dört

1525 Words
Bir Dünya günü daha bitip, ışığın az olduğu vakitlerde: bu olayı karanlık diye nitelendiren insanların arasında, kendi fani bedenimle, insi gel-gitler yaşıyordum. Her şeyin olacağına vardığının farkındaydım elbette. Tahminsiz gelen boşluk hissi sarmalamaktaydı etrafımı. Bazı şeyler ruh halimden istifade ederek, zihnime oyun oynuyor, unutmak istediğim olayları tekrar seyrettiriyor, kendi bedenimde tutsaklık armağan ediyordu bana. O muhterem günün üzerinden iki gün geçmiş. İşsizim yine. Başladığım noktada, ilerleyemediğim nüktede salınıyorum. Evin buhranı var: kalp komşum; iki gecedir ağlamamda dost olmuş şahane aciziyetime. Kontrolsüz ilerleyen değişik bir durum bu, geceleri ara ara uyandırıyor, birkaç sefer zihnimin köşelerine, "Annem de babamın ardından gidince evin bütün huzur kokusunu yanına almış, öyle gitti herhalde." fikrini savuruyordu. Sürekli ağlıyor, ferahlamak için Kur-an'ı Kerim'e sığınıyor, Risale-i Nur'a başvurup secdeye alnımı yaslıyordum. Hatta sürekli abdestimi tazeleyerek biraz olsun serzenişimin durulmasını istiyordum. Fakat olmuyordu, içimde hep bir boşluk ve kendi hür iradem ile kabullendiğim, zinaya uğrattığım gözlerimin lekesi sarıyordu bedenimi. Annemi anımsıyordum sonra, babamı, muhabbetlerinde var olan saadeti, huzur kokan gülüşlerini, hiç bitmeyecekmiş gibi hep etraflarını saran saygılarını... Ardından Zeyrek'e giden aklım; utanarak bahsetmeliyim ki Arda Bey'e kayıyordu. Büklüm büklüm ağlar, utancımı sarıyordu bedenime. İşte beni şu iki gündür yakıp yıkan şeydi bu: ben o adamı düşlüyor ve her şeye rağmen benden bir ilkimi çalan Zeyrek'i koyduğum yeri süpürüp, bu adamı yerleştiriyordum hayallerde. Üzüyordu işte bu hal. Derken bir gün daha geçti ve ben halâ ağlıyorum. Ki sağ olsun komşularım sıcak yemeklerini eksik etmiyor, gerekirse ihtiyacım olup olmadığını sorup beni tekrar kapının ardına, evin içine, düşünceler içinde boğulmaya iterek gidiyorlardı. Bir günden bir gün daha geçti ve benim neden bu kadar hassaslaştığımı anlatan gerçekle yüzleştim: halâ daha bir genç kız olduğumu belirten ve rahatlamak adına dahi Kur-an'ı Kerim'i tutamayacağımı anlatan o aybaşı günlerimden birisiydi. O gece sıkıntıyla salınıp durdum yatağımda ve sanki günler saatler gibi geçmiyordu. Başvuruda bulunduğum her hangi bir şirketten de başvuru talebine cevap almamıştım, sancım vardı ve dua ederek bedenimi saran dumuru atlatmak için Allah'a yalvarıyordum. Zikir çekiyor, gerekirse ezan sesi dinleyip ferahlamayı deniyordum. Yine de olmuyordu, gitmiyordu içimdeki sıkıntı diye düşünüp, evdeki sessizliğim ile duruyorken, ertesi gün yeni bir haftaya başlayacağımın ama işsizliğin telaşı ile duygusal yanımla tam ağlıyordum ki telefonum çaldı. |L|aras'lar 'dan aramışlardı. O saniye hayatı keşfettim sanki, kalbim güm güm atıyor ve mutluluktan çağrıyı cevaplayaman bir ben duruyordum orada. İnanın ani mutluluktan sonra gelen mutsuzluk çok korkutucu bir şey ve ben heyecanımla tekrar aramayacaklarını sandım. Olumsuz içerikli onlarca düşünce sokuldu fikirlerime ve hızla arandığım numarayı aradım. Tahmin ettiğim gibi işe çağırılmışım. Kapanan kapıların ardından açılan bir kapının olması ne muhteşem, ne ehemmiyetli bir tevafuk. ∞∞∞ Ertesi gün, yani pazartesi günü, Nilüfer ilçesinde yer alan Balat bölgesine gittim. Mevki yeterince uzun olduğu için metro ile Emek (son durak) istasyonunda inmiş ve B10 otobüsüne binmiştim; kısacası yol epey uzundu. Bu hususta hala Yıldırım'da oturuyor olmanın eksi yanlarını hesap etmek hissindeydim ama biliyordum ki hiçbir ev şuan yaşamakta olduğum kadar anlam etmez bana. Dikkatsiz bakışlarım ardından otobüs durmuş, şoför bey benden tarafa bakarak, "Lambalardan karşıya geç, ilk aradaki plaza. Zaten göreceksin." demişti. Yolun rehavetini ani tempoyla atlatıp şoförün tarifine uydum ve varacağım yere gelmiş oldum. |L|aras'lar işlek olmayan caddesiyle göze çarpmıyor olsa dahi, dış cephesindeki mimarisiyle göze çarpmaktaydı ve kendi kendime burasının ne kadar iyi olabileceğini soruyordum. Hayalimde küçümsediğim ve önyargı ile istişare ettiğim bir durum oldu plaza. Fakat epey sıcak karşılanmış, hoş beş edilmiştim. Üstelik patron bir kadındı ve beni her şeyimle, Arda Bey'in aksine dosyamı inceleyerek işe kabul etmiş, azmimden ve isteğimden ötürü tebrik etmişti. Gözlerine değin ulaşan bir duyguyla bakıyordu size, üstelik bu bakışın yanı sıra kocaman ağzının kocaman tebessümünü armağan ediyordu Nuran Hanım. Önceki işverenin aksine güzel bir enerji veriyordu kendileri. Bu süreçten sonraki bir haftada işe alışmış gibiydim ve düzenim yeni oturmuştu. Her şey güzel ilerleyecek gibiydi, evdeki boşluğu sürekli çalışarak gideriyordum. Böylece daha çok başarıyı elde etmiş, patronun gözünde artı puanlara layık olmuş olacaktım. Her şey sanıldığının aksine ilerleyebilirdi, eh biliriz ki evdeki hesap çarşıya uymaz. Şom ağızlılık bu olsa gerek ya, bir darbe daha aldım. "Yine de şükür Allah'a, vardır her şeyde bir hayır." demiş ve babamın o güzel cümlesini tekrar etmiştim. "Unutma Zehra, Allah bizim düşmanımız değil." [Lütfen bol bol yorum yapmaktan çekinmeyin, ne düşünüp hissediyorsanız o an yorumlayın ve gönderin. İyi okumalar.] Yeni sıkıntıdan bahsetmeden evvel, öncelikle |L|aras'lar'dan bahsetmeliyim... |L|aras'lar, Fine (Fine diye okunuyor, yabancı bir kelime olarak almayın, Türkçe bir kelime bu.) isimli mega bir firmanın inşaat kolunda, tasarım alanında yeni bir kuruluştu. "Her türlü mimarlık hizmetleri vermek, şehir ve imar planları hazırlamak, uygulamalarını yapmak.( sitesinden alınmıştır.)" fikrinden filizlenmiş bir kurumdan daha fazlası değildi ancak kaliteli duruşunun yanı sıra hisli, profesyonel ilerlemekte idi. Öyle ki birkaç sene sonra adının fırtınalar estireceği hakkında dedikoduları vardı. Bildiğim üzere Fine'nin patronu Firdevs isimli yaşlıca bir hanım. Kendisi Türkiye çapında önemli projelere imza atmış, devletin desteğinde, aranılan ve çokça talep gören eski inşaat ve endüstri mühendisi. Az buçuk bir şey anladıysam Nuran Hanım -patronum- ile herhangi bir akrabalığı yok. Bu sebeple nasıl olurda kendi bünyesinde dallanacak bir kolun başında Nuran Hanım bulunabilir diye düşündüm çünkü özünde ne kadar |L|aras'lar Fine'in altyapısı gibi görünüyor bile olsa Fine ile herhangi bir hisse paylaşımı söz konusu değildi. Soruma cevap basitti: Firdevs Hanım Nuran Hanım'a yatırım yapmıştı. Ancak sadece kağıt üzerinde varlığını sürdüren bir anlaşmaydı bu. Böylece ilerleyen zamanda |L|aras'lar'ın payına ortak olabilecekti Fine ama iflas gibi kayıp söz konusu olabilecek herhangi bir konu Fine'yi ilgilendirmemekteydi. Ya beraber yükseleceklerdi ya da her koyun kendi bacağından asılacaktı. Buraya kadar her şey tamam. Gelelim sıkıntı kısmına. Umulan olmadı ve yükselişi ile beraber getireceği kazançlardan şimdiden bahsedilen |L|aras'lar, yönetici kadrosundan birinin -bile isteye mi yoksa dikkatsizlikten mi olduğunu kestiremediğim- hatası sebebiyle iflas bayrağını çekti. Hızlı yükselişin hızlı düşüşü. Bunlar koca bir hesapsızlık ve yersiz umutlar mıydı yoksa en yükseğe çıkabilmek için basit bir yere çakılış mıydı emin değilim. Nuran Hanım bu durumdan dolayı yer yer motivasyon konuşmaları yapıyordu çalışanlarına ve bir yandan geri çekilen anlaşmaların tazminatlarını alamayacak kadar mağluptu. Çözüm odaklı bir kadındı ve bir seferinde şöyle demişti: "Bu bir düşüş ama sırt üstü düşmek için çabalamalıyız yoksa yükselmemiz gereken yeri göremeyeceğiz." Bence bu bir yalandan fazlası değildi, yine de bunu ona söylemedim. O ise sürekli telefonlarla iletişim halinde, sürekli birileriyle irtibat kurma derdindeydi. Hareketli, yerinde duramaz bir hali vardı. Çok konuşmuyor, konuşuyorsa ya bağırıyor ya da ümit dolu konuşmalar yapıyordu. Bizi mi bir şeylere inandırıyordu yoksa kendini buna muhtaç mı hissediyordu, bu sorudan da emin değilim. O gururlu, kadınlar ayakta tek başlarına durur diyen, kendine münhasır, umut vari, korkusuz, her şeyi şipşak halledecek kadın resmen yalvarmaya başlamıştı diğer şirket sahiplerine. Bunu neden yaptığını anlayabiliyordum. Yatırım istiyordu ve iş dünyasının akbabalarını hesaba katmaktan vazgeçmiş olmalı ki, kimsenin fedakarlık yapmayacağını hatırlayamadı bir türlü. Sürekli yalvardı, yoruldu, ağladı. Böylece üç gün kadar kısa görünümlü bitmek bilmeyen bir süreç sonunda elemanların %70'i işten ayrılmıştı. Geriye kalanlardan bir kaçı maaşlarını alamadıkları için uzun bir tatile gideceğini söyleyerek ortalıktan kayboldu. Yönetici kadrosundakilerden ise ses seda yoktu. Bende bu durumda Nuran Hanım ile sürekli oturuyor, kalkıyor, ne yapabileceğimizi tartışıyor, diğer şirketlerden yardım talebine yanıt gelebileceğine bakıyor ve bir yandan da dualarımı eksik etmiyordum. Ona destek olmak ihtiyacı içindeydim. Nuran Hanım'ın kendi bedeninde hangi düşünceler etkisinde kaldığını anlayamıyordum, üstelik Firdevs Hanım'ın adını o kadar sık tekrarlıyordu ki, kimi zaman sadece "Ah, Firdevs Hanım, ah." deyip duruyordu. Sonra bir umut ışığı yandı: iki hafta geçmişken, artık iflasın sonuçlarını beklerken. Benim hoş karşılamadığım bir umut. Karanlığın aydınlık kısmı gibi görünen yansıma Noren'dendi. Nuran Hanım'ın benden sakladıkları, Arda Bey'in gerçek yüzünü net bir şekilde göreceğim bir savaş arenasıydı bu: tutunmak için uygun gibi görünen kırık dal. "Nuran Hanım lütfen, başka şirketlerle irtibat kuralım ama bu... bu kabul edilemez. Lütfen." dedim duyduklarımın hemen ardından. Nuran Hanım siz bilmeseniz de benim kabul etmediğim şey tükürdüğüm kabı yalamak istememiş olmam. "Zehra, biliyorum, anlıyorum seni ama |L|aras'lar'ı toparlayabilmek için bu şart. Kaç tane personel ayrıldı işten, senin haberin var mı? Peki, halâ umutla maaşlarını bekleyenlere ne demeli? Beni anlamalısın!" diyordu o da. Zannediyordu ki ben gelen teklife öfkeliyim. Fakat komik olan onun benim düşüncelerimden haberdar olmayışına üzülmemdi çünkü benim için büyük bir oyun oynadığını, benim kendisini şu ana değin terk etmediğim kendisinin beni ne de güzel terk ettiğini öğrenmem için birkaç gün daha geçmesi gerekiyordu. "Sizi anlıyorum, hatta en iyi ben anlıyorum ama talep ettikleri şey çok onur kırıcı. Bir şirketin adını bu şekilde satın almak çok ahlak kuralları dışında kalıyor. Ben ya-" derken söylediklerime inanmıyordum çünkü iş hayatında düşene tekme atılırdı, onları ahlaksızlıkla suçlamam gereksiz bir hareketti. "Ne yapmamı bekliyorsun peki? Söylesene! İflas edip onlarca emeği çöpe atmamı mı?" bu soruyu bana sorarken gözlerinden geçen parıltıyı görmezden gelmiş olmam en büyük hatalarımdan. "Hayır ama be-" "Konu kapanmıştır Zehra, seninle yarın oraya gitmemiz gerekiyor, eğer ki gelmem ve ben sizi yarı yolda bırakacağım dersen anlarım seni." Bu bir bahisti ve ben kumardan anlamayan işkoliğin tekiydim. Onaylamaz sesimle mırıldanarak, "Öyle bir şey olmayacağını biliyorsunuz." dedim ve Nuran Hanım ilk defa o zaman karşımda ağladı. Ona sarılarak bende günlerce dinmek bilmeyen gözyaşlarımla kendisine sarıldım. Size benden bir tavsiye: timsah gözyaşlarını gerçek sanmayın çünkü sizin duygusallığınızı kullanacak, avını yemek üzere konumlanmış avcının taktiğidir bu. Teklif Noren'den gelmişti. Hisseleri satın alabileceklerini söylemişlerdi ama bundan önce başlanmamış projelerden bir kaçını birebir teslim etmemiz talep edilmişti bize. Bunun engebeli ve dikenli bir bayır oyununa davet olduğunu anlayamamış olmam ise büyük bir talihsizlikti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD