BÖLÜM 3 'köz'

3664 Words
KARANLIK DOLUNAY Bölüm şarkısı : Sezen Aksu - Herkes yaralı 3. BÖLÜM ' KÖZ ' Küçükken salıncağa bindiğim de, onu, beni gökyüzüne ulaştıran tek vasıta gibi görüp, çok hızlı sallanırdım. Şimdi anlıyorum da meğer benim ruhum o salıncağın demirlerine takılı kalmış. Şimdi bedenim, ruhumdan ayrı sallanıyor. Öyle bir boşlukta sallanıyordum ki tüm her şeyimi gökyüzüne savuşturuyormuşum gibi. Öyle bir canım yanıyor ki benden kopanlarla.. bir daha ne kendimi ne de dağıttıklarımı toparlayabiliyorum. Hayatın bize altın tepsiyle sunduğu tek şeyin gözyaşı olduğunu bir kez daha pekiştirdim şu gencecik yaşım da. Fazla sineye çekiyoruz acıları. Fazla alttan alıyoruz. Ve benim öğrendiğim ise sırtımda ki bu kamburu tek başıma taşıyacağım.. Çünkü bundan sonra yanımda bir desteğim yok kalmadı.. Ben her ne kadar elinden tutup göndermek istemesem de gitti. İnsan oğlu bazı şeylere müdahale edemiyordu ne yazık k .. Her ne kadar yapma etme dese de.. Hatta kendini parçalasa da.. Şu an mesela kendimi denizlere fırlatsam hiçbir önemi yoktu. Çünkü giden acıların yeri çok daha büyü acılarla dolmaktan başka bir şey yapmıyordu. Eksilmiyordu, azalmıyordu. Aksine daha da yok oluyordu insan.. En acısı da insan yuvarlandığını göre göre elinden hiçbir şey gelemiyor oluşuydu. Bu belki de en acısıydı. Aralayacağım gözlerimle sakince yutkundum. Başım da dönüp duran cümleleri zar zor anlamaya çalışırken, başımın ağrısı hiç de yardımcı olmuyordu buna. Zaten bundan sonra hiç bir şey yardımcı olamazdı ki bana. Bunu anlamıştım. Bunu daha gözlerimi kapatmadan, buraya yatmadan anlamıştım. En son gördüğüm o hayal meyal anılardan sonra anlamıştım. Keşke hiç kapatmasaydım gözlerimi. Böyle bir bilinmezliğe açmazdım belki de.. "Söylemeliyiz. Zaten her şeyi gördü." Evet her şeyi görmüştüm. Keşke görmeseydim ama görmüştüm. Babamı kanlar içinde orada o şekilde görmüştüm işte. "Bir saniye kendine geliyor." Tanıdık gelen sesle kolumda hissettiğim ağrıya aldırmadan yüzümü ekşiterek açtım gözlerimi. Sımsıkı kapattığım göz kapaklarım sızlıyordu. Bunca zaman neden uyandırmadınız? Ben bu kadar süre de de uyumuş olamam değil mi? Ben normal de bu kadar uyumazdım ki. Babam uyutmazdı çünkü. O beni hiç fazla uyutmazdı. Çünkü ne kadar çok uyursam o kadar az oyunlar oynayabilirdik birlikte. Şimdiye kadar da çokta gelmiş olması gerekmez miydi? Şimdi neden yoktu? Neden gelmemişti beni uyandırmaya? Artık oyunlarda mı oynayamayacaktık yoksa? Can havliyle kolumdaki sızının üzerine elimi kapattığımda daha da canım yandı ama aldırış etmedim. "Lanet olsun, çıkarın şunu. Morarır şimdi benim kolum! Çınar bunu bilmiyor musun sanki de bu şeyi koluma takmalarına izin verdin?!" bir tek şu an sitem edebileceğim tek kişi oydu. Şu an hissettiğim tek acı serumlu kolumun acısı olsaydı keşke. Ama göğsümün sol tarafının cayır cayır yandığını hissediyordum. Bir gerçek öyle çarpılıyordu ki yüzüme. Bundan sonra bir yokluk o kadar büyük sızlatıyordu ki canımı.. Babam neredeydi benim? "Ezel Hanım sakin olun. Serumunuz henüz bitmedi." omzumdan tutulan ellere bakıp sinirle soludum. Derin bir nefes alıp, gözlerimi açarken sağ tarafım da hayal meyal gördüğüm Çınar'a bağırdım. "Çınar!" doktorun gözlerinden ayırmadan yüzümü devam ettim. "Şu kaçık doktoru al başımdan! İyiyim ben!" dediğimde sağ elimi sımsıkı kavrayan Çınar'a bakmamak için kendimi zor tutuyordum. Bundan sonra kimseyi gözüm de görmeyecekti zaten, biliyordum. Çünkü bakarsam ağlarım biliyorum. Çünkü bağırsam susmazdım, çünkü bağırsam bir daha asla konuşamayacak hale gelirdim. Geriye doğru yaslanacağım an Çınar "Ezel -" dedi. Sakın tamamlama o cümleni sakın! Ben bundan sonra sağır olmak istiyorum babama dair her şey de. Ben bundan sonra asla dinlemek istemiyorum. Kimsenin sözü cümlesi sesi derman olmazdı bana.. Bundan sonra onsuz geçireceğim her saniye benim için kabustaN beter olacaktı işte. En son olanlar, babamın o hali gözümün önünden bir türlü gitmiyordu.. Ne yapmışlardı acaba ondan sonra.. Sonrası karanlıktı. Senin için de karanlık mıydı baba peki? Bundan sonra hiç ışık olmayacak etrafın da farkında mısın? Asla sevmezdik bunu. Ama başımıza geldi. Bunu gören ilk kişi ise sen oldun. Keşke böyle olmasaydı be baba! Gözümün önün de karanlığa gömülüşüne şahit olmasaydım ben. Çünkü bundan sonra benim de hep bir tarafım karanlıkta kalacaktı. Böyle daha mı iyi oldu baba! Sen toprağın altında ne yapacaksın bundan sonra! Allah'ım kaç gündür burada böylece uyuyordum ben? Bu kaçıncı gündü senden ayrı geçirdiğim? Bundan sonrasına nasıl alışacaktım ben peki? Nasıl nefes alacaktım? Elimi ellerinden kurtarırken sol tarafıma dönüp cenin pozisyonunu aldım. Ellerimi başımın altına alıp akmaya başlayan gözyaşlarıma komut verdim. Sanırım bundan sonra ben komut vermeden akacaktı kendiliğinden. Bu acı taş gibi oturdu kalbime. Bundan sonra ağladığımda bir el de silmeyecekti onları. Kendi kendimden başka çarem yoktu. Bunu çok iyi anlıyordum. Keşke anlamasaydım ama bu gerçekler bir bir çarpılıyordu yüzüme de, kalbime de.. Dökülün Allah'ın belaları. "Gitti değil mi?" Yutkunarak sorduğum bu soruya kimsenin cevabı yoktu. Aslında var ama kimsenin dillendirmeye cesareti yoktu. Ben biliyordum. Her şey gözümün önündeydi çünkü. Keşke görmeseydim. Gözümün önünden gitmeyen bu görüntülerle şimdi ne yapacaktım ben? Bu acımasız hayatta, benim tek dayanağım beni bırakıp gitti. Hissediyorum. Gözyaşlarım yerlerini hıçkırıklara bıraktıkların da, Selen'in yanıma gelip saçlarıma öpücük bıraktığını hatırlıyorum. O an sessizliğin, kalbimi delecek bir bıçak olduğunu iliklerim de hissettim. Bundan sonra hep sağır edecek bir sessizliğin için de batacaktım. Hissediyordum.. Bundan sonra yalnızca uyuşmak isteyecektim ben! Bir yataktan hiç çıkmamak, babama gideceğim günü beklemek isteyecektim.. Keşke beni bırakıp giderken, emanet edebileceğin bir 'annem' olsaydı baba! ** Gökyüzü yine ve yeniden kızıla boyanırken bu gece de uyumadığım için şişen gözlerime baktım tam karşım da duran aynadan. Çalışma masamla karşı karşıya duran dolabım sanki üstüme yıkılacak gibiydi. Ya da ben öyle düşünüyordum uykusuzluktan. Sandalye de dizlerim karnıma çekili, başım da diz kapaklarımın üzerindeyken sağımda masanın üzerin de duran henüz yeni yazmaya başladığım siyah kapaklı günlüğü açtım. Başladım konuşmaya. Arka da ise içimi delecek hafif bir müzik çalıyor. Bir bıçak oyuyor derinlerimi.. öyle bir parça çalıyor ki. Yok olmak istiyorum. Kar hazır inmeye saçlarıma Beklemedim ki beklemedim Geçsin ömrümün yaz baharı İstemedim ki istemedim Gençliğimin gül bahçesinde Aldı telaş beni ellerine Sen bırakma beni, kalbimin gerçeği Düştüm aşkının ayağına Durma, durmaz geceler Durma, durmaz çileler Durma, dursun yüreğim Sana binlerce kez öleceğim Bozulur yasaklar, kurallar Sevişmek bağışlanmaz Affetme beni İçimde korkulu heyecan Aşkınla başım dönerken Vursalar ölemem Kar hazır inmeye saçlarıma Beklemedim ki beklemedim Geçsin ömrümün yaz baharı İstemedim ki istemedim Gençliğimin gül bahçesinde Aldı telaş beni ellerine Sen bırakma beni, kalbimin gerçeği Düştüm aşkının ayağına Durma, durmaz geceler Durma, durmaz çileler Durma, dursun yüreğim Sana binlerce kez öleceğim Bozulur yasaklar, kurallar Sevişmek bağışlanmaz Affetme beni İçimde korkulu heyecan Aşkınla başım dönerken Vursalar ölemem Bozulur yasaklar, kurallar Sevişmek bağışlanmaz Affetme beni İçimde korkulu heyecan Aşkınla başım dönerken Vursalar ölemem Bozulur yasaklar, kurallar Sevişmek bağışlanmaz Affetme beni İçimde korkulu heyecan Aşkınla başım dönerken "Sen gideli bugün on yedinci gün baba. Ve ben hala senin kokun olmadan uyuyamıyorum. Keşke giderken kokunu bir şişeye doldursaydın. Belki uyumak biraz olsun ızdırap olmaktan çıkardı benim için. Yüzüne son kez baktığım, kokunu son kez soluduğum o gün.. hâlâ yüzün aklımda. Buruk bir gülümseme. Sanki bana veda eder gibi. Bana dik dur der gibi. Sen anlatmadan ben yine anladım bazı şeyleri. Hatta çoğu şeyi. Merak etme hislerim hâlâ kuvvetli anlayacağın. Keşke unutsam. Unutsam belki acı çekmek daha kolay olurdu. Aslında sesinle konuşacak bir yüz yok ben de. Çünkü sana bunu yapanın hala kim olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Polisler birini tutup götürmüş kara kola. O adam ise yoldan geçerken yanlışlıkla vurduğunu söylemiş. Yani sen kaza kurşunu denilen o illet şeye gitmişsin baba. Bana benden buna inanmamı bekliyorlar. Avukatların hepsi bu sonuca varmışlar. Kemal amca inanmadı bir tek ama elimizden başka hiç bir şey gelmiyormuş. Öyle söyledi Kemal amca. Keşke gelse be baba .. Ama gittim. Sana bunu yapanın o adam olduğunu söylediklerin de gittim o adamın yanına. Geçtim karşısına ve ona dedim ki. ben zaten öksüzdüm sen beni yetim bıraktın dedim .. Bana ağlayarak baktı adam baba.. Ben den özür diledi bir de . İnsanlar çok acımasız baba . İnsanlar birbirlerinden onların saçını çektiğin de ya da kalbini kırdığın da özür dileyebileceklerini söylemiştin bana. Babalarını öldürdüklerin de değil. Ben şimdi bu adamı nasıl affedeceğim baba? Bunu bana öğretmedin giderken.. O yüzden asla affetmeyeceğim lütfen bana kızma!Ya da kız baba.. Çünkü ben arkandan o kadar çok kızdım ki sana. Hala kızıyorum. Madem gidecektin beni de götürseydin ya! Bu kadar mı hiçtim gözünde? Gözün nasıl arkada kalmadı peki? Bu kötülerin mesken bellediği bu dünyada beni nasıl bırakabildin baba? Benim bir annem de yok üstelik.. Annemi de merak etme. Senden sonra ilk defa "Ezel" dedi bana. Ne kadar çok sevinsem de ona çok kızgınım aslın da. Keşke babam da duysaydı diye. Niye bu kadar geciktin diye! Ben yine bağırıp çağıramadım. Neden gittiğini yine soramadım kimseye. Belki gitmeseydin, artık pastalara da düşmanca bakmazdım belki. Ben kana buladım baba. Senin gittiğini bana hatırlatan her şeyi kana buladım. Tıpkı senin o gün kana bulanmış vücudun gibi. Unutamıyorum baba. Öfkemi, kinimi, nefretimi unutamıyorum. Seni benden alanlardan bir gün alacağım hesabını. Kırılan kalbimi onarmaz belki ama içimin yangınına su serpilir. Sen rahat uyu olur mu? Geceler boyu başım da bekledin. Uykusuzluğu çok iyi bilirsin sen. Çok rahat uyu. Şimdi ben uyumayıp bekliyorum seni. Belki ben de senin uyuduğunu görürüm diye. Ha bu arada dün Kadir amca geldi bize. Yeğenini yurt dışına göndermiş. Bunu söylemeye geldiğini söyledi. Zaten senden sonra Atlas'ı da bir daha hiç görmedim. Ama bir şey oldu baba. Annemin elini tuttu o adam. Yine görüşeceğiz dedi. Neden tuttu ki annemin elini? Ben senin bile tuttuğunu görmedim hiç. Neyse dedim, arkadaşlar ya belki ondandır dedim. Ama içimde çürüyen bir şeyler var. Çünkü annem de hiç mutlu değildi tutarken elini. Sanki.. Sanki bir şeyleri zorla yapıyor gibiydi.. Fazla uzatmayayım babacığım. Sen kendine dikkat ben gelene kadar. Uyumana özellikle. Göz altları mor bir baba istemiyorum artık ben..! Günlüğümün kapağını kapatır kapatmaz dizlerim de pervasızca duran başımı kaldırıp saate baktım. Yediye geldiğini gördüm. Okul vaktinin geldiğini anladığım da ayaklarımı sandalyeden indirip ayağa kalktım. Bugün dünden daha fazla yakıyor canımı ayakta durmak. Ayak parmaklarıma saplanan iğne gibi ağrılar bugün biraz daha hissettiriyor vücuduma uyguladığı acıyı. Yutkunamıyorum ama biliyorum. Ben ayakta kaldığım sürece babam çok rahat uyuyacaktı. Ona her ne kadar kızsam da o olsaydı eğer, kesinlikle böyle olmasını isterdi.. Onun isteklerini hep yerine getireceğime dair söz verdim kendi kendime. Belki böylelikle beni yanına daha hızlı alır. Dolabımın önüne geldiğimde kapağını araladım. Açtığım an ayaklarıma düşen kıyafetlerine indirdim bakışlarımı. Ben ne ara bu kadar düzensiz bir insan olmuştum ki? Savaş alanına dönen dolabıma gözlerimi devirip, arkamı döndüm. Tüm yıkık dökük her şeye arkamı döneceğim gibi bundan sonra. Kalbime yaptığım muameleyi dolabıma yapsam bana alınmaz bilirim! Bugün formasız gitsem okula ne olabilir ki? En fazla annemi çağırırlardı. O da gelmezdi zaten. Yine birbirimize kalırdık sarışınım. Pijamalarımı çıkartıp gelişi güzel attım yatağın üzerine. Demin ayağıma düşen eteklerden birini alıp giydim. Üzerime de gözlerimi ortaya çıkartan mavi şeritli ince kazağı da giydiğim de de aynadan kendime baktım. Keşke gözlerimin mavisi, acılarıma okyanus olsa! Keşke şu cayır cayır yanan şeye bir damla durak olsa.. Ama zaten ben hep imkansız şeyler istedim bu hayattan.. Bu da olmayacaktı, biliyordum. Sarı saçlarımı iki yandan örüp topuz yaptım. Aynadan çıkan yerleri düzeltirken kapı çaldı. "Ezel müsait misin? Girebilir miyim?" bu Çınar'ın sesiydi. Beni babam gittiğinden beri hiç yalnız bırakmadı. Zaten bırakmıyordu ama şimdi daha bir düştü üzerime. Sanki çektiğim acıları hissediyor da paylaşmak istiyormuş gibi. Bir tek o vardı zaten yanımda bir tek o.. Şu hayatta zaten gözlerimi yumsam bana bir şey olsa arkamdan ağlayan tek kişi de yine o olurdu. "Gelebilirsin." dediğimde içeriye girdi. Elinde kahvaltı tepsisi ve yanında almam gereken haplar. "Bunları yemeden okul yok güzelim biliyorsun değil mi?" dediğinde yatağa oturdu. Bana da gel işareti yaparak yanına çağırdı. Ben de ayaklarımı yerde sürüye sürüye yanına gittim. Tepsiye bakıp gözlerimi devirdim. "Ya Çınar kahvaltıyı yaparım ama o sümük gibi hapları içmem. Tatları da görüntüleri de çok kötü. Ondan sonra bütün gün midem bulanıyor, kusacak gibi oluyorum." deyip öğürdüm. Ama Çınar bu pes eder mi? "Olmaz küçük hanım. Bunları içmeden seni okula götürmem. Hem biraz olsun ayakta bunların sayesinde duruyorsun." dediğinde ofladım. Bir an duraksadım. Söylediği şeylere acıyla sırıtıp "Bunlar olmasa da ben ayakta dururum. Benim bunlara ihtiyacım yok. Bunu benden daha iyi biliyor olmalısın." dediğimde iç çekip tepsiyi komodinin üzerine koydu. "Biliyorum güzelim senin bu saçma şeylere ihtiyacın yok. Ama okula gideceksen bunları içmek zorundasın. Bunlar seni koruyan kalkanlar. Ve ben yanında yokken bunlara güvenebilirim bir tek. Tamam sana onlardan daha çok güveniyorum ama beni de çaresiz bırakma be güzelim işte." gözlerinin içine baktığım da yalvarırcasına bir ifade vardı. "Ama sen beni her defasında ikna ediyorsun." dediğimde boynuna atladım. Oda sarılmama karşılık verip "Kardeşler ikna etmek için vardır akıllım. Şimdi lütfen kırma beni. Hadi bakalım." diyerek komodinin üzerindeki tepsiyi tekrar kucakladı. Ve dizlerinin üzerine tam ortamıza bıraktı. Muzip bir ses tonuyla gözlerini kısarak "Ha bu arada yumurtaları tokuşturalım. Söz bu sefer seni yenmeyeceğim." dediğinde karnımı tutarak gülmeye başladım. Gülüşlerimin arasından fısıldarcasına konuştum. "Bu hiç adil bir dövüş değil. Yendiğini kabul ediyorsun çünkü ellerin çok büyük. Yumurta senin ellerinde kayboluyor. Ben vururken göremiyorum." dediğimde burnumu sıkarak geriye çekildi. "Hadi hadi çok konuşma." dediğin de ikimizde yumurtaları tepsiden alıp tokuşturduk. Kim yendi dersiniz? Tabi ki de o. Yalancı Çınar. *** Okula geldiğimizde Çınar koluma girip sınıfa doğru yönlendirdiğinde insanların bana bakışlarını hissettim üzerimde. Yanından geçtiğim herkes bana acıyarak bakıyordu. Haftalar sonra ilk kez gelebilmiştim okula. Her ne kadar bunu yapmaya cesaretim olmasa da yanımdaki varlık beni buna ikna etmişti. Her zamanki gibi.. Bana acıyorlardı. Kıskıvrak yakaladığım her bir bakışa küfretmemek için kendimi zor tutuyordum. Bu neredeyse on yedi gündür böyleydi. Eğer böyle devam ederse insanlardan da soğuyacaktım ben. Ve bunun tek sorumlusu onlar olacaktı. Yürüdüğüm yollar ateştendi sanki. Her adımımım yangınıma körük oluyordu. Çınar'ın koluna geçirdiğim tırnakları henüz ben hissetmesem de Çınar'ın duraksayıp huzursuz bakışları gözlerimi buldu bir an da. Gözlerim yanıyordu. Ağlamamak adına verdiğim bu savaşı kaybediyordum her geçen dakika. Sıktığım parmaklarımın üzerinde hissettiğim şefkat kokan elleri beynim yeni idrak ettiğinde, elimi sanki ateşe değirmiş gibi çektim hışımla. Onun da canını yakmıştım işte. Hem de bunu yaparken farkına bile varmadan. "Özür dilerim. Ben isteyerek yapm- " dolan gözlerimden düşen damlalara aldırış etmeden demin ki parmaklar şimdi aynı şefkatle saçlarımı okşuyordu. “Akıtma onları Ezel! Şu okulu içindekilerle birlikte ateşe verdirtme bana!" söylediği cümleler alay ve ciddiyetle harmanlanmıştı adeta. Gözyaşlarımı silip gözlerinin içine baktım. Ortamdaki havayı değiştirmek için kendisi de kendisiyle savaş halindeydi. "Küçükken de böyleydin sen. Ortalığı yakmayı seviyorsun." dedim ardından ellerimi havaya kaldırıp tırnak işareti yapıp "İçindekilerle birlikte." dedim gülümseyerek. Gülüşüme karşılık verip daha büyük gülümsedi. Ortamın havasını dağıtmak için ellerini tırnaklarımı geçirdiğim bileğine götürüp ovmaya başladı sonra. Yüzünde bu kez canı yanmış gibi bir hal vardı. Bakışlarını bir an da koluna indirip "Kuduz olmam değil mi Ezel?" dedi bu daha sorudan çok alay etmekti. Başımı ona çevirip gözlerimi kısarak yüzüne döndüm. "Birincisi ben köpek değilim," dedim memnuniyetsiz ses tonuyla. "İkincisi ısırmadım Çınar abartma. Eğer ısırsaydım bunu da çok iyi anlardın emin ol!" Gözlerimi devirerek kurduğum bu cümlelere ufak kahkaha atıp beni kendine çekti. Kolunun altına girdiğim de ufacık kalmıştım adeta. Çınar yaşına göre çok daha yapılı bir erkekti. Sanırım bunda her gün yumrukladığı o kum torbalarının da payı vardı. "Çok konuşma yürü bakalım. Bugün benim işim var. Yanında olamayacağım ama okul çıkışı almaya gelirim. Uslu dur tamam mı maviş?" * Son dersin zili çaldığın da sıranın üzerin de duran kitapları gelişi güzel toplayıp çantaya tıkıştırdım. Bugün Çınar olmadığı için yanıma Selen oturdu. Birlikte eve gidip yarın ki sözlüye çalışacaktık. Ne kadar çalışabilirsek işte ( ! ) Hayatım da sanki hiç bir şey eksilmemiş gibi devam ediyorum. Çünkü bunun için söz verdim babama. Kimsenin yanında ağlamayacağım mesela. Acılarımı kendi içimde ezerek tutunacağım bu taşlı sevimsiz uçuruma. Çünkü başka çarem yoktu. Bundan sonra da asla olmayacağı gibi.. "Hadi Ezel gelmiştir Çınar." Selen sabırsız ses tonuyla söylenirken sıranın altındaki çantayı alıp sırtına geçirdi. Bende ayağa kalkıp çantamı koluma alır almaz karnıma saplanan ağrıyla elim istemsizce karnıma gitti. Hayır ya regl ağrısıydı bu. Gelmeden önce kendini belli etmese olmazdı zaten. Ynımda ki kıza dönüp "Selen sen git. Ben bir lavobaya girip geleyim." dediğim de Selen kolumdan tutup "İyi misin?" diye sordu. Yüzümü buruşturup "İyiyim. Sen git Çınar merak etmiştir. Ben de on dakikaya gelirim." dediğimde ikna olmuşcasına kafasını sallayıp hızla yanımdan ayrıldı. Ben de sınıftan çıkıp alt katta olan lavobaya doğru ilerledim. Bir kaç öğretmen dışında okulda kimse kalmamıştı. Nihayet lavobaya girip ihtiyacımı giderdim. Ellerimi yıkayıp bir parça peçete alıp oradan çıktım. Daha fazla onları bekletmemek adına. Ellerimi peçeteye silerek yürüyordum boş koridorda. Bir an da kollarımdan tutulunca nutkum tutulurcasına duraksayıp çığlık atmama izin verilmeden ağzım kapandı. Ağzım da hissettiğim ellerle çırpınmaya başladım. Ama nafileydi bu çabam. Çünkü o kadar sıkı tutuyordu ki beni arkamda ki her kimse bana hareket sınırı bile tanımıyordu. Bu kez arkamda ki yabancının elleri karnıma doğru gittiğinde daha çok gerildim. Sımsıkı sarıp beni küçücük bıraktı. Ne yapacağımı şaşırdım bir an da. Hiç mi kimse görmezdi koca okulda! Çınar! Keşke bağırabilsem sana. Beni böyle bir durumun içinden çekip alabilecek tek kişi sensin şu an. O kadar ihtiyacım vardı ki sana.. "Rahat dur tatlı kız canını yakmayacağım." dedi arkamda ki yabancı kulağımın dibine yaklaşıp. Sigara kokan nefesi bir an midemi bulandırsa da kendimi sıkmamaya çalıştım. Güven vermiyordu ama başka da çarem yoktu. Elleri duraksamamla karnımdan kollarıma doğru çıktığında demin ki yakınlıktan daha fazla yaklaştı kulağıma. "Aferin. Tam da böyle." kafamı geriye doğru çevirmek istedim ama buna izin vermeyip ellerini daha fazla sıklaştırdı. Sigara kokan nefesini daha da yaklaştırıp "Sana birinden selam getirdim. Yakında çok daha yakınında olacağını, nefesini de hissettireceğini söyledi. O güne kadar uslu bir kız olacağını değilse canının çok yanacağını söyledi. Eğer onun sözünden çıkmazsan da her şey senin yararına olacağını söyledi." dedi nefesi kulağıma çarparak. Tüm sinirlerimin boşaldığını, ayaklarımın titrediğini hissedebiliyordum. Kısraçtaydım adeta. Bir anda beni bırakıp, arkasını dönerek koşarak yanımdan uzaklaştı. Hâlâ olayın şokunu atlatamadan elimi biraz yaklaştırıp duvara yasladım. Kimdi bu? Dahası kim için sıkıştırmıştı beni? Birinden selam getirdim dediği kişi kimdi? Ne istiyorlardı benden? Gözümden gelen yaşlara aldırış etmeden hıçkıra hıçkıra yürümeye çalıştım. Dışarıya bu halde çıkmamam gerek ama kendi başıma ayakta duracak halim de yok. Çınar neredesin!? Ellerim boğazımda, nutkum tutulmuş halde okulun kapısından çıktığım da kolumdan düşen çantanın yerde sürünmesine aldırış etmeden beni görmelerini bekledim. Bir kaç saniye sonra Çınar beni gördüğün de yanıma koşarak geldi. Korkmuş gözlerle bana bakıp "Ezel ne bu halin? Düştün mü?" diye sordu. Bir yandan da bir yerimde bir şey var mı diye bakınıyordu. Öyle mi görünüyordum dışarıdan? Düşmüş gibi mi görünüyordum? Peki beni kimin düşürdüğü de beli oluyor muydu? Selen elimden tutup tedirgince yüzüme baktı. Oda korkmuştu. Çınar elini yüzüme koyup okşamaya başladı. "Ezel biri bir şey mi yaptı güzelim? Söyle bana!" diye şefkatle bana baktı. Ses tonunu denge de tutmaya çalışarak konuşmaya çalıştı yeniden. "Yüzüme bak Ezel!" şu an sanki söyledikleri kulaklarımda uğulduyordu. Ne söylediklerini anlamıyordum. Bir adım sendeleyip ellerini yüzümden indirdi. Biri bir şey yapmış. Kim lan o orospu çocuğu!" diyerek bağırmaya başladı. Onun bağırmasıyla kendime gelip yanımdan ayrılırken kolundan tuttum bir an da. "Sakin ol Çınar." diyebildim sesim titriyordu. Sana söylersem şimdi bir delilik yapacaksın biliyorum ama söyleyemem. Şimdilik. Bana inanmayıp kolunu çektirmeye çalıştı ama izin vermeden daha sıkı tuttum. "Kimse bir şey yapmadı. B-ben ..." dedim kekelemekte nereden çıktı böyle. "Ben fare gördüm." dedim hışımla. Aklıma aniden böyle bir yalan düşmüştü. Ne kadar inandırıcıydım orası muammaydı. Bu yalana inanmayacağını biliyorum ama nolur inan. Bana kaşını kaldırıp inanmaz gözlerle "Fare mi gördün?" diye sordu imayla. Kaşları havalanmıştı. Yüzümde doğru söylediğime dair emareler arıyordu. "Evet fare gördüm. Önümden geçti. Çok korktum Çınar. Çok büyüktü." dedim sesimi yatıştırarak. Nolur inan nolur! "Acayipsin Ezel. Aklım çıktı suratın kireç gibi olmuş!" dedi kızgın ses tonuyla. Durumun şokunu bir an atlatıp bir kolumu Selen’in omzuna diğer kolumu Çınar’ın omzuna atarak arabaya doğru yönlendirdim. Onlarda ne olduğunu anlamadan yüzüme bakıyorlardı. Eğer şimdi böyle yapmazsam iyice şüphelenecek. Ama ben anlayamıyorum. Kimi koruyordum bilmeden.. Eve geldiğimizde kendimi hemen bir duşa atıp olanları üzerimden sıyırmak istedim. Nasıl yapacaksam artık. * Duştan çıkıp üzerime kırmızı kazağımı geçirdim. Altıma da siyah tayt giydiğimde saçlarımı gelişigüzel topladım. Aşağıya Ela teyzenin yanına inmek için odadan çıktım. Mutfağa girdiğimde ağlıyordu. Beni görünce gözyaşlarını silip içini çekti. Görmezden gelmek istedim ama yapamadım. Acısı o kadar taze ki ne kadar hissettirmemeye hissetmemeye çalışsam da olmuyor. Tam şuram da, yüreğim de bir şeylerin eridiğini hissediyorum. Her geçen gün un ufak olan. Her geçen saat taptaze canlılığını koruyan. Kafamı dağıtmak için her şeyi yapmaya çalışsam da duvarlar buna müsaade etmiyor. İçimdeki renksiz soluk silik duvarlar. O duvarların her birinin üzerinde benim hayal kırıklıklarım, kayboluşlarım, başaramadığım duygular resmedilmişti. Ahh babam. Bırakıp giderken beni böyle cesaret sahibi bir insan yapacağını biliyordun değil mi? O yüzden son yüz ifaden de gülümsüyordun. Ama ben daha on beş yaşındayım baba. Bu yük için fazla küçük değil miyim? Gerçi şimdi diyeceksin sen yıllardır annesiz yaşıyorsun, baba yokluğunu da sindirebilirsin. Ama öyle olmuyormuş baba. Sen gittin benim tüm duygularımı da alıp götürdün. Duygusuz hissiz görgüsüz biri oluyorum günden güne. Yakında kendimi de tanıyamayacağım ben biliyorum. "Ela teyze," dedim hislerimi bastırmak istercesine. Bir şey söyleyecekti hatta çok şey söyleyecekti ama o an kapı çaldı. Beni öylece bırakıp salona doğru ilerledi. Kapıya doğru yönlenip bir anda nefes alıp kapıyı açtı. Gelenin kim olduğunu bilmeden bende arkasından ilerledim. Kapı açılır açılmaz annem de odasından çıkıp salona doğru geldi. Kim ki gelen bu kadar herkesi ayağa kaldıran? Kapı aralandığında gülerek biri girdi içeriye. Bu adamı babam öldü öleli ikinci görüşümdü. Nereden çıkmıştı ki şimdi bir an da? Kadir Erdem.. Ne işi var ki bunun burada? Annem bir kaç adımla yanına yaklaşıp ellerinde duran çiçekleri alıp sahte bir tebessümle gülümsedi. Ben hala olanlara anlam veremeden onlara bakıyordum. Bu araların da ki samimiyet de neyin nesiydi böyle? Annemle ikisi salona doğru ilerlerken bende arkalarından yürüdüm. Bana bir şey deme gereksinimin de bile bulunmadılar. Yüzüme baktılar ama umurlarında bile olmadım. "Eee Ayla Ezel'e söyledin mi?" dedi o adam. Hala bakışları benim üzerim de ve bundan rahatsız oluyordum. Bunu belli edercesine yüzümü ekşittim direk konuya girdiğine göre konu önemli diye düşündüm bende sordum "Neyi?" Annem beni önemsemeden yanındaki adama bakıp "Önemli değil. Herkes benim kararlarıma saygı duymak zorunda." dedi. Ben hala anlamayan gözlerle onlara bakarken o adam pis bir gülüş atarak lafa girdi "Sen öyle diyorsan hayatım." dedi. Ne? Hayatım!? Kafam allak bullak olan şeylere anlam aramaya çalışırken annem daha fazla dayanamayıp gözlerimin içine bakarak o sarf edeceği cümleleri gözünün önüne getiriyordu şu an eminim. Az sonra kalbim ucu bucağı görünmeyen bir uçurumdan aşağıya yuvarlanacaktı hissediyordum. Bunu bana kimsenin yapmaya hakkı yoktu, böyle hissettirmeye. Ama annem bunu kendine hak görmüş olacak ki aynen şu cümleyi kullandı gözlerimin içine bakarak: "BİZ KADİR'LE EVLENİYORUZ." ** BÖLÜM SONU.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD