altı

956 Words
"Erkek taş gibidir, çamura batsa aklanmasını bilir ama kadın pamuk gibidir, temizlense dahi izi kalır." Amcamın taziyeden gitmeden önce omzuma vurarak söylediği bir şeydi. Ne kadar büyümüş bir kadın olsam dahi, hep bir yerde kadın olarak kalacaktım; bu sanırım demek istediği şeydi. Bunu neden anımsadım diye kendime sorarken Nuran Hanım ile odadan çıkmaktaydık. Sanki bugün makyajla gözlerini ortaya çıkarması onun adına cazip değildi. Siniri o gözlerin ardından buharlanıyor, eli arada kabullenememezlik ile saçlarını buluyor ve olaki saçlarını bozar ise sabahı kuaförde geçirmesi bir hezeyan olacak diye geri çekiyordu elini: benim yorumumdu bu. Belli ki gergindi. Doğrusunun bu olup olmadığını halâ tartışıyordu sanırım kafasında. "Bu arada Nuran Hanım..." Nuran Hanım aynı yerinde, koltukta, yaylanarak oturmaya devam eden Arda Bey'e döndü ama ben o cesareti gösteremedim. Korktum, adamın söyleyeceklerinin iyi şeyler olup olmayacağından. "Siz eski pozisyonunuzda |L|aras'lar'da devam edeceksiniz." Koskocaman bir emir barındıran ama kibarlık kokan bir cümle. Peki ya devamı? Odada bulunan ve halinin merak uyandırdığı şahıs: ben, ben ne olacaktım? O zaman dahi bir şey diyemedi Nuran Hanım, kasıntı gibi kala kalmıştı. Ben ise ellerimin titremede yeni bir boyuta geçtiğini, bunun kolaylıkla seçildiğini bilerek daha bir geriliyordum. İstediğim, bir an önce orayı terk etmekti. Döndü Nuran Hanım, yüzü hem bana hem de halâ oturmayı sürdüren ve o an nasıl durduğunu bilmediğim, ardımda, sırtımın gerisinde duran Arda Bey'e dönüktü. Kirpiklerim kırpıştı, anlık bir durumda Nuran Hanım'ın çenesinde bir titreme geldi de gitti. "Arda Bey..." mümkün olduğunca gergindi o da, bende olduğu gibi ve takıldığı bir husus vardı, aynı şekilde benim takılmış olmam misali. Eğer o an Nuran Hanım'ın gözlerine baksaydım, gerçekleşecek onlarca felaketi hissedebilirdim ama ben öylesine ardımda kalan adama takılı kalmıştım ki, tek düşündüğüm Nuran Hanım'ın ona bakarken neler hissettiğiydi ve ben bundan çok sonraları pişmanlık duyacaktım. "Buyurun Nuran Hanım?.." Onun, Arda Bey'in ses tonu, o kadar cazip ve çekiciydi ki kendimi silkmek durumunda kaldım, oysa onun yüzünü seyre dalan Nuran Hanım'dı. Peki ya ben sesinden bu kadar etkileniyor isem Nuran Hanım ne halde idi? İşte beni korkutan bir soru. "Sizi diliyorum." Davetkâr sesi sorumu böldü. Sanki nefsim olduğu yerden çıkıyor, ruhuma, kalbime, aklıma çelme çakarak bedenimde izinsizce hüküm sürüyordu. Beni zorluyordu nefsim. Daha iki kere falan görmüş olduğum bir adam için bu kadar beynimi bulandırması, bedenimi bu kadar sarsması korkutucuydu, çok fazla ve biraz daha fazla. "Be-ben." Nuran Hanım kekeledi. Aman Allah'ım. İşte o zaman Arda Bey'e karşı yeni heyecanlarımdan -Zeyrek beni öperken kabul gördüğüm kadar- hissettiğim yoğun duygu fazı kendini göstermiş, bedenimin buhranlı gel gitine darbe vurarak bir kıskançlık peydah olmuştu. Biliyordum, bu koskoca yıkılmaz kadını, Nuran Hanım'ı yıkan bir aura vardı Arda Bey'de. Günaha davetti adeta ve ben onu kıskanmıştım; o saniye, Nuran Hanım'ı kekeleten her türlü ihtimali, sebebi. Düşündükçe çıldıracak kadar. Sonra arkamda, Arda Bey'in de ardında, ilerisinde, boydan camın dışında, şirketin görebildiği istasyonda, bir ses duyuldu; tramvayın sesi, ya yaklaşıyor ya da uzaklaşıyordu, buradan herhangi bir zamana giderek ama hareket ederek. Ardından bir hareketlenme oldu, kalbim çarptı, bir hışırtı duydum ve suratını gördüğüm Nuran Hanım'ın açıkta kalan hoş boynunu buldu gözlerim. Yutkunuyordu: boğazı düğüm düğüm olmuşta, bir yumru ağzının içerisini hapsetmişcesine bir ağırlıktan doğan. Bir kıskançlık sarsıntısı daha sardı beni. Gözlerimi ağırca yummak, çenemi sinirle eğmek ve ellerimi önümde kasmak, parmak boğumlarımı ağrıtmak eyleminden kaçınamadım, kendi kendime öfke duydum. "Şey... Peki ya Zehra?" toparladığı sesiyle sorabilmişti Nuran Hanım hemen yanı başımda, hala Arda Bey'i pür dikkat izlerken. Adım sesleri yankılandı ofiste yere, nereye basacağını bilen ve sağlamlığı: yıkılmazlığın notasıyla buluşturan bir sesten ibaretti bu. Uzaklaşıyordu adımlar ve büyük ihtimal ile Bursa'nın yeşilini olabildiğince alan, tramvayın neden seslendiğini anlatan camekanın oraya. "Nuran Hanım..." onaylamaz bir tonda devam etti, "Artık hüküm giydiğiniz..." ağırdan almak ve hazmettirmek ister gibi, "Çalışacağınız yer bana ait..." diyerek, "Ki sizde artık benim çalışanımsınız ve o yüzden," nefes aldı ve olduğu yerde başı omzuna devrilmiş gibi bir tonda çıkan sesi ile, "herhangi bir çalışanın herhangi bir çalışan hakkında sorgulayıcı bir cümle kurması sanırım beni rahatsız ediyor," ekledi, sonra son etkisini yaparak kaosuna sırtını dönüp öylece bekledi. "Lütfen işiniz olmayan şeylere işiniz olarak bakmayın Nuran Hanım. Zihnim, sizin taleplerinizi kabul etmiyor." Ne ben ne diyeceğimi ne de Nuran Hanım ne yapması gerektiğini anlayamamıştı. Çünkü adam korkutucu bir şekilde kibardı, çok fazla kibar ancak kelimeleri zehirli bir sarmaşık gibiydi. Sarıyor, sarıyor ve boğuyor. Anlaşılan bir gerçek vardı; bu imza ve iş hoş duruyor gibi değil, aksine göz yoran, korkutan ve uzakta kalması talep edilecek bir vakaydı. Bir de Arda Bey. "Anlıyorum." diyebildi yumruk yemiş bir yaralı soluğunda Nuran Hanım ve sonrasını o karmaşada, o duygu selinde pek anımsayamıyorum. Bir ara Nuran Hanım bir şeyler dedi, biz kapıya yürüdük, sonra Arda Bey bir şeyler daha dedi, Nuran Hanım beni dürtüp odada kalmamı söyleyerek ben ağzımı açmadan ofisi terk etti. Omuzları düşük bir halde. Ben ise öylece, sırtı Arda Bey'e dönük, binlerce duygu barındıran zihnimle kapının dibinde, duvara yakın, ayakta durmaya mecalim kalmamış bir şekilde, duvara hafiften yaslanarak bekledim. Zihnimde beliren uygun değil , bir erkek ve bir kadın , hoş değil şeklinde cümlelerle ne yapacağımı bilemez haldeydim. Aslında şirkete geldiğim ve Arda Bey ile görüştüğüm o ilk gün bu kadar çelişkili değildim çünkü nasıl tepkiler verip nelerden bahsedeceğini bilemiyordum ama o an, üzücü bir şekilde konuyu nereye değindireceğini biliyordum. "Nuran Hanım'a imzaladığı belgeyi okumasını söylemeliydin." işte o an dondum kaldım. Ellerim kas katı kesilmişken gözlerim olabildiğince açıldı. Kanım sanki damarlarımda donmuş, bedenim çelikten katmanların altına gömülmüş kadar tepkisiz, kasıntı, hareketsizdi. Bütün bir detaylardan çıkan küçük detay nasıl olduğunu anlamadığım, nasıl dikkatimden kaçtığını kestiremediğim bir hamle miydi yani? "Yarın, sabah altıda burada olacaksın, bu katı ve benim dışımda kalan bütün odaların temizliği sende. Hizmetlilerden biri ile görüş, ne yapacağını söylerler." Bu da ne demekti böyle? "Eğer ki inat edersen imzalamış olduğun belge masada duruyor. Oku onu, oku da ne halt yediğinizi bir gör." Ne halt yediğinizi gör? Sahi, biz ne halt etmiştik öyle?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD