KARANLIK DOLUNAY
Bölüm şarkısı : Sezen Aksu - Herkes yaralı
3. BÖLÜM
' KÖZ '
Küçükken salıncağa bindiğim de, onu, beni gökyüzüne ulaştıran tek vasıta gibi görüp, çok hızlı sallanırdım. Şimdi anlıyorum da meğer benim ruhum o salıncağın demirlerine takılı kalmış. Şimdi bedenim, ruhumdan ayrı sallanıyor. Öyle bir boşlukta sallanıyordum ki tüm her şeyimi gökyüzüne savuşturuyormuşum gibi. Öyle bir canım yanıyor ki benden kopanlarla.. bir daha ne kendimi ne de dağıttıklarımı toparlayabiliyorum.
Hayatın
bize altın tepsiyle sunduğu tek şeyin gözyaşı olduğunu bir kez
daha pekiştirdim şu gencecik yaşım da.
Fazla sineye çekiyoruz acıları. Fazla alttan alıyoruz. Ve benim
öğrendiğim ise sırtımda ki bu kamburu tek başıma taşıyacağım..
Çünkü bundan sonra yanımda bir desteğim yok kalmadı.. Ben her ne kadar elinden
tutup göndermek istemesem de gitti. İnsan oğlu bazı şeylere müdahale edemiyordu
ne yazık k .. Her ne kadar yapma etme dese de.. Hatta kendini parçalasa da.. Şu
an mesela kendimi denizlere fırlatsam hiçbir önemi yoktu. Çünkü giden acıların
yeri çok daha büyü acılarla dolmaktan başka bir şey yapmıyordu. Eksilmiyordu,
azalmıyordu. Aksine daha da yok oluyordu insan.. En acısı da insan
yuvarlandığını göre göre elinden hiçbir şey gelemiyor oluşuydu. Bu belki de en
acısıydı.
Aralayacağım gözlerimle
sakince yutkundum. Başım da dönüp duran cümleleri zar zor
anlamaya çalışırken, başımın ağrısı hiç de yardımcı olmuyordu buna.
Zaten bundan sonra hiç bir şey yardımcı olamazdı ki bana. Bunu anlamıştım. Bunu
daha gözlerimi kapatmadan, buraya yatmadan anlamıştım. En son gördüğüm o hayal
meyal anılardan sonra anlamıştım. Keşke hiç kapatmasaydım gözlerimi. Böyle bir
bilinmezliğe açmazdım belki de..
"Söylemeliyiz.
Zaten her şeyi gördü." Evet her şeyi görmüştüm. Keşke görmeseydim ama
görmüştüm. Babamı kanlar içinde orada o şekilde görmüştüm işte.
"Bir saniye
kendine geliyor."
Tanıdık gelen
sesle kolumda hissettiğim ağrıya aldırmadan yüzümü ekşiterek açtım
gözlerimi. Sımsıkı kapattığım göz kapaklarım sızlıyordu.
Bunca zaman neden uyandırmadınız? Ben bu kadar süre de de uyumuş olamam
değil mi? Ben normal de bu kadar uyumazdım ki. Babam uyutmazdı
çünkü. O beni hiç fazla uyutmazdı. Çünkü ne kadar çok uyursam o kadar az
oyunlar oynayabilirdik birlikte. Şimdiye kadar da çokta gelmiş olması gerekmez
miydi? Şimdi neden yoktu? Neden gelmemişti beni uyandırmaya? Artık oyunlarda mı
oynayamayacaktık yoksa?
Can havliyle kolumdaki
sızının üzerine elimi kapattığımda daha da canım yandı ama aldırış etmedim.
"Lanet olsun, çıkarın şunu. Morarır şimdi benim kolum!
Çınar bunu bilmiyor musun sanki de bu şeyi koluma takmalarına izin
verdin?!" bir tek şu an sitem edebileceğim tek kişi oydu.
Şu an hissettiğim tek
acı serumlu kolumun acısı olsaydı keşke. Ama göğsümün sol
tarafının cayır cayır yandığını hissediyordum. Bir gerçek öyle çarpılıyordu ki
yüzüme. Bundan sonra bir yokluk o kadar büyük sızlatıyordu ki canımı.. Babam neredeydi
benim?
"Ezel Hanım sakin
olun. Serumunuz henüz bitmedi." omzumdan tutulan
ellere bakıp sinirle soludum.
Derin bir nefes alıp,
gözlerimi açarken sağ tarafım da hayal meyal
gördüğüm Çınar'a bağırdım.
"Çınar!"
doktorun gözlerinden ayırmadan yüzümü devam ettim. "Şu kaçık doktoru al
başımdan! İyiyim ben!" dediğimde sağ elimi sımsıkı
kavrayan Çınar'a bakmamak için kendimi zor tutuyordum.
Bundan sonra kimseyi gözüm de görmeyecekti zaten, biliyordum.
Çünkü bakarsam ağlarım biliyorum.
Çünkü bağırsam susmazdım, çünkü bağırsam bir daha asla konuşamayacak hale
gelirdim.
Geriye doğru yaslanacağım an
Çınar "Ezel -" dedi. Sakın tamamlama o cümleni sakın! Ben
bundan sonra sağır olmak istiyorum babama dair her şey de. Ben bundan sonra asla
dinlemek istemiyorum. Kimsenin sözü cümlesi sesi derman olmazdı bana.. Bundan
sonra onsuz geçireceğim her saniye benim için kabustaN beter olacaktı işte. En
son olanlar, babamın o hali gözümün önünden bir türlü gitmiyordu.. Ne
yapmışlardı acaba ondan sonra.. Sonrası karanlıktı. Senin için de karanlık
mıydı baba peki? Bundan sonra hiç ışık olmayacak etrafın da farkında mısın?
Asla sevmezdik bunu. Ama başımıza geldi. Bunu gören ilk kişi ise sen oldun.
Keşke böyle olmasaydı be baba! Gözümün önün de karanlığa gömülüşüne şahit
olmasaydım ben. Çünkü bundan sonra benim de hep bir tarafım karanlıkta kalacaktı.
Böyle daha mı iyi oldu baba! Sen toprağın altında ne yapacaksın bundan sonra!
Allah'ım kaç gündür burada böylece uyuyordum ben? Bu kaçıncı gündü senden ayrı
geçirdiğim? Bundan sonrasına nasıl alışacaktım ben peki? Nasıl nefes alacaktım?
Elimi ellerinden kurtarırken
sol tarafıma dönüp cenin pozisyonunu aldım. Ellerimi başımın altına
alıp akmaya başlayan gözyaşlarıma komut verdim. Sanırım bundan sonra
ben komut vermeden akacaktı kendiliğinden. Bu acı taş gibi oturdu kalbime. Bundan
sonra ağladığımda bir el de silmeyecekti onları. Kendi kendimden başka çarem
yoktu. Bunu çok iyi anlıyordum. Keşke anlamasaydım ama bu gerçekler bir bir
çarpılıyordu yüzüme de, kalbime de..
Dökülün Allah'ın belaları.
"Gitti değil
mi?"
Yutkunarak sorduğum bu
soruya kimsenin cevabı yoktu. Aslında var ama kimsenin dillendirmeye cesareti
yoktu. Ben biliyordum. Her şey gözümün önündeydi çünkü. Keşke
görmeseydim. Gözümün önünden gitmeyen bu görüntülerle şimdi ne yapacaktım
ben?
Bu acımasız hayatta,
benim tek dayanağım beni bırakıp gitti. Hissediyorum.
Gözyaşlarım
yerlerini hıçkırıklara bıraktıkların da, Selen'in yanıma
gelip saçlarıma öpücük bıraktığını hatırlıyorum.
O an sessizliğin,
kalbimi delecek bir bıçak olduğunu iliklerim de hissettim. Bundan
sonra hep sağır edecek bir sessizliğin için de batacaktım. Hissediyordum.. Bundan
sonra yalnızca uyuşmak isteyecektim ben! Bir yataktan hiç çıkmamak, babama gideceğim
günü beklemek isteyecektim..
Keşke
beni bırakıp giderken, emanet edebileceğin bir 'annem' olsaydı baba!
**
Gökyüzü yine ve
yeniden kızıla boyanırken bu gece de uyumadığım için
şişen gözlerime baktım tam karşım da duran
aynadan. Çalışma masamla karşı karşıya
duran dolabım sanki üstüme yıkılacak gibiydi. Ya da ben öyle
düşünüyordum uykusuzluktan. Sandalye de dizlerim karnıma çekili, başım
da diz kapaklarımın üzerindeyken sağımda masanın
üzerin de duran henüz yeni yazmaya başladığım siyah kapaklı günlüğü açtım.
Başladım konuşmaya. Arka da ise içimi delecek hafif bir müzik çalıyor. Bir
bıçak oyuyor derinlerimi.. öyle bir parça çalıyor ki. Yok olmak istiyorum.
Kar
hazır inmeye saçlarıma
Beklemedim
ki beklemedim
Geçsin
ömrümün yaz baharı
İstemedim
ki istemedim Gençliğimin gül bahçesinde
Aldı
telaş beni ellerine
Sen
bırakma beni, kalbimin gerçeği
Düştüm
aşkının ayağına
Durma,
durmaz geceler
Durma,
durmaz çileler
Durma,
dursun yüreğim
Sana
binlerce kez öleceğim Bozulur yasaklar, kurallar
Sevişmek
bağışlanmaz
Affetme
beni
İçimde
korkulu heyecan
Aşkınla
başım dönerken
Vursalar
ölemem Kar hazır inmeye saçlarıma
Beklemedim
ki beklemedim
Geçsin
ömrümün yaz baharı
İstemedim
ki istemedim Gençliğimin gül bahçesinde
Aldı
telaş beni ellerine
Sen
bırakma beni, kalbimin gerçeği
Düştüm
aşkının ayağına
Durma,
durmaz geceler
Durma,
durmaz çileler
Durma,
dursun yüreğim
Sana
binlerce kez öleceğim Bozulur yasaklar, kurallar
Sevişmek
bağışlanmaz
Affetme
beni
İçimde
korkulu heyecan
Aşkınla
başım dönerken
Vursalar
ölemem Bozulur yasaklar, kurallar
Sevişmek
bağışlanmaz
Affetme
beni
İçimde
korkulu heyecan
Aşkınla
başım dönerken
Vursalar
ölemem Bozulur yasaklar, kurallar
Sevişmek
bağışlanmaz
Affetme
beni
İçimde
korkulu heyecan
Aşkınla
başım dönerken
"Sen
gideli bugün on yedinci gün baba. Ve ben hala
senin kokun olmadan uyuyamıyorum. Keşke
giderken kokunu bir şişeye doldursaydın. Belki uyumak biraz
olsun ızdırap olmaktan çıkardı benim için.
Yüzüne
son kez baktığım, kokunu son kez
soluduğum o gün.. hâlâ yüzün aklımda. Buruk bir gülümseme. Sanki bana veda
eder gibi. Bana dik dur der gibi. Sen anlatmadan ben yine anladım
bazı şeyleri. Hatta çoğu şeyi.
Merak
etme hislerim hâlâ kuvvetli anlayacağın.
Keşke unutsam. Unutsam belki acı çekmek daha kolay olurdu.
Aslında
sesinle konuşacak bir yüz yok ben de. Çünkü sana bunu yapanın hala kim olduğunu
tam olarak bilmiyoruz. Polisler birini tutup götürmüş kara kola. O adam ise yoldan
geçerken yanlışlıkla vurduğunu söylemiş. Yani sen kaza kurşunu denilen o illet
şeye gitmişsin baba. Bana benden buna inanmamı bekliyorlar. Avukatların hepsi
bu sonuca varmışlar. Kemal amca inanmadı bir tek ama elimizden başka hiç bir
şey gelmiyormuş. Öyle söyledi Kemal amca. Keşke gelse be baba .. Ama gittim.
Sana bunu yapanın o adam olduğunu söylediklerin de gittim o adamın yanına.
Geçtim karşısına ve ona dedim ki. ben zaten öksüzdüm sen beni yetim bıraktın
dedim .. Bana ağlayarak baktı adam baba.. Ben den özür diledi bir de . İnsanlar
çok acımasız baba . İnsanlar birbirlerinden onların saçını çektiğin de ya da
kalbini kırdığın da özür dileyebileceklerini söylemiştin bana. Babalarını
öldürdüklerin de değil. Ben şimdi bu adamı nasıl affedeceğim baba? Bunu bana
öğretmedin giderken.. O yüzden asla affetmeyeceğim lütfen bana kızma!Ya da kız
baba.. Çünkü ben arkandan o kadar çok kızdım ki sana. Hala kızıyorum. Madem gidecektin
beni de götürseydin ya! Bu kadar mı hiçtim gözünde? Gözün nasıl arkada kalmadı
peki? Bu kötülerin mesken bellediği bu dünyada beni nasıl bırakabildin baba? Benim
bir annem de yok üstelik..
Annemi
de merak etme. Senden sonra ilk defa "Ezel" dedi bana. Ne kadar
çok sevinsem de ona çok kızgınım aslın da. Keşke babam
da duysaydı diye. Niye bu kadar geciktin diye!
Ben
yine bağırıp çağıramadım. Neden gittiğini yine soramadım kimseye.
Belki gitmeseydin, artık pastalara da düşmanca bakmazdım belki.
Ben
kana buladım baba. Senin gittiğini bana hatırlatan her şeyi
kana buladım. Tıpkı senin o gün kana bulanmış vücudun gibi.
Unutamıyorum baba. Öfkemi, kinimi, nefretimi unutamıyorum.
Seni benden alanlardan bir gün alacağım hesabını. Kırılan
kalbimi onarmaz belki ama içimin yangınına su
serpilir. Sen rahat uyu olur mu? Geceler boyu başım
da bekledin. Uykusuzluğu çok iyi bilirsin sen. Çok rahat uyu.
Şimdi
ben uyumayıp bekliyorum seni. Belki ben de senin uyuduğunu görürüm
diye.
Ha bu
arada dün Kadir amca geldi bize. Yeğenini yurt dışına göndermiş. Bunu
söylemeye geldiğini söyledi. Zaten senden sonra Atlas'ı da bir
daha hiç görmedim.
Ama
bir şey oldu baba. Annemin elini tuttu o adam.
Yine görüşeceğiz dedi. Neden tuttu ki annemin elini? Ben
senin bile tuttuğunu görmedim hiç. Neyse dedim, arkadaşlar ya
belki ondandır dedim. Ama içimde çürüyen bir şeyler var. Çünkü annem de
hiç mutlu değildi tutarken elini. Sanki.. Sanki bir şeyleri zorla yapıyor
gibiydi..
Fazla uzatmayayım babacığım.
Sen kendine dikkat ben gelene kadar. Uyumana özellikle. Göz altları
mor bir baba istemiyorum artık ben..!
Günlüğümün kapağını
kapatır kapatmaz dizlerim de pervasızca duran başımı kaldırıp saate
baktım. Yediye geldiğini gördüm. Okul vaktinin geldiğini anladığım
da ayaklarımı sandalyeden indirip ayağa kalktım.
Bugün dünden daha
fazla yakıyor canımı ayakta durmak. Ayak parmaklarıma saplanan iğne
gibi ağrılar bugün biraz daha hissettiriyor vücuduma uyguladığı
acıyı. Yutkunamıyorum ama biliyorum. Ben ayakta kaldığım sürece babam
çok rahat uyuyacaktı. Ona her ne kadar kızsam da o olsaydı eğer,
kesinlikle böyle olmasını isterdi.. Onun isteklerini hep yerine getireceğime
dair söz verdim kendi kendime. Belki böylelikle beni yanına daha hızlı alır.
Dolabımın önüne
geldiğimde
kapağını araladım. Açtığım an ayaklarıma düşen
kıyafetlerine indirdim bakışlarımı. Ben ne ara bu kadar düzensiz bir
insan olmuştum ki? Savaş alanına dönen dolabıma gözlerimi
devirip, arkamı döndüm. Tüm yıkık dökük her
şeye arkamı döneceğim gibi bundan sonra. Kalbime yaptığım
muameleyi dolabıma yapsam bana alınmaz bilirim! Bugün formasız gitsem
okula ne olabilir ki? En fazla annemi çağırırlardı. O da gelmezdi zaten. Yine
birbirimize kalırdık sarışınım.
Pijamalarımı çıkartıp
gelişi güzel attım yatağın üzerine. Demin ayağıma
düşen eteklerden birini alıp giydim. Üzerime de gözlerimi ortaya
çıkartan mavi şeritli ince kazağı da giydiğim de de aynadan
kendime baktım.
Keşke gözlerimin
mavisi, acılarıma okyanus olsa! Keşke şu cayır cayır yanan şeye bir
damla durak olsa.. Ama zaten ben hep imkansız şeyler istedim bu hayattan.. Bu
da olmayacaktı, biliyordum.
Sarı saçlarımı iki
yandan örüp topuz yaptım. Aynadan çıkan yerleri düzeltirken kapı çaldı.
"Ezel müsait misin? Girebilir miyim?" bu Çınar'ın sesiydi.
Beni babam gittiğinden
beri hiç yalnız bırakmadı. Zaten bırakmıyordu ama şimdi daha bir düştü üzerime.
Sanki çektiğim acıları hissediyor da paylaşmak istiyormuş gibi. Bir tek o vardı
zaten yanımda bir tek o.. Şu hayatta zaten gözlerimi yumsam bana bir şey olsa
arkamdan ağlayan tek kişi de yine o olurdu.
"Gelebilirsin."
dediğimde içeriye girdi. Elinde kahvaltı tepsisi ve
yanında almam gereken haplar.
"Bunları yemeden
okul yok güzelim biliyorsun değil mi?" dediğinde yatağa oturdu. Bana da
gel işareti yaparak yanına çağırdı. Ben de ayaklarımı yerde sürüye
sürüye yanına gittim.
Tepsiye bakıp
gözlerimi devirdim. "Ya Çınar kahvaltıyı yaparım ama o sümük gibi
hapları içmem. Tatları da görüntüleri de çok kötü. Ondan sonra
bütün gün midem bulanıyor, kusacak gibi oluyorum." deyip öğürdüm.
Ama Çınar bu pes eder
mi?
"Olmaz küçük
hanım. Bunları içmeden seni okula götürmem. Hem biraz olsun ayakta
bunların sayesinde duruyorsun." dediğinde ofladım.
Bir
an duraksadım. Söylediği şeylere acıyla sırıtıp "Bunlar
olmasa da ben ayakta dururum. Benim bunlara ihtiyacım yok. Bunu benden
daha iyi biliyor olmalısın." dediğimde iç çekip
tepsiyi komodinin üzerine koydu.
"Biliyorum
güzelim senin bu saçma şeylere ihtiyacın yok. Ama
okula gideceksen bunları içmek zorundasın. Bunlar seni koruyan
kalkanlar. Ve ben yanında yokken bunlara güvenebilirim bir tek. Tamam
sana onlardan daha çok güveniyorum ama beni de çaresiz bırakma be güzelim işte."
gözlerinin içine baktığım da yalvarırcasına bir ifade vardı.
"Ama sen beni her
defasında ikna ediyorsun." dediğimde boynuna atladım.
Oda sarılmama karşılık verip "Kardeşler ikna etmek için
vardır akıllım. Şimdi lütfen kırma beni. Hadi bakalım."
diyerek komodinin üzerindeki tepsiyi tekrar kucakladı. Ve dizlerinin
üzerine tam ortamıza bıraktı.
Muzip bir ses tonuyla
gözlerini kısarak "Ha bu arada yumurtaları tokuşturalım.
Söz bu sefer seni yenmeyeceğim." dediğinde karnımı tutarak
gülmeye başladım.
Gülüşlerimin arasından fısıldarcasına konuştum.
"Bu hiç adil bir dövüş değil.
Yendiğini kabul ediyorsun çünkü ellerin çok büyük. Yumurta senin ellerinde
kayboluyor. Ben vururken göremiyorum." dediğimde burnumu sıkarak
geriye çekildi.
"Hadi hadi çok
konuşma." dediğin
de ikimizde yumurtaları tepsiden alıp tokuşturduk. Kim
yendi dersiniz? Tabi ki de o. Yalancı Çınar.
***
Okula geldiğimizde
Çınar koluma girip sınıfa doğru yönlendirdiğinde insanların
bana bakışlarını hissettim üzerimde. Yanından geçtiğim herkes bana acıyarak
bakıyordu. Haftalar sonra ilk kez gelebilmiştim okula. Her ne kadar bunu
yapmaya cesaretim olmasa da yanımdaki varlık beni buna ikna etmişti. Her
zamanki gibi..
Bana acıyorlardı.
Kıskıvrak yakaladığım her bir bakışa küfretmemek için
kendimi zor tutuyordum. Bu neredeyse on yedi gündür böyleydi. Eğer böyle
devam ederse insanlardan da soğuyacaktım ben. Ve bunun tek sorumlusu onlar
olacaktı.
Yürüdüğüm yollar ateştendi sanki.
Her adımımım yangınıma körük oluyordu.
Çınar'ın koluna
geçirdiğim tırnakları henüz ben hissetmesem de Çınar'ın duraksayıp huzursuz
bakışları gözlerimi buldu bir an da.
Gözlerim yanıyordu.
Ağlamamak adına verdiğim bu savaşı kaybediyordum her geçen dakika.
Sıktığım parmaklarımın üzerinde
hissettiğim şefkat kokan elleri beynim yeni idrak ettiğinde, elimi sanki
ateşe değirmiş gibi çektim hışımla. Onun da canını yakmıştım
işte. Hem de bunu yaparken farkına bile varmadan.
"Özür dilerim.
Ben isteyerek yapm- "
dolan gözlerimden düşen damlalara aldırış
etmeden demin ki parmaklar şimdi
aynı şefkatle saçlarımı okşuyordu.
“Akıtma onları Ezel!
Şu okulu içindekilerle birlikte ateşe verdirtme bana!" söylediği
cümleler alay ve ciddiyetle harmanlanmıştı adeta. Gözyaşlarımı silip
gözlerinin içine baktım. Ortamdaki havayı değiştirmek için kendisi de
kendisiyle savaş halindeydi.
"Küçükken
de böyleydin sen. Ortalığı yakmayı seviyorsun." dedim
ardından ellerimi havaya kaldırıp tırnak işareti yapıp
"İçindekilerle birlikte." dedim gülümseyerek.
Gülüşüme karşılık
verip daha büyük gülümsedi. Ortamın havasını dağıtmak için
ellerini tırnaklarımı geçirdiğim bileğine
götürüp ovmaya başladı sonra. Yüzünde bu kez canı yanmış gibi bir hal
vardı.
Bakışlarını bir an da
koluna indirip "Kuduz olmam değil mi Ezel?" dedi bu daha sorudan çok
alay etmekti.
Başımı ona çevirip
gözlerimi kısarak yüzüne döndüm. "Birincisi ben köpek
değilim," dedim memnuniyetsiz ses tonuyla. "İkincisi ısırmadım Çınar
abartma. Eğer ısırsaydım bunu da çok iyi anlardın emin ol!"
Gözlerimi devirerek
kurduğum bu cümlelere ufak kahkaha atıp beni kendine çekti. Kolunun altına
girdiğim de ufacık kalmıştım adeta. Çınar yaşına göre çok daha yapılı
bir erkekti. Sanırım bunda her gün yumrukladığı o
kum torbalarının da payı vardı. "Çok konuşma
yürü bakalım. Bugün benim işim var. Yanında olamayacağım ama okul
çıkışı almaya gelirim. Uslu dur tamam mı maviş?"
*
Son dersin zili çaldığın da sıranın üzerin de duran kitapları gelişi güzel toplayıp çantaya tıkıştırdım. Bugün Çınar olmadığı için yanıma Selen oturdu. Birlikte eve gidip yarın ki sözlüye çalışacaktık. Ne kadar çalışabilirsek işte ( ! )
Hayatım da sanki hiç bir şey eksilmemiş gibi devam ediyorum. Çünkü bunun için söz verdim babama. Kimsenin yanında ağlamayacağım mesela. Acılarımı kendi içimde ezerek tutunacağım bu taşlı sevimsiz uçuruma. Çünkü başka çarem yoktu. Bundan sonra da asla olmayacağı gibi..
"Hadi Ezel
gelmiştir Çınar." Selen sabırsız ses tonuyla söylenirken sıranın altındaki
çantayı alıp sırtına geçirdi. Bende ayağa kalkıp
çantamı koluma alır almaz karnıma saplanan ağrıyla
elim istemsizce karnıma gitti. Hayır ya regl ağrısıydı
bu. Gelmeden önce kendini belli etmese olmazdı zaten.
Ynımda ki kıza dönüp "Selen sen git. Ben bir lavobaya girip geleyim." dediğim de Selen kolumdan tutup "İyi misin?" diye sordu.
Yüzümü buruşturup
"İyiyim. Sen git Çınar merak etmiştir. Ben de on dakikaya gelirim."
dediğimde ikna olmuşcasına kafasını sallayıp
hızla yanımdan ayrıldı.
Ben de sınıftan çıkıp
alt katta olan lavobaya doğru ilerledim. Bir kaç öğretmen
dışında okulda kimse kalmamıştı.
Nihayet lavobaya girip ihtiyacımı giderdim.
Ellerimi yıkayıp bir parça peçete alıp oradan çıktım. Daha fazla onları bekletmemek adına.
Ellerimi peçeteye silerek
yürüyordum boş koridorda. Bir an
da kollarımdan tutulunca nutkum tutulurcasına duraksayıp çığlık atmama izin
verilmeden ağzım kapandı. Ağzım da hissettiğim
ellerle çırpınmaya başladım. Ama nafileydi bu çabam. Çünkü o kadar
sıkı tutuyordu ki beni arkamda ki her kimse bana hareket sınırı bile
tanımıyordu. Bu kez arkamda ki yabancının
elleri karnıma doğru gittiğinde daha çok gerildim. Sımsıkı sarıp
beni küçücük bıraktı. Ne yapacağımı şaşırdım bir an da. Hiç mi
kimse görmezdi koca okulda!
Çınar! Keşke bağırabilsem sana. Beni böyle bir durumun içinden çekip alabilecek tek kişi sensin şu an. O kadar ihtiyacım vardı ki sana..
"Rahat dur tatlı
kız canını yakmayacağım." dedi arkamda
ki yabancı kulağımın dibine yaklaşıp. Sigara
kokan nefesi bir an midemi bulandırsa da
kendimi sıkmamaya çalıştım. Güven vermiyordu ama başka
da çarem yoktu. Elleri duraksamamla karnımdan kollarıma doğru
çıktığında demin ki yakınlıktan daha fazla yaklaştı kulağıma.
"Aferin. Tam da böyle." kafamı geriye doğru çevirmek
istedim ama buna izin vermeyip ellerini daha fazla sıklaştırdı.
Sigara kokan nefesini daha da yaklaştırıp "Sana birinden selam getirdim. Yakında çok daha yakınında olacağını, nefesini de hissettireceğini söyledi. O güne kadar uslu bir kız olacağını değilse canının çok yanacağını söyledi. Eğer onun sözünden çıkmazsan da her şey senin yararına olacağını söyledi." dedi nefesi kulağıma çarparak.
Tüm sinirlerimin boşaldığını, ayaklarımın titrediğini hissedebiliyordum. Kısraçtaydım adeta.
Bir anda beni bırakıp,
arkasını dönerek koşarak yanımdan uzaklaştı. Hâlâ olayın şokunu
atlatamadan elimi biraz yaklaştırıp duvara yasladım. Kimdi bu? Dahası
kim için sıkıştırmıştı beni? Birinden selam getirdim dediği kişi kimdi? Ne istiyorlardı
benden?
Gözümden gelen yaşlara
aldırış etmeden hıçkıra hıçkıra yürümeye çalıştım. Dışarıya
bu halde çıkmamam gerek ama kendi başıma ayakta duracak halim de yok.
Çınar neredesin!?
Ellerim boğazımda, nutkum tutulmuş halde okulun kapısından çıktığım da kolumdan düşen çantanın yerde sürünmesine aldırış etmeden beni görmelerini bekledim.
Bir kaç saniye sonra
Çınar beni gördüğün de yanıma koşarak geldi. Korkmuş gözlerle bana bakıp
"Ezel ne bu halin? Düştün mü?" diye sordu. Bir yandan da
bir yerimde bir şey var mı diye bakınıyordu. Öyle mi görünüyordum
dışarıdan? Düşmüş gibi mi görünüyordum? Peki
beni kimin düşürdüğü de beli oluyor muydu?
Selen elimden
tutup tedirgince yüzüme baktı. Oda korkmuştu. Çınar
elini yüzüme koyup okşamaya başladı. "Ezel biri bir şey mi yaptı
güzelim? Söyle bana!" diye şefkatle bana baktı. Ses
tonunu denge de tutmaya çalışarak konuşmaya çalıştı yeniden. "Yüzüme bak Ezel!"
şu an sanki söyledikleri kulaklarımda uğulduyordu. Ne
söylediklerini anlamıyordum.
Bir adım sendeleyip ellerini yüzümden indirdi. Biri bir şey yapmış. Kim lan o orospu çocuğu!" diyerek bağırmaya başladı.
Onun bağırmasıyla kendime
gelip yanımdan ayrılırken kolundan tuttum bir an da.
"Sakin ol Çınar." diyebildim sesim
titriyordu. Sana söylersem şimdi bir delilik yapacaksın biliyorum ama
söyleyemem. Şimdilik.
Bana inanmayıp kolunu
çektirmeye çalıştı ama izin vermeden daha sıkı tuttum.
"Kimse bir şey yapmadı. B-ben
..." dedim kekelemekte nereden çıktı böyle.
"Ben fare gördüm."
dedim hışımla. Aklıma aniden böyle bir yalan düşmüştü. Ne kadar
inandırıcıydım orası muammaydı.
Bu
yalana inanmayacağını biliyorum ama nolur inan.
Bana kaşını kaldırıp
inanmaz gözlerle "Fare mi gördün?" diye sordu imayla. Kaşları
havalanmıştı. Yüzümde doğru söylediğime dair emareler arıyordu.
"Evet fare
gördüm. Önümden geçti. Çok korktum Çınar. Çok büyüktü." dedim sesimi
yatıştırarak.
Nolur inan nolur!
"Acayipsin Ezel.
Aklım çıktı suratın kireç gibi olmuş!" dedi kızgın ses tonuyla.
Durumun şokunu bir an
atlatıp bir kolumu Selen’in omzuna diğer kolumu Çınar’ın
omzuna atarak arabaya doğru yönlendirdim. Onlarda ne olduğunu anlamadan
yüzüme bakıyorlardı.
Eğer şimdi
böyle yapmazsam iyice şüphelenecek. Ama ben anlayamıyorum.
Kimi koruyordum bilmeden..
Eve geldiğimizde
kendimi hemen bir duşa atıp olanları üzerimden sıyırmak
istedim. Nasıl yapacaksam artık.
*
Duştan çıkıp
üzerime kırmızı kazağımı geçirdim. Altıma da siyah
tayt giydiğimde saçlarımı gelişigüzel topladım. Aşağıya
Ela teyzenin yanına inmek için odadan çıktım. Mutfağa girdiğimde ağlıyordu.
Beni görünce gözyaşlarını silip içini çekti. Görmezden gelmek istedim
ama yapamadım.
Acısı o kadar taze ki ne kadar hissettirmemeye hissetmemeye çalışsam da olmuyor. Tam şuram da, yüreğim de bir şeylerin eridiğini hissediyorum. Her geçen gün un ufak olan. Her geçen saat taptaze canlılığını koruyan. Kafamı dağıtmak için her şeyi yapmaya çalışsam da duvarlar buna müsaade etmiyor. İçimdeki renksiz soluk silik duvarlar. O duvarların her birinin üzerinde benim hayal kırıklıklarım, kayboluşlarım, başaramadığım duygular resmedilmişti.
Ahh babam.
Bırakıp giderken beni böyle cesaret sahibi bir insan
yapacağını biliyordun değil mi? O yüzden son yüz ifaden
de gülümsüyordun. Ama ben daha on beş yaşındayım baba.
Bu yük için fazla küçük değil miyim? Gerçi şimdi diyeceksin sen yıllardır
annesiz yaşıyorsun, baba yokluğunu da sindirebilirsin. Ama
öyle olmuyormuş baba. Sen gittin benim tüm duygularımı da
alıp götürdün. Duygusuz hissiz görgüsüz biri oluyorum günden güne. Yakında
kendimi de tanıyamayacağım ben biliyorum.
"Ela teyze," dedim hislerimi bastırmak istercesine.
Bir şey söyleyecekti
hatta çok şey söyleyecekti ama o an kapı çaldı. Beni
öylece bırakıp salona doğru ilerledi. Kapıya doğru yönlenip bir anda
nefes alıp kapıyı açtı. Gelenin kim olduğunu bilmeden bende
arkasından ilerledim. Kapı açılır açılmaz annem de odasından
çıkıp salona doğru geldi. Kim ki gelen bu kadar herkesi ayağa kaldıran? Kapı aralandığında gülerek biri
girdi içeriye. Bu adamı babam öldü öleli ikinci görüşümdü. Nereden
çıkmıştı ki şimdi bir an da?
Kadir Erdem..
Ne işi var ki bunun burada?
Annem bir kaç adımla
yanına yaklaşıp ellerinde duran çiçekleri alıp sahte bir tebessümle gülümsedi.
Ben hala olanlara
anlam veremeden onlara bakıyordum. Bu araların da ki samimiyet de neyin
nesiydi böyle? Annemle ikisi salona doğru ilerlerken bende arkalarından
yürüdüm. Bana bir şey deme gereksinimin de bile bulunmadılar. Yüzüme
baktılar ama umurlarında bile olmadım.
"Eee Ayla Ezel'e söyledin mi?"
dedi o adam. Hala bakışları benim üzerim de ve bundan rahatsız oluyordum. Bunu
belli edercesine yüzümü ekşittim direk konuya girdiğine göre konu
önemli diye düşündüm bende sordum "Neyi?"
Annem beni önemsemeden
yanındaki adama bakıp "Önemli değil. Herkes benim kararlarıma saygı duymak
zorunda." dedi. Ben hala anlamayan gözlerle onlara bakarken o adam pis bir
gülüş atarak lafa girdi "Sen öyle diyorsan hayatım." dedi.
Ne? Hayatım!?
Kafam allak bullak
olan şeylere anlam aramaya çalışırken annem daha fazla dayanamayıp gözlerimin
içine bakarak o sarf edeceği cümleleri gözünün önüne getiriyordu şu
an eminim. Az sonra kalbim ucu bucağı görünmeyen bir uçurumdan aşağıya
yuvarlanacaktı hissediyordum. Bunu bana kimsenin yapmaya hakkı yoktu, böyle
hissettirmeye. Ama annem bunu kendine hak görmüş olacak ki aynen şu cümleyi
kullandı gözlerimin içine bakarak:
"BİZ KADİR'LE EVLENİYORUZ."
**
BÖLÜM SONU.