2.BÖLÜM: KORKAK VE KURBAN - PART 2

2268 Words
Ecmel'in ilk defa gördüğü kız onu yakından tanıyor gibiydi. Yerden zar zor kalkıp bahçeyi işaret etti. "Acar'ı dövüyorlar." Hırsla yanan ateşin üstünde kaynamış suyu andıran hayali bir sıvı, başından aşağı dökülmüş ardından cam gibi keskinlikte olan soğuk su acımasızca yüzüne çarpılmış gibi hissediyordu. Bu tam olarak onun için geç kalmışlık hissinin tanımıydı. Uzuvlarının uyuşmasını önemsemeden koşmaya başladı. On metrelik yol, o koştukça uzuyordu sanki. "Acar" diye bağırdı. Binanın kapısında merakla dışarısını izleyen etten duvar Ecmel'in haykırışıyla yoldan çekildi. Genç kızın gördüğü sahne karşısında kanı çekilirken gözlerinin karardığını hissetti. Hiç düşünmeden kavganın ortasına atıldı. Kendinden yaşça, boyca büyük erkeklerin arasına girerken bir gram korku yoktu içinde. İrili ufaklı taşların üstünde acıyla kıvranan Acar'ı sırtından tutup kucağına çekti, kollarıyla bedenini sardı. Yaşına göre oldukça güçlü ve dayanıklı bir erkekti ama şuan minicik bir kedi yavrusu kadar çaresizce bakıyordu. Göz kapaklarına hükmedecek gücü dahi kalmamıştı. Ecmel bunları fark edince saf öfke, deri gibi sardı bedenini. "Ne yaptığınızı zannediyorsunuz?" diye haykırdı. Ses telleri, kontrolünü kaybettiğini, çaresizliğini suratına vurmak istercesine ona ihanet edip çatlak bir sesi dışarı salıvermişti. Umursamadı. Sanki Acar'ın acısı tam kalbinin ortasındaydı. " O daha on bir yaşında bir çocuk!" Kavgacı çocuklar Ecmel'i hiç duymamış gibi hırslarını çıkarmak ister gibi birkaç tekme de ona savurdular. İçlerinden en iri olanı Ecmel'in saçlarını tutup başını geri yatırdı. "Bir daha bize boyun eğmek yerine kafa kaldırırsa bu sefer ikinizi de organlarınızı kusana kadar döver arka bahçeye gömeriz!" Acar duyduklarıyla Ecmel'e daha sıkı sarıldı; başını, Ecmel'in kanlı boyun girintisine sakladı. Hayal kırıklığıyla sordu. "Hani hayat oyun bahçesi gibiydi?" Ecmel kendinden üç yaş küçük olan erkek çocuğunu kendinden uzaklaştırdı. Aynı altı yıl önce o karton parçasının üstünde yaptığı gibi ellerini tuttu ve gözyaşlarıyla dolup taşan mavi gözlere hüzünle baktı. "Doğrusu şu ki küçüğüm," dedi. "Hayat, beş yıldızlı işkence odasıdır. Dünya ise acı dolu oyunların sergilendiği tiyatro sahnesidir. " El ele tutuşup yerden kalktılar. Ecmel, Acar'ın kolunu omuzuna atarak belini sıkıca sardı. Acar'ın vücut ağırlığını kendisine bırakmasını sağladı. Yetimhanenin revirine sarsak adımlarla ilerlediler. Önce fiziksel yaraları tedavi ettireceklerdi sonra da bu cehennemi terk edeceklerdi. Tabii ki bu fikirden Acar'ın haberi yoktu. Leş gibi antibiyotik kokan revire girdiklerinde, kırklı yaşlarındaki doktor ayağa fırladı. Yüzünde endişe vardı. Küçük oğlan çocuğunun dudağı patlamıştı burnundan kanlar süzülüyordu. Kolları taş kesiği içindeydi. Yanındaki kızın ise alnında geniş bir yarık vardı. O kadar sene tıpla uğraşmanın verdiği yorgunluğu ak saçlarında saklayan doktor hemen ikisini de yan yana duran sedyelere yatırdı. Ecmel kötü durumdaydı ama farkında bile değildi. Ayak bileği mosmor olup şişmişti başındaki kan durmuyordu. Kan kaybettiği için bilinci kapanmak üzereydi. Doktor aceleyle ambulans talep ederken Acar'la da ilgilenmeyi ihmal etmedi. Ciddi bir şeyi yoktu pansumanla yırtmıştı ama doktor olası bir travma ihtimaliyle onunda hastaneye gitmesinde fayda görmüştü. Aceleyle bir rapor hazırlayıp onları gelen ambulansa teslim etti. Ecmel yanında yatan Acar'a elini uzattı. Kalan son gücüyle gülümsedi. Dilinden son dökülen kelime ise "Yanındayım." olmuştu. Kader, sonunda merhamet etmeye karar vermişti. Henüz olacaklardan haberleri yoktu ama umut, kırık kapının arasından karanlık odaya süzülen ışık tanesi gibiydi. Minicikti ama vardı işte. *** 8 Kasım 2010 "Ecmel Örsan, on dört yaşında. Kısa siyah saçları, kehribar rengi gözleri olan bir elli boylarında kız çocuğu; Acar Uyar, on bir yaşlarında, koyu kumral saçları, açık mavi gözleri olan bir elli beş boylarında yaşıtlarından biraz daha büyük duran erkek çocuğu aranmaktadır. Görenlerin acilen polisle iletişime geçmesi gerekmektedir." Günlerdir şehirde yapılan anons ve duvarlara asılan kayıp ilanları ile her yerde aranıyorlardı. Hastanedeki tedavilerinin ardından yemek getirip götüren araca sığınıp kaçmışlardı. Kasım ayının kuru soğuğunda kaldıklarında üstlerindeki tek parça kıyafetten ve birbirlerinden başka hiçbir şeyleri yoktu. Şehir çöplüğünde buldukları çatak altına sığınmışlardı. Uzun süren sessizliğin ardından Acar soğuktan yapışmış dudaklarını aralayıp sıcak nefesini dışarı üfledi. İki gündür sokakta kalıyorlardı bu yüzden oldukça uykusuz ve açtı. "Burada yaşayamayız. Çok üşüyorum." Dedi. Ecmel duyduklarıyla daha sıkı sarıldı Acar'a. "Birazdan gideceğiz bu şehirden. Asla geri dönmeyeceğiz. Bize çok iyi bakacak bir adam buldum. Söz veriyorum mükemmel olacak." Önündeki karanlık gelecek, gün gelecek canını çok yakacaktı. Tek tesellisi, hissetmeyecek olmasıydı. Siyah takım elbiseli adamlar onlara yaklaştığında Acar'ı kaldırdı yaş farkına rağmen Acar, Ecmel'den az da olsa uzundu. Bunu fırsat bilerek Ecmel, Acar'ın beline sarıldı. Bu çocukla beraber büyümüştü. Hayatındaki en güzel ayrıntı belki de buydu. Adamlar onları arabaya bindirirken onu neyin beklediğini bilmiyordu. Sadece böbreğinden vazgeçeceğini sanıyordu ancak ruhunu da duygularını da böbreğiyle beraber satacağını bilmiyordu. Tek sığınağı olan çocuğun ellerini tuttu. Kokusunu içine çekti. Nerden bilebilirdi ki son defa olacağını. Bilseydi, o ciğerlerine çektiği havanın içindeki hoş koku kaçmasın diye sonsuza dek nefesini tutardı. 10 Ağustos 2019 Karanlık geceden daha kara saçlara sahip olan kadın, gece esintisine emanet etmişti kendini. Kafasında asi melodi, elinde çatlak bir kadeh vardı. Bile bile çatlak tarafını dudağına dayadı ve içindeki koyu kırmızı sıvının ağzına dolmasına izin verdi. Bir süre ekşi tadın damağına işlemesi adına bekledi. Ardından boğazından inmesine izin verdi. Dudağında hissettiği metalik tadı elinin tersiyle sildi. İçtiği ev yapımı şarabın kokusu uzun süre önce kaybettiği birini andırıyordu. Artık yüzünü dahi unutmuştu. Sokakta yanından geçse tanımazdı. O adamı bıraktığında küçücük çocuktu. O çocuk adamdan geriye kalan birkaç parça silik anıdan ibaretti. Derin bir nefes aldı. Öyle derin bir nefesti ki içindeki eksik kalan bir şeyler bıçak gibi göğsüne saplandı. Hissettiği duygulardan habersizce kadehte kalanı bir yudumda bitirdi. Burada oturup neden böyle şeyler düşündüğünü bilmiyordu. Yapacak işleri vardı ancak o kaybettiği duygular arasında eksik kalan parçayı arıyordu. Uzun süredir içinde onu insan yapan sadece iki duygu vardı biri hırs diğeri ise adını bilmediği o şey. Bunlar dışında robot gibiydi. Oturduğu kırık tabureden kalktı açık terasın kenarına yürüdü elindeki kadehi aşağı bıraktı. Saniyeler içinde yere çakılan kadeh tuzla buz oldu. Ardından öylece bakarken tanıdık gür sesi işitti. "Ecmel, patron seni bekliyor." Gülümsedi. Gelen Cahit'ti. Bu da demek oluyordu ki beklediği an gelmişti. Omzundan geri doğru baktığında Cahit uzun kahverengi saçının bir tutamını kulağının arkasına itti ve hadi dercesine başıyla merdivenleri gösterdi. Ecmel masanın üzerindeki silahını alıp koyu renkli dar kotunun beline sıkıştırdı. Beyaz renkli, göğüs dekoltesi hariç hiçbir özelliği olmayan tişörtüyle silahın varlığını gizledi. Cahit ile birlikte, dönemeçli eskimiş merdivenlerden inerken "Beyaz renk pek leke gizlemez. Değiştir istersen." Dedi Cahit gözleriyle tişörtünü işaret ederken. Ecmel'in turuncudan kızıla kayan kehribar rengi gözleri acımasıza parladı, birazdan yapacakları gurur duyulacak şeylermiş gibi. Dudağının kenarını yukarı kıvırdı. Kupkuru bir sesle yanıtladı Cahit'i. "Kan temizlense bile izi kalır. Onu saklamak kimin haddine?" Cahit öylece baktı. Diyeceği bir şey yoktu. Kanın varlığından haz duyan bir kadına ne denebilirdi zaten? Bunlara rağmen yargılamadı onu. Onun kişiliği böyleydi. Üstelik onun seçimi de değildi. Ecmel'i böyle biri yapmak patronun yıllarını almıştı. Yanlış olduğunu bile bile yanındaki kadına saygı duydu. Bürodan çıktıklarında patron arabaya yaslanmış bekliyordu. Patron, ellinci yaşın getirdiği göz yatağındaki kırışıklıkları saklama ihtiyacı duymadan tebessüm etti. "Merhaba Ecmel." Ecmel iğrenerek patrona baktı. Onu gören herkes iyi biri olduğunu düşünebilirdi. Ama kötünün de kötüsüydü. Onu gören şeytanın önünü iliklediğine emindi. Sahte merhametin arkasına sığınan bencil bir ihtiyardı. Pamuk saçları babacan tavırları herkesi kandırabilirdi. Aynı yıllar önce Ecmel'i kandırdığı gibi. Ecmel, omuzlarının aşağısında kalan adamı yok sayarak arabanın ön koltuğuna bindi ve arabasının kapısını birinin kafasına çarparmış gibi sertçe kapattı. Patron her zaman olduğu gibi bu davranışı yaramaz bir çocuğun büyüğüne yaptığı terbiyesizlik olarak düşündü. "Uslanmıyorsun. Ama bil ki seni terbiye etmeden son nefesimi vermeyeceğim." Dedi, yırtıcı bir hayvan gibi dişlerini sıkarak. Arabanın arka koltuğuna oturup kaydırmalı sisteme sahip kapıyı kapattı. Cahit sessizce olanları izliyordu. Patron bazen haddini aşıyordu. Karşısındaki insanın sahibi sanıyordu, kendisini. Ecmel'i korumak istedi ama bunu yapamazdı. Ona karşı gelmeyi göze alamazdı. Şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı. Gözü yan tarafında oturan kadına kaydı. Vurdumduymazca gözlerini ileriye odaklamış boş boş bakıyordu. Fırtına öncesi sessizlik derlerdi ya bu Ecmel 'in sessizliğine en uygun sıfattı. Cahit biliyordu, bir gün Ecmel'in sabrı öyle bir taşacaktı ki o adama her şeyin bedelini ödetecekti. O günü iple çekse de, o günün herkes için kıyamet olacağını biliyordu. Şehrin en ücra mahallesine geldiklerinde arabayı durdurup farları kapattı. İki sokak lambası vardı önlerini aydınlatan. Sokağın geri kalan kısmı ise bilmeceden ibaretti. Ecmel arabadan inip uzun ince parmakları için yapılmış gibi duran siyah deri eldivenleri ellerine geçirdi. "Kimin silahıyla kimi vurmam gerekiyorsa, aydınlatın beni." Dedi ve arabanın dikiz aynasına bakıp kan pıhtısını andıran bordo rujunu kontrol etti. Bazı yerleri silinmiş gibiydi. Arka cebinde duran minik ruju alıp kapağını çıkardı ardından içinde rujun saklandığı silindiri bir tur çevirdi. Rengine hayranlık duyarak özenle dolgun dudaklarına sürdü. Ruju kapatıp cebine koyarken dudaklarını birbirine bastırıp açtı, memnuniyetle gülümsedi. Cahit, Ecmel'i buruk bir tebessümle izliyordu. Tavrı randevu için hazırlanan birini andırıyordu. Üstelik aşırı soğukkanlıydı. Çekici olduğu kadar ürkütücü diye düşündü. Patronun uzattığı resmi alıp Ecmel'e gösterdi. Ecmel fotoğrafa dikkatlice bakıp hafızasına çizmeye başladı. Çok unutulacak bir tip değildi. Kızıl saçları kahverengi gözleri olan otuzlu yaşlarında bir adamdı. Saçlarıyla aynı renk gür sakalı vardı. "Bunu vuracaksın." Dedi Cahit. "Tek kurşunla tam karın boşluğundan. Özel sipariş. Sakın ıskalama." "Silahın sahibi buralarda mı?" diye sordu Cahit'e göz devirerek. Ecmel asla ıskalamazdı. "Adam her şeyden habersiz bir şekilde barda masumca eğleniyor. Mine onu çoktan sarhoş etmiştir. Kızılı vurduktan sonra silahı Mine'ye ver. O adamın arabasına bırakacak. Görev tamamlanacak." Dört kişilik bir oyun oynuyordu Ecmel. Bir kurban vardı, bir düşman, bir korkak ve bir de cellat. Korkak, kurbanı celladın kucağına bırakıyordu. Suçun düşmana kalmasını istiyordu. Korkağın vicdanı sızlamıyordu. Celladın eli titremiyordu. Kurbanın canı yanıyordu. Düşman yok oluyordu. Oyun bitiyordu. Ecmel ipek kumaş içine sarılı, ucunda susturucu olan silahı aldı. Kendisine ait olan silahı çıkarıp Cahit'e emanet etti. Elindeki silahı da beline sıkıştırdı. "Bebeğime iyi bak." Diyerek Cahit'ten yanıt beklemeden karanlık sokakta ilerlemeye başladı. Kimsesiz sokaktaki tek ses ayağındaki yüksek topuklu botların taş yolda bıraktığı tok sesti. Terk edilmiş inşaatın içinden geçti. Bu inşaat gizli bir köprüydü. Evsizlerin sokağını zenginlerin inine bağlıyordu. Yan yana dizilmiş eğlence mekânlarının ışıkları etrafı güneş gibi aydınlatıyordu. Sokağın en ihtişamlı barına geldiğinde kapıda bekleyen iri yarı adama göz kırpıp içeri girdi. Kadınlar diledikleri gibi girebiliyordu ancak erkekler için katı kurallar vardı. Bu kurallarla ün kazanmış bir yerdi. Bu gece Ecmel'in yapacaklarını bilseydiler o katı kurallar kadınlar içinde geçerli olurdu. İçerisi mor ışık ile aydınlatılıyordu. Basit bir dekorasyona sahipti ancak bar tezgâhı o basit dekorasyonu önemsiz bir detaya dönüştürüyordu. Şuursuzca dans eden bedenlerin arasından geçerek bar tezgâhına ulaştı. Yüksek tabureye çıkıp oturdu, bacak bacak üstüne attı. Topuklu ayakkabısının topuğunun yanındaki adamın bacağına değmesini önemsemedi. Adamın da umurunda değildi. Altındaki tabure basların etkisiyle titriyor gibiydi. İçerdeki ses çok yüksekti. Öyle ki gürültü olarak adlandırılabilirdi. Bardak silmekle meşgul olan barmene "En eski şarabını ver!" dedi sese inat bağırarak. Barmen bir süre raflarda dolandıktan sonra elinde bir şişeyle döndü. Kadehi sertçe Ecmel'in önüne koyarak yarıya kadar doldurdu. "Yarım kalmış şeyleri sevmem ağzına kadar doldur!" Ecmel'in sert sesine karşılık barmen başını aşağı yukarı sallayıp dediğine itaat etti. Ecmel gibi tiplere alışkın olduğu belliydi. Kadehi işaret ve orta parmağının arasına ustaca sıkıştırıp dans edenlere doğru döndü, Ecmel. Gözleri kurbanını arıyordu. Çok geçmeden bir köşede kızla dans ettiğini gördü. Kıza yazık olacaktı. Bir süre kâbus görebilirdi. Ecmel kıkırdayıp dudaklarını yaladı. Çölde günlerce susuz kalmış gibi hissediyordu. Şaraptan kocaman bir yudum aldı. Öyle ki kadehin dibi görünmek üzereydi. "Çok hızlı gidiyorsun." Dedi yabancı bir ses kulağına yaklaşarak. "Böyle bir güzelliğin tadını çıkarmalısın." Ecmel bir kaşını kaldırıp sesin sahibine döndü. "Tadından çok damakta bıraktığı uyuşuk hissi seviyorum." Tam gözlerinin içine bakarak gülümsedi adam. Açık yeşil gözleri ve siyah dağınık saçlarıyla oldukça yakışıklıydı. Kadehin dibinde kalanı tek seferde içip kadehi tezgâha bıraktı cebinde duran para rulosunu çıkarıp bardağın içine attı. Ayağa kalkıp tişörtünü düzeltti ve elini, ona cüretkârca bakan adama uzattı. Adam hiç beklemeden Ecmel'in elini tuttu. Bu şekilde sessiz dans teklifini kabul etti. Ecmel elini tutan elle beraber kurbana en yakın yere geçti. Bir elini adamın omuzuna koyup diğer elini silahın üstüne attı. Alması kolay olmalıydı ve kimse fark etmemeliydi. Adama bir az daha yaklaşıp ayaklarını yerden kaldırmadan çalan müziğe uyarak kalçalarını sallamaya başladı. Elinin altındaki sarhoş beden de ona ayak uydururken gözünün önündeki kurbanı inceliyordu. Sırtı dönüktü ama saçları onu açık ediyordu. Bir süre dans ettikten sonra şarkının patlama anında tişörtün altından silahı çıkarıp karşısındaki adamın sırtına kolunu doladı. Adamın üstünde düğmeleri sonuna kadar açık bir gömlek altında da beyaz tişört vardı. Gömleği değerlendirmek adına silahı onun altına saklamıştı. Beş saniye gibi kısa bir sürede nişan alıp ateş etti. Tiz ıslığı andıran kısık ses şarkıya karışıp gitmişti. Paravan niyetine kullandığı adama çok daha yaklaşıp aralarındaki mesafeyi sıfırladı. Adam Ecmel'in gözlerine odaklanırken silah çoktan Ecmel'in beline geri dönmüştü. Ortalık çığlıkla inlerken elini ağzına kapatıp istifra etmek üzereymiş gibi dehşet dolu gözlerle adama baktı. Adam önünden çekilirken tuvalete doğru koşmaya başladı. Korkmuş kalabalık büyük avantajdı. Tuvaletin içine girip kendini kabine attı. Bir iki dakika soluklandıktan sonra kabinden çıkıp lavaboda yüzünü yıkayan Mine ile aynadan göz göze geldi. Yanına ilerleyip kısa bir sürede belindeki silahı Mine'nin çantasına atıp tuvaleti terk etti. Ortalık karma karışıktı. Herkes kaçmaya çalışıyordu. Müzik kapanmıştı. Kurban kanlar içinde yerde yatıyordu. Az önce sarmaş dolaş dans ettiği kızda yere çökmüş hıçkırarak ağlıyordu. Kız onu hissetmiş gibi gözlerini, boşlukta duran Ecmel'e çevirdi. Kısa bir bakışmanın ardından Ecmel silkelenip toparlandı. Kapıya doğru yönelen izdihamın içine karışıp insanlara çarpa çarpa kendini dışarı attı. Herkesin içerde kalması söylense de korkudan deliye dönen insanların önünde hiçbir şey duramıyordu. Geldiği yolu takip ederek arabaya dönerken ambulansın siren sesi geceyi dolduruyordu. Hızla arabaya binip kapıyı kapattı. "Götür bizi buradan. " dedi elindeki eldivenleri çıkarıp torpidoya atarken. Cahit zaten motoru çalışan arabanın tekerleklerin çığlık atmasını sağlayacak şekilde arabayı döndürdü, ileri atılması sağladı. Arka tarafta oturup keyifle sigarasını içen patron ceketinin cebinden çıkardığı bir tomar parayı Ecmel'in kucağına attı. "Aferin benim kızıma." Ecmel, patronun suratındaki arsız gülümsemeye karşılık donuk bir bakış armağan etti. Ardından başını koltuğa yaslayıp az önce birini vurmamış gibi huzurla gözlerini yumdu. "Acımasız!" dedi kafasındaki ses çığlık çığlığa. "Sen bu dünyanın sahip olduğu en acımasız yaratıksın." Benliğinin ona kurduğu cümleyi bir iltifat gibi gururla kucakladı. "O basit sıfattan daha fazlasıyım. Tam da bu dünyanın hak ettiği gibi..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD