Ben Uraz Akça…Hayatımın aşkıyla karşılaştığım yaz partisinden tam 2 sene sonra kaybettim onu…O iki seneye neler neler sığdırmıştık. İkimiz de birbirimiz için yaratıldığımızı düşünüyorduk. Benim güzel Masalım …İsmi gibi masal gibi bir kızdı. Tüm kalabalığın içinde bana gülümserken bir peri kızı olduğunu düşünmüştüm . Gülüşüne güneşi sığdırmış bir ay parçasıydı. Sarı saçları müziğin ritmiyle birlikte uçuşurken zaman durmuş etrafındaki herkes bulanıklaşmıştı. O an aşık olmuştum ona…
Masal’a o parti akşamı hiç düşünmeden açıldıktan sonra bir gün bile beni pişman etmemişti. Onunla hayat çok berraktı . Zaman anlamını kaybetmiş bulutlar üzerinde daha da yukarda uzay boşluğunda geziyor gibiydik. Öyle hafif …Öyle mekandan ve zamandan ayrı bir aşktı.
Tutkumuz her zaman zirvelerdeydi . Onun dudakları benim hayat suyumdu. Teni tenime değindiğinde ateşle suyun birbiriyle buluşması gibi bir yanar bir sönerdik.
Bir evimiz yoktu. Gökyüzündeki yıldızlar evimizin çatısı gibiydi. Bir dere yatağı yanı çimler yatağımız olurdu. Yaktığımız ateş ise yorganımız…
Ne zaman ailesi ile ilgili soru sorsam geçiştirirdi. Nerden para kazanıyordu bilmiyorum ama bazen en pahalı şaraplara, yemeklere bir sürü para döker bazen de bir sokak köftecisinden köfte getirirdi bana. Kendi hayatından ve işinden asla bahsetmezdi… Onu öyle seviyordum ki suçlu bile olsa bu umrumda olmazdı.
Gezmeyi, eğlenmeyi hayat felsefimiz haline getirmiştik. Daha doğrusu o zaten bunlar için yaşıyordu; ben de sonradan onun hayatına adapte olmuştum. Gerisi önemsizdi …
O kara gün…
Her şeyin bir anda param parça olduğu yaşayan bir ölüye döndüğüm gün…
Motorumla birlikte yine yola çıkmıştık. Rotamız belli değildi. Masal her zamankinden daha neşeliydi o gün. İkimiz de akşamdan kalmaydık. Yola çıkmadan önce başımda bir ağırlık vardı ama yüzüme serin suyu çarpınca kendime gelmiştim .
Ben önde Masal’ım arkamda onun yumuşak sesiyle söylediği şarkılar eşliğinde yola çıkmıştık. Bir süre yol aldıktan sonra Masal çantasından çıkardığı metal içki şişenin kapağını açıp içmeye başlamıştı. Arada bana da uzatıyordu . Aramızda konuştuğumuz son sözleri dün gibi hatırlıyorum…
“ Masal’ım, yavrum çek şu şişeyi önümden ben içmicem. Dünden sonra midem bulanıyor zaten. O ne biçim içkiydi öyle ? Nerden buldun onu ?”
“ Üzümünü ye bağını sorma aşkım.”
“Pekii …Aşkım rüzgarla birlikte çok güzel kokun geliyor yanağını uzat öpücem.”
Masal’ı öpmek için döndüğümde Masal elleriyle yüzümü tutmuş dudaklarıma dudaklarını getirmişti. Nefesim o an kesilmişti. Bir kaç saniye sonra kendimi ondan çekmeye çalışsam da Masal beni bırakmıyor, kendine daha çok bastırıyordu.
“ Aşkım bırak süremiyorum…” bu sözleri dudaklarımızın arasından zorla söyleyebilmiştim.Masal ise aldırmadan beni öpmeye devam ediyordu. Ardından Masal’ın büyüyen gözleri ile donuk bakışlarını korkuyla gördüm. Onun bakışlarını takip ettiğimde karşıdan gelen kamyonettin acı kornası ile sarsıldım. Motoru aniden kırmaya çalışsamda çok geçti. Masal’ın acı çığlığı kulaklarımda bir iz gibi kaldı. Masal dönüşün etkisi ile savrulmuş ve kamyonun altına girmişti. Ben de motordan düşsem de yolun kenarına fırlamıştım. Bacaklarımda ve kollarımda kırıklar meydana gelmişti . Masal’ı oracıkta kaybetmiştim.
Günlerce hastanede hiç konuşmadan, kendimi suçlayarak vicdan azabıyla yaşadım. Orada bulunan mobese kayıtlarında Masal’ın beni tuttuğu görülüyordu ancak ben yine de kendimi suçlamaya devam ediyordum. Kendimi Masal’a kaptırmıştım . Onu dinlemeyebilirdim . Kendimi ondan kurtarabilirdim ama öpüşmeye devam etmiştim.
Masal’ın defin işlerine dahi katılamamıştım. Doktor müsade etmemişti. Zaten cenazesine bizim ortak arkadaşlarımızdan hariç kimse de katılmamıştı. Ne bir akrabası ne de ailesi…Sırları da onunla birlikte gitmişti …
Hastaneden çıktığımda günlerce kanepeden hareket etmeden sadece içmiştim. Bir kaç arkadaşın beni kontrol etmek için gelmesi dışında aylarca kimseyi görmeden geçirdim. Onlar da ölüp ölmediğimi kontrol etmeye geliyorlardı muhtemelen . Arada hazır paketli gıdalar bırakıp gidiyorlardı. Çoğu küflenip çöp olmuştu . Bir kısmını ise mide ağrımı bastırmak için yemek zorunda kalmıştım.
Ailem köyde yaşıyordu . Uzun zaman önce onlarla bağımı koparmıştım.Asla onların hayal ettiği gibi bir adam olamamıştım. Tıp okumamı, doktor olmamı isteyen ailemin zoruyla kazandığım üniversiteyi 4. sınıfta bırakarak dövmecilik işine girdim, oradan kazandığımla da sevgilimle günümü gün ediyordum . Ailem olanları öğrendikten sonra beni evlatlıktan reddedip bir daha aramamışlardı.
Kazadan sonra evimde ölüp kalmamdan korkan arkadaşlarım, aileme ulaşıp başıma gelenleri anlatmışlar sonrasında babam görmek istemese de annem dayanamayıp gelmişti. Aylarca annem beni yeniden ayağa kaldırmak için çabalayarak yemeğimi, temizliğimi yapmaya çalıştı. Ben ise yavaş yavaş önce kapının önüne, sonra bahçeye ve sokağa çıkarak yeniden nefes almaya başlamıştım . Vücudum yetersiz beslenmeden dolayı epey zayıflamıştı. Annem sayesinde toparlanıp ayağa kalkmayı başarmıştım.
Buralarda duramazdım . Anneme hiç bir şey söylemeden çantamı toplayıp çıkacaktım ama annem durdurdu.
“ Uraz oğlum nereye?”
“ Kaderimin götürdüğü yere…”
“ Oğlum yeni iyileştin biraz daha dur. Hem artık bizimle yaşa . Seni baban da affetti.”
“ Anne yalan söyleme, babam beni asla affetmez. Hem öyle olsa bile ben artık hiç bir yere sığamam…Yollar benim yuvam . Lütfen annem beni anla …Acımı dağıtmaya gidiyorum.”
“ Acın sönününce gel lütfen oğlum.Ben seni hep bekleyeceğim…”
“ Annem iyi ki varsın…Döneceğim bir gün döneceğim…”
İşte benim hikayem de bu kadardı. Bir gün içinde hayatım alt üst olmuştu. Altında motorum bir arayışa girdim… Tek başıma çadırda günlerimi geçirdim. Bazen bir göl kenarında , bazen bir dağ eteğinde…Gündüzleri yolda geçerken geceleri yıldızlar parlamaya başladığında onun göz kırptığını hissederdim . Ateşin kıvılcımlarında sıcacık gülüşlerini görürdüm. Bir daha böyle sever miydim? Sanmam …
Masal doğum gününde ölmüştü. Gittiğimiz yerde ona evlilik teklifi etmeyi düşünüyordum o gün, unutamayacağı bir gün olacaktı … Şimdi ondan bana kalan teneke bir yüzüktü …Her yıl aynı gün mezarını ziyaret edip en sevdiği zambakları mezarına götürmeyi alışkanlık edinmiştim. 3 yılda acım hafiflemişti ama son bir kıvılcım hiç sönmemişti.
Seyyar dövmecilik işi tek kazanç kapımdı. Zaten motorumun yakıtı hariç çok bir masrafım da yoktu . Bazen yemek ve bira karşılığı ile dövme yapıyordum . Soğuk sularda yıkanıp ağaç dallarında spor yapıyordum . Vücudum ne kadar yorulursa beynim o kadar dinleniyordu. Vücut yapımı beğenen, dövme yaptıran kadınlar mekanlarına beni koruma yapmak istiyorlardı ancak benim bir yere sabit kalmam mümkün değildi . Ruhum hiç bir yere ait olmadan bir arayış halindeydi .
Yaşıyordum ama hissizdim. Korku, kaydı; mutluluk, mutsuzluk benim için bir anlam ifade etmiyordu . Kimselerle sohbet etmek içimden gelmiyordu . İşimi olabildiğince hızlı yapıp, kimseye cevap vermeden kendi halimde yaşayıp gidiyordum. İnsanlar umrumda değildi, onların fikirleri ilgimi çekmiyordu . Kendi acımla meşgul olmaktan memnundum. Kimsenin hayat hikayesi benimki kadar acıklı olamaz diye düşünüyordum.