BÖLÜM 4 'pişmanlık'

4191 Words
KARANLIK DOLUNAY Bölüm şarkısı : Sezen Aksu - Küçüğüm Nedamet : pişmanlık 4 . BÖLÜM ' NEDAMET ' Her yolun sonu karanlık beynimde artık. Tahammül edemeyeceğim hayatın tam ortasına düşmek üzereyim. Sen varken aklımda bile yer edinmeyen acılar şimdi kalbimin tam ortasındalar baba. Beni ellerinle bu bataklığa sürükleyen biraz da sensin. Ben böyle bir hayat istemiyorum.. Ben için de yalnızca günahların olduğu, yalanların olduğu bir hayat istemiyorum. Baba ben ben senin olmadığın bir hayat istemiyorum.. Ama bunu defalarca söylesem de ya da hep istesem de böyle bir şey asla mümkün olmayacak değil mi? Sen bir daha asla yanıma, kalbime, sol tarafıma gelmeyeceksin. Bu hasret ancak ben yanına gelirsem son bulacak. Ama keşke sen beni beklemeseydin baba.. Sana geleceğimi beklemesen.. Çünkü sen beni o kadar küçük bir yaşta bıraktın ki.. Ben bu yaşta daha ölümü bırak ne olduğunu bilmiyorum ki. Bir de bunu bilerek bıraktın beni. Belki de bu yüzden de affedemeyeceğim seni. Ama sen beni affet olur mu? Buna her şeyden daha çok ihtiyacım var.. Her şeye tahammül gösterebilirim belki ama yanına geldiğimde yüzünü benden çevirmene asla tahammül gösteremem baba. Yalvarırım seni beni orda da yalnız bırakma. Beynim idrak edemiyor kulağım da çınlayan sesleri. Başımdan aşağı sanki kaynar sular dökülüyor, kaynayan o su kalbimi yakıyor evvela. Kırılma sesleri birer birer duyuluyor boşlukta. Ben ben olmaktan çıkıyorum adeta. Beynimin için de yankılanan kelimeleri duyuyorum. Biz.. Kadir'le.. Evleniyoruz... Nasıl bir cümleydi bu? Ne demekti? Gözlerim şokla açılmış karşımda bana pişkince bu cümleyi kuran kadına bakıyordum. "Nasıl evleniyoruz?" dakikalarca put gibi durup karşımda aval aval bana bakan bu iki insana ne diyeceğimi bilemedim. Kalbim ağzım da atıyordu sanki. İçimde bir yerlerde ihanet duygusunu iliklerime kadar hissettim saniyeler içinde. Babamın yüzü geldi gözümün önüne. Onun yüzüne bile bakmadı yaşamında, şimdi bu adamın karısı olacak, ona evet mi diyecekti bu kadın? Hiç utanmadan! Babamdan benden utanmadan! İki adım geri gidip cevap veren kadına çevirdim dolup birazdan taşacak olan bakışlarımı. "Anlamayacak bir şey yok. Kadir'le evleniyoruz. Ve sen de kararlarıma saygı duyacaksın." her şeyi bir çırpı da dökmek vardı şimdi. Aklıma gelen tek şey ise babamdan başka bir şey değildi. Sırf o rahat uyusun diye katlanıyordum çoğu şeye. Hatta her şeye.. "Karar mı? Nasıl bir karar bu? Babam öleli, kocan öleli daha on yedi gün bitmedi. Kırk gün de mi sabredemediniz Ayla Hanım! Bıraksaydınız da kemikleri kırkından sonra sızlasaydı. Bari bunu yapsaydın!" sinirle söylediğim bu cümlelerden sonra suratıma yediğim alayla çarpılmış tokat sanki hayatın bana 'zorlama sen de buraya kadarsın' deme şekliydi sanki. Canım yanıyordu yanmasına ama bunun sebebi yediğim tokattan dolayı değildi. Bunun sebebi annemin bana vurmuş olsa da dokunduğu için içimin mutlulukla kıvranmasıydı. O ne yaparsa yapsın benim yüzüm hep sağa dönerdi ona karşı. Keşke bu kadar yufka bir yüreğim olmasaydı. Belki o zaman annemden intikamımı bu şekilde alabilirdim. Onun beni yaktığı gibi bende onu yakabilirdim. Babam giderken keşke bunu da öğretseydi bana! Ela teyze hareketlenip bir iki adım atmaya kalktı ama onu da durdurdu eliyle. "Kal ora da Ela!" sinirli bakışlarını bu kez yine bana çevirdi. la karışık sırıtışımla sağa dönen başımı çevirmedim, hâlâ yere bakarken o konuşmaya devam etti. O an fark ettim de keşke bana vururken yanında ki adam olmasaydı. Belki daha hızlı sindirirdim bazı şeyleri anne. Belki babam olsaydı benimle bu şekil de dokunmanı bile sineye çekebilirdim. Annem bana dokundu diye sevinebilirdim belki hatta. Ama bazı şeyler için çok geç değil mi anne! Olmayacak şeyler için konuşmaya bile değmez sen de haklısın. Biz o treni seninle çoktan kaçırdık haklısın.. Elini yumruk yapıp "Seni bir daha uyarmayacağım. Söylediklerine de yaptıklarına da dikkat edeceksin. Yoksa.." Kafamı bir an da yüzüne çevirip sarf edeceği sözleri bekledim alaylı gülümsememi yüzümden silmeyip. "Eee yoksa?" diye soludum alayla. Beni tehdit edebileceği bir konum mu vardı bende? Öyle mi zannediyordu bir de? "Çık odana hemen. Sakın gözüm görmesin seni." Zaten gözün ne zaman gördü ki beni? "Tamamlasana cümleni. Değilse ne yaparsın Ayla hanım ha ne yaparsın?" artık sabrımın sonundayım. İyi ki yoksun babacığım iyi ki.. "Seni veririm yurda. Bakarsın başının çaresine. Dönüp arkama bakmam!" işte buna çok gülerim Ayla hanım! Tahmin edemeyeceğin kadar hatta. Hafif bir kahkaha atıp elimi ağzıma götürdüm. "En iyi yaptığın şey değil mi zaten bu? Benim buradan yurttan ne farkım var söylesene bana! Sen bana yıllardır baktığını filan mı sanıyorsun? Sen bana annelik yaptığını mı düşünüyorsun?" art ardına sorduğum sorulara daha da sinirlenip bir kaç adım da yanıma geldi. Bir an da bileğimden tutup beni çekiştirmeye başladı."Senin dilin ne kadar da uzamış. Bir daha bana karşı çıkmayacaksın!" ahh babam iyi ki görmedin bu halimizi. Zaten kahırdan ölmez miydin peki? Kahrından ölmez miydin?! "Bırak!" diye bağırdım. Yanımda ki adam hâlâ bizi sanki özveriyle izliyordu. Bakışlarında ki boşluğu, ifadesizliği, anlamamak mümkün değildi. Boğazını temizleyip bu sefer o atıldı öne. "Ayla tamam. Bırak kızın kolunu. Biraz zaman ver. Zamanla kabullenecektir." şu adam kadar olamadın ya sana da yazıklar olsun. Gerçi bu ne idüğü belirsiz adamın da bakışları normal değildi ya! Sanki inadına söylemiş gibiydi o cümleleri. Elimi çektirip gözlerinin ta içine baktım. Şu adama beni acınası bir durum da gösterdin ya ne diyeyim ki sana. Hızla soluk alıp acımasızca "Keşke babam yerine sen ölseydin." deyip arkamı dönüp çıktım odadan. Bunu uzun zamandır düşünüyordum. Keşke dediğim şeylerin sayısı şu on yedi gün de öyle arttı ki. Bir tanesi daha eklendi listenin sonuna. Hatta bir de yanına küçük bir yıldız attım. Bu, bundan sonra hayatımın en büyük keşkesi olarak kalacaktı ben de. Bunu bana bu şekil de düşündürten anneme ben hakkımı helal etmesem şimdi haksız sayılır mıydım yine de!? 6 AY SONRA "Bugün sen gideli yüz doksan yedinci gün baba. Sana günlerdir yazmıyorum biliyorum ama yüzüm olmadı aslında. Annemle o adam, bana attığı o tokattan birkaç gün sonra evlendiler. Ben engel olamadım baba kahroluyorum ama Ayla hanım beni görmek bile istemiyor. Yanında beş dakikadan fazla duramıyorum gerçi hoş bende istemiyorum artık. O adama evet dediği gün üzerimden annelik vasfı düşmüş gibi hissediyorum. Haksızlık etmiyorum değil mi baba? Çünkü bulamıyorum. Bana yapılan haksızlıkları da ben görmezden gelemiyorum. Sen varken bazı şeylere katlanmak daha kolaydı. Her şeyi yutmak ya da sineye çekmek daha kolaydı ama şimdi hiçbir şey sen varken ki gibi değil baba. Asla da olmuyor. Ben içim de günden güne büyüyen bir acıyla yaşıyorum. Belki hafifler dediğim tüm acılar birer keskin bıçak olup kalbime batıyor. Hani sen derdin ya kızım bizim için yalnızca kalbimiz var. Orası ne diyorsa doğruyu diyordur. Bir gün ikilem de kalırsan şayet kalbine sor. O en güzel şekil de seni yönlendirir demiştin ya.. Ben bana tembih ettiğin gibi yapmaya çalışıyorum ama baba, yerine baktığım da kana bulanmış acıya korkuya bulanmış bir şeyden başka hiç bir şey bulamıyorum. Hislerimin körelişini hissediyorum her geçen gün. Neden böyle hissediyorum peki baba? Bu beni çok yoruyor. Bu beni tüketiyor baba! Ben hiç iyi olamıyorum baba! Ne yaparsam ne hissedersem soğur içim? Soğumuyor baba! Ben günden güne hissiz bir insana dönüşüyorum. Kalbimin yerini unutmak üzereyim. Benim yaşımda ki bir çocuk için fazla değil mi baba bunlar? Her insan babasını kaybedebilir. Ama kimse babasıyla birlikte annesini kaybetmez be baba! Neyse biraz sana o adamdan bahsetmek istiyorum. Senden başka da kimseye bahsedebileceğimi sanmıyorum çünkü. Çınar'a bile anlatamam baba. Çünkü biliyorum anlatırsam ne pahasına olursa olsun o evden alır götürür beni. Ne olursa olsun o eve sokmaz bir daha beni! Belki de en iyisi öyle olabilirdi.. Şayet annemden ayrılacağımı bilmeseydim. Her ne kadar onu annem olarak görmesem de içimde bir yerler kanıyor baba. Bazen o kadar çok katlanılmaz oluyor ki.. gidip yeter artık diyerek boynuna sarılasım geliyor annemin. Her şeye rağmen.. herkese rağmen.. anneme rağmen. Bazen canımın yanışına katlanamıyorum baba! Öyle katlanılmaz bir acı oluyor ki böyle çivileniyor boğazıma. Vicdan azabını filan unutuyorum. İşte tam da böyle zamanlar da unutuyorum bir insan olduğumu.. Dahası senin kızın olduğumu. Bunu kendime neden yapıyorum bilmiyorum baba! o adamla evlendikleri ilk gün o beni yanına çağırıp 'seninle baba kız gibi olmak istiyorum. Benden sakın kaçma. Babanla ne yaptıysan benimle de yapabilirsin' dedi. Ben güvenemiyorum ki hiç. Sesinde ki alaylı tını beni ondan daha da uzaklaştırıyor. Ben daha doğrusu senden sonra kimseye güvenemiyorum baba. Haksızlık yapıyorum insanlara belki ama yüzlerine baktığım da kalplerinde iyilik barındırabileceklerini düşünemiyorum artık baba. Bu beni de kötü bir insan yapar mı peki? Ben kalbimin bir gün tamamen kötüleşip hasta olabileceği düşüncesiyle yaşıyorum her gün. Sana söz verdiğim gibi belki tamamen kurtulabilirim bu düşünceden ama sanmıyorum baba! Çünkü insanlar beni bir yer de buna mecbur bırakacaklarmış gibi düşünüyorum. Yanlış düşünmüyorum değil mi baba? Keşke tam da şu an yanım da olsaydın da bunun yanlış bir şey olduğunu fısıldayabilseydin kulağıma. Böyle şeyler düşünme kızım , elbette böyle değil Çünkü seni ben yetiştirdim diyebilseydin.. Çok şey istiyorum değil mi baba? Bazen hayattan çok şey istiyorum. Ama olmuyor. Zaten ne istesek en olmayan şey odur ya zaten.. Bu hesaptı benimki de.. O adam her gece yanıma gelip elimi tutuyor baba. Saçlarımı okşuyor ama bu senin bana beslediğin sevgi gibi değil. Çok farklı bakıyor bazen bana. Korkuyorum. Beni korkuttuğunun da farkında ben de bunun farkındayım. Ama ne kadar dirensem de ne kadar geceleri yatmadan kapımı kilitlemeyi ihmal etmesem de bir şekil de yanım da buluyorum o adamı! Bu ne kadar normal baba? Ha bu arada o gün okulda sıkıştıran adamı hala bulamadım. Birkaç haftadır da beni gizli numaradan birileri arıyor. Çoğunu açmıyorum ama pes etmiyor. Sanırım Çınar'a söyleyeceğim. Zaten ondan başka da söyleyebileceğim kimsem yok. Bunu sen de biliyorsun baba.. Anneme söylesem bu ne kadar umurun da olur bunu ikimiz de biliyoruz zaten değil mi? O yüzden onun gözün de kendimi daha fazla küçük düşürmek istemiyorum. Doğru düşünüyorum değil mi baba? Bugün yüz yüze görüşeceğiz zaten. Birazdan Çınar'la yanına geleceğiz. Seni çok seviyorum.. " "Hadi Ezel. Akşama kadar seni mi bekleyeceğim ben burada acaba?" Çınar'ın sesini yukarıdan duyabildiğime göre hala kapıda beni bekliyor olmalıydı. Daha fazla onu bekletmemek için günlüğümün kapağını kapatıp ayaklandım. Bugün haftalardır ilk defa babama gidecektim. Biraz mahcuttum ona karşı ama sorumsuz insanların yükünü omuzlarıma almamaya karar verdim artık. Bu kadarı yeterliydi.. hem benim için, hem babam için. Zaten o olsaydı eğer, bunun böyle olmasını o da isterdi. Onu kıramazdım da zaten.. "Geliyorum. Bisikletleri çıkara koy sen Çınar." Diye bağırdım. "Tamam!" Hele şükür çıkabildiğim evin kapısını kapatırken bir el durdurdu. "Nereye gidiyorsun Ezel?" o adam. Böyle bir de vakitsiz aniden çıkması yok muydu karşıma, üstelik ben ondan köşe bucak kaçarken.. Annem olmasa bir saniye bura da barınmayacağım bu ev de.. Elimi ateşe değdirmiş gibi çektirirken "Babama, ama sizi ilgilendiren bir durumun olduğunu düşünmüyorum!" dedim. Hafif bir tebessümle "Şoför bıraksın seni. Yalnız gitme." Ne zamandır bu adamdan izin alıyordum ben. Daha doğrusu ne zamandan beri bu adam bana bir şeyler buyur ediyordu. Ona mı soracaktım? "Gerek yok. Çınar'la gideceğim." Suratı gerilir gibi oldu. Üstelik buna hakkı yokken. "O hizmetlinin oğluyla bu kadar yakınlığın hoş değil Ezel! Bence arana biraz mesafe koymalısın." Şimdi sinirle elini yumruk yapan bendim. Bu aralar fazla sinirleniyordum. Bunun sebebi tabi ki bu karşım da ki adamdan başkası değildi. Beni bazen bilerek sinirlendirdiğini filan sanacaktım.. "pardon!" bu daha çok soruyla karışık sinir cümlesi ama karşımda ki adamın bunu anlaması mümkün değil. "O Çınar denen çocukla gitme diyorum. İstersen ben götürürüm." Sinirle sıktığım elimi serbest bırakıp umursamaz bir tebessüm takınıp yüzümü tam yüzüne döndüm. Bu kez benim yüzüm de sinir bozucu bir ifade vardı.. Tıpkı onun gibi.. "Hangi sıfatla?" Afallamış yüzüne daha fazla aldırış etmeden tekrar bir şeyler söyleme isteği dolup taştı içim de. Hakaret etmemek için fazla sıkıyordum kendimi. Keşke ağzımın bir yayı olmasaydı.. "Çınar benim kardeşim. Peki ya siz Kadir bey? Siz kimsiniz? Annemin kocası olmanız dışın da nasıl bir vasfınız var üzerimde? Ne hakla bana ne yapmam gerektiğini söyleyebiliyorsunuz?" kalıp daha fazla bir şeyler söylerdim ama Çınar dışarı daydı ve biraz daha burada kalırsam buraya gelecek, iyi şeyler olmayacaktı. Ve bilirim Çınar'ın hisleri kuvvetlidir. Zaten şu bir kaç gündür işkilleniyordu. Bunu daha fazla ona yapmaya hakkım yoktu.. Daha fazla oyalanmadan kapıyı açıp yanından geçip gittim. Bu adamın samimiyetine bir gram inanamıyordum. Allah'ım normal miydi bunlar? Ben mi abartıyordum yoksa her şeyi? Yirmi dakikalık yoldan sonra varabildik mezarlığa. Kapısına geldiğimiz de indik bisikletlerden. Yanım da getirdiğim siyah tülbenti başıma geçirip Çınar'ın koluna girdim. Biliyorum girmezsem düşerdim ve bir kez düşersem asla kalkamazdım geri. Bunu defalarca hatırlattım kendime. Zaten bu düşünce de olmasa kimse duramazdı önümde. Kimse kalkan olmazdı bana! Mezarlığın başına vardığım da önce kuruyan otları toparlayıp attım. Daha sonra çiçeklerine baktım doyasıya. "Bak Çınar seninle diktiğimiz menekşeler tutmuş. Çok güzel olmuşlar değil mi babamın toprağına da çok yakışmış." acıyla baktığım göz kapaklarım daha fazla dayanamadı fazlalıklara. Akmaya başladı. Bu menekşeler Çınar’ın bana doğum günümde aldığı menekşelerdi. Normalde bahçeye dikmek istediğim menekşeler şimdi babamın toprağının üzerindeydi. O bunları yaşarken görememişti bile. Ağlamama bu kez Çınar'da şikayetçi olmadı. Çünkü onun ve babamın dışında kimsenin yanında ağlamayacağıma dair söz verdirdi bana. Bu babam öldüğünden beri böyle olmuştu. "Çok güzel olmuşlar Ezel..." ses tonundan onun da daha fazla bir şey söylemeye mecalinin olmadığını anladım. Bizi böyle yaralı bırakan hayata bir kez daha sövdüm içimden. Bir kez daha isyan olduğunu bile bile söylendim içimden. Keşke demekten alıkoyamıyordum kendimi işte. Ama işte kaderdi bu. İnsan oğlunun her şeye alıştığının kanıtıydı da bu üstelik. Ben o giderse yaşayamam dediğim babamı toprağa verdim ama hala yaşıyordum. Bu düzen gerekten böyleydi. Asla değişmiyordu. Değiştiremiyordunuz. Yaklaşık yirmi dakika sonra Çınar oturduğum yere gelip kolumu hafifçe sıktı. Bu artık daha fazla ağlama demekti. Acına katlanamıyorum demekti biliyordum. "Ben yine geleceğim baba. Sen merak etme olur mu? Seni seviyorum." Ona bu günlük son sözlerim bunlar oldu .. Eve gidince günlüğümün kapağını da açamayacağımı biliyordum çünkü .. Bisikletlere doğru adım attığımız da Çınar beni koluyla durdurdu. Ne yaptığına anlam vermeden baktı yüzüme. Yüzün de sıkıntılı bir ifade vardı. Sanki bana bir şeyler söylemek istiyor ama nereden başlayacağını bilemediği bir ifade vardı. "Sana bir şey soracağım Ezel ama." sesindeki tedirginlik beni de tedirgin etmeye yetmişti fazlasıyla. Sesli bir nefes verip "Seni bu kadar düşündüren soruyu merak ettim Çınar bey. Lütfen sorar mısınız artık?" diyebildim. Onun tedirgin sesinin zıttına. Çünkü eğer ben böyle davranmasam kesinlikle konuşmazdı bilirim. "O adam Ezel. O Adam sana neden öyle bakıyor?" hissettin işte al. Ondan neden saklıyordum bilmiyordum. Aslında ondan ne sakladığımı da bilmiyordum ki. Sadece bakışlarından hoşlanmıyordum onun. Bunun altından en fazla ne çıkabilirdi ki? Ayrıca bunu Çınar bilse ne olurdu? Yanına bir kaç adımla gidip koluna girdim. "Babanın yerine koy beni dedi. Olay tamamen bundan ibaret." Dedim umursamaz bir sesle. İçimden bir sesin yalnızca böyle konuşmamı söylediğini hissettim. Ama o benim gibi düşünmüyordu. Hoşlanmadığımı da anlamıştı işte. "O adam baba gibi bakmıyor Ezel. Sinirlendirme beni !" o da fark etmişti hatta. Hafif bir tebessüm yayıp suratıma gözlerine baktım. "Saçmalama Çınar. Hem bana ne nasıl bakarsa baksın. Bir metre yakınıma yaklaşamaz." battıkça daha da mı batıyorum ne. “Olsun bir daha öyle bakarsa yaşına başına bakmam bilesin. Aynı ortamda beş dakikadan uzun süre kalmak yok. Yan yana gelmekte yok. Beni kardeş katili yapma tamam mı güzelim?" ahh şu korumacı huyun olmasa ne yapardık acaba. Bisikletlere doğru yönlendirip sırıttım. Ellerimi belime koyup "Sen benim yakında eteklerine filan da karışırsın he abi?" dedim. Ben şans yüzüme güler oda beni dalgaya alır diye düşünürken daha da sinirlendi. Elini bileğine götürüp ovmaya başladı. Bu Çınar'ın sinirlendiğinde verdiği ilk tepkidir. "Bak Ezel bu konular senin dalgaya alabileceğin türden konular değil. O adamda tarif edemediğim bir şeyler var ve sanıyorum ki yakında patlak verecek. Uzak duracaksın!" deyip bisikletine bindi. Ben Çınar'ı böyle en son, sanırım okulda bana laf atan oğlana yumruk savururken görmüştüm. Bende ağır adımlarla bisikletime binip mahsun bir ifadeyle "Peki şampiyon, senin dediğin gibi olsun." diyerek arkasından hareketlendim ama o bana göz devirmeyle yetindi. Eve geldiğimiz de ben odama çıkıp duş aldım. Ardından uyuyakalmışım. Bir ses uyandırdı beni uykumdan. Ya da ben öyle hissettim. Bu ses.. Babamın sesiydi bu. Hâlâ inanamıyorum. Karşımda kanlı canlı duruyor. İki elini de bir anda bana uzatıp sanki dolu dolu bir şeyler söyleyecek gibi.. Gözlerini tam gözlerime dikip bir anda çekip sarıldı bana. Saçlarımı kokladı öptü doyasıya. Bende ona sarıldım. Sanki bir daha hiç ayrılmayacak gibi. - Baba geldin. Sen geldin. Beni görmeye geldin. Öptüm kokladım sarıldım sımsıkı. "Ezel. Ezelim. Benim güzel kızım. Geldim ama gideceğim. Önce beni dinle. Senin kalbin kararacak çıkmaza sürükleneceksin bir gün ama asla benim kızım olmaktan vazgeçmeyeceksin. Bunun bilinciyle yaşa. Attığın her adımı dikkatli at. Senin dört bir yanını saran tehlikelerle baş edebileceksin ama bu kolay olmayacak. O güne kadar asla kişiliğinden ödün verme zaten pişman olacağın çok şey yaşatacak bu hayat sana. Seni seviyorum benim güzel kızım. Kendine çok dikkat et !" Dolan gözlerimle bir anda çığlık atarak yataktan sıçradım. Yüzüm gözüm kan ter içinde kalmış. Nasıl bu kadar gerçek bir rüya olabilir bu böyle? Nefesimi düzene sokmaya çalışırken bir anda odamın kapısı açıldı. Ben gelenin kim olduğunu görmek için kafamı kaldırıp karşımda beliren surete baktım. “Ezel iyi misin?" yine mi sen! "İyiyim kabus gördüm sadece!" her insan gibi elbette. Komodinin üzerinde ki suya uzanıp bana doğru uzattı. "Al iç şunu." diyerek bardağı elime tutuşturdu. Almak istemiyordum ama şu an o suya ihtiyacım vardı. Ben gitmesini beklerken yanıma oturup elini ağzımı sildiğim elimin üzerine koyup "İstersen uyuyana kadar seni bekleyebilirim." dedi. Ne sıfatla? O an midemin bulanmasıyla sanki kusacak gibi oldum. Bunun tek sebebi bu adam. Elimi bir anda çektirip "Gerek yok. Çıkarken kapıyı örtün!" dedim. Çınar haklıydı galiba. Bu adam baba gibi bakmıyordu bana. Ve ben her geçen gün daha çok korkuyordum. Yanımdan kalkıp kapıya doğru yürüdü. Ve ardından sertçe kapıyı çarptı. Bense derin bir nefes alıp rüyayı düşünmeye başladım. Bu nasıl olabilir böyle? Peki ya dedikleri babamın? Ne yapacağım ben ne sunacak bu hayat bana istemediğim? Bu gece bana uyku yoktu. Tek avuntum özlediğim babamın kokusunu hala burnumda hissetmem. Hâlâ aynı kokuyorsun babacım. Baba gibi... kendin gibi.. 10 HAZİRAN 2018 SAYIN ÖĞRENCİLER 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI BUGÜN SONA ERMİŞTİR. HERKESE İYİ TATİLLER. Bugün karne günü ve bu babam sız aldığım ilk karne. Kime götürüp göstereceğim şimdi bunu. Kime gösterip "bana ne alacaksın?" diye soracağım. Kime diyeceğim bu kez he baba? En çok böyle zamanlar da hissediyorum yokluğunu. En çok böyle zamanlar da hissediyorum kimsesizliğimi. Keşke yanım da olsaydın.. bu dünyadaki tüm zorlukları korkmadan yüklenebilirdim. "Hadi Ezel gidip birer hamburger gömelim." yanımda sürekli bu cümleyi kuran Selen'le Hakan'a çevirdim bakışlarımı. Her on dakikada bir siz bu cümleyi kurunca benim fikrim değişmeyecek. "Ya inanın benim canım istemiyor. Eve gidip uyumak istiyorum. Çınar gelsin sizinle. Ben eve kendim dönerim Çınar." evet evet şu an tek isteğim eve gidip uyumaktı. Belki kafamın içinde ki sesleri sustura bilirdim böylece. Kulak tıkadığım her şeyi böylelikle kendiliğinden susturabilirdim belki.. Duymayabilirdim. Çınar biraz mırın kırın etse de sonunda hepsini ikna edip evin yolunu tutmayı başardım. "Eve de gitsen sanki sıkıntıların geçecek mi Ezel?" kafam da dönüp bu soruları sesli dile getirdim. Ama yapacak da başka bir şey yok. Aslında içime bir an da bir sıkıntı da çöreklenmişti. Derince bir nefesle iç çektiğim de adımlarımı hızlandırdım. Yaklaşık yarım saat sonra evin bahçesine girmemle o adamın arabasını bahçede görmem bir oldu. Nasıl ya bu saatte ne işi vardı ki bunun burada? Evin kapısını yavaşça açtım. Ve çevreye bakınmaya başladım. Evde ses yoktu ama o adamın arabası kapıdaydı eminim görmüştüm. Normal de bu saatte ev de olmazdı ama. Annemi de arayın ki bulasaydınız.. Allah bilir nerelerdeydi? O adamın bakışları günden güne daha arttı bu geçen zaman da Çınar'ın sözünü dinledim. Evet onun da aynı ortamda bulunmamaya çalıştım yan yana gelmemeye çalıştım fakat o bıkmadı usanmadı. Sürekli aynı şeyi yaptı. Benim rahatsız olduğumu bile bile ayrılmadı yanımdan. Sürekli yanımda buldum onu, sürekli... Defalarca kez anneme söyledim. Belki bir şeyler yapar bir şeyler söyler. Ama o hiç aldırış etmedi. Hatta görmezden geldi. Her zaman ki gibi yine görmezden geldi beni de o pisliğin davranışlarını da. Ben biliyordum ki annem kesinlikle görüyor biliyordu.. Ama işte.. En kötüsü de günden güne değişen ruh halim. Her ne kadar çevremde ki insanlara belli etmemeye çalışsam da iyi değilim. Ben babam gittiğinden beri hiç iyi değildim. Bunu da insanlar anlayacak diye aklım gidiyordu. Benim sürekli değişen ruh halime karşılık Çınar defalarca beni bir psikoloğa götürmeyi teklif etti ama ben her defasında reddettim. Bir an geliyor dünyanın en mutlu insanı olabiliyorken, bir an geliyor kendimi öldürmeyi bile düşünebiliyorum. Ev de sesin olmaması işime gelirken odama doğru yol aldım. Fakat attığım her adım bana huzursuzluk olarak geri dönüyordu. Odamın kapısını açmamla o adamın benim kıyafetlerime sarılıp kendinden geçmesini görmem bir oldu. Başımdan kaynar sular boşaldı adeta. Benim yatağım da uzanmış ellerinde kollarında benim kıyafetlerim vardı. Burnuna götürmüş en derinine çekiyordu. Bu iğrenç görüntü midemin bulanmasını sağlarken bir yandan da ne olduğunu kavramaya çalışıyordum. Ne yapıyordu burada bu adam? Neden benim kıyafetlerim üzerindeydi? Leş gibi de kokuyordu bir de bu oda. Alkol kokusuydu bu. Yüzüm de keskin bir ifade belirdi. Elim ayağımın titremesine engel olamıyordum. Kalp atışlarım sanki dakikalardır koşu yapan birinin kalbi gibi hızla atıyordu. Kanım çekiliyordu sanki. Ellerimin titrediğini hissediyordum. Midemin bulantısı artıyordu her saniye. Kalbim korkudan durmak üzereydi. Daha fazla kendime mukayyet olamayıp "Sizin benim odam da ne işiniz var?" diye kükrememle adam yüzünü bana döndü. Uzandığı yerden doğrulup yataktan aşağı ayaklarını sarkıttı. Zar zor ayağa kalktı. Ve bana doğru yaklaşmaya başladı. Olduğum yer de arka arkaya gitmeye çalıştım ama yapamadım. Elimi burnuma götürüp ciğerlerime çektiğim kokuyu bastırmaya çalıştım sadece. "Demek geldin benim küçük prensesim!" hayır hayır ne olur sus. Ne olur sus! Söylediğini duymazdan gelip "Size ne işiniz var burada dedim!" diye bağırdım. Soğuk kanlı olmak zorundaydım. Ev de bizden başka kimse yok gibiydi. Bu ihtimal içime bir çığ gibi düştü. Buz kestim. Bir de silahı mı vardı onun? Tam sağ belinin üzerinde! Söylediklerime aldırış etmeden üzerime doğru yürümeye devam ediyordu. Babacım ne olur duy sesimi. Beni istemediğim şeyler yaptırmak zorunda bırakma Allah'ım! Ben olduğum yerde mıh gibi kalırken oysa dibime kadar zar zor gelmeyi başarmıştı. İyice sokulup sarhoş kafasıyla bir şeyler mırıldanmaya başladı. Bir anlık boşluğumdan yararlanıp beni yakaladığında "Aylardır bu anı bekliyorum ben. " dedi. nefesim duyduklarımla ciğerlerimde asılı kaldı. Ben ne olduğunu anlamadan bir anda kendimi onun kollarında buldum. Neden kaçıp gidemiyordum? Neden çivi gibi kalmış, hareket edemiyordum? Neydi beni engelleyen? Ellerimi yumruk yapıp omuzlarına vurmaya çalışırken o dudaklarını boynuma bastırıyordu."Bırak beni şerefsiz!" belki de bu ona söylediğim en hafif küfürdü. Akmaya başlayan gözyaşlarıma aldırmadan ona karşı koymanın güçsüzlüğüyle cebelleşiyordum. Gözyaşlarım dur durak bilmiyor, pisliğin dokunduğu her yerim buz kesiyordu sanki. Nefesini yüzümde hissettikçe bulanan midem daha fazla dayanamayıp öğürtü vermeye başladı. Nasıl iyi olur şimdi yüzüne kussam. "İmdat!" bağırmalarım cevapsız kaldı ama ben pes etmedim. Edemezdim. Ben babamın kızıydım. Biraz geriye çekilerek debelenmeyi bırakıp geldiğim ilk an belinde gördüğüm silaha uzandım. Zaten bir nefeslik uzağımda olduğundan bunu yaparken hiç de zorlanmadım. Silahı bir anda ona doğrultup "Geri bas. Yoksa basarım tetiğe!" diye bağırdım olanca gücümle. Şu an kendime de yaptığıma da elimdekine de o kadar inanamıyordum ki.. Ben ne yapıyordum Allah'ım? Neye mecbur bırakılmıştım ben şu saniyeler için de! Gözümü kırpmadan silahı çektim gözlerinin içine bakarken. Şimdi durum eşitlenmişti. "Hadi ama beni vuramayacağını ikimiz de çok iyi biliyoruz." alayla söylediği bu cümleler kulağıma uğultu gibi gelmeye başlamıştı çoktan. Gözümü kırpmadan direkt ona bakıyordum. Gözlerim bir saniye o bayık gözlerinden çekilmiyordu. Şaka mı yaptığımı sanıyordu yoksa? Hafife mi alıyordu beni! Yapamayacağımı mı sanıyordu! Yapardım! Bunu yapacağıma olan inancım tamdı ama neden gözlerimden yaşların düştüğünü hissediyordum. Gözümün önü bulanıklaşmıştı. Yanaklarım ardı ardına ıslanıyordu.. "Sen aylardır bana baba ayağıyla yaklaştın. Amacın çok başkaymış şerefsiz." O an ben ben değildim sanki. Gözlerim karardı. Olduğum yerde çakılıp gözlerime bürüdüğüm o hırsla benliğimi teslim etmek üzereydim. Dilime vuran kelimeler benden bağımsız çıkıyordu sanki ağzımdan. Birikmişti. Her şey içim de birikmişti.. Alayla kıvrılan dudaklarını görünce benim elimin titremesi bir anda yok oldu. İçim de taşan şeylere aldırış etmeden silahın tetiğini çektim hırsla. Bilmeden.. Bunun nasıl kullanıldığını bilmeden yapmıştım bunu. Hayatım da daha önce silah bile görmemiştim ki ben.. Hep o babamla izlediğimiz filmler de görmüştüm böyle şeyleri .. Şimdi öyle bir filmin içindeydik sanki.. Az sonra kestik diye de diyecekler miydi acaba? Ama hayatınızı kestik? "Sen benim babamın dokunmaya kıyamadığı yerlerimde mezarlar kazdın. Her bir uzvumu o kirli ellerinin dokunduğu o mezarlara gömdüm ben. Senin şu yaptığın son şeyde ise ruhumu söküp attım kazdığın en derin mezara aşağılık herif!" diye haykırdım. Kalbimin yangını dilime vuruyordu. Ciğerim yanıyordu.. Ama durmadım. içimde bir şeyin varlığıyla baş başa kaldım o an. Bu bir canavardı .. Beni ele geçiren bir canavardı bu! Olayın ciddiyetini yeni kavramış olacak ki bağırmamla yerinden sıçradı. Kendine gelmeye başladığını gözlerimin içine bakarken ki kuşkudan anladım. Elimdeki silaha keskin bakışlar savuruyordu. İçimde ayların birikimi var ve ben bunu annem dışında kimseye söyleyemedim. Ben bunları hak etmedim. Ama o adam eğer bugün burada bir şeyler olacaksa sonuna kadar hak edecekti, ediyordu. Durmadım.. durmak istemedim. İçimde beni hareket ettiren bir güç vardı. Karşı koymadım.. koyamadım.. "Acıma duygumu da onunla birlikte yok ettin sen. Ne yaptıysan sen yaptın. Gözümdeki her bir damla yaş senin o pis uçkuruna aktı. Sen görmedin kör ettin bana gözlerini. Can çekişlerimi heba ettim senin gibi kör bir adama. Şimdi bu tetiğe basacağım ya ben tereddüt etmeden. En kötüsü de ne biliyor musun acıma duygusunu ruhumun üzerine kapatıp gideceksin sen. Ve ben asla ruhumu affetmeyeceğim..." Hoşça kal baba. O masum kızına veda et. Ben aylardır bu adama tahammül ettiysem sana verdiğim sözler yüzündendi. Beni affet. Küçük kızını affet. Dünyaya bir daha gelsem yine benim olmanı isterdim. Beni affet, bu durum sende tam tersi olduğu için. Affet.. ** ** BÖLÜM SONU. Evet artık bazı şeyler pat pat olmaya başladı. Ve devamı gelecek. Ve ben okuyacağız satırlar için şimdiden kıpır kıpırım. Çok güzel bir hikaye okuyacaksınız. Özellikle 11. bölümden sonra. Kimler benimle. Buralara bir yerlere bir şeyler bırakın. Sizi seviyorum, sevgilerle
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD