti. Bu süre zarfında Ecmel'in tek amacı fiziksel olarak acı vermeyen ancak içten içe bedenine derin hasarlar veren acıların iyileştirmek olmuştu. Yaraları az da olsa kabuk tutmuştu. Ama bazı yaraları vardı hergün kanıyordu hiç kabuk tutmuyordu. Kısacası Ecmel için ruhsal acı kaçınılmazdı. Duyguları önemsemediği için şanslı sayılırdı. Başka bir insan olsa bünyesi kaldırmazdı. Sonu intihar olurdu. Yataktan çıkıp giyinme odasına geçti. Bugün pantolon değil elbise giyecekti. İp askılı, siyah, dizlerinin üstünde biten bedenini ikinci bir deri gibi saran bir elbise seçti. Üzerine crop bir blazer ceket seçti. Rengi lilaydı. Son olarak bir ayakkabı seçmeliydi. Siyah deri yüksel toplu bir bootie seçti. topuğu dikdörtgeni andırıyordu. Görünüşü ise postala benziyordu. Önce elbisesini giydi. Ardından bootielerini giyip bağcıklarını sıkıca bağladı. Askıda asılı duran bir yelek gibi giyilen silah kılıfını alıp kollarına geçirdi. Pantolon giyseydi bel kılıfı seçerdi. Ama şimdi elbiseye yakışmayacağından koltuk altı kılıfı seçmişti. Çok sevdiği Siyah mat kabzasında ona özel desenler olan Desert Eagle silahını alıp özenlice kılıfına yerleştirdi. Şarjörü full doluydu. Şeytan doldurur diye boşuna dememişler. İç sesi yine konuşmaya başlamıştı. "Ne diyorsun yine?" diye dizlerinin arasından fısıldadı. Evde tekti. Yani o psikopata cevap verebilirdi. Silahi diyorum. Hep dolduruyorsun. "Bu odada bir şeytan varsa o da sensin be!" Ben, senim biliyorsun değil mi? "Hayır sen bir hastalıksın. Ben dr yakında senden kurtulacağım." Nah kurtulursun. "Senin edebin bozuldu iyice!" diye bağırdı Ecmel. O sırada kapının kapanma sesini duydu. Bir tilki gibi sese pür dikkat kesildi. Henüz yeni yerleştirdiği silahını çıkartıp sessiz adımlarla önce giyinme odasından daha sonra da yatak odasından çıktı. Adım seslerini sayabiliyırdu. Bir kişi olduğundan emindi. "Kolayca haklayabilirim." diye düşündü. Salona geldiğinde etrafa göz gezdirdi. Kimse yok gibiydi. Yanlış duymuş olabilir miydi? Adımlarının yönünü mutfağa doğru çevirdi. "Belki de mutfağa girmiştir." dedi kendi kendine. Kapısından girmek üzereydi ki. Önce güçlü bir koluna boğazında sonrada dosdoğru beline sarıldı. Saran her kimse bir yılan gibi sıkıca sarmıştı. öyleki sol kolu beline yapışmış güçlü kolun esiri olmuştu. Silahı tutan kolunu büküp dirseğini geri çekti. Hedefi adamın yüzüydü. Adam diyordu çünkü kadın olmadığından çok emindi. Sağlam kanıtlar var... Dirsek darbesi boşa giderken nefesinin yavaş yavaş azaldığını fark etti. Yüzü hafiften kızarmaya başlamıştı. Kurtul artık aptal! Bu komutu bekliyormuş gibi sağ ayağını yukarı çekip güçlüce adamın ayağına bastı. Adam acıyla inlerken Ecmel kafasını geri savurdu ve doğrudan adamın burnuna vurdu. Bir inleme daha odaya dağılırken adam kollarını serbest bırakmıştı. Ecmel iki elle silahına sarılırken çevik bir şekilde geriye döndü. İki büklüm durup burnunu tutan adama baktı. Bu bedenin sahibi çok tanıdıktı. "Naptın Ecmel ya! Kırıldı burnum." Sesi de çok tanıdık. "Mirza!" dedi Ecmel şaşkınlıkla. "Senin burda ne işin var?" Mirza doğrulup burnunu çekti. Bembeyaz teni kırmızıya dönmüştü. "Sana süpriz yapmaya gelmiştim, biraz heyecan katmaya çalışıyordum." Mirza her işine koşan mimardı. Çoktan beri görüşmemişlerdi. "Çok heyecanlandım." dedi Ecmel gülerek. Bu adama kızmayacaktı. Ama daha sonra evin kapısını yaptırcaktı. Her canı isteyen tak diye giriyordu. Ecmel sırlarla dolu bir kadındı. İki kişinin bildiği de sır olmaktan çıkardı. Mirza yaklaşıp Ecmel'in önüne düşen bir tutam saçı geriye attı. Daha sonra beyaz dişlerini gösterecek şekilde gülümsedi. Masmavi gözleri cam gibi parlıyordu. Her zamanki gibi siyah saçları özenle yapılmıştı. Ama sanki hiç el değmemiş gibi dağınık kendine özgü bir şekli vardı. Ecmel en çok iki yana ayrılmasından hoşlanıyordu. "Bir öğlen yemeğine gidelim mi? Yeni bir makarnacı buldum." "Olur." dedi Ecmel hiç itiraz etmeden. Günlerdir kanlı işlerle uğraşıyordu. Biraz vakit geçirmek onunda hakkıydı. "Hazır görünüyorsun. Çıkalım mı?" "Ceketimi alayım çıkarız." dedi Ecmel. Bunu söylerken yatak odasına adımlamaya başlamıştı. Silahı kılıfına yerleştirirken düşündü; Mirza elindeki silahı bedenindeki yaraları hiç önemsememişti. Yadırgamamış veya yargılamamıştı. Bu durum Ecmel'in hoşuna gitmişti. Şimdi burda Cahit olsa. Bir sürü laf ederdi. Ecmel'in başını ağrıtırdı. Cahit demişken bir şeyi unutmadın mı? İç sesi haklıydı. Sabah arayıp büroya geleceğini söylemişti. Birkaç evrak işine bakacaklardı. Ancak daha önemli bir işi çıkmıştı. Arayıp iptal etmeliydi. Yatağın üstüne özensizce attığı son model telefonunu alıp Cahit'in numarasını tuşladı. Her ihtimali düşündüğünden telefonunda numara saklamazdı. Hepsini ezberlerdi. Cahit ilk çalışta açmıştı. "Efendim." "Merhaba Cahit! Bir işim çıktı gelemeyeceğim. Haber vermek için aradım." Ecmel Ceketini giyip saçlarını düzeltti. "Kaç saattir bekliyorum. Kahvaltı hazırlamıştım odana." "Üzgünüm." Değilsin. Değilim. "Daha sonra telafi edeceğim. Söz." "Peki Ecmel. Görüşrüz." Ecmel cevap vermeden kapattı. Aynaya son bir bakış attığında hazır olduğuna kanaat getirdi. Harika gözüküyoruz. Şimdi "biz" mi olduk? İç sesi sessiz kaldı. Ecmel odadan çıkıp salona geçti. Mirza koltuğa yayılmış telefonuyla ilgileniyordu. "Çıkabiliriz." Mirza koltuktan kalkıp her zamanki geniş gülümsemesini gösterdi. "Çok hoş olmuşsun." Gülümseme sırası Ecmel'deydi. Birlikte evden çıkıp Mirza'nın arabasına bindiler. Patron ve Cahit dışında Mirza evini bilen teki kişiydi. Bilmesinin sebebi ise bu evin içini tasarlayan adam olmasıydı. "İş nasıl gidiyor." diye sordu Mirza. "Aynı." Detay vermeye gerek yoktu. "Aynur mevzusunu hallettin mi?" "Hallettim sayılırır. Ama ilk verdiğin adres yanlıştı. gittiğimde Aynur orda yoktu." "Bu mümkün olamaz." diye itiraz etti Mirza. "Oraya girdiğini gözlerimle gördüm. İki saatte kapıda bekledim. İçerden çıkmadı." "Ama orada yoktu, Mirza. Oğlu ile tanışmak zorunda kaldım." "Özür dilerim. Emin olmalıydım." "Hadi ama. Senin suçun yok. O kadın bir tilki. Beni bile tanıyordu." dedi Ecmel. "Bana Ecel dedi." "Bu nasıl olur? O adını herkes bilmez. Tabii daha önce senden gelecek bir ölümden kaçmayı başardıysa o farklı." "Haklı olmalısın. Kadın bir yerden tanıdık. Ama ne adını ne de yüzünü hatorlayabiliyorum. Kadını gördüğüm ilk an dejavu gibi hissettim." "Çocukken karşılaşmış olabilir misiniz?" "Ecel lakabını 16 yaşımda aldım. Bu mümkün olabilir." "İlk zamanlarda tanışmış olabilirsiniz." "Ama onu öldürmek isteseydim hatırlardım. Zaten öldürmek isteseydim ölmüş olurdu. Onunla böyle bir iletişime girsek kesin hatırlardım." "Sana o lakabı vereni tanıyor olabilir mi?" "Bana o lakabı veren kadın 30lu yaşlarını geçmiş bir kadındı. İlk görevimi o vermişti. Bir adamı yaralanmıştım. Kadının yüzünü hiç görmedim." "O kadın, bu kadın olabilir mi?" Sonunda şehir içine girmişlerdi. Mirza arabanın hızını artırmıştı. "Bilemiyorum Mirza. O kadını görmedim. Bu kadını gördüğüme eminim." "Belki de ismi sana verdikten sonra seni görmeye gelmiştir." "Eğer öyleyse kadın bir mafya. O zaman sadece üst komisyondan görev alıyorduk. Yani alelade insanlar görev veremiyordu." "Demekki eski mafyalardan. Çok dikkatli Ol Ecmel." "Doğru söylüyorsun. O zamanki komisyon üyeleri çocuk katiliydi." "O zamanlardan kalma bir sürü gazete manşeti var. Konuları da kayıp çocuklar ve ölü çocuklar." "O katilleri kimse bulamamıştı. Biz dr aramıştık. Ama izlerini çok iyi siliyorlardı. Bir süre sonra poliste aramayı bıraktı. Çünkü ipucu yoktu. Dosylar kapatıldı." "Ya şimdi yeniden piyasaya çıkarsalar?" "O zaman şanslıydılar çünkü çocuktum imkanım kısıtlıydı. Ama şimdi işinde uzman bir kiralık katilim. Bir iz sürücüyüm. Bir tanesini sağ bırakmam." "Haklısın. Senden kaçamazlar." Mirza'nın içi rahatlamıştı. Ecmel sağ oldukça hiçbir çocuk zarar görmezdi. Hiçbir masum ölmezdi. Araba bir sürü kafenin bulunduğu bir caddeye girdiğinde Mirza biraz yavaşlamıştı. Çünkü cadde kalabalıktı. Mirza park yeri ararken kafasına takılan bir soruyu sordu. "Eğer düşündüklerimiz doğruysa ne yapacaksın?" "Öldüreceğim. Öyle bir çocuk katilini bir gün daha yaşatamam." "Yaşatmamalısın. Bu konuda bir şeye ihtiyacın olursa her türlü yanındayım." "Sana zarar verecek bir şey istemem, Mirza." "Biliyorum. Sana güvenim sonsuz." Arabayı park ettikten sonra indiler. Mirza kolunu Ecmel'in beline sarmıştı. O şekilde yürüyerek kafeye girdiler. Garson kız cam kenarı bir masayı önerince oturdular ve Mirza'nın çok övdüğü makarnayı sipariş ettiler. *** Cahit hazırladığı kahvaltı ile başbaşa kalmıştı. Az önce kurt gibi aç olan adam bütün bir koyunu yemiş gibi tok hissediyordu. iştahı kaçmıştı. Zaten neden böyle bir şey yapmıştı anlam veremiyordu. İki kere üst üste kahvaltı etmek abartı olurdu. İlki şanstı bu seferki şansı zorlamaktı. Önünde duran dumanı tüten peynirli omletten bir çatal atıp ağzına attı. Böyle bir güzelliğin çöpe gitmesine vicdanı el vermezdi. Peynirin hoş kıvamı karşısında iştahı tekrar açılmıştı. Özel olarak getirttiği Ecmel'in sevdiği peynirden bir parça attı ağzına. Buralarda çok nadir bulunurdu. Temin etmesi zor ve pahalıydı. Cahit iki kişi için hazırladığı kahvaltısını ederken odanın kapısı açıldı. Ecmel'in geldiğini düşünerek hızla kafasını çevirdi. Gelen Rosa idi. "Günaydın çöreğim." dedi güzel kadın. Cahit'e hep çöreğim derdi. "Burda ne işin var?" diye sordu Cahit. Yediği zeytinin çekirdeği ağzında kalmıştı. Nasıl çıkaracağını düşünüyordu. Rosa cevap vermeden yürüyüp karşısındaki Ecmel için hazırladığı koltuğa oturdu. Yine Ecmel için hazırladığı servis tabağına biraz yumurta domates aldı. Cahit, Rosa önüne bakarken peçete ağzına kapatıp zeytini çıkardı. Bir an çok korkmuştu. Hiç çıkaramayacağını yutması gerekeceğini düşünmüştü. "Hala cevap vermedin." dedi Cahit. "Seni görmeye geldim. Burada kısıtlı vaktim var. Keyfini çıkarmayalım mı?" "Yine gideceksin yani." Cahit'in sesi sinirli çıkmıştı. Normalde sakin bir erkekti. Ama söz konusu Rosa olunca deli bir adama dönüşüyordu. "Gideceğime o kadar takılıyorsun ki kaldığım anların tadı kaçıyor." "Beni terk ettiğinden beri her aklıma geldiğinde tadım kaçıyor." "Beni aklına getirme o zaman." "Ne kadar da mantıklı bir tavsiye." dedi Cahit. Sesi bir homurtuya benziyordu. "Seni aklımdan çıkardığım gün bitersin sen kızım. Şimdi böyle rahatsın gidip gidip geliyorsun seni beklediğimi bildiğin için ne gitmekten çekiniyorsun ne gelmekten. Benim seni unuttuğum gün sen bir daha geri gelemezsin." dedi tek nefeste Cahit. Ama hırsını alamamıştı. O yüzden devam etti. "En kötüsünü söyleyeyeyim mi Rosa. Seni unuttuğum gün sen bir daha gidemezsin." "Unut o zaman, Cahit." dedi Rosa. Çok tutarsız bir kadındı. Çok değişmişti. Ne istediğinden emin olamıyordu Cahit. "Gitmek istemiyor musun?" "İstiyorum." dedi Rosa. Ama sesinde bir tını yakalamıştı Cahit. Kocaman gülümsedi. "Hayır, hayır sen gitmek istemiyorsun. Kalmak istiyorsun." "Saçmalama Cahit." "Bu sefer haklıyım, Rosa. Sen de bunu biliyorsun." "Neden gitmek istemeyeyim?" "Çünkü beni istiyorsun. Benimle olmak istiyorsun. Beni bırakmak istemiyorsun." "Hayallere kapılma Cahit. Yine üzüleceksin. Hem de çok fazla üzüleceksin." "Sen benim üzülmemi önemsemezsin." "Ben o kadar kötü bir insan mıyım?" "Üzülmemi önemseseydin beni piç gibi bırakıp gitmezdin." "Küfür etmeni sevmiyorum." "Çokta sikimde sevip sevmemen." "Böyle mi olacaksın Cahit?" "Neyden bahsediyorsun?" "Sevmiyorum dediğim her şeyi yapacak mısın?" "Hayır canımın istediği her şeyi yapacağım." "Bence beni üzmek istiyorsun." "Ben o kadar kötü bir insan mıyım?" Cahit, Rosa'yı taklit etmişti. "Kötü bir insan olamayacak kadar iyisin." "O iyiliği her zaman suistimal ettin." "Asla öyle bir şey yapmadım." "Etmiyor olsaydın şuan karşımda oturup başka bir kadın için hazırladığım kahvaltıyı yemezdin." "Başka bir kadın hiç olmadı. Olmayacak." dedi Rosa ve ortalığı yakıp kavuracak o cümleyi söyledi. "Sen beni seviyorsun." Cahit ok gibi ayağa fırlayıp kalktı. Öyle şiddetle kalktı ki masadaki çayı dökülmüştü bardak yuvarlanıp düşmüş ardından kırılmıştı. Parmaklarını gür saçlarının arasına daldırırken koltuğa tekme attı. Ardından Rosa'ya döndü. Gözleri ateş saçıyordu. "Senin o cümleyi kurmaya hiç hakkın yok!" hiddetle bağırmışyı. "Neden hakkım olmasın Cahit?" Rosa bugün Cahit'in sabrını sınamaya yemin etmişti sanki. "Yok işte. Bu ilişkiyi bitirdiğin gün o hakkı kaybettin." "İlişkiyi bitirmedim. Bitirmek zorunda kaldık. Biz bitirdik Cahit. Ben değil! Biz!" "Ben bitirmedim sen bitirdin." "Hep giden mi bitirir Cahit? Kalan bitirmiş olamaz mı? Belki sen kalmayı tercih ettiğin için ben gitmek zorunda kaldım." "Nasıl kalmasaydım? Her şeyim burda!" "Her şeyin ben değil miydim Cahit?" "Benim burda bir yaşamım var farkındasın değil mi? İşim burda evin burda çevrem burda!" "Ben hepsine değmez miyim? Benim de hayatım buradaydı. Ama gitmem gerekiyordu. Ben her şeyimi burada bıraktım Cahit!" diye bağırdı Rosa. "Ben seni bıraktım burada!" "Bırakmasaydın!" İkisi de bağırıyordu. Bu çok geç kalmış bir kavgaydı. Ve birgün olması gerekiyordu. Bazı şeylerin sessizce kabullenilmesi daha yaralayıcı olurdu. "Anlamıyorsun Cahit! Ben bir uçurtmaydım. Önce beni gökyüzüne saldın günden güne daha da yükseğe bıraktın. Birgün ipimi kaçırdın. Elinden bıraktın. Ben gittim. Gittiğim için terk etmedim seni Sen beni bıraktın. Sen beni bırakmasaydın ben gidemezdim." dedi sonra gücü bitmiş gibi yere çöktü "Asla gitmezdim." Cahit çekiştirdiği saçlarını bıraktı. Güçlü parmaklarında birkaç tel saç görmüştü. Büyük adımlarla Rosa'ya yaklaşıp yanına çöktü ve elleriyle omuzlarını kavradı. "Kendini yıpratma. Madem gitmen benim suçumdu özür dilerim. Seni daha sıkı tutmam gerekiyordu." "Neden böyle yapıyorsun?" diye sordu. Cahit anlayamamıştı. Ne yapmıştı ki? "Ne yaptım?" "Özür diliyorsun. Neden diliyorsun? Neden daha kötü hissetmeme sebep oluyorsun? "Seni terk edenin ben olduğumu söyledin. Öyle bir ibnelik yaptığım için suçlu benim. Ve özür dilemem gerekir." "Senin asla özür dilemen gerekmez. Sen harika bir adamsın. Sen çok kıymetlisin. Sana sahip olmak bir şanstı." "Hala o şansa sahip olabilirsin." "Ama yapamam, Cahit. Benim burda kalmamam gerekiyor." "Neden, Rosa?" O an bir sürü kelime Rosa'nın dilinin ucuna yığıldı. Hepsi öyle dışarı çıkmak istiyordu ki. Rosa'nın canı yanıyordu. Upuzun bir süredir sakladığı şeyler vardı. Şimdi hepsini itiraf edip rahatlamak ardından Cahit'in boynuna sarılıp hiç bırakmamak istiyordu. "Sen beni bırakmadın. Sen beni elinden kaçırdın." "Anlamadım Rosa ne demek istiyorsun." "Çok güçlü bir rüzgar beni itti. Uzaklara savurdu. Karşı Koysaydım beni parçalardı. Bizim aramıza rüzgar girdi. O rüzgar olmasa ben uzaklara savrulmazdım. Sen de benim ipimi kaçırmazdın." Cahit'in aklı karışmıştı. Rüzgar ne alakaydı. Neden aralarına girmişti. "Hala anlamıyorum. Ne rüzgarından bahsediyorsun?" "Ecmel." Rosa'nın dilinden dökülen bu isim balyoz etkisi yaratmıştı. "Ecmel ne alaka Rose. Ne saçmalıyorsun?" "Saçmalamıyorum Cahit! Beni tehdit etti. Seni bırakmamı yoksa beni öldüreceğini söyledi. O çok korkunç biri. Çok korktum gitmem gerekti. Affet beni. Canımı almasından çok korktum." "Bu mümkün olamaz! O seni tanımıyordu bile. Hiç görmemişti. Üstelik neden seni tehdit etsin. Niye ilişkimize karışsın?" "Safsın Cahit. O kadın sana takıntılı. Aşırı takıntılı. Senin yanında başka bir kadının olmasına sana dokunmasına, seni sevmesine, seni öpmesine tahammül edemiyor." Rosa dizlerinin üzerine oturup Cahit'e yaklaştı. Minik ellerini Cahit'in sakallı yüzüne yasladı. Parmak uçlarıyla okşadı. Bu hissi çok özlemişti. Cahit'i özlemişti. Cahit'te özlemişti. Bu minik kadını çok seviyordu. Onsuz geçirdiği yıllarca içinde bir parça hep eksik kalmıştı. Rosa yüzünü Cahit'in yüzüne yaklaştırdı. Cahit gözlerini kapatmıştı. Rosa düşündüğü şeyi mi yapacaktı merak ediyordu. "Seni seviyorum Cahit." diye fısıldadı. Dudakları çok yakın olduğu için birbirlerine değmişti. Cahit cevap vermedi. O zehir gibi cümleyi ağzına almadı. Çünkü o cümle onun kalbini zehirliyordu. Onu öldürüyordu ama hasta ediyordu. Rosa cevapsız kalınca yavaşça dudaklarını Cahit'in dudaklarına yasladı. Öylece bekledi. Cahit ellerini nereye koyacağını bilememişti. Yerde öylece oturmuş dudaklarını birbirlerine değdiriyorlardı. Bunun anlamı neydi? Sonrasında ne olacaktı? Neden onu öpüyordu? Ecmel gerçekten tehdit etmiş miydi? Ecmel neden böyle bir şey yapmıştı? Aklında bir sürü soru bulutu vardı. Öyle bir sağnak olacaktı ki içini seller basacaktı. Kalbinde tahribat yaratacaktı. O sırada kapının açılma sesi duyuldu. Önce bir sessizlik oldu. Sonra Cahit yavaşça dudaklarını Rosa'dan çekti. Kafasını yavaşça kapıya çevirdi. Ecmel bir adamla kapıda durmuş doğrudan Cahit'e bakıyordu. Gözlerinde bir takım duygular vardı ama yorumlanması çok zordu. Mirza oluşan gerginliği fark etmişti. Ve Ecmel Cahit ve Rosa arasındaki bağlantıyı bildiğinden elini Ecmel'in beline sarıp bedenini kendine yasladı. Ecmel'in ezik duruma düşmesine asla izin vermezdi. "Özür dileriz gençler. Sizin burada bu şekilde olacağınızı tahmin edemedik." dedi. Yine yüzünde sinsi bir gülümseme vardı. "Sonuçta burası Ecmel'in odası." Cahit yerden kalkıp Rosa'yı da kaldırdı. Verecek cevabı yoktu. Ama soracak bir sürü sorusu vardı. Rosa sessizliği bölmek istedi. "Biz de zaten gidiyorduk. Kusura bakmayın biraz dağıttık." Rosa aslında kaçmak istemişti. Çünkü her şeyi itiraf etmişti. Ecmel ona ne yapacaktı bilemiyordu. Bir ihtimal Cahit'in onu koruyacağına inanıyordu. Bu hayatta sağ kalmasını sağlayabilecek tek şey Cahit idi. Rosa Cahit'in elini tutup kapıya doğru çekiştirdi. Ama çabası boşaydı. Cahit milim kıpırdamamıştı. "Ben hiçbir yere gitmiyorum." dedi Cahit. "Kalıp Ecmel ile bir şeyler konuşmam lazım." Ecmel kaşlarını çattı. Öğrenmiş. Öğrendi. "Misafirim var. Sonra konuşuruz." Ecmel onu başından savmalıydı. Şuan bir kaosla uğraşamazdı. Hele keyfi yeni yerine gelmişken hiç kaçırmaya niyeti yoktu. "Umrumda değil, Ecmel. Yolla misafirini konuşalım." Ecmel ifadesizce Cahit'e baktı. Sinir kat sayısının yükseldiğini hissediyordu. "Ecmel, önemli bir şey gibi. Siz konuşun ben daha sonra gelirim." Mirza, Ecmel'in bedeninin gerildiğini hissediyordu. Rahatlatmak ister gibi parmaklarıyla belini okşadı. Ardından Ecmel'e yardımı olacağını düşündüğü bir şeyi yaptı. Onu öptü. Dudakları doğrudan dudaklarına kapandığında gözleri doğruca Ecmel'in gözlerine bakmıştı. Çok uzun bir öpücük değildi. Ama hatrı sayılır bir süre sürmüştü. Öpücüğün ardından bir şey söylemeden odadan çıktı. Rosa da kaçar gibi odan çıkmıştı. Ecmel'den deli gibi korkuyordu. "Misafirimi kovman şart mıydı?" diye sordu Ecmel. Masasının arkasındaki büyük dönen koltuğuna yürüdü ve oturdu. Odadaki kahvaltı masası dikkatini çekmişti. Emek verilen bir şey olduğu belliydi. "Çok önemli işin bu adam mıydı?" "Bu adamdı." Birbirlerine meydan okuyorlardı. "Sevgilimi tehdit etmişsin." "Ettim." dedi Ecmel. Saklamanın anlamı yoktu. O çatlak her şeyi anlatmıştı. "Bir de yüzsüz yüzsüz ettim diyorsun." "Seni koruyordum aptal." "Beni neden koruyordun. Sevgiden mi aşktan mı sevdiğim kadından mı?" "Sevdiğim kadın diyorsun ya!" "Ya ne diyeceğim başka!" "Bak o kadın manyağın teki! Takmış kafayı sana. Aşk değil o toksik." "Ne saçmalıyorsun Ecmel? Seni neden ilgilendiriyor? Nasıl karar veriyorsun takıntı yaptığına?" "Fark etmedin mi Cahit? Onunla çıkmaya başladığında kimseyle görüşmene izin vermedi. İşine gitmene izin vermedi. Benimle görüşmeyi kestin. Görevlere gelmedin. Üstelik beni gördüğü yerde abuk subuk davranışlar sergiliyordu. Beni ilk tehdit eden oydu." "Sen aklını kaçırmışsın. Neden tehdit etsin seni?" "Seni çalmamdan korkmuş. Seninle ilişkimizi kıskanmış." "Saçmalıklara bak! Öyle bir şey olduysa bana söyleyecektin. Gidip tehdit etmicektin." "Tehdit etmedim. Ayağını denk al dedim. korkmuş. Şimdi suç benim mi oldu?" Cahit kendini koltuğa bırakıp ofladı. "Seninle ne ilişkim olabilir Allah için? Az önce bir adamı öptün. Geçen günlerde başka bir adamlaydın. Bazen başka biriyle oluyorsun. Benimle hiçbir zaman öyle bir iletişimin olmadı ki senin. Neyi görmüşte kıskanmış?" "Onu sevgiline soracaksın." "O benim sevgilim değil. Senin yüzünden ayrıldık." "Ben bir şey yapmadım." "Sevgilini kovduğum için özür dilerim." "O benim sevgilim değil. Senin yüzünden o aşamaya gelemedik." "Gayette gelmişsiniz. Öpücükler falan. Ulu orta yerlerde çekinmeden." "O beni öptü. Ve ulu orta yer dediğin yer benim odam. Benim odamda ne bok arıyordun eski sevgilinle? Kahvaltı edecek yer mi kalmamıştı? Birde de boğuşmuşsunuz. Her yer dağılmış." dedi Ecmel. Mirza'nın öpücüğü Cahit'i kızdırmış gibiydi. İçten içe bu durum Ecmel'in hoşuna gitmişti. Son anda aklına gelen şeyle gözlerini kısıp kaşlarını çattı. "Asıl ulu orta yerde öpüşen sizdiniz. Senin de odan var. Odayı geç evin var. Sevgilini bir dahakine evine götür. Kimse aranıza girmez." "Takmışsın sen bize ya!" "Ne takacağım oğlum size! Ne bok yerseniz yiyin. Ben diyorum ki o boku benim alanım içinde yemeyin." "Of Eceml!" diye bağırdı. Cahit kızgın olmaktan daha çok kırgıngı. Bir sürü şey söylemek istiyordu. Ama Ecmel ile kavga edemezdi. Bu konuyu daha sonra başka bir şekilde çözebileceğini düşündü. Son kez Ecmel'in umursamaz yüzüne bakıp "Odanı toplattırıcam." dedi ve hışımla odayı terk etti. Kapı arkasından kapanırken çok geçmeden tekrar açıldı. Gelen Rosa'ydı. Yüzünde panik ve korku vardı. Cahit'e gerçeği söylemiş olmasından korkuyor, Ecmel'in karşısına gelmek zorunda olduğu için de panikliyordu. "Söyledin mi?" diye sordu, Rosa. "Söylemedim." dedi Ecmel. "Siktir olup gidersen de asla söylemem." "Gitmek istemiyorum. Ne olur bizi rahat bırak." "Neden Cahit'in kalbini daha çok kır diye mi? Taktığın boynuzlar az mı geldi? Daha fazlasını takabilmek için mi döndün?" Rosa sinirle saçlarını çekiştirdi. Çıldırmak üzereydi. "Hata yaptım! Yalnızca bir defa! Bir bir bir bir!" diye bağırdı. "Bir veya bin fark etmez Gül. Bizim buralarda hata yapmanın bedeli ölümdür. O bedeli hala ödemediysen o da Cahit'in sayesindedir. Şansını daha fazla zorlama istersen. Zira gebermen zerre kadar umrumda değil!" "Yanlışlıkla aldattım diye ölmem mi gerekiyor?" "Aldattığın in değil, kalbini kıracağın adam Cahit olduğu için ölmen gerekiyor. O adamı sana yedirtmem." dedi Ecmel. Kızın dilini kesip balıklara yedirtmek istiyordu. "Üstelik aldatmanın yanlışlıklası olmaz, Gül." "Benim adım Rosa. Gül değil!" Rosa'nın verecek cevabı yoktu. Çünkü Ecmel'in haklı olduğunu biliyordu. Ve bu da işleri daha da tahammül edemeyeceği bir sınıra çekiyordu. "Gül müsün Rosa mısın, Yoksa kendini beğenmiş yabancı özentisi bir aptal mısın bilmiyorum. Önce odamdan sonra da Cahit'in hayatından çekip gideceksin. Yoksa seni omuzlarımızın üzerinde Amerika'ya uğurlarız. Ölü bir şekilde. Anlıyorsun değil mi?" Rosa bir şey demedi. Odadan çıkıp gitti. Tek bir çaresi vardı. Her şeyi Cahit'e itiraf edecekti. Cahit anlayışlı bir adamdı. Onu affederdi. Böylece bu psikopattan da kurtulurdu. Ecmel için konu şimdilik kapanmıştı. Ama Rosa Cahit'i rahat bırakmadığı sürece bu konu tatsız bir yere varacaktı. Ve Ecmel elinden geleni ardına koymayacaktı. Çünkü Ecmel Cahit'i korurdu. Canı pahasına olsa bile korurdu. Dünyadaki en temiz insanın kendini bilmez birkaç budala tarafından kirletilip hırpalanmasına, zarar görmesine asla ama asla izin vermezdi. Uğruna kan dökmesi gerekirse dökerdi. Daha önce de yaptığı gibi.