Dışarı çıkacaktık onunla. Ondan korkuyordum. Gözünü bile kırpmadan adam öldüren birinden korkmam çok normaldi; mantığım bunu söylüyor, duygularım başka bir şey fısıldıyordu. O arabanın kapısı kapanıp motorun hırıltısı yükseldiğinde, göğsümün içinde yeni bir tür baskı hissettim—korku, öfke, çaresizlik ve az da olsa merak birbirine karıştı. “Neden bu kadar ürküyorsun benden?” dedi sesi sinirliydi. Hoşuna gitmiyordu bu durum; sesinde bir sıkıntı, karşısında olanın kontrolünü kaybetme ihtimali vardı. Gözlerinin içindeki o keskinlik, bir an için kırıldı; sanki beklemediği bir zaaf ortaya çıkmıştı. “Normal değil mi?” dedim onu tersleyerek. Sesi sert, kararlıydı; korkumu itiraf etsem de öfkeyi üzerime çekmek istemedim. Kendi kendime verdiğim savunma, dışımdaki gerçeklik ile çatışıyordu. “Sana

