“Kerem kapıya baksana”
“Hayırdır bu saatte kim ki?”
“Açarsan bileceğiz, ben salatayı yapıyorum”
Sessizlik olunca ellerimi suya tuttum “Abla masaya bir tabak daha ilave et, misafirimiz var”
“Kim” Sırtımı dönünce üstü başı kar içinde kalmış Özgür bana bakıyordu, şaşırmış kalmıştım “Ben gelmek istemedim, kek bitince tabağını getireyim dedim. Kerem ısrar etti”
Suçlu çocuklar gibi duruyordu “İyi yapmış, sen bu yoğun karda üşenmeyip bir tabak için bunca yolu yürümüşsen tabi ki bizimle yemek yemelisin”
“Ben gideyim”
“Olmaz Özgür ağabey, gel sende otur. Bu en sevdiğimiz yemektir, dün ablam yapmış. Elinin ayarı olmadığından malzemeleri bol tutunca bu geceye de kaldı”
“Ya dün yerken hiç şikâyetçi değildin, sofraya otur. Sende kabanını çıkarsan artık eriyen karlar yerlerde su haline geliyor. Sonra misafir dinlemem yerleri sana sildiririm” Hemen arkamı döndüm, kalbim niye bu kadar hızlı atıyordu… Salatayı yapıp döndüğümde Kerem’le muhabbet ettiklerini gördüm. İyi anlaşıyor gibiydiler… Çorbaları tabaklara koydum, “Afiyet olsun buyurun” Yan gözle bir taraftan bakıyordum. Beğenecek miydi?
İkinci tabağı isteyince sevinçten ne yapacağımı bilemedim, dün gece babamda kardeşimde ikişer tabak içtiklerinde hiç bu kadar sevinmemiştim…
“Çok güzel olmuş eline sağlık”
“Bir tabaklık daha kaldı istersen verebilirim, senin gibi iri birinin iki tabak çorbayla doyması imkânsız” Konuşmasını beklemeden tabağını yeniledim… Son anda fırına attığım böreklerde kızarmıştı, onları da tabağa koyarak masaya getirdiğimde içim daha rahat etti…
“Bu börekler benim değil, annemin marifeti. Hazırlar dondurucuya koyar, canımız isteyince fırına atar kızartır yeriz”
“Taze yapılmış gibi”
“Kahve veya çay içermisin?”
“Ben gideyim artık, çok bile kaldım”
“Gitme Özgür ağabey, çay kahve değil de, bu soğukta en güzel içecek bol tarçınlı salep”
“Severseniz evde malzeme var yapabilirim”
“Abla ben iki dakika odama geçiyorum, telefonumu unutmuşum. Salep hazır olana kadar hemen inerim”
Masayı toplarken ayağa kalktı, bana yardım etmeye başladı. Bu davranışı hoşuma gitmişti. Gülümsedim, kısa sürede bulaşıklar makineye yerleştirilmiş salep hazırlanmaya başlamıştı, fincanları almak için tabureyi çektim…
“Kayıp yine düşeceksin, ben alırım”
“Uzun boyun yararları, her evde senden bir tane olmalı. Annem evde iki uzun erkek olunca fincanları üst rafa koymakta sakınca görmüyor”
“Sende çok kısa sayılmazsın”
“Yine de aramızda bir baş ve bir boyun mesafesi var. Sen oldukça uzunsun”
“Yemek için teşekkür ederim, uzunca süredir böyle bir masada oturmamıştım. Kardeşim varken eve gelmek isterdim, şimdi hiç girmek istemiyorum. Sizin eviniz tam bir yuva”
“Senin evinde çok güzel, kardeşin iyileşince tekrar yuva olur. Salepler hazır salona geçelim” Birden elimden tepsiyi aldı…
“Sakar kar perisi, yine düşersen bu sefer yanarsın. Sırtın nasıl oldu yaran açıldı mı?”
“Demek yanlış görmemişim, kartopu oynarken bizi seyreden sendin… Gelseydin ya birlikte oynardık”
“Ben kocaman adam, ne zaman kartopu oynadığımı bile hatırlamıyorum. Sanırım hiç oynamadım”
“Hiç yaşlı değilsin ve kartopu oynamanın yaşımı olurmuş, ailece her kar yağdığında mutlaka yürüyüşe çıkar, kardan adam yapar oyun oynarız”
“Babanlar nerede?”
“Gerçi onlara her gün balayı ama iki günlüğüne her dem taze olan aşklarını yine tazelemeye gittiler. İki günlüğüne Uludağ’da kalacaklar” Kerem’e seslendim, özellikle yukarı çıktığını biliyordum, kesin merdivenin kenarına sinmiş ne olur ne olmaz diye tetikte bekliyordu. Hemen inince doğru düşündüğümü anladım…
Saleplerimizi camdan yağan kara bakarak yudumladık, Özgür fincanını sehpaya bıraktı “Gitmeliyim, her şey için teşekkürler. Yarında siz benim misafirim olun, çok iyi balık yapan lokanta biliyorum”
İki kardeş birbirimize baktık, yarın nasılsa tatildi… “Karşılık olarak davet ediyorsan kabul etmeyiz”
“Karşılık değil Kerem, yarın tatilsiniz birlikte olur bu güzel geceyi devam ettiririz diye düşündüm”
“O zaman kabul”
Ben kapıdan Özgür’ü yolcu ederken, Kerem biraz geride kaldı…
“Sana yine kek yapmamı istermisin?” Diye sordum…
“Gerçekten yaparmısın?”
“Yaparım, iyi geceler” Kapıyı kapattığımda arkasına yaslandım, kalbim niye hızlı atıyordu… “Abla çabuk kabanını giy çabuk”
“Ne oldu hayırdır”
“Özgür abi hiç kartopu savaşı yapmamış, evine gitmeden onu kar adam yapalım” Fikir hoşuma gitmişti. Hızla giyindim, arkadan dolaşarak bir taraftan da ellerimize cephanelerimizi hazırlayarak yürüdük. Bahçe kapısından girerken yakaladık sırtına tam isabet, birden döndü yüzünden kızdığı belliydi, bizi ellerimizde kartopları karşısında görünce ifadesi değişti, bir tanede ben attım. Tam göğsüne geldi. Savaşımız başlamıştı, bir ara tek kaldığımı hissettim iki erkek bir olmuşlar beni vuruyorlardı “Hain Kerem sen kimin kardeşisin” Bir süre sonra hiç birimizin hali kalmamıştı, hepimiz kardan adam gibi bembeyazdık…
“Hadi evinize, üşüteceksiniz” İki kardeşin arkasından baktım hala birbirlerine kar atıyor gülüşüyorlardı, Hale’nin attığı kartopu tam kalbimin üstüne gelmişti… Gülümseyerek içeri girdim, uzunca süredir ilk defa evim soğuk gelmemişti…
Telefonun zil sesi beni düşüncelerimden koparttı, ilk aklıma gelen kardeşim olduğundan ekrana baktım, ondan değildi. Bu saatte kimdi?
“Efendim”
“Özgür benim”
“Sen kimsin?”
“Selin”
Hiçbir kadına telefon numaramı vermezdim, bu kadın nasıl bulmuştu “Sizi tanıyor muyum?”
“İsmimi bu kadar çabuk unutmanı beklemiyordum”
“Bakın vakit oldukça geç ne istediğini söyle”
“Geçen gece barda tanıştığımızda benden hoşlandığını söylemiştin”
“Eee”
“Tekrar birlikte olur muyuz istersen şimdi gelebilirim”
“Selin ismin Selin’di değil mi, sesinden içkili olduğun belli sana tavsiyem evine gidip uyumak olsun. Senden hoşlandığım sözünü de umursama, Her erkeğin kendine yüz veren kadına söylediği sözlerden biridir. Bir daha beni aramasan iyi olur”
Telefonu kapattım her tür kadın hayatıma kısa sürelide olsa girmiş, hepsi de ne kadar güvenilmez olduklarını kanıtlamışlardı. İstedikleri, para ve seksti… Karşılıklı olarak birbirimizi kullanmıştık, İçlerinde üç dört tanesi bana gerçekten tutulmuştu. İlişkinin başında benim evlenme niyetim yok dememi kabullenir görünüp. Sonrasında evlenmek için ellerinden geleni yapmışlardı… Bırakılınca da yine suçlu ben olmuştum… Biri hariç hiç birisi masum değildi, Kevser geçmişten bir anıydı, intikam için canını yakmıştım. Nişanlısından ayrılmasına sebep olmuştum. Benim yaptıklarım yüzümden canına kıymaya çalışmıştı…
Şimdi ben değişik hislerin içine girmiştim, daha önce hiç hissetmediğim hisler. Böyle hisleri istemiyordum. Hale’den uzak durmalıydım şimdi sevimli, güzel gelse de onunda annem denecek kadın gibi olmayacağı nereden belliydi. Hiçbir zaman babam gibi olmayacak, hiçbir kadına ölesiye âşık olmayacaktım. Kadınlar güvenilmez yaratıklardı, kaç evli kadının cilvesine maruz kalmıştım en çokta onlardan tiksiniyordum.
Evet kararım doğruydu, Hale’den uzak duracaktım…
*****
Evime girip yatağa uzandığımda gözlerime uyku değil Özgür geldi, kendimi yanında değişik hissediyordum. Şimdiye kadar olmadığım kadar değişik, kalbim atardı duymazdım. Yanıma geldiğinde sanki sesi kulaklarımda duyuyordum… Çekiciydi, yakışıklıydı, konuşmasını, oturup kalkmasını biliyordu her kadının rüyası gibiydi… Öyle olduğunu da öğrenmiştim tek kusuru kadınlara karşı acımasız olmasıydı… Keşke olmasaydı bu huyunu bilerek ona tutulamazdım, tutulmamalıydım…
“Kendine gel Hale, yanarsın… Kendine gel” Gözlerimi tekrar kapadığımda yine o vardı, bu sefer kovalamadım varsın olsundu, nasılsa ondan gerçekten hoşlandığımı öğrenemeyecekti…
Sabah annemin telefonuna uyandım…
“Günaydın kızım, geceniz nasıl geçti, biz olmayınca evde parti filan yapmadınız değil mi”
“Ah anne ne geceydi bir eğlendik sorma gitsin, dünya kadar arkadaş danslar ettik, oyunlar oynadık”
“Hain çocuklar bende olaydım ne güzel eğlenirdik”
“Günaydın annelerin en tatlısı, partiler sensiz olmaz. İki kardeş kartopu oynadık, sonrada çorbalarımızı içtik ve yatak… Bizde değişik bir olay yok, sen anlat babamla yaptıklarını yok anlatma vazgeçtim ne yaptığınızı tahmin etmek hiç zor değil” Annemin kıkırdaması çok güzeldi, Özgür’ün geldiğini söyleyemezdim babamın keyfini kaçırmamın anlamı yoktu…
“Fesatsın sen fesat, babanla karda dolaşıp, sıcak kahvelerimizi içiyoruz.”
“Güzel annem… Sizin aşkınız o kadar güzel ve doğal ki, inan imreniyorum ve böyle âşık olmanız beni çok mutlu ediyor”
“Sende bir gün hayatının aşkını bulacaksın yavrum”
“Babam gibisini bulmak çok zor anne”
“Ah yeter sabah sabah bu kadar karamsarlık, sana ne diyeceğim biz birkaç gün daha kalmaya karar verdik. Emre ağabeyinle Elif ablanda geldiler, Elif ablanın abisinin oğlunu görsen çok yakışıklı çocuk, Avukatmış… İsmi Kuzey, yirmi altı yaşında… Olgun, efendi, saygılı”
“Reklamları dinler gibi oldum, şimdi bu Kuzey denen adamı niye bana anlatıyorsun?”
“Babanda bende çok beğendik, hatta baban böyle bir damadım olsa keşke dedi. Ailesi de mükemmel insanlar”
Aklıma birden Özgür geldi, yüreğim mi yanıyordu ne “Anne daha okulumu bile bitirmedim”
“Sana hemen evlen diyen mi var. Bir tanışırsın, önümüzdeki ay İstanbul’a gelecekmiş, baban geldi şimdi kapatıyorum… İkinizi de çok öptüm babanda sevgilerini yolluyor”
“Tamam anneciğim, babamı benim yerime öp”
“Hemen tatlım” Telefonu kapatırken hala kıkırdıyordu, babamın boynuna atladığından emindim, gülerek telefonu kenara bıraktım… Kalkma vaktiydi, duşumu alıp aşağı indim… Kahvaltı sofrasını hazırlarken Kerem’de geldi iki kardeş kahvaltı yapmaya başladık… Babamlar olmayınca ev ne kadar boş geliyordu. Ben bir günde annemleri özlemişken Özgür senelerdir bu yalnızlığın içindeydi…
Bütün günüm, etrafı toplayarak, geçmiş derslerimin notları üzerinden geçerek ve en önemlisi Özgür’den haber bekleyerek geçti. Gün kararmaya başladığında sözünde durmayacağını anlamıştım. Hayal kırıklığı içindeydim… Kerem’de benimle birlikte beklemiş haber olmayınca site içinde oturan arkadaşına gitmişti.
Of ne yapacaktım… Ne uyuz adamdı kesin istediğini rahatça alacak kadın bulmuş, bize verdiği sözü unutmuştu… Her ne olursa olsun üstüne gitmeliydim. Tekrar kek pişirmeye koyuldum…
Evine gittiğim de, birkaç kez kapısını çalmama rağmen açan olmadı. Biraz oyalanmamın mahsuru yoktu. Durdukça üşümeye başladım, hareket etmeliydim…
Tam kapısının yanına aksi suratlı kardan adam iyi olurdu. Hızla karları yuvarlamaya başladım, bir saat sonunda istediğim büyüklükte gövdeyi başarıyla tamamlamıştım, evet birde kocaman kafa yaptım mı işim tamamdı. Topladığım karların altından çıkan taşlarla ağız burun kondurdum, eh fena olmamıştı. Kafasını biraz düzleştirip kek tabağını şapkası yerine koydum… Ya ona kısmet olacaktı ya da köpeklere, artık kimin şansı varsa o yerdi… Boynumda ki atkıyı çıkarıp aksi kardan adamımın boynuna taktım… Artık eve gitmeliydim vakit oldukça geç olmuştu.
********
Onu beklettiğimi bilerek geçirdiğim saatler tam işkence halini almaya başladı… Bar taburesinde geriye döndüm, dumanlı ortam… Yarı çıplak kadınlar, şuh kahkahalar… Çift gelenler, kadın veya erkek tavlamaya gelenler. Her türden insan vardı, barın kaliteli olması insan ilişkilerinin basitliğini engellemiyordu… Şimdiye kadar rahatsız olmadığım bu ayrıntıyı fark etmek benim içinde sürpriz olmuştu. Kesinlikle yaşlanıyordum başka açıklaması olamazdı.
Esmer oldukça iri göğüslü kadın görüş alanıma girdi, bana bakarak dans ediyor açıkça davetiye çıkarıyordu. Birden gülen yüzüyle Hale gözlerimin önüne geldi. Kumral saçları, güzel beyaz boynu, zarif hatları, masum bakan gözlerinin güzelliği.
Kadın yanıma gelip kolunu boynuma doladı, içki kokusu burnuma doldu… Hale’nin tertemiz kokusunun yanında bu iğrenç koku midemi kaldırdı…
“Kollarını boynumdan çek”
“Bana bakıyordun şekerim”
“Ben senin hiçbir şeyin değilim, bas git” Kadın bozularak gitti, beş dakika geçmeden başka adama sarılarak dans ediyordu. Bu sefer gerçekten midem bulanmıştı, yapay ilişkilerden, yapay sevgisiz seksten… Uzunca süre, belki de süresiz olarak bu ortamdan ayrılma vaktim gelmişti…
“Nereye gidiyorsun, buradan Meltem’in partisine gideceğiz”
“Keyfim yok Aytaç, siz gidin”
“İstemediği kadar kadın olacak hadi yürü sensiz olmaz”
“Gerçekten keyfim yok”
“Meltem seni göremeyince üzülecek”
“Evli olduğunu unutuyor herhalde”
“Onların evliliği bizim bildiğimiz gibi değil, karı koca sevgilileriyle günlerini gün ediyorlar. ”
“İğrenç ilişkiler yumağı”
“Ne o önceden hiç umurunda olmazdı”
“Bu sıralarda her şeyden bıktığımı hissediyorum, ben kaçtım bu gece burası beni açmadı”
“Yapma be dostum, kadın özellikle seni istedi”
“Ben onu istemediğime göre sorun olmamalı” Daha fazla ısrar etmesini duymamak için, vestiyerden kabanımı aldığım gibi dışarı çıktım. Kar hala atıştırıyordu, dün geceki oyunumuz aklıma gelince güldüm. Çok ayıp etmiştim, hiç olmazsa haber vermeliydim… Belki de en iyisi olmuştu benden uzak durmalıydı.
Sabaha karşı yollar bom boştu, kısa sürede evime geldim… Kardan adam, kapımın önünde kocaman kardan adam duruyordu… İyice yaklaştım, asık suratlı kardan adam. Boynunda ki atkı Hale’nin atkısıydı… Şapkasının üzeri kar olmuştu, elimle temizleyince altında kapalı kap içinde folyoya sarılmış keki gördüm. Terbiyesizlik etmeme rağmen yine de sözünde durmuştu… “Ah kar perisi, niye benden uzak durmuyorsun”
******
(Hale, uyan lütfen ağabeyim kapınızın önünde)
“Lütfen Damla, nerdeyse sabah olacak bu saatte ne yapmamı istiyorsun, geldiği gibi gider.”
(Gidiyor zaten)
Gelmişti, koşturarak aşağı indim kabanımı giydim, dışarı çıktığımda oldukça uzaklaşmıştı. Elime bir kaç tane kartopu yaptım. Tam sırtına attım, birden döndü bir tane daha attım. Öylece duruyordu, hırsımı alamamıştım. Biraz daha yaklaştım “Sen ne biçim adamsın” Bir kartopu daha “Ne kadar beklediğimden haberin var mı” Bir kartopu daha “Adam olan adam hiç olmazsa haber verir” Yere eğildim, ellerim soğuktan kıpkırmızı olmuştu… Yine de karı avuçladım, doğrulduğumda tam önümdeydi…
“Üzgünüm”
“Üzgün müsün? Hah beyimizin tek sözü üzgünüm oluyor, gerçekten dedikleri kadar varsın. Acımasız, sevgi yoksunusun… Kabasın”
Birden ellerimi tuttu, yüzündeki pişmanlık ifadesi yerini öfkeye bırakmış kaşları çatılmıştı… “Haklısın, ben güvenilmezim, ben acımasızım… Sevgi yoksunuyum, bunları bildiğin halde niye benimle uğraşıyorsun, niye peşimi bırakmıyorsun, niye aklımı karıştırıyorsun?”
“ Kardeşini gördüm… Senin yalnızlığını paylaşmaya çalışmam suç mu?”
“Bana acıyor musun?”
“Sana acımak mı? Senin gibi bencil, sadece kendini düşünen insana acınmaz.”
“O zaman ne, istediğin beklediğin ne benden”
“Bilmiyorum… Bırak ellerimi”
Tuttuğunu yeni fark etmiş gibi, şaşkınlıkla ellerime baktı.
Elleri buz kesmişti… Başımı eğdim, biraz ellerini yukarı kaldırdım… Avuçlarımın içinde elleri küçücük kalmıştı…
“Ne yapıyorsun, bırak dedim”
“Rahat dur, madem benim yüzümden üşüdüler… Ben ısıtmalıyım”
Bir anda sıcak nefesini ellerimde hissettim, çekmeye çalıştığımda daha çok sıktı… “Ayaklarım daha çok üşüyor”
“Ne dedin” Ayaklarına baktığımda gözlerime inanamadım, düz ev terlikleriyle karların içine gömülmüş iki minik ayak… “ Aptal kız hasta olacaksın”
“Ay şaşırdın mı sen” Birden kucağına alıp geniş adımlarla eve doğru yürümeye başladı, çevreye bakınıp “Bırak beni “ Demekten hal olsam da kapının eşiğine kadar getirdiğinde kucağından inmek için çırpındım…
“Yarın, yani bu gün birlikte kahvaltıya gidelim”
“Davet ettiğin yemeğe götürdün, balıklardan o kadar yedim ki. Midem hala taş gibi… Kahvaltı edecek halim yok”
“Ne desen haklısın, kendimi sana affettirmeye çalışıyorum”
“Neden?”
“Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum. Bu gece hiçbir şeyden zevk alamadım, tek düşündüğüm sendin ve beni beklediğindi”
“Beğendiğin gibi kadın bulamadın mı?”
“Vardı, bir sürü vardı… Hiç birisini istemedim, düşündüğüm gözlerimin önünde olan kar perisinden onları göremedim. Beni kesin efsunladın… Kahvaltı teklifimi kabul et, Kerem de gelsin ona da mahcubum”
“Beni yere bırakırsan düşünebilirim”
“Kucağımda rahat değil misin, ben seni tutmaktan çok keyif alıyorum”
“Bir gören olup ta bu halimizi babama söyleyecek olurlarsa, nasıl keyif almaya devam edeceğini gerçekten görmek isterim… Benim işiteceğim azarları hiç söylemiyorum bile”
“Baban bana niye bu kadar karşı, ben ona hiçbir şey yapmadım”
“Neden mi? Şöhretini bilmeyen kalmamış, kadınlara kötü davranan adamla kızının arkadaşlık yapmasını ister mi sence?” Birden yere bırakınca kollarının arasında hiç rahatsız olmadığımı sanki yuvam gibi hissetmenin şaşkınlığını yaşadım… Elini uzatıp yanağımı okşadı “Telefon numaranı söyle”
Kendi telefonuna kayıt etti “İyi sabahlar, bu sefer mutlaka arayacağım” Arkasından baka kaldım, ellerini kabanının cebine sokup, hızlı adımlarla yürüdü.
Değil vücudumdan, dakikalarca kar içinde kalmış ayaklarımdan bile ateş çıkıyor gibiydi. Bu adamı yasaklılar listesine koyup, boynuna da yürüyen karizma dokunan yanar tabelası asılmalıydı… Aklımı kullanamazsam çekiciliğine kapılmam işten bile değildi.
Hemen odama çıkıp, yatağımın içine girdim, birkaç saat daha uyumamın hiç mahsuru olmazdı.
“Vallahi abla sende yaşlandıkça ayni anneme benzemeye başladın, kalk neredeyse öğlen oluyor. Açlıktan öldüm”
“Sabaha karşı uyudum, çok acıktıysan bir şeyler atıştırsaydın”
“Bende Varol’a gidiyorum, kahvaltıya çağırmışlardı”
Sözü bittiği anda telefonum çaldı, hemen uzandım. Telefonuma isimli olarak kayıt olmasa da ilk kez gördüğüm numaranın onun olduğunu anlamıştım, gülümsememi zor durdurarak açtım…
“Günaydın kar perisi”
“Günaydın, kek canavarı” Kerem başımda kim o deyip duyuyordu, sessizce Özgür dedim…
“Hadi hemen hazırlanın, kapınızın önünde bekliyorum”
“Bir saniye kardeşime sorayım” Ahizeyi kapatıp, kendimden uzaklaştırdım… “Ne zaman konuştun Özgür ağabeyle, niye dün ekmiş bizi”
“Önceden numaralarımızı birbirimize vermiştik, gece çok acil işi olduğunu bildirdi. Vakit çok geç olduğundan sana söyleyemedim”
“Daha önce niye bildirmemiş”
“Aniden olmuşta ondan, şimdi dün götüremediği yemeğe gidelim diyor”
“Siz ikiniz gidin, ben arkadaşımla buluşacağım, geç kalma ve adamın ne olduğunu unutma”
Kardeşim bile Özgür’e şüpheyle yaklaşıyordu… Niye beni seçtin Tanrım diye söylenmekten kendimi alamadım.
Üstümü aceleyle giyinip, aşağı indim kardeşim daha evden çıkmamıştı. Benimle birlikte arabanın yanına geldi. Özgür’le kısa selamlaşma ve özürden sonra, oldukça yüksek sesle akşam evde olacağını ve geç kalmamam gerektiğini yeniledi…
Arabaya bindiğimde Özgür’ün yüzü oldukça asılmış, kaşları yine çatılmıştı… “Kerem oldukça kızgın, beni ne sanıyor senin üzerine atlayacağımı mı düşünüyor? Hiçbir kadına isteği dışında davranmadım”
“Dünden kızgın, biz ailemizden verilen sözlerin mutlaka yeri getirilmesi gerektiğini öğrenerek yetiştirildik… Senin haber vermemen onu kızdırdı ve oldukça kötü üne sahipsin”
Birden arabayı geri çevirdi “Haklısın senin gibi aile kızları benim gibi kötü adamlarla olmaya layık değiller.”
“Ne bu öfke, kendi hatalarını başkalarına yükleme. Geçmişini yaratan sensin, bunu düzeltecekte yine sensin”
“Ya düzelmek istemiyorsam”
“Gerçekten amaçsız yaşamına, kadınların canını yakmaya devam etmek istiyormusun? Daha nereye kadar sürecek bu öfken”
“Belki de sonsuza kadar”
“Sonsuzluk mu? Sonsuzluk dediğin sözün yılları barındırdığını düşünüyorsan şaşarım aklına. Her an bu sonsuzluk sözü bitebilir ölebilirsin. Yaptıklarından ne zaman pişmanlık duyacaksın”
“Sen beni eleştirme hakkını nasıl kendinde buluyorsun?”
“Sana hak etmediğin değeri verdiğimden koca aptal”
“Neden bana değer veriyorsun, birden ortaya çıktın. Nasıl karakterde adam olduğumu bile bile peşimden ayrılmıyorsun… Neden ha neden”
“Kadınları kullanıp acı vermek yerine içlerinden birini sevemez misin?”
“Sen ne dediğinin farkında mısın? Sevgi mi? Ben asla sevemem”
“Neden sevemezsin, nedenini söyle bana”
“Kadınlar güvenilmezdir, kadınlar acı verir, kadınlar yalancıdır, Kadınlar aldatır”
“Kim hangi kadın senin canını bu kadar yaktı”
“En güvendiğim kadın, hala ölesiye nefret ettiğim kadın. Beni bu hale getiren kadın, babamın ölümüne neden olan kadın, yeter artık in aşağıya”
“İnmiyorum anlat bana, içindeki acıyı anlat” Of nasıl öfke doluydu, kadınlara bunca kötü sözü yakıştırmasına karşın. Ona kızamıyordum, bir an önce öfkesinden kurtulmalıydı, birden arabayı yeniden hareket ettirdi. Çok hızlı sürüyordu “Biraz yavaşla, korkutuyorsun beni”
“Benim hayatım bu, bir gün duvara çarpacağım. Duracağım ama çarptığım duvara da hasar vereceğim, bu sen olma, senin olmanı istemiyorum”
“Duvar tekrar tamir olur, sevginin onaramayacağı nefret yoktur. Mutlu olmak için geç değil, geçmişinin pişmanlıkları için geç değil. Niye kendini öfkenin içinde boğmaya çalışıyorsun. Bırak sevgiye bırak kendini”
Deniz kenarına gelmiştik, hava kapalı deniz dalgalıydı. Kar serpintili yağıyordu…
“Havayı görüyormusun ne kadar kasvetli, benim kalbimde böyle”
“Yapma Özgür, iki üç ay sonra bahar gelecek bunu sende biliyorsun. Bırak kalbin kendini yenilesin, hayatında yeni bir sayfa aç”
“Çok gençsin”
“Genç olmam sevgiyi bilmeme engel değil. Annem, babam sevginin aşkın en güzel örneğidir, niye sende böyle güzel aşk yaşamayasın?”
“Seninle mi?”
Sessiz kaldım ne diyebilirdim? Çabuk düşünmeliydim, cevap bekliyordu…
“Seçeneklerini benimle sınırlamana gerek yok… Dünya yüzünde senin tanıdığın gibi kadın karakterinde olmayan binlerce, hatta milyonlarcası var, içlerinden birini seçebilirsin”
“Neden bana hiç dediğin türde kadın rastlamıyor, bayan çokbilmiş”
“Sen aramadığın için, dediğim gibi kadınların, barların, eğlence yerlerinin daimi üyesi olduklarını sanmıyorum”
“Sence nereye gitmeliyim?”
Sesinin alaycı tınısını anlamamış gibi yapmaya karar verdim “Bir yere gitmen gerekmez, hiç ummadığın anda kalbine sahip olacak kadın karşına çıkabilir”
“Belki de çıkmıştır ne dersin?”
Elini yüzüme uzattı parmaklarıyla yanağımı hafifçe okşuyor ne tepki vereceğimi görmeye çalışıyordu… Kalbim parmaklarının sıcaklığıyla çırpınmaya başlasa da, içimde kopan fırtınayı dışa vurmamak için çabaladım. Adam ufacık dokunuşuyla cinsellik uyandırıyordu.
“Hiç sevişmeyi düşünmediğin bir kadınla birlikte olmayı denedin mi? Alaycı gözlerle bakma, ailende olan kadınları kastetmiyorum. Beğenip de, arkadaş dost olarak cinsellik olmadan”
“Kadın erkek ilişkileri eninde sonunda yatakta biter”
“Senin etrafında olan kadınlar bu gibi olaylara açık olabilir, birçoğumuz açık değilizdir” Kahkahasına hazır değildim… “Neden gülüyorsun?”
“Her kadın hazırlanabilir, buna sende dâhilsin. Bana gönderdiğin sinyaller düşüncemi doğruluyor”
“Kendine çok güveniyorsun, tamam kabul oldukça tecrübelisin. Etkileyicisin, benden çaldığın birkaç öpücük güzeldi ama ben hiçbir zaman kendime saygımı yitirecek ilişkilerin içine girmem. Âşık olmak, ilk ve son olarak kocam olacak erkeğin olmak istiyorum. Boş seks benim tarzım değil, ne kendimi ne de ailemi iki dakikalık zevk için üzerim”
“İki dakikadan fazla süreceğine emin olabilirsin”
“İsterse on saat sürsün kendime olan saygımı yitirmeye değmez, bu yüzden cinsel tecrübelerini benim üzerimde denemeye çalışma, Beni isteyen erkek, şartlarıma uymak zorunda.”
“Neymiş senin şartların?”
“Koşulsuz sevgi, bağlılık… Özellikle sadakat olmalı. Benim erkeğim tek benim olmalı, benimde tek onun olacağım gibi.”
“Çok toysun, birçok evlilik senin dediğin şartlarla başlar ve yine birçok evlilik bu şartların ihlal edilmesiyle son bulur.”
“Gerçekten birbirini seven eşlerin sadık olacağını düşünüyorum.”
“Ben rastlamadım, gerekli şartlar sağlanınca baştan çıkmayacak erkek veya kadın yoktur.”
“Sana bir teklifim var.”
“Teklifini söyle.”
“Benden hoşlanıyor musun?”
“Oldukça güzelsin ve kadın olarak ilgimi çektiğini gizleyemem”
“Senin kadınlar konusunda seçici olmadığını bildiğimden bu sözünü iltifat olarak ciddiye almayacağım. Sana teklifim cinsellik olmadan beni tanımaya çalışman, Hatta benimde seni tanımama izin vermen”
“Benden beklentin ne? Nasıl bir erkek olmam gerekiyor”
“Dürüst ilişki istiyorum, arkadaşlıkla başlamalıyız. Sıkıldığın anda başka kadınlara gitmekte serbest olacaksın… Bu serbestliğin ilişkimizi bitirecek, denemeye razı mısın? Süresi belli olmayan cinsel perhize hazır olabilir misin?”
“Ya sen bu dediğin şartlara değeceğini düşünüyor musun?”
“Değip değmeyeceğime sen karar vereceksin, tabi bende senin değip değmeyeceğine karar vereceğim”
“Aramızda hiç cinsellik olmayacağına göre, zamanımı ziyan edip etmeyeceğimi bilmem için biraz cesaretlendirilmeye ihtiyacım var”
“İstediğin ne?”
“Bir öpücük… Kaçmadan karşılık vereceğin öpücük”
Bu adam değermiydi? Temiz ilişki olacaksa bir seferliğine dilediğince öpmesine izin verebilirdim. Damla’nın ve onun hayatı bir öpücükle kurtulacaksa bu küçük bir bedeldi…
Onun uzanmasına fırsat vermeden ben elimi uzattım, yanağını okşayıp bana yaptığı gibi elimi ensesine kaydırdım. Blöfünü görmüştüm şaşkınlıkla bana bakıyordu…
*****