bc

Canavarın Gelini

book_age18+
13
FOLLOW
1K
READ
dark
contract marriage
family
love after marriage
forced
opposites attract
arranged marriage
badboy
mafia
gangster
heir/heiress
drama
sweet
serious
kicking
city
friends with benefits
like
intro-logo
Blurb

Bir canavarla evlenmeye zorlandım.Eymen Öztürk babasının imparatorluğunun varisidir. Yetişkin erkekleri bile dize getirebilen tehlikeli bir canavar olarak ün salmıştır. Onun hakkında yer altı dünyasında söylenmeyen hiç bir şey yoktu. Kadınları eldiven gibi değiştiriyordu. Ve o benim kocam olmak üzereydi! Kendimi bildim bileli ailelerimiz birbiriyle savaş halinde. Ben onun düşmanının kızıyım ve beni kontrol etmek, beni eğip bükmek... beni onunla evlendiğime pişman etmek için her şeyi deneyecekti. Şeytanın kendisiyle bir anlaşma yapmaya zorlandığımda, geriye tek bir soru kalıyor birlikteliğimiz sevgi mi yoksa şiddet mi olacak? ⚠️🔞 “Canavarın gelini” bağımsız mafya görücü usulu evlilik romanıdır. Olgun okuyucular için yetişkinlere yönelik içerik barındırmaktadır. Lütfen içeriği görmezden gelmeyelim.

chap-preview
Free preview
1. Bölüm “Lale”
Yıllar önce; Lale 9 yaşında Oyun parkına geldiğimiz gibi hızla koşarak salıncaklara yöneliyoruz. Dadım Neslihan ablanın arkamızdan “Çocuklar koşmayın düşeceksiniz!” diye bağırdığını duyabiliyordum ama pekte umursamadım. Benim sevdiğin lacivert rengindeki salıncağa önce Oğuz ulaşıyor ve bana sırıtarak “Ben seni yendim!” diyor. “Hayır ya hile yaptın! Sen hızlı koşuyorsun!” Dudak bükmüştüm. Oğuz babamın koruması Orhan amcanın oğluydu. Orhan amca dört ay önce ölmüştü. Ve bildiğim tek şey babamı korurken hayatını kaybetmiş olmasıydı. Ben 9 yaşındaydım ama ölüm ne demek biliyordum. Bir daha hiç geri dönmemek, hep uyumak demekti. Oğuz çok ağlamıştı. Babam onu yanına almıştı ve artık bizimle yaşayacağını söylemişti. Ve o günden beri Oğuz’la beraber oyun oynardık. İlk başlarda çok konuşmazdı Oğuz hatta çok üzgündü hep. Ama sonra düzeldi. Artık çok iyi arkadaştık. “Ben hızlı koşmuyorum! Sen çok yavaşsın!” Oğuz benden sadece üç yaş büyüktü ama boyu benden baya uzundu. Aslında onun çocuk parkında eğlendiğini düşünmüyorum ama sırf ben seviyorum diye benle geliyordu. “Yalancı!” dedim. O sırada etraftaki çocuklara bakıyordum. Bazen buraya Eymen’de geliyordu. O benim çok sevdiğim arkadaşımdı. çok güzel bir çocuktu. Siyah bir aracın bizim aracımızın yanında durduğunu gördüğümde sevinçle el çarptım. Hemen diğer salıncağa atladım ve onu beklemeye başladım. Oğuz bana bakarak güldü. “Aşkın mı geldi?” diye dalga geçtiğinde “Yaa sus!” diye söylendim. Sonra Oğuz hiç bir şey demeden beni sallamaya başladı. “Ya sallama! Eymen görse sevmez.” “O yüzden bilerek yapıyorum,” dedi Oğuz’da. Sinirden yanaklarım kızarmıştı. Domates gibi kızarırken Eymen çoktan yanımıza geldi. “Merhaba Eymen!” diye sevinçle selam verdim. Eymen’de Oğuz’la aynı yaştaydı. İkisi de 12 yaşındaydı. Ama Eymen daha yakışıklıydı. Ama şu an çok öfkeli görünüyordu. Bana sinirle bakıyordu. Şaşırdım. “Bir şey mi oldu?” “Siz katilsiniz!” diye bağırdı birden. Ben daha bir şey diyemeden Oğuz “Ne diyorsun sen be!” diye benden önce davrandı. Eymen öfkeyle Oğuz’a yumruk attığında ben korkuyla çığlık attım. Sonra bana yaklaştı ve pembe elbisemin yakasından iki eliyle tutarak beni silkeledi. “Sen Leyla Demircioğlu’sun! Benim annemin katili olan ailedensin! Senden nefret ediyorum!” Yüzüme doğru bağırarak beni arkaya doğru ittirdi. Küçük taşlarla dolu olan park alanında dizlerimin üzerine düşmüştüm. Avuç içlerim ve dizlerim çizilmişti. Ağlamaya başlamıştım. “Ben bir şey yapmadım!” Oğuz ayağa kalkmış önce beni yerden kalkırdı sonra yine öfkeyle Eymen’e saldırdı. “Seni aptal! O bir kız!” diye bağırdı. “Sizden ve ailenizden nefret ediyorum! Artık benim düşmanımsınız! Gözüme görünmeseniz iyi edersiniz solucanlar!” Eymen bağırdıktan sonra koşarak uzaklaşmıştı. Bende hala oturduğum yerde ağlıyordum. Ben Eymen’i çok seviyordum. Hatta bir kere Oğuz’a onla evleneceğimi söylemiştim. Ama o benden nefret ediyor ve benim aileme katil demişti. “O bir pislik!” dedi Oğuz göz yaşlarımı silerken. Ben hüzünle ona baktım. “Ne olduğunu biliyor musun?” Oğuz başını hayır anlamında sallamıştı. Ben üzgünce uzaklaşan arabaya baktım. Eymen Öztürk sevdiğim ilk çocuktu ve aynı zamanda kalbimi kıran çocuktu. Günümüz; Babamın ofisinin köşesinde sessizce oturuyordum. Odadaki diğer adama söylediklerini dinlerken ellerim kucağımda kenetlenmiş durumda. Kan kulaklarımda o kadar yüksek sesle çarpıyordu, o yüzden söylediklerini zar zor seçebiliyorum. Babam şu anda hayatımı planlıyordu, tüm geleceğim onun her sözüne bağlı ve ne olacağı konusunda söz hakkım bile yoktu. Benim hayatım buydu. Ne diyebilirdim ki? Karanlık işlerle uğraşan bir ailenin kızıydım. Her adımımı onların karar vermesine alışmış, çocuk yaşta kabul etmiştim. Sadık Öztürk’ün bu sabah eve beklenmedik bir ziyaret yaptığında, babamın bir şeylerin peşinde olduğunu anlamalıydım. Eve döneli sadece birkaç hafta oldu ve babam tüm bu süre boyunca bana üstünkörü birkaç kelimeden fazlasını söylemedi. Belki de bunun olacağını biliyordu yaşlı kurt, niye şaşırıyorsam. Ya da belki başka bir şey yüzündendir. Ben on yaşındayken annem aşırı dozda uyuşturucu kullanmaya başladı ve artık beni, öz kızını bile görmez hale gelmişti. Bağımlı olmuştu. Sürekli babamla kavga içerisindeydi. Babamın onu aldattığını biliyordum. Hepimiz biliyorduk. Ama bazen bazı gerçekleri yüksek sesle söyleyemiyorduk. Ve bir gün annem aşırı dozda uyuşturucu nedeniyle komaya girdi. Yani bildiğin intihar etmişti. O zamanlar intiharın ne demek olduğunu bilmiyordum ama annemin bunu bilerek yapmış olabileceğine inanmakta hala güçlük çekiyorum. O beni severdi. Ben de onu severdim. Beni öylece terk edemezdi. Bugün hâlâ bunun bir kaza olduğuna inanıyorum. Sadece annem kalbi kırılmış bir kadındı. Kocası onu hiç sevmemiş ve bunun acısıyla yaşamak zorunda kalmış bir kadın. Onun ölümünden sonra evimde her şey değişti. Babam benimle neredeyse hiç konuşmuyordu. Belki de benimle ve duygularımla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Tek bildiğim, sonunda artık evde yaşamamın güvenli olmadığını düşündüğü ve beni başka bir ildeki yatılı bir kız okuluna gönderdiği. Mezun olduktan sonra eve dönmemi istemedi. Ne örnek bir babaydı ama! Harikaydı resmen! Cebime harcayamayacağımdan çok fazla harçlık koyarak iyi baba rolünü üstleniyordu. Sonunda beni yine büyük teyzemin yanına gönderdi. Ve size söyleyeyim, onda harika olan hiçbir şey yoktu. Büyükbabam birkaç hafta önce vefat ettiğinde, babam nihayet eve dönmemi istedi, her ne kadar artık ev gibi hissetmesem de. Çok şey değişti ama babamın bana karşı tutumu aynı kaldı. Kendimi onun için bir yük gibi hissediyorum. Yalnız ve istenmeyen, tıpkı küçük bir kızken olduğu gibi. Babamdan uzakta geçirdiğim onca yıldan sonra, beni bir kez daha göndermeye çalıştığına inanamıyorum. Sanki beni görmeye dayanamıyor. Belki de ona annemi hatırlattığım içindir. Herkes hep ona ne kadar benzediğimi söyler. Babam büyük odadaki masasından aniden kalktı ve Öztürk’ün elini sıktı. Bir konuda anlaşmışlardı ve ben dikkatimi bile vermiyordum. Gözlerimin önünde geleceğime karar verilirken kendi düşüncelerimin içinde kaybolmuştum. "Lale ve Eymen’in bir hafta sonra evlenecekleri konusunda anlaştık mı?" diye açıklıyor babam. Protesto çığlıkları atmamak için elimden geleni yaparken dişlerim alt dudağıma batıyor. Beni sığır gibi takas edemez, değil mi? Hayır… hayır… lütfen bu duyduklarım bir yalan olsun. Korkunç bir şakadan ibaret olsun! Lütfen Tanrım! Sadık Öztürk başını sallıyor ve bırakmadan önce babamın elini sıkıyor. Sonra dönüp oğlununkilere benzeyen delici gri gözleriyle bakışlarımı karşılıyor. O gözleri asla unutmam. Eymen’inde öyle gözleri vardı. Konuşmak için ağzımı açıyorum ama Sadık Bey ben bir şey söyleyemeden odadan çıkıp gidiyor ve beni babamla yalnız bırakıyor. Babamla konuşmaya cesaret ettiğimde alt dudağım titriyor. Hiçbir zaman nazik bir adam olmadı, ben küçük bir kızken bile. "Baba," diye başlıyorum oturduğum yerden kalkıp ona doğru bir adım atarken. Birden elini kaldırıyor ve beni olduğum yerde durduruyor. "Şikâyetlerini duymak istemiyorum Lale," diyor, sanki az önce bana söz hakkı vermeden tüm geleceğime karar vermemiş gibi sesinden can sıkıntısı damlıyor. "Eymen Öztürk ile evlenmek istemiyorum," diye elimden geldiğince şiddetle itiraz ediyorum. "Onu tanımıyorum bile!" Gerçek şu ki, Eymen Öztürk’ü eskiden tanırdım. Ama bu yıllar önce, biz çocukken oldu. O zamanlar çok sevimliydi, iyi bir arkadaştı, çok genç ve naif olmama rağmen muhtemelen ilk aşkımdı. Çocukluk işte. Ama bir gün Eymen annesinin katili olmakla ailemi suçladığında beni fiziksel ve duygusal olarak incitti ve bir daha arkasına bakmadı. Oyun parkındaki o günden sonra onu bir daha hiç görmedim. Kendimi bildim bileli ailelerimiz savaş halindeydi. Eymen Öztürk hakkında, annesinin benim annemin vefatından birkaç yıl önce ölmüş olması dışında pek bir şey bilmiyordum. Zaten onuda bizim aileden birinin yaptığını düşünüyordular. Bu yüzdendi düşmanlık. Gerçi ondan önce de çatışma vardı. Toprak, mal mülk. Bunlar her zaman rekabet nedeniydi iki büyün ailenin. Bundan başka Eymen Öztürk hakkında hikayeler duydum. Ne kadar zalim ve kalpsiz bir adam olduğunu duydum. Ve ne onun ne de mafya yaşam tarzının bir parçası olmak istemiyordum. Ne kadar acımasız olabileceğini öğrenmek istemiyordum. "Annenle evlenmeden önce onu tanımıyordum," diyor babam. Ailemin görücü usulü evlendiğini biliyordum. Annem uyuşturucu ile kafasını bozmadan önce bundan bahsetmişti. Ama görücü üsülü bile olsa Babamı sevdiğini biliyorum ve bu sevginin onun sonu olduğunuda biliyorum. Ve biliyorum ki o benim aşk için evlenmemi isterdi, kolaylık olsun diye ya da birileri talep ettiği için değil. "Lütfen baba, bana bunu yaptırma!Yalvarıyorum! Tanıdığım bir adamla kızını nasıl evlendirebilirsin?!” "Senin ne istediğinin benim için hiçbir önemi yok Lale. İki ailenin reisleri ölmeden önce vasiyetleriyle bu birlikteliği kurdular ve artık bundan geri dönüş yok." Masasına yaklaşıp babamın önünde duran kâğıtları gördüğümde alnım şaşkınlıkla kırışıyor. Gözlerim en üstteki birkaç sayfayı tarıyor, babam onları alıp odanın köşesindeki büyük kasaya doğru yürümeden önce okuyabildiğim kadarını okuyorum. Benim bile bilmediğim bir kod girdikten sonra, kasayı kapatıp her şeyi benden uzakta kilitlemeden önce kağıtları güvenli bir şekilde içine sokuyor. "Ailenin reisleri vasiyetnamelerinde bu birleşmeye karar verdiler." Ahmet Öztürk ve Ömer Demircioğlu birbirlerinden birkaç hafta sonra öldüler. Çocukluklarından beri rakiptiler, son nefeslerine kadar kavga etmeyi hiç bırakmadılar. Şimdi de Eymen’le evlenmemizi istediklerine mi inanmam gerekiyor? Bu hiç mantıklı değildi. Bu bir saçmalıktı. Yani ortada kan davası vardı? O manyak herif annesini bizim öldürdüğümüzü düşünüyor olmalıydı. Bu evliliği şimdi nasıl kabul edebilir? Ortada güpegündüz saçma sapan bir tiyatro sergiliyordular. "Büyükbabam bunu asla kabul etmezdi," diye başırdım, kafam karışmış bir halde. "Senin büyük babanda yaptı. Onlar da yaptı. Ve bu düğün gerçekleşmezse, ailelerden hiçbiri mirastan pay alamayacak." Arkaya doğru sendeliyorum. Duyduklarıma inanamıyordum. Resmen para için… Miras için benim ölüm fermanımı imzalamıştılar. Yani işin sonu her zaman ki gibi babam için en önemli olan şeye geliyor - para. Eğer evlenmezsem ne Öztürk ailesi, ne de Demircioğlu ailesi hiçbir şey alamaz. Muhtemelen sahip olduğu her şeyi kaybedecek, çünkü büyükbabam çok güçlü bir adamdı ve çok fazla mal varlığı vardı. "Ama Demircioğlu ailesi her zaman Öztürk’lerden nefret ettiler baba ve bunun aynısı onlar içinde geçerlidir," diyorum babama. "Bunu neden yapsınlar ki? Ve onlar… onlardan birini öldürdüğümüzü düşünüyorlar. Biliyorsun… onun annesini…" Sesim fısıltının biraz üzerindeyken konuşmuştuk. Babam kaşlarını çattı. "Bunlar geçmişte kaldı. Biz kimseyi öldürmedik ve onlarda bunu biliyor. Sanırım son arzuları sonsuza dek barışmaktı. Ve ikinizin evlenmesiyle iki aile arasında barış olacak." Yine de barıştan pek memnun görünmüyor. Babama tekrar yalvarmak için ağzımı açıyorum ama beni ters ters bakarak susturuyor. "Hazırlanmaya başla, Lale. Hazırlanman gereken bir düğün var." Ve bununla birlikte odadan çıkıyor. Son sözleri tabutuma son çiviyi çaktı. Bu lanet düğün olacaktı. İstesem de istemesem de Eymen Öztürk ile evleneceğim. Hayatım boyunca bana ne yapmam gerektiği söylendi. Ne yapmak istediğime dair hiçbir zaman söz hakkım olmadı ve evlenmek istediğim kişiyi bile seçememekten nefret ediyorum. Tek umudum Eymen’in söylentilerdeki kadar zalim olmaması. Eğer onunla evlenmek zorunda kalırsam, bunu yürütmeye çalışacağım. Ama hala bir soru var - birlikteliğimiz aşkla mı yoksa şiddetle mi tamamlanacak?

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

30 Days to Freedom: Abandoned Luna is Secret Shadow King

read
317.3K
bc

Too Late for Regret

read
345.4K
bc

Just One Kiss, before divorcing me

read
1.8M
bc

Alpha's Regret: the Luna is Secret Heiress!

read
1.3M
bc

The Warrior's Broken Mate

read
147.5K
bc

The Lost Pack

read
457.9K
bc

Revenge, served in a black dress

read
156.8K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook