27 Ağustos / 20.10
Dünya tuhaf bir yerdi. Ama dünyayı asıl tuhaf yapan içindeki tuhaf insanlardı. Bu dünyanın bir bireyi olan Cahit bu tuhaflıklara bir türlü anlam veremiyordu. Bir sene önce kendine kendisinden daha yakın olan kadın şuan ona en yabancı insandan daha yabancıydı.
"Seni görmek güzel, Cahit"
Cahit işittiği ses tonu ve o sesin sahibi olan kadını görünce arkasındaki arabanın kaputuna yaslandı. Düşecek gibi hissediyordu. Şuan tutunacak bir dala ihtiyacı vardı ama o dala sahip tek ağacı yarı yolda bırakıp onu defalarca yarı yolda bırakmış olan kadına koşarak gelmişti.
"Rosa..." dudaklarından dökülenin aksine kafasında dönüp duran başka bir isim vardı.
Ecmel.
Şuan ne yaptığını deli gibi merak ediyordu. Ama Rosa'ya duyduğu merak o kadar fazlaydı ki Ecmel'i düşünmeden buraya gelmişti.
"Neden döndüğümü merak ediyor olmalısın."
Rosa ateş kızılı saçlara sahipti. Gözleri ise saçalrıyla ahenk içinde kıvılcım rengiydi. İnsanın içini yakmak için yeterli oan şeydi bunlar. Cahit'in bir zamanla ona duyduğu aşk bu bileşenlerle birleşince içi yangın yerine dönüyordu. Gözlerine is çöküyordu. Tek görebildiği Rosa oluyordu. Onu tüketen kadına asla tükenmeyecek hisler taşıyordu. aklındaki keşkler ve gelecek hayalleri kalbini sızlatıyordu. Ancak bu kadın bir rüzgar gibi hayatıdnan geçip gidince bir süre içinde oluşan tahribatla uğraşıp daha sonra kötü bir kabustan uyanmış gibi silkelenip kendine geliyordu. O tahribattan sağ çıkmasını sağlayan kökleri kalbine kadar uzanan bir ağaç vardı. o koca ağacın tek bir dalı vardı. ve hiçbir doğal afet o dalı yıkıp geçemiyordu. Ve Cahit o son dala o kadar muhtaçtı ki bazen bıraksa bile en kötü olayda koşarak o dala sarılıyordu. O dalın onu daima korumasının tek nedeninin kalbine uzanan kökleri o kökleri sulayan merhametinin olduğunu bilmiyordu. Ama tanrı biliyordu ki Cahit'in merhameti tükenmedikçe o ağaç asla kurumayacak o dal asla kırılmayacaktı. Bazen o dala baltalar isabet edecekti hasar alacaktı ama sabahı tekrar yeşerecekti.
"Neden gittiğini merak ediyorum."
Rosa ilahi bir merhametle gülümsedi. içi bu adamı görünce sıcacık oluyordu ama onunla olamayacağını söyleyen kaderi ikna etmek için yeterli değildi.
"Bunu sana ne kadar açıklarsam açıklayayım içine sinmeyecek, Cahit."
Haklıydı. Cahit''in hayatına giren kadınların tamamının bu kadar haklı olması şansızlık mıydı yoksa çok büyük bir şans mıydı bilemiyordu.
Belki de onu yaratanın verdiği bir cezaydı. Kim bilebilirdi?
"O da benim problemim olsun Rosa."
"Uçakta hiçbir şey yiyemedim. Önce bir yemek yiyelim."
***
28 Ağustos /12.20
Kaos dolu bir gece geçiren Ecmel, kendini eve atıp çareyi uykuda aramıştı. sabah 6'da uyanıp ilk yaptığı şey ise Enver'i açığa almak olmuştu. Ne olursa olsun bir emir vermişti. Ona ayrılmamasını söylemişti. Ama Enver çekip gitmiş olası tüm kaos ihtimallerine zemin hazırlamıştı.
Şimdi ise taze şoför stajyeri ile Haktan ve onun annesi ile olan yemeğe gidiyordu.
"Az önce bir teyze yürüyerek bizi geçti."
Kaçla gidiyordu bu araba? Gözü kilometre saatine takılınca ibrenin titrediği noktaya inanamadı. 30 ile araba mı giderdi? Karayolları kurallarına aykırı değil miydi?
Aynen, hareket halindeki araçtan sarkmak legal 30 km hız ile seyahat etmek illegal.
İç ses nasıl kapatılır diye düşündü Ecmel. Ama yanıtını bulamadı
"Bir saat öncesine kadar ehliyetim yoktu. Araba kullanmayı az önce bir elime ehliyet bir elime araba anahtarı verilince öğrendim."
"Her neyse geldik zaten. Çek sağa."
Araba sarsıntı ile durunca Ecmel çantasını alıp arabadan indi. Stajyerde arkasında olan trafiği görünce panikleyip bir tekeri kaldırımda bir tekeri yolda arabayaı sürmeye başladı.
Arkasından bakan Ecmel "Umarım kaza yapmaz" dedi kendi kendine
Çokta umrundaydı ya...
Ecmel içindeki sinir bozucu sesi duymazdan gelerek bir öğle yemeği için fazla şık olan restorana girdi. Gözleriyle masaları tarayıp aşina olduğu siyah saçları ve keskin yüz hatlarına sahip olan adamı aradı.
"Hoş geldiniz efendim. rezarvasyonunuz var mıydı?
Arkasından gelen ince sesin sahibine döndü. Ve kısaca sahibini inceledi. Dapdar siyah, bebe yaka elbise içinde hem tatlı hem de çekici duran hafif kısa boylu kahverengi saçlı bir kadındı. Saçları o kadar sıkı toplanıştı ki başının ağırdığına adı gibi emindi. Sesi her ne kadar canlı çıksada saatlerdir yüksek topuklu ayakkabıların üzerinde bir sağa bir sola koşmanın verdiği yorgunluk göz bebeklerinden okunuyordu.
incelemesini tamamlayıp gülümsedi. İçinde antipati gelişmemişti. Nazik olmasında sakınca yoktu.
"Haktan adına bir rezervasyon olmalı. Ben onun misafiriyim."
Sürekli kendini onun bunun misafiriyim diye tanıtmaktan bıkmadın mı?
"Kapa çeneni!"
"Anlayamadım efendim?"
"Sana demedim güzelim."
Ruh hastası...
Bir ara doktora gözükmeliydi. Bu sesin tedaviye ihtiyacı vardı.
"Haktan Bey'in annesi şuan burada sizi oraya götüreyim."
Ecmel kafa sallamakla yetindi çünkü içinden birazdan konuşacaklarını düşünüyordu.
Sümbül Hanım tam karşısındaydı. kısacık gri saçları cam gibi parlayan mavi gözleri ile ifadesizce etrafı izliyordu. Siması çok tanıdıktı ancak kim olduğunu çıkaramamıştı, Ecmel. İçine dolan şüpheyle kaşlarını çattı. Ecmel hiçbir yüzü unutmazdı. Bu kadını bir yerde görmüştü.
Cam kenarında denize bakan yuvarlak masaya geldiklerinde. Onu karşılayan kadına teşekkür edip masaya oturdu.
"Merhaba Sümbül Hanım. Sizi gördüğüme memnun oldum. Ecmel, ancak bir tilkinin sahip olabileceği bakışlar ile karşısındaki kadını selamladı.
"Ben aynı şeyleri söyleyemeyceğim Ecmel."
Bakışları sertleşen kadın bıçak gibi keskin sözlerine devam etti.
"Yoksa Ecel mi demeliydim?"
Ecmel kadife zümrüt yeşili koltuğa yaslanıp huzursuzluğuna rağmen rahat gözüktü.
"Kişiye göre değişir. Hangisini hakediyorsan o olurum."
Tam tahmin ettiği gibiydi bu kadın geçmişten gelen biriydi. Ve iyi bir geçmiş olmadığına emindi. Onun ikinci ismini onunla ilk kez karşılaşan kimse bilmezdi.
"Hakettiğimi vermek için mi geldin?"
"Neyi hakettiğini biliyor musun?" İnsanın bir parçası her zaman hakettiği kötü muameleyi fark ederdi. Ve ondan korunmak için onu reddederdi. İnsani bir savunma mekanizmasıydı. Bu kadında kötü şeyler yaptığının farkındaydı.
"Ben masumum!"
"Savunma yapmanı gerektirecek bir ima da bulunmadım."
Kadın bezginlikle nefesin üfledi.
"Hadi ama Ecel. Ne için burada olduğunu biliyorum."
"Ne için buradayım?" Kadın sert gözükmeye çalışsada bir kuzu kadar ürkekti. Ecmel'in nasıl bir tehlike lduğunun farkındaydı. Ve kaçamayacağını biliyordu.
"Ne için buradayım?"
"Sahip olduğum her şeyi alacaksın."
"Hayır." Ecmel netti. Bu kadından istediği şey de belliydi.
"N-ne öyleyse." O güçlü kadın küfelnmiş bir bina gibi çöküyordu.
"Tek bir şey, Sahip olduğun tek bir şeyi alacağım."
"Ne istersen veririm yeter ki beni rahat bırak." Sümbül çantasına uzanıp çek defterini çıkardı. Bir cellattan rüşvet ile kurtulabileceğini sanıyordu. Bilmiyordu ki bu kadın kendi bildikleri dışında her şeye kör ve sağırdı.
"Tek bir isteğim var. Onu aldığımda senin rahat olduğundan emin olurum, endişelenme."
"Canımı istiyorsun." Kadının göz bebekleri titriyordu. Ölüm korkusu böyle bir şeydi. İnsanı bir hastalık gibi sarmalar yavaş yavaş tüketirdi. Bazen ölmek için ölmeyi düşünmek yeterdi. Ya da bazen öleceğini kabullenmek gerekirdi. Ecmel'in teklifi de bu olacaktı.
"Eğer karşı koymazsan sadece canını alırım." dedi ve acımasız bir tebessümle devam etti.
" Aksi takdirde senden ilk alacağım şey şuan bize yaklaşan ölmek için fazla yakışıklı oğlun olur."
Kadının gözleri Ecmel'in arkasına takıldı. Birkaç saniye ifadesizce oğlunu inceledi. içinden bir parça her şeyin onun suçu olduğunu söylese de bir parçası da oğlu için yüz canı dahi olsa hepsini vereceğini söylüyordu.
Ecmel karşısında duran ve doğrudan arkasını gösteren aynadan gittikçe onlara yaklaşan adam ile göz göze geldi.
"Ona zarar verme!" diye fısıldadı sesi yalvarır gibiydi.
"Bana uyarsan kimse zarar görmez."
Ardından masanın üzerinden kadının bakımlı eline uzandı tutup içtenlikle gülümsedi. Dıştan bakan biri onların birbirini sevip sayan insanlar olduğunu düşünebilirdi. Ama aslı öyle değildi Karşındaki kadının kalbi hiç durmayacak gibi atıyordu. Ama duyduğu şey ile birkaç saniyeliğine kalbinin durduğunu düşündü.
"Elbette sen hariç..."