Olivia sevdiği adamın yanından ayrıldığı zaman yanına giderken hissettiği bütün üzüntü kaybolmuştu.Odasının kapısını kapatıpta kendisini yatağının üzerine atarken daha rahat hissediyordu. Hiç değilse rahat bir uyku uyuyabilecekti.tamam kabul ediyordu Chrisin söyledikleri ilk başta biraz saçma gelmişti fakat daha sonra aklına yatmıştı. O adamla evlenmek istemiyordu.Sevdiği adamla olabilmek için bunu yapacaktı.Risk almaya değer diye düşündü. Sonuçta sevdiği adam da kendisi için riske giriyordu.
Planı tekrar aklından geçirdi. Sevdiği adam ellerini tutmuş ve gözlerine büyük bir heyecanla bakarak ne yapması gerektiğini tek tek anlatmıştı. İlk önce itiraz etmeden dükle evlendiğini kabul etmesi gerekecekti fakat Chrisin dediğine göre bu düğün gerçekleşmeyecekti. Kiliseye gidecek adamla evlenecekti fakat daha sonrasında olması gereken birliktelik sağlanmayacaktı. Bir şekilde düğünden kaçacak ve adamın belirlediği yerde buluşacaklardı, daha sonra ise birlikte kaçacaklardı. Tabi ki öncesinde kız kiliseye gitmeden önce adamın kendisine yollayacağı değerli yüzük ve diğer mücevherleri yine sevdiği adamın belirlediği yere bırakacaktı. Sonrasında ise kimsenin onları bulamayacağı bir yere kaçacaklardı. Olivia'nın bu evlilikten kaçması bir sorun teşkil etmeyecekti.Sonuçta onlar birlikteliklerini tamamlamadıkları için karı koca sayılmayacaklardı.
Gerçekten de riskli bir plan diye düşündü. Hadi Dükü atlatamazsam diye korkuyla gözlerini kapattı. Bunu düşünmemeye çalışacaktı. Bir yolunu bulacak ve adamı atlatıp chrisle kaçacaktı. Sevdiği adam onu bekleyecekti biliyordu. Babasıyla bir daha asla görüşemeyecekti fakat kendisini anlayacağını biliyordu. Sonuçta dük istediği eve sahip olacaktı borçlarının karşılığında yani adamı ve kendisini rahat bırakacaktı.Babasının da halasının yanına gideceğini düşünüyordu.Hiç bir sorun olmayacaktı böylelikle. Ya da o öyle sanıyordu.
Gözlerini huzurla kapattı.Babasıyla yarın konuşacaktı ve dükle evlenmeye hazır olduğunu söyleyecekti.
Sabah uyandığı zaman bugünün her zamankinden farklı olacağını hissederek yataktan kalktı. Hemen üzerine dolaptan aldığı ilk elbisesini geçirdi ve babasının yanına aşağıdaki çalışma odasına indi. Kapıyı çalıp içeri girdi. Babası masasında oturuyor ve büyük bir ciddiyetle elindeki kağıda bakıyordu.
-Babacığım müsait misin ? Seninle konuşmak istediğim bir şey var.
Yaşlı adam başını kaldırarak yorgun gözlerle kızına baktı.
-Gel kızım bende seni çağıracaktım zaten konuşmak için.
-Desene ilk ben davrandım o zaman .
Gülümseyerek babasına yaklaştı. Bakışlarını sabitleyerek adama baktı.
-Ben düşündüm ve evlenmeye karar verdim baba.Kabul ediyorum yani istediği zaman evlenebiliriz.
Fazla istekli görünmemeye çalışsada heyecanına hakim olamamıştı. biran önce bu işin olup bitmesini istiyordu.
Harrison kızındaki ani değişikliğe şaşırarak birkaç saniye duraksadı. Kızı da anlamıştı büyük ihtimal başka şanslarının olmadığını.
-Bunu duyduğuma sevindim Olivia. Seni istemediğin birşeye mecbur etmek istemiyordum ama senin de kabullenmiş olman içimi rahatlattı kızım. O zaman Bay Claytona haber yollayabilirim sanırım.
-Evet babacığım, ne zaman istiyorsa bu eve sahip olabilir.
Olivia ağzından kaçırdığı kızgınlık dolu sözler karşısında bir an mahcup olarak babasına baktı.
-özür dilerim baba, senin bir suçun olmadığını biliyorum.
-Önemli değil kızım tanrı biliyor ya içim hiç rahat değil sırf bizi rahat ettirebilmek için sürekli borçlanmak zorunda kaldım şimdi ise cezasını sen çekiyorsun. Keşke elimden bir şey gelebilseydi..
Olivia babasının yanına giderek adama sarıldı. Bu duruma düştükleri için gerçekten de üzülüyordu. En çok da babasını bir daha göremeyecek olmanın verdiği hisle adama daha da sıkı sarıldı. Gözyaşları usulca akarken kısık sesle konuştu.
-Seni çok seviyorum babacığım, çok ..
James yardımcısının kendisine gelen notu okumasını dinlerken elinde ki kalemi masaya bıraktı.
-Sorun çıkarmaması güzel, yarın için kraldan özel izin al. Bu evlilik bir an önce gerçekleşmeli.Bu işin beni meşgul etmesine daha fazla izin veremem.
-Peki efendim halledeceğim. Başka istediğiniz bir şey var mı ?
-Hayır yok , gidebilirsin..
James masasının sağ tarafında bulunan çekmeceyi açarak annesinden kalan yüzüğün olduğu kutuyu eline aldı. Kapağını açarak içinde ki sade şeye baktı.
Daha sonra kapağını kapatarak kutuyu çekmecenin en köşesine ait olduğu yere koydu. Ne düşünceyle yüzüğü oradan çıkarmıştı bilmiyordu fakat orada kalması daha iyiydi.
Annesi evden ayrılmadan önce daha 16 yaşında iken bu yüzüğü kendisine vererek ilerde sevdiği kadına takmasını istemişti fakat bu istek asla gerçekleşmeyecekti James'a göre. Yüzük hayatının sonuna kadar ait olduğu yerde çekmecenin köşesinde duracaktı. Kendisinin bu tarz hislere harcayacak vakti yoktu.
Varis veya soyunu devam ettirmek gibi unsurlarla ilgilenmiyordu. Babasından kendine kalan bu ünvan öldüğü zaman kendisiyle birlikte yok olacaktı, aynı istediği gibi. O adamın istediği şey hiç bir zaman gerçekleşmeyecekti. Nefret ettiği adamdan da ancak bu şekilde hırsını çıkarabilirdi.
Olivia babasıyla kahvaltı masasında oturuyor ve isteksiz bir şekilde çayını yudumluyordu. Babası dün kendisine Hawthorne Düküne notla durumu bildirdiğini söylemişti ve şimdi gelecek cevabı bekliyorlardı.
İçeriye giren uşak elinde ki mühürlü zarfı babasına uzatırken parmakları titreyerek fincanını tutmaya çalıştı. Tahmin ettiği şey olabilir miydi yoksa.
Babası okuduğu kağıttan başını kaldırarak kızına baktı.
-Sanırım hazırlansan iyi olur kızım, Clayton kraldan özel izin almış bugün öğleden sonra kilisede kıyılacak sade bir törenle de evleneceğinizi belirtmiş.
Olivia bardağın masaya çarpmasına engel olamayacak bir şekilde hızlıca önünde ki tabağın üzerine koyarken babasına baktı.
-Bu kadar çabuk mu ben bir kaç gün daha zamanım olur sanıyordum. Neden acele ediyor ki.
Olivia babasından izin alarak masadan kalktı ve hızlı bir şekilde odasına koştu. Bu durumu hemen Chrise bildirmeliydi. Hazırlıksız yakalanmışlardı. Dük'ün bu kadar acele edeceğini düşünememişti bir kaç gün daha zamanı olur sanıyordu.
Masasına oturarak küçük bir kağıda yazması gerekenleri yazdı. Daha sonra mutfağa giderek aşçının küçük oğluna kağıdı ve birazda şeker vererek kime götürmesi gerektiğini söyledi.
Koşarak mutfaktan çıkan çocuğun arkasından bakarak Tanrım lütfen yardım et diye dua ederek odasına yöneldi. Öğleden sonra aslında gerçekleşmeyeceğini bildiği bir düğüne katılmak için hazırlanmak zorundaydı. Hemde kendi düğününe...
Sandıktan çıkardığı kırık beyaz renkte ki hafif eskimiş eski moda elbiseye baktı. Annesinin mutluyken ve gerçekten sevdiği adamla birlikte olacağı ve evleneceği kendi düğünlerinde giymiş olduğu gelinlikti bu. Tabi ki o zamanın modasına göre kabarık değildi ve düz bir elbise gibi görünüyordu fakat sade olan gelinlik tam da kızın şu an giymek isteyebileceği tarzda bir elbiseydi.
Ayrıca bir daha bu gelinliği giyme fırsatı olmayacaktı ve babası da kendisini göremeyecekti. O yüzden annesinin gelinliği iyi bir seçim olacaktı. Yatağın üzerine koyduğu elbisenin eteklerini eliyle düzelterek hüzünlü bir şekilde gelinliğe baktı.
Üzerinde ki kıyafetlerden kurtulup gelinliği üzerine geçirdikten sonra aynanın karşısına geçti. Tepesinde topladığı saçlarını açarak taradı. Ne yapması gerektiğini düşündü. Süslenmek istemiyordu ama bu şekilde de gidemezdi.
Koyu kahverengi dalgalı saçlarını arkaya tarayarak masasının üzerinde bulunan incilerle süslü tokayı eline aldı.Saçının üst kısmını arkaya doğru toplayarak tokayla kıstırdı. Kalan kısmın omuzlarından aşağı dökülmesine izin verdi. Başka birşey yapmasına gerek yoktu.
Daha sonra tekrar yatağının üzerine oturarak ne yapması gerektiğini düşündü. Acaba küçük çocuk notu chrise ulaştırmış mıydı. Umarım bir sorun çıkmaz diye düşünerek elleriyle düz elbisenin olmayan kırışıklıklarını düzeltmeye çalıştı.
Kapısı çalınarak açıldı ve babası içeri girerek kızının yanına geldi.Gözlerini kızından alamayan adam şuan karşısında oturan bu kızın bir zamanlar evlendiği karısına ne kadar çok benzediğini düşündü.
Gözyaşlarını tutamayarak kızına sarıldı.
-Aynı annene benzemişsin kızım, şuan burada olsa seninle ne kadar gurur duyardı kim bilir. Gelinliğini giydiğini görse çok mutlu olurdu.
-Beni de ağlatıcaksın baba lütfen yapma.. Mutlu olmalısın evleniyorum..
-Kızım.. ben...
Son anda diyeceği şeylerden vazgeçen Kont elinde tuttuğu kutuyu kızına uzattı.
-Bunlar Lordun kilisede takman için gönderdiği mücevherler kızım.. Onu utandırmaman için gönderilmiş ayrıca düğünden sonra tekrar ait olduğu yere yani kasasına koyulacakmış. Sanırım aile yadigarı. Gerek olmadığını söyledim fakat bunun bir gelenek olduğunu söyledi.
-Tamam babacığım, takacağım dorun değil, birazdan çıkacağız değil mi sen git ben de hemen geliyorum.
Tekrar kapıya yönelen adama seslendi.
-Aşağı indiğin zaman Charlie'yi odama yollayabilir misin baba ?
Babası bu isteğini garip karşılasa da kızına tamam diyerek odadan çıktı.
Olivia yatağın üzerinde duran iki kutudan küçük olanı açarak içindekine baktı. Gayet günümüze ait bir evlilik yüzüğü bu kimi kandırıyor aile yadigarı diyerek mırıldandı.
Hiç değilse sevdiği adamın borçlarını ödemek için bozduracakları zaman üzülmesi gerekmeyecekti. Pahalı olduğu belli olan yüzüğü yerine koyarak diğer kutuyu açtı.
İşte bu gerçekten şaşırmasına sebep olmuştu. Gerçekten çok eski görünen kolye ve onun takımı olan bileklik hayran olmasına sebep olmuştu. Üzülerek elini taşların üzerinde gezdirdi. Mecbur olmasa böyle birşeye asla tenezzül etmezdi. Ama yapmak zorundaydı. Kutunun kapağını sertçek kapatarak içeri giren çocuğa gülümsedi.
Dolabından aldığı küçük bez çantaya elindeki kutuları koyarak çocuğa verdi. Çocuğa götürmesi gereken yeri anlattıktan sonra elinde tuttuğu çikolatayı uzatarak yanağını okşadı.
-kimseyle konuşma ve doğru yere koyduğundan emin ol tamam mı charlie?
Kafasını sallayan çocuğa bakarak hadi git artık diye fısıldadı. Kendisi de evlerinin yakınında bulunan kiliseye gitmek için odadan çıktı.
Herşey planlandığı şekilde ilerlerse bir kaç saat içinde Chrisle çoktan kaçmış olacaktı. Tahmin etmediği şey ise Kaderin onlar için çok farklı planları olduğu idi.