bc

KIRIK VALS 3-[İZ] +18

book_age18+
527
FOLLOW
10.7K
READ
second chance
arranged marriage
confident
mafia
drama
surrender
like
intro-logo
Blurb

Canavarı yenmek için canavar olmalısın, sen şimdi bir canavarsın. Ellerindeki kandan nasıl kurtulacaksın?

*

Kimim ben? Sen bende kimi bıraktıysan oyum ben.

Mirza değilim artık. Senin Mirza’n hiç değilim.

Kaya’yım ben. Babamın boynuma astığı urgan, kendi ellerimle sıkıştırdığım düğüm, akmayan kan, kör bir kurşun ve bir akbabayım. Leşlerden beslenir, kendimi güçlendiririm. Yolum bu değildi ama beni bunu seçmeye zorladılar. İstemediğim hiçbir şeyi yapmadım bu hayatta, sadece seni bıraktım o kadar.

Seni sevdim, çok sevdim. Bu sevgiyle besledim, yücelttim, sarıp sarmaladım. Sonra hiç acımadan kestim bağımızı. Seni kalabalıkta bir başına, kendimi tenhada yapayalnız bıraktım.

Ben kimim? Ben Kaya, senin lanetin kendi kendimin azap çukuruyum.

chap-preview
Free preview
1.İZ
20.11.2012 Mirza “Neredesin lan kaç saattir? Arıyorum açmıyorsun!” Eğer bir arama cevaplanmıyorsa, nedeni ne olabilir? Seçenekler çok ama şu an tek. Açmamışsam, istemediğimdendir çünkü kimse bana istemediğim bir şeyi yaptıramaz. “Neden cevap vermiyorsun?” Çünkü seyrediyorum. Uzun uzun, saatler önce oturup kaldığım kıyıdan uzaklaşmadan seyrediyorum gölü ve onun geceye karışan yansımasını. Ayın ışıltısı gündüzün alıp götürdüğü aydınlığı gölgede bırakıyor ama buna rağmen o kadar güzel ki ben güneş dağların arasında kaybolduğu andan beri kendimi bu kıyıdan söküp alamıyorum. “Kaya?” Gözlerim saatler üzerine bir refleksle değil de kederle kapanıyor üzerine. Beni bir kelepçe gibi saran ismin ağırlığı ruhumdaki yerini sağlamlaştırıyor. Dört harf iki heceden oluşan bir isim, sıradan bir isim nasıl oluyor da benim bütün direnç sistemimi oluşturabiliyor, anlamıyorum. Ben şu an hiçbir şey anlamıyorum. Nereye ait olduğumu bilmiyordum. Burayı görene kadar. “Çok güzel,” diyebildi dudaklarım sadece. Alnım köprünün kenarındaki tahta çite yaslanırken öne uzattığım ayaklarım sonbahar rüzgârıyla kendi kendine salınıp duran küçük su parçasından nasibini alıyor. “Soğuk.” Oysa sıcak olmasını bekliyordum, sıcak ve rahatlatıcı olması gerekirken öylesine soğuk ki bünyem soğuğa dayanıklı olmasına rağmen irkilmeden edemiyorum. Göle girmek, dokunmak yasak. Korunma listesine alınacak kadar parlak ve temiz olduğundan etrafı ziyaretçileri uzak tutmak adına ışıklarla kontrol ediliyor. Yüzeydeki yansıması derinliğindeki gölgeyle çakışıyor, bir renk aydınlıkken aynı anda karanlık olmayı nasıl başarıyor? “Hayal sanki… Belki de hayaldir.” “Ne diyorsun Kaya, hiçbir sikim anlamıyorum! Saatlerdir sana ulaşmaya çalışıyorum, tam açıyorsun kendinde değilsin. İçtin mi?” Elimde bir şişe viski, yarısını geçeli çok olmuş ama sarhoş muyum emin değilim. Sadece içimde kocaman bir boşluk var ve yıllardır varlığını korumasına rağmen bugün ilk defa dolsun istiyorum. Dolsun ve beni bu içinden çıkamadığım labirentten kurtarsın. “Doğan,” dedim söylediklerinin tek bir kelimesini hatırlamadığımdan kendi bildiğimden gitmeye karar vererek. “Ait olduğun yer neresi?” “Toprağın altı,” dedi direkt. Keşke ben de bu kadar hızlı yanıtlayabilseydim bu sorunun cevabını. “Geberip gideceğim en nihayetinde, başka yere ihtiyacım yok.” “Biliyor musun, bana orası da yasak.” Şişeyi mideme gönderdiğim koca yudumun ardından bacaklarımın arasına bırakıyorum ve boşalan avucumu çevirip yıllar önce, henüz küçük bir çocukken açılmış yaradan kalan ize bakıyorum. “Ne işin var toprağın altında,” diyor azarlayan bir tonda. “Saçma saçma konuşuyorsun! Neredesin şimdi sen, söyle almaya geliyorum.” Gelebilir mi sahiden? Desem ona nerede olduğumu, hemen gelebilir mi yanına? Bunu o bile beceremez bence ki beni tek rahatlatan da bu. “Ait olduğum yerdeyim.” Ait olduğum kadere bakıyorum. Bir yara iziyle birlikte Balousee’nin sularına gömülmek, soğuğunu sıcak etmek istiyorum. Üşümesin, hak etmiyor üşümeyi çünkü çok güzel. Güzel şeyler sıcak olmalı. “Gelemezsin buraya.” Burada size yer yok, size ve silahlara. Size ve ölümlere. Size ve çocukluğuma yer yok. Burası benim bile bilmediğim, tanımadığım bir yanımın tamamlandığı, huzuru bulduğu, kıyısında dinlenebildiği tek yer ve Mirza Kaya Acar parçalara ayrılmadan önce son kez soluklanmak istiyor. Karanlık çok yakında, kaos avuçlarımın arasında ve ben kurtulamayacağımı bildiğim bir cehennemin içine tamamen düşmeden önce gerçekten ait olduğumu hissettiğim yerde dinlenmek istiyorum. Bugün 20 Kasım… Diğer günlerden bir farkı yok belki ama benim için hep farklı oldu. Tutmam gereken bir el varmış da ben o eli kimsesiz bırakmışım gibi ağır bir his içimde oldu yıllarca. Verdiğim sözden caymışım, birilerini hayal kırıklığına uğratmışım. “Kirlenmemesi gerekiyor.” Ağır bir şekilde dizlerim üzerinde oturuyor ve suya yaklaşıyorum. Üzerine sonbahar yaprakları düşmüş, gölün altındaki kayalar bütün heybetiyle dışarı yansıyor. “Küçük bir göl ama çok derin, kocaman bir okyanusu andırıyor.” “Göller okyanuslardan daha tehlikelidir,” diyor sanki yanımda benimle aynı göle bakıyormuş gibi. “Okyanus geniştir, kaçabilirsin ama gölün sınırları vardır. O sınırdan çıkana kadar bir bakmışsın çoktan yakalanmışsın.” Sol elim suyun içine giriyor usulca. Yakalanmaktan korkmuyorum ama suyu karanlığımla boğacak olma ihtimali endişelenmeme neden oluyor. Yine de çıkartmıyorum elimi dışarı. Soğukluğu tenime işliyor, rengi gölgeme karışıyor. Yakalanıyorum, Doğan’ın söylediği gibi ansızın yakalanıyorum Balousee’nin derinliğine. “Savcının karısını öldürmüşler.” Ansızın verdiği haber suya diktiğim gözlerimi karşımda beliren bir çift göze odaklamama neden oluyor. Beni amcamın hapsettiği odadan çıkartıp başka bir tutsaklığa mecbur kılan adamın kaybı ansızın kalbime bir kaya bırakıyor. Üzüldüğüm ne, bilmiyorum ama göl artık eskisi kadar aydınlık değil. “Dört ay önce, haberler araba kazası diyor ama sadece karısı ölmüş diğer aile üyeleri yaşıyor, arabayı eşi kullanıyormuş. Büyük ihtimalle hedef savcıydı. Bu işin arkasında ciddi bir mesele var Kaya, büyüyebilir.” Büyürse büyüsün, savcı kendi cehenneminde kavrulsun, ben kendi cehennemimde. İkimiz bir daha asla denk düşmeyelim, düşeceksek de bu öyle bir an olsun ki yüzüme bile bakamasın. Hayatımı parçalara ayıran adam parçalara ayrılıyor. Bu beni mutlu etmeliyken benim gözlerim neden aksini yansıtırcasına yaş döküyor. “Büyürse büyüsün,” diyorum olacaklardan habersiz. “Ben ait olduğum yerdeyim.” “Neredesin bilmiyorum ama ait olduğun yer orası değil.” Öfkeli biraz da bıkkın bir nefes alışverişin ardından ekliyor. “Kaybolmanın sırası değil Mirza, çık o gölden ve geri dön.” Kaybolmanın sırası değil. Çık o gölden. Geri dön. Geri döndüğün yerde yıllar sonra aynı renk gözlerle karşılaşmayacak; o gözlerin içine düşmeyecek ve düştüğüm yerde kaybolmayacakmışım gibi geri dönmemi istiyor. Bilmiyor ki benim sonum geri döndüğüm yerde, aidiyetim ise o noktada esarete dönüşüyor. Bilmiyor ki kaçtığım karanlık çoktan yuttu beni, ben şimdi istesem de gidemem, kaybolamam, yok olamam. Beni ben bitirdim. Bir çift Blausee gözün karanlığında, ışık bulmak umuduna sarılmışken onun da benim kadar karanlıkta olduğunu göremedim. Görsem bile öylesine ona karışmıştım ki kim kimdi, karanlık kime aitti çözemedim.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AŞKLA BERDEL

read
79.5K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

HÜKÜM

read
225.0K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
526.1K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook