1 hafta sonra… Kalbim delicesine çarpıyordu. Göğsümün içinde durmaksızın atan bu şey gerçekten kalbim miydi, yoksa kaçmak isteyen korkularım mı, ayırt edemiyordum. Sanki içimde bir yerlerde bir alarm çalıyordu da ben susturamıyordum. Günlerdir böyleydi. O günden beri ne uyuyabilmiştim ne de tam anlamıyla uyanabilmiştim. Her şey yarım, her şey eksik, her şey diken üstündeydi. Bir haftadır aynı cümleyle uyanıyor, aynı cümleyle uyuyordum: Evlenmemiz gerek. Kaya’nın sesi hâlâ kulaklarımdaydı. Net, sakin ama geri dönüşü olmayan bir netlikteydi. Ne yalvaran bir ton vardı ne de emir verir gibi. Sadece olmuş bitmiş bir gerçeği söyler gibiydi. İşte beni en çok korkutan da buydu. Hayatım boyunca ya bağırılarak bir şeylere zorlanmıştım ya da terk edilerek cezalandırılmıştım. Bu kadar sakin bir kara

