SERT ÖPÜCÜK

1118 Words
Olivia babasının kolunda mihraba doğru yürürken bacaklarının kendisini taşımayacağından ve yere düşeceğinden korkuyordu. Öyle ki adamın kolunu o kadar sıkı turmuştu ki kont kızının elinin üzerine kendi elini koyarak sakinleşmesi için yardım etmeye çalıştı. Olivia'nın korkusu kendisini bekleyen adamı gördüğü zaman başlamıştı. Bir insan bu kadar ürkütücü görünmeyi başarabilir miydi. Hayır sanmıyordu. Chris asla böyle görünmüyordu. Daha rahat bir duruşu ve standart bir görünüşü vardı. Oysa mihrabın önünde duran ve kendisine bir kere bile bakma zahmetine girmemiş adam korkudan titremesine sebep oluyordu. Kollarını göğsünde bağlamış olan adamın yapılı vücudu bu sayede daha belirgin duruyordu. Çenesini hafif çatmış olan adamın sinirli olduğunu yürürken farkedebiliyordu kız. Babası olivia'yı durması gereken yere kadar eşlik ettikten sonra kendine ayrılmış olan yere doğru yürüdü. Zaten çok fazla kişinin olmadığı kiliseye büyük bir sessizlik hakimdi. Olivia duruşunu düzelttikten sonra başını kaldırarak adama baktı. Gözlerindeki ciddiyeti gördüğü zaman ürpererek tarif edemeyeceği duygular eşliğinde bakışlarını tekrar yere eğdi. -Bana bak..! Sesin sahibine doğru başını kaldırarak baktı. -Benim bir adım var Lordum..Olivia .. -Adının ne olduğu ile ilgilenmiyorum...gözleri kızın yüzünde dolaştı....Olivia Olivia adamın yüzünde dolaşan bakışlarına maruz kaldığı için kızararak bu işin hemen bitmesi için içinden dua etti. Adamın adını söyleyiş şekli çok farklı hissetmesine sebep oldu.. Sanki daha önce kimse adını söylememişti ve ilk defa Lordun ağzından duyuyordu. -Takman için gönderilen kolye ve yüzük nerede ? Babanı bu konuda uyarmıştım. Neden boynun ve elin boş . Gözleri kızın elbisesinin kapatmadığı açık gerdanına kayarak bir kaç saniye duraksadı. Bembeyaz boynunda ki boşluğu hemen farketmişti. Dahası yüzüğüde takmamıştı. Aklınca bana karşılık veriyor diye düşünerek kıza baktı. Sorusunun cevabını bekliyordu. -Ben..ben takacaktım fakat... -Gelin ve damat hazırsa başlayabiliriz sanırım.. James rahibe dönerek başını onaylayan bir biçimde hareket ettirdi. -James Arthur Clayton, Olivia Cyristal Giovann'ı tanrının huzurunda karın olarak kabul ediyor musun? -Evet ! -Peki ya sen kızım, tanrının huzurunda James Arthur Clayton'u kocan olarak kabul ediyor musun ? Olivia bir sorudan kurtulduğu için rahatlarken şimdi de rahip tarafından kendisine yöneltilen soru karşısında dili tutulmuş gibi konuşamamıştı. Anlamsız gözlerle adama bakarken rahibin sorusunu tekrarlaması üzerine zorlukla açtığı dudaklarından kısık bir Evet cevabı döküldü. Davetli olan bir kaç kişi alkışlarken rahip evliliği kutsayacak son şeyin gerçekleşmesi için önünde duran adama baktı. -Gelini öpebilirsin Genç Adam .. Olivia itiraz etmek için dudaklarını açmıştı ki dudaklarının üzerine değen baskıyla konuşması içine kaçmış gibi hissetti. Bu duygu, bu hissettiği şey tarif edilecek gibi değildi. Dudaklarının üzerinde ki baskı yumuşak iken aynı zaman da sertti. Bu, bu şey tamamen Chrisin kendisini öpmesinden farklıydı. Olivia, chrise karşı hep bir adım geride durmuş ve öpüşmelerini asla ileriye taşımasına izin vermemişti. Daha önce hiç tatmadığı duygular vücudunu ele geçirirken adamın geri çekilmesi ile neye uğradığını şaşırarak hafifçe sendeledi. Yanakları hafifçe pembeleşirken sert bir şekilde kendisine bakan adamın bakışlarına maruz kalmak bu durumu daha da zorlaştırıyordu. Mihraptan inip misafirlerle konuştuktan sonra Olivia an itibari ile kocası olan adama dönerek tuvalete gitmek için izin isteyerek yanından ayrıldı. Artık gitmesi gerekiyordu. Chris onu bekliyor olmalıydı şu dakikalarda. Kilisenin içinde ki kapılarsan birinin arkasında kaybolduğu zaman arkasında düşünceli bir adam bıraktığını bilmiyordu. James rahibin gelini öpebilirsin sözüyle kıza baktığı zaman kızın büyük ihtimal itiraz etmek için dudaklarını araladığını görmüştü. Böyle bir şeye izin vermeyecekti doğal olarak kendisini küçük düşürmesine engel olarak kızın dudaklarına kendi dudaklarını değdirdiğinde, böyle bir şey beklemediğini biliyordu. Dudaklarının tadı farklıydı.Öncesinde çok fazla kadınla bu yakınlığı yaşamayan Jamesin farklı hissetmesine sebep olmuştu. Gemide geçirdiği 10 sene boyunca arkadaşlarının her limanda elbet yataklarını ısıtacak birer kadın olurdu fakat James hep bunun dışında kalmayı tercih etmişti. Kalbinin kapılarını o zamandan kapatmış ve asla da açmaya gerek duymamıştı. Tanımlayamayacağı hislerle kızı sertçe öpmeye devam ettiğinde kızın kendisine karşılık vermediğini farkederek sinirlenmişti. Sevdiğini söylediği adama karşı ihanet ettiğini düşünüyor... Aklından geçirdiği kelimeler nedensizce kasılmasına sebep olurken artık karısı olan kızın kendisini aldatması ihtimalinden dolayı böyle hissettiğini biliyordu. Jamesin tahammül edemeyeceği bir şey varsa o da yalan ve ihanetti. Böyle birşeyi kesinlikle affetmezdi. Kızın nasıl olupta evliliği bu kadar kolay kabul edebildiğine inanası gelmiyordu fakat şu ana kadar bir sorun yokmuş gibi görünüyordu. Büyük ihtimal kız başka çaresi olmadığını anlamıştı. Bir süre olduğu yerde kızın dönmesini bekleyerek etrafına bakındı. Küçük bir kilisede gerçekleşmiş olan bu evlilik için toplamda 10 kişi gelmişti. Çünkü ne jamesin çağıracak bir akrabası vardı ne de kızın. Aynı kaderi paylaşan iki genç sadece 10 kişinin katıldığı bir törenle evlenmişlerdi. James her şekilde fazla davetli olmasından haz etmeyeceği için bu durumdan memnun olmuştu. Saatine bakınarak kızın hala neden gelmediğini düşünerek gitmiş olduğu kapıya doğru yöneldi. Koridora çıktığı zaman gördüğü ilk kişiye kızı tarif ederek görüp görmediğini sordu. Aynı şekilde kızın tuvaleti kontrol etmesini rica ettikten sonra boş olduğunu öğrenerek kandırıldığı için sinirlendi. Yalan söylemişti. Küçük fahişe kendisine yalan söyleyerek sevgilisine kaçmıştı. Hemde evlenmelerinin üzerinden daha beş dakika geçmişken kendisini rezil edecek davranışta bulunmuştu. Bahçeye yönelerek gördüğü ilk ata bindi ve hareket etmesi için ayağıyla sertçe atın kalçasına vurdu. Fazla uzağa gidemezdi. O elbiseyle ata binemeyeceğine göre yürüyerek gitmişti. Aptal kız diye düşündü. Onu bulduğu zaman bu yaptığının hesabını soracaktı. Kilise yönünde gidebileceği tek bir yön vardı. Kendi eviyle kilise arasında bulunan küçük odunluk kulübesi iki yere de yakındı. Eğer sevgilisi ile buluşacaksa kesinlikle oraya gitmiş olacağını düşündü. Atın hızlanmasını sağlayarak eyeri sıkıca tuttu. Olivia ne kadar hızlı koştuğunu bilmiyordu fakat hiç bir şekilde durmadan Chrisle belirledikleri yer olan küçük kulübeye ulaştığında derin bir nefes alarak soluklanmaya çalıştı. Chris etrafta görünmüyordu. Belki içerdedir diye düşünerek kapıyı açmaya çalıştı. Sıkıştı. Zorlayarak baskı yaptığı kapı ileriye doğru bir anda açılınca sendeleyerek içeri girdi. Tozdan ve odundan başka bir şey yoktu. Tamamen yapayalnızdı.Chrisin çoktan burada olması gerekiyordu. Kendisini bekleyecekti. İki at ile birlikte burada olmalıydı. Kafasının içinde dönüp dolaşan cümlelerin gerçekliği karşısında içi korkuyla dolarak yanında bulunan duvardan destek alarak etrafına bakındı. Lordun kendisine takması için gönderdiği aile yadigarı mücevherler de gitmişti. Kandırıldığını farkettiğinde nefes alamadığını hissetti. Kalbinde ki baskı buna engel oluyordu. Chris borcunu kapatmak için kendisini kullanmıştı.Kutudaki kolyenin çok para edeceğini biliyordu babasının dediğine göre Dükün ailesinden yadigardı ve geçmişi çok eskiye dayanıyordu. Kendisi artık evliydi ve chris onunla kaçmak istememişti. Dükü karşısına almaktan mı korkmuştu. Adamın gücüyle baş edemeyeceğini mi düşünmüştü yoksa. Bir korkak gibi kızı kullanmış daha sonra ihtiyacı olanı alarak kaçmıştı. -Tanrım ne yapacağım, nasıl açıklayacağım... Aklına babası geldiğinde acıyla gözlerini kapattı. Eve dönmek zorundaydı. Babasına nasıl açıklayacaktı. Lordun acımasız olduğunu biliyordu, bakışlarından hissetmişti.Kiliseden kaçtığı için aşağılanmış hissedecek ve öfkesini kızdan ve belki de babasından çıkarmak isteyecekti. Karanlık kulübenin kapısındaki tokmağa tutunarak yavaş adımlarla dışarı çıktı. Gözleri güneş ışığının etkisine maruz kalarak acıyla kapandığında eliyle güneşi engelleyerek gözlerini tekrar açtı. Kendisine öfkeyle bakan bir çift gözle karşılaştığında sonunun geldiğini hissetti. Hawthorne Dükü James Arthur Clayton simsiyah atın üzerinde ürkütücü bir şekilde dik oturuyor ve koyu yeşil gözleriyle kıza öyle derin bakıyordu ki Olivia adamın sahip olduğu tüm öfkeyi iliklerine kadar hissettiğini farkederek korkuyla adamın bakışlarına karşılık verdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD