-2017-
Merhaba günlüğüm,
Ben bugün 14 yaşımda oldum. Bu yaşımda gerçek anlamda kız olmanın ne demek olduğunu öğrendim. Kız çocuğu olmak hem içten hem dıştan kanamak demekmiş. İçinin kanadığını görmezlermiş de dışının kanadığına ayıplarcasına bakarlarmış. Bunu öğrendim. Regl oldum. Bu halim pişkin amcamı çok memnun etti. Vücut hatlarım özellikle göğüslerim belirginleşmeye başladığı için zevkten dört köşe şu an şerefsiz. Bana yeniden dokunabileceğini sanıyorsa çok büyük yanılıyordu. Artık onu görmek bile beni korkutuyor, midemi bulandırıyor, gülse koşarak odama giriyorum. Geceleri hep ağlıyorum, artık bu evde yaşamak istemiyorum. Nereye gideceğim?
Aklıma direkt Kahraman geliyor. Onun kendi evi yok, ona yük olamam. Onu seviyorum, onu üzemem. Hem biz artık arkadaştan fazlasıyız. İkimiz de biliyoruz, kelimelere dökemiyoruz sadece. Bugün bana doğum günümde çok güzel bir kolye aldı. Su damlası şeklinde, maddi hiçbir boyutu yok ama manevi değerinin biçileceği bir değer de yok. En güzel doğum günlerimden birini kutladım bugün onunla. Kolyeyi verirken sarf ettiği sözler kalbime dokundu, içimi sıcacık etti. İlk defa beni sevdiğini söyledi, farklı anlamda. İlk defa elimi tuttu, düşmeyeceğim kadar sıkıca. Anladık, konuşmadık belki ama anladık işte, anlar anlamaz sarıldık birbirimize. Bugünden itibaren biz şey olduk galiba... Sevgili?
?
-2021-
prenshamlet: Tik tak, tik tak.
prenshamlet: Sona yaklaştığını hissediyorum Ophelia.
prenshamlet: Sen de hissediyor musun?
ophelia: Öleceğimi hissediyorum.
prenshamlet: Ben tam tersini hissediyorum.
prenshamlet: Hangimiz kazanır dersin?
ophelia: Umalım da kazanan ben olayım.
ophelia: Yoksa senden çok çekeceğim var.
ophelia: Peşimi bırakmayacaksın, diğerleri gibi sen de tüketeceksin beni.
prenshamlet: Aşk olsun ne zaman öyle bir şey yaptım?
prenshamlet: Seni tüketmiyorum ben, aksine besliyorum.
ophelia: Zehirli bir besinsin o halde.
prenshamlet: Belki de.
prenshamlet: Ama o besini almadan da duramıyorsun.
ophelia: Duramıyorum.
prenshamlet: Hala kendini bıçaklamış olmanın şokunu atlatamadım biliyor musun?
prenshamlet: Sana yapamayacağını söylerken gerçekten yapamayacağını sanıyordum. Beni yanılttın. Beni... Normalde beni yanıltamazsın, bu mümkün değil, ama sen bunu yaptın.
prenshamlet: O gün ölmedin ama kendini geri dönüşü olmayacak şekilde yaraladın. Bedeninde kalıcı bir iz bıraktın. İyiye gitmiyorsun...
ophelia: İyiye gitmek istemiyorum.
prenshamlet: Sendeki artık deli cesareti. En tehlikeli olanı... Karşındaki amcanın yüzüne bakarken bıçakladın kendini. Sana bu dünyada en büyük kötülüğü yapmış olan kişiye bakarken yaraladın kendini. Aslında ne yaptığının farkında bile değildin. Ona olan öfken yaptırdı sana bunu, deli cesaretinden yaptın ne yaptınsa.
prenshamlet: Eskisi gibi sıradan adımlar değil attıkların, tehlikelisin.
prenshamlet: Artık durman gerekiyor, sakinlemen, gerçeklerle yüzleşmen gerekiyor.
ophelia: Böyle iyi.
prenshamlet: Değil...
ophelia: İyi.
prenshamlet: Pekala o zaman biraz ne yaptığından bahsedeyim mi?
ophelia: Lütfen!
prenshamlet: Bugün okula üzerinde forman olmadan geldin.
prenshamlet: Altında krem okul şortun var ama üzerine gömlek yerine mor bir tişört giymişsin.
prenshamlet: Ya evde tamamen hazırlanmanı engelleyecek bir tartışma çıktı ya da canın böyle istedi.
ophelia: Canım istedi.
prenshamlet: Yani evde bir tartışma çıktı.
ophelia: Her neyse, devam et.
prenshamlet: İlk ders hocandan azar yedin bunun için.
prenshamlet: Hocaya diklendiğin için seni müdürün odasına götürdü, oradan çabuk kurtuldun çünkü müdürün seni görmesi yetti ceza almamana.
prenshamlet: Adamın aklında seni görünce amcanın dolarlarının uçuştuğuna yemin edebilirim.
ophelia: Ben de.
prenshamlet: Bir de bu durum sıktı canını.
prenshamlet: Önce çatıya çıktın, orada iyi hissetmediğini anlayınca tam tersini denedin, en aşağıya indin.
prenshamlet: Okulun bodrum katındasın şu an. Muhtemelen girecek bir delik arıyorsun kendine.
prenshamlet: Sonunda buldun. Okuldaki eski kitapların kaldırıldığı bir depo odasına girdin.
prenshamlet: Kapıyı kapattın. Ve kilitledin?
prenshamlet: Orası fazlasıyla küçük. Klostrofobini tetikleyecek kadar küçük.
prenshamlet: Ve karanlık.
prenshamlet: Ne o? Şimdi de dahiyane planın karanlık bir odada öcülerin gelip seni öldürmesini beklemek mi? Belki de sandığım kadar tehlikeli olmamışsındır daha ha?
ophelia: Öcü gelir mi bilmem ama ecelin geleceği kesin.
ophelia: Birazdan krizim tutacak, şimdiden nefesimin daraldığını hissedebiliyorum, kriz geçirdiğim esnada hiç nefes alamayacağım.
ophelia: Ve nefessizlikten öleceğim.
prenshamlet: Bla bla bla...
prenshamlet: Gerçekleşmeyecek bir plan daha.
prenshamlet: Neden hep böyle uç yöntemler deniyorsun?
prenshamlet: Ölmek isteyene bir çatı yeter, çık at aşağı kendini.
prenshamlet: Ah pardon sen gerçekten ölmek istemiyordun, o detayı atlamışım.
prenshamlet: Gözünü döndürecek bir amcan da yok etrafta, evet, kesinlikle bugün de kendine zarar veremeyeceksin.
ophelia: Gerçekten ölmek istiyorum ve bu yöntemler gayet iyi, kendime belki de en büyük zararı biraz sonra ben vereceğim.
prenshamlet: Göreceğiz.
ophelia: İlk kilitlendiğimde 6 yaşındaydım.
prenshamlet: Yengen mi?
ophelia: Yengem.
ophelia: Sebebi neydi biliyor musun? Amcamın işten ne zaman geleceğini sormam.
ophelia: O zaman bana iyi davranan tek kişinin amcam olduğunu sanıyordum. Benimle oyun oynayan, gülen eğlenen sadece o vardı. Bu yüzden onun işten dönmesini dört gözle beklerdim.
ophelia: Yengemle hiç anlaşamazdık. Sarı omuzlarında biten saçları vardı, insanın içini öldüren kahverengi gözleri... Sinirlendiğinde kırmızı kıvılcımlara büründüğüne şahit olurdum. Çatık kaşlı, despot bir kadındı. Çalışanlar onun benden sonra öyle olduğunu söylerlerdi. Öncesinde güler yüzlüymüş, amcamla mutluymuş falan. Ben mi battım gözüne? 5 yaşında hem öksüz hem yetim kalan bir kız çocuğu mu battı gözüne? Anlamıyorum.
ophelia: Yıllarca çocukları olmamış. Takdiri ilahi işte, yaradan nasip etmemiş onlara bir çocuk. Çocukları olsaydı o çocuğun başına gelecekleri tahmin bile edemiyorum. Olmadığı iyi olmuş.
ophelia: Benim için kötü oldu... Suçum olmadığı halde tüm ceremeyi ben çektim. Eve getirildiğimde amcamın bana olan ilgisi yengemi rahatsız etti. Ona bir çocuk veremediği için hissettiği eksikliğin hıncını hep benden çıkardı. O, amcamın bana hep çocuk hasretiyle yaklaştığını sandı ama durum bundan bir hayli (!) farklıydı. Buna bir türlü inandıramadım onu. Kaç kere gittim yanına, amcamın bana yaptıklarını anlatmaya çalıştım, dinlemedi. Amcamın sevgisine ihanet ediyormuşum, nankörmüşüm, öyle söyledi. Şaka gibi ama bunları gerçekten yaşadım ben o dört duvarın içinde.
ophelia: Akşama kadar evde yalnızca ikimiz olurduk, onun yüzünden küçükken salona inmeye çekinirdim, odamda dururdum genelde.
ophelia: İlk defa, ilk defa o gün aşağı indim. Acıktığım için. Bir şeyler yiyip odama geri gidecektim. Mutfakta gördüm yengemi. Karşılıklı yemek yedik. Yemek sırasında birkaç kere amcamı sordum ona. Sormaz olaydım. Sonunda cevap vermediği sorularıma sinirlenip beni kolumdan tuttuğu gibi kiler odasına sürükledi. Karanlık odaya beni atarken de kapıyı üzerime kilitlerken de bir an olsun tereddüt etmedi.
ophelia: İlk başta hiçbir şey hissetmedim. O günü çok net hatırlamıyorum. Karanlık odaya baktığımı hatırlıyorum boş gözlerle. Sonra o karanlığın içinde ailemin kanlar içindeki yüzünü gördüğümü... Onları vuran silahlı adamın bana doğru geldiğini... Sonrası odadan daha karanlık...
prenshamlet: Fobin ilk orada oluştu yani?
ophelia: Evet.
prenshamlet: Neden hala devam ediyor? Bildiğim kadarıyla yengen artık sizinle yaşamıyor. Fobini tetikleyecek biri yok etrafında, neden iyileşmedin?
ophelia: İyileşeceğimi hiç düşünmedim. Evet yengemle amcam boşandı, sonunda o da kaçıp kurtardı kendini ama bana bıraktığı hediye de bu oldu işte. Klostrofobi.
prenshamlet: Sonra ne oldu peki? O gün odadan çıktıktan sonra yengenin yaptığını amcana söylemedin mi?
ophelia: Bana söyleme fırsatı tanımadılar ki.
ophelia: Uyandığımda odamdaydım, amcam başımdaydı. Odada bayılıp kalmışım, orada ne işim olduğunu sorunca da amcama kendisiyle oyun oynamak istediğim için oraya saklandığımı söylemişler. Uyandığımda seni buldum Oya naraları atıyordu. İyi bok yedi. Bulmasaydı da geberip gitseydim o yaşımda, o küçücük odada.
ophelia: O zamanlar öyle düşünmüyordum tabii. Amcamın beni karanlıktan aydınlığa çıkardığını düşünüyordum. Kurtuluşum olduğunu...
ophelia: Meğer onun da yengemden farkı yokmuş. Önce beni karanlıktan çıkarıp aydınlığı gösterdi, sonra daha da kötüsüne, ucu bucağı olmayan izbe bir karanlığa bıraktı. Ben hala onun beni bıraktığı o izbe yerde yaşıyorum, aydınlığa çıkamıyorum.
prenshamlet: O zamandan beri hiç çıkmadın mı aydınlığa?
ophelia: Çıktım.
ophelia: Çıkardı.
prenshamlet: Çıkaran biri vardı yani?
ophelia: Evet. Bir çocuk...
prenshamlet: Bak şimdi kıskandım şu çocuğu.
ophelia: Kıskanacağın biriydi de... O kadar güzeldi ki bazıları kendimi onun gerçek olup olmadığını sorgularken bulurdum. O kadar iyi niyetliydi ki bu kadar iyi olamaz hiç kimse derdim. O kadar zeki, o kadar merhametliydi ki hayatımda tanıdığım hiç kimseye benzemiyordu. Onun o ağaca tırmanan 6 yaşındaki hali de elimi tutan 14 yaşındaki hali de fazlasıyla özeldi, gerçekti. Her şeyiyle kusursuzdu ve benimleydi. Birbirimizi bulmuştuk hiç kaybetmemek üzere. Birbirimizin yuvası olmuştuk yıkılmamak üzere.
ophelia: Bilir misin? Birine yuva olmak çok zordur, birine yuvam demek ise çok daha zordur. Ama biz onunla zoru başarmıştık. Birbirimizin yuvası olmayı başarmıştık. Küçücük halimizle hayata karşı dimdik duracağımızı düşünmüş, dururken de sıkıca birbirimizin elini tutmuştuk.
prenshamlet: Sonra ne oldu o çocuğa?
ophelia: Hiçbir şey, hala yuvam.
prenshamlet: Aldatılıyor muyum?
ophelia: Biraz.
prenshamlet: Ah kalbim...
prenshamlet: Oldu o zaman ben bugün nöbetçi olan Aysel'e yazılıyorum, senin o depodan çıkmana daha var gibi.
ophelia: Aysel esmer değil mi?
prenshamlet: He.
ophelia: Hani sarışınlardan hoşlanıyordun sen?
prenshamlet: Belki de aşık olmuşumdur senin gibi, aşık olunca göz hiçbir şey görmüyor sonuçta öyle değil mi?
ophelia: Eminim aşık olmuşsundur Aslan...
prenshamlet: Aa inanmayası var bana.
prenshamlet: Neyse gidiyorum ben döndüğümde ortalığı çok karıştırmamış olursun umarım.
-
prenshamlet: Umduğumu bulsam şaşacağım.
prenshamlet: Ne bu siren sesi? Ambulans gelmiş. Okulda yangın çıktı sanki her yeri ayağa kaldırmışlar. Altı üstü kapalı bir odada yarım saat kaldın bu kadar şova gerek var mıydı gerçekten?
prenshamlet: Sınıfındaki konuştuğun kızlardan biri gelip buldu seni.
prenshamlet: Nedense ona depodan kitap alıp geleceğini söylemişsin. Kimseyle muhatap olmayan sen o kıza nereye gittiğini söylemişsin. İlginç doğrusu.
ophelia: Ne ima ediyorsun? Bilerek mi söyledim yani? Beni gelip oradan çıkarsınlar mı istedim?
prenshamlet: Ben demedim ama sen kendin söylüyorsun. Tam olarak bunu istemişsin gibi görünüyor.
ophelia: Yok öyle bir şey.
prenshamlet: Tabii tabii.
prenshamlet: Nasılsın bari ambulanstaki yatağın rahat mı? Telefona bakmana bile izin verdiklerine göre rahat olmalı.
ophelia: Müdürle konuşuyorlar birazdan gidecekler, beni hastaneye götürmelerine gerek olmadığını söyleyeceğim. Kalkacağım yani birazdan oturduğum sedyeden.
prenshamlet: Kalkma, git hastaneye şöyle bir baştan aşağı muayene etsinler seni.
prenshamlet: Özelikle başınla çok daha yakından ilgilensinler.
ophelia: Sen yine ne demeye çalışıyorsun bana?
prenshamlet: Ne anladıysan o Oya'cım, ne anladıysan o.
ophelia: Bir şey anlamadım.
prenshamlet: Öyle diyorsan...
prenshamlet: Bugün de beni yanıltmadığın için teşekkürler.
prenshamlet: Önceki bıçak vakası gibi kan gövdeyi götürmedi en azından, bu adımın daha az sıkıcıydı.
ophelia: Seni 'yine' eğlendiremediğim için kusura bakmayacaksın artık!
prenshamlet: Kusura bakıyorum artık... Ama neyse.
prenshamlet: Bir sonraki saçma intihar girişiminde buluşmak üzere, esen kal.
prenshamlet: Dilerim sonraki sonuncu olur...