"Haktan."
"Efendim güzelim?"
"Ben, Ecmel."
"Memmun oldum."
Cüretkar bir adamdı. Ve gözlerinde arzu vardı.
"Bakışları bakışlarıma dokunduğu an da gözlerinden geçirdiği en küçük duygu parçası onun sonunu belirler." diye mırıldandı. Ama kurbanı bunu duymadı.
Arzusu, sonu olacak. dedi iç sesi. İlk defa bir konuda hemfikirdiler.
Umarım ölmesi gerekmez. diyerek iç çekti Ecmel.
Haktan, karşısında iç çeken kadının kehribar rengi gözlerine baktı doğrudan. Bu gözlerde onu çeken bir şeyler vardı. Ardından yüzüne düşen gece kadar güzel olan bir tutam saçını kulağının arkasına sıkıştırdı.
"Tüm geceyi burada öylece durup gözlerine bakarak geçirebilirim." dedi Haktan aralarındaki sessizliği susturmak istercesine. "Ama benimle terasa gelirsen sana lezzetli bir şeyler ikram edip senin de eğlenceli vakit geçirmeni sağlayabilirim."
Ecmel karşındaki açık yeşil gözlerin sahibine en içten şekilde gülümsedi. Bu adam başına geleceklerden habersizdi. Ama gözlerindeki parıltıya bakınca haberi olsada sessizce kaderine boyın eğermiş gibi geliyordu.
Bu adamlar bir katile bağlanacak kadar savunmasızdı.
"Sabahtan beri bir şeyler içmedim. Güzel bir kadeh şaraba hayır diyemem."
"Kırmızı?" diye sordu kolunu Ecmel'in ince beline sararken. Ecmel sadece başını sallayarak onaylamıştı. Haktan'ın yönlendirmesine izin vererek merdivenleri çıktılar.
Aynur hanım teras dediğinde neresini kastetmişti çok merak ediyordu. Eğer burada değilse neredeydiler? Teras gizli bir şifre olabilir miydi? Aklında bir sürü soru belirmişti.
Ecmel beyaz deri koltuklara oturup çantasını dizlerinin üstüne koydu. Haktan da üzerindeki ceketi çıkarıp gelişi güzel koltuğun üstüne attı, beyaz gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırdı. Ecmelin gözleri Haktan'ın bileğindeki saate takıldı.
Benim arabamdan daha pahalıdır. diye düşündü. Babası boşuna servetinin peşine düşmemiş. Ortada çok büyük paralar dönüyor olmalı.
Haktan gözlerini kırpmadan kendisine bakan kadına göz kırpıp şarap şişesinin mantarını çıkardı, kadehi yarısına kadar doldurdu.
"Lütfen," diye seslendi Ecmel. "Tamamını doldur."
"Yarım kalmış şeyleri sevmiyordun değil mi?" dedi, Haktan. O ilk karşılaştıkları geceyi hatırlatmak ister gibiydi.
Ecmel cevap vermedi.
Haktan, kadehi Ecmele verip aralarındaki mesafeyi korumaya özen göstererek yanına oturdu.
"Sen bir şey içmiyor musun?"
"Bilincimin yerinde olması ikimiz için daha iyi olur."
Ecmel neden dercesine bir bakış attı. Karşısındaki adam dağ gibiydi. Bir bardak içkiyle yıkılacak birine benzemiyordu.
"Bakma öyle. Kolay sarhoş oluyorum." dedi Haktan yaramaz bir çocuğun bakışlarına sahipti.
"Bu bilgi için teşekkür ederim, ilerde işime yarar." Kolay sarhoş olan bir adam çok kolay bir şekilde boş kağıt imzalayabilirdi.
Haktan boğuk sesiyle bir kahkaha attı.
"Ayıkken de bana her istediğini yaptırabilirsin."
Ecmel kadehin dibinde kalan son yudum şarabı da içip kadehi ayak ucuna bıraktı.
"Her istediğimi mi?" diye irdeledi.
Haktan deri koltuğun sırtına yaslanıp bacağını diğer bacağının üstüne attı.
"Amacın beni soymak değil, değil mi?"
Ecmel gözlerini kısıp düşünür gibi yaptı.
"Hangi mana da soruyorsun?"
Haktan bocalar gibi olmuştu. Yüzünde sarsık bir ifade belirmişti. Karşındaki kadın ya çok hızlı gidiyordu ya da o imaları yanlış yorumluyordu.
"Çok cesursun." dedi, Haktan.
"Ya sen?" diye sordu. "Yeterince cesur musun?"
Ecmel karşısındaki adamın, başına gelecekleri kaldırıp kaldıramayacağından şüphe etti. Bu soruyu da o yüzden sormuştu.
"Eğer istersem yeterince cesur davranabilirim."
"O zaman iste." dedi Ecmel hiç duraksamadan. Bu geceden itibaren çok değişik oyunlar ortaya çıkacaktı. Bu oyundan kimler sağ çıkar kimler çıkamaz bilemiyordu. Ancak bu adamın kesinlikle sağ çıkması gerekiyordu.
"Pekala güzelim. Beni ürkütmeye başladın." Haktan konunun gittiği yeri anlayamıyordu. Kafası karışmaya başladı. Çünkü içinden bir ses bu kadının sadece flörtleşmediğini söylüyordu.
"Ürkütücü olduğumu söylerler."
Haktan verecek cevap bulamamıştı. Öylece baktı ve kaldı.
Saat kaçtı? Hava neden bu kadar sıcaktı? Müziğin sesi neden çok uzaktan geliyordu?
Dağınık saçlarını daha da dağıtıp kurumuş dudağını yaladı. Diline gelen metalik tadla dudağının kanadığını anladı. Ne zamandır sıvı bir şeyler tüketmemişti?
Ecmel çantasını açıp içinden temiz bir peçete çıkardı. Ardından izin isteme gereği duymadan uzanıp peçeteyle adamın çatlamış dudağındaki kanı sildi. Adamın gözlerindeki duygu geçişini çok yakından gördü.
Bu işe başlarken fahişelik yapmam demişti. Aslında olayın fahişelikle alakası yoktu ama Ecmel'in oldukça katı kuralları vardı. İşin özü adamla arasında temas içeren bir şeyler yaşanmasına izin veremezdi. Bu sonunda para aldığı bir işti.
Peçeteyi, adamın güçlü ellerine sıkıştırıp ayağa kalktı.
"Beni annenlerin yanına götürmelisin. Vermem gereken bir çek var." Böylelikle teras denen yeri de öğrenebilirdi.
"Onlar poker masasına oturmuşlardır. Yarın saat bir gibi konum atarım gelirsin. Hem anneme çekini verirsin hem de benimle yemek yemiş olursun."
"Bana çıkma teklifi mi ediyorsun?" Eğer öyleyse reddetip ortamı terk etmesi gerekirdi.
"Hayır, güzelim. Çok vakti olan bir adam değilim. Bu tarz şeylere ayıracak zamanım yok. Sadece bir yemek. Teşekkür amacıyla."
"Neden teşekkür edesin ki?"
"Bu geceyi yalnız geçirmeme izin vermedin."
"Tamam." dedi, Ecmel. Çantasından telefonunu çıkarıp Haktan'a uzattı.
"Numaranı kaydet. Sonra kendini çaldır."
Haktan, Ecmel'in dediğini yaptı. Ardından terastan inip yattan ayrıldılar. Haktan, Ecmel'i evine bırakmak istemişti. Ancak Ecmel onu almaya geleceklerini buna gerek olmadığını söyleyip elinden geldiğince kibar bir şekilde reddetmişti.
Bunun üzerine Haktan, en azından arabası gelene kadar eşlik etmek istemişti. Ecmel el mahkum kabul etmişti. Çünkü bunu da redderse şüphe çekerdi.
Limandan uzaklaşıp en yakın otobüs durağına geldiklerinde Ecmel, Enver'e mesaj atıp onu almasını istemişti. İşi beklenenden çabuk bitmişti. Bu yüzden henüz büroya gelmiş olan Enver, şimdi geri dönmek zorundaydı.
Sessizce Enver'in gelmesini beklerken omuzlarına bir şeyin örtüldüğünü hissetti. Haktan ceketini çıkarıp kadının omuzlarına örtmüştü.
"Hadi ama..." dedi Ecmel gülümserken. "Havanın sıcaklığına bak. Üşüme gibi bir ihtimalim olabilir mi?"
"Ben nezaket gösterdim. Kabul edip etmemek sana kalmış."
Bu adam yakışıklı olduğu kadar da centilmendi. Ona Cahit'i hatırlatmıştı. Ama cahit bu adam kadar cüretkar değildi. Bunun iyi bir şey olup olmadığını sorguladı.
Birden boş caddede çığlık atan lastik sesleri duyuldu. Ecmel bu ne biçim araba kullanmak Enver diye düşünmüştü ki gelen arabanın Enver'e ait olmadığını gördü.
O ne olduğunu anlamaya çalışırken arka cam açıldı. Karanlıkta pek bir şey gözükmüyordu. Sadece siyahlı bir adam görebilmişti. Araba yaklaştıkça adamın elinde tuttuğu şey de netleşti.
Çevik bir hareketle Haktan'ı durağın içine itip önüne geçti. Omuzlarındaki ceketin düşmesini umursamadan bacağındaki silahı çekti. Otomatik silaha karşı çok şansı olmadığını biliyordu. Ancak denemesi gerekiyordu.
Saniyeler içinde patlayan silah durağın camlarını tuzla buz etmişti. Aynı süre zarfında Ecmel'de kurşunlara karşılık vermeye başlamıştı.
Arkasında şok olmuş bir şekilde yere çöken adamı canı pahasına koruması gerekiyordu.
Onları kurşun yağmuruna tutan adamı göğüsünden vurduğunda adam silahı düşürüp camdan sarktı. Diğer adam onu içeri çekip camı kapatı. Ve araba hızla kayboldu.
Elindeki silahı bir süre daha havada tutan Ecmel ufak bir küfür mırıldandı.
Şimdi yeni bir yalan bulmalı ve bu adamı kendine inandırmalıydı.
Neden silah taşıdığına dair sağlam bir yalan düşünen Ecmel silahı bacağındaki kemere sıkıştırıp şirin olduğunu düşündüğü bir ifadeyle Haktan'a döndü.
"Bak açıklayabilirim. Taşıma ruhsatım var."
"Sendin!"
Şaşırma sırası Ecmel'deydi.
"Neyden bahsed-"
"O gün barda adamı vuran sendin!"
Ecmel bir adım geri atıp yutkundu. Bu işte çok fena çuvallamıştı.
Bu adam sandığından daha zekiydi. Öyle ki Ecmel gibi bir kadının bile bocalamasına neden olmuştu.
"Biliyor musun?" diye sordu Ecmel. "Acayip mantıklı olan bir açıklamam var."
Yoktu. Ecmel'in bu duruma uygun açıklaması yoktu.
Silahları ve o adamları şuan açıklayabilirdi. Ama o gün barda yaptıklarını nasıl açıklardı bilemiyordu.
"Olsa iyi olur." dedi Haktan. "Yoksa seninle çok ciddi bir konuşma yapmamış gerekir."
Ecmel'in konuşmasına izin vermeden ona yaklaştı ve başını eğip tam gözlerinin içine baktı.
"Biliyor musun?" dedi aynı Ecmel gibi. "Ciddiyken ürkütücü olduğumu söylerler."
Ecmel yüzündeki tebessümü bozmadan başını aşağı yukarı salladı.
Haktan'ın atladığı bir nokta vardı.
Karşısındaki kadın tam anlamıyla canavardı.
Ve bir canavarı "Bö!" diyerek kimse korkutamazdı.