3.Bölüm

2857 Words
Bölüm Şarkısı: Melike Şahin - Tutuşmuş Beraber İyi okumalar. Her insanın yaşadığı şu hayatta belirli bir amacı vardı. Yaşama tutunmak için belirli bir nedeni, yaşamak için bir çabası vardı. Bazıları sadece mutlu olduğu için, bazıları sevildiği için, bazıları da sevdiği için tırnaklarını geçiriyordu bu dünyaya... Mutlu olmak için elimizde mutlaka bir neden bulunuyordu. Mutlu insan, kurak bir tarlada büyüyen bir çiçek gibiydi. Mutluluğun elle tutulur olmaması çok garipti. Kimine göre belki de tutuluyordu. Koca, boydan boya bir masanın etrafında toplanmış insanlar belki de mutluluğun bazen elle tutulur olduğunun kanıtıydı. Onların birbirlerine bir şeyler ikram etmesi, neşeli kıkırtıları, bir uçtan bir uca sesini duyurmak için bağırarak konuşmaları... Buradaki gün çok hızlı gelip gitmişti. Hava kararmış, çaylar içilmiş, ateş yakılmış, oyunlar bile oynanmıştı. En son ise koca koca tepsilerde gelen baklavalar ikram edilmiş, üzerine yeniden semaverlerde demlenen çaylar içilmişti. Gün bizim için artık bitmek üzereydi. Annemlerin yavaş yavaş toplandığını gördüğümde bende kızlarla vedalaşıp yarın onlarla buluşmak için sözleşmiştim. Annem ve Hayriye teyzemin yanına gittiğimde hazır olan birkaç poşeti elime almıştım. Arslan abi ve Burak da birkaç eşyayı alınca annem, babamı ve Hasan amcayı çağırmış, herkesle uzun uzun bir vedalaşmadan sonra evimizin yolunu tutmuştuk. Ben, Arslan abi ve Burak önden yürürken abim, ''Eee, yarın okulun ilk günü heyecan var mı?'' diye sordu. ''Alışmış olsam da birazcık heyecanlıyım.'' Burak ise homurtularının eşliğinde, ''Bana kalsa ben liseye falan gitmek istemiyorum. Ne güzel açıktan okur bir yandan da çalışırım.'' dedi. Arslan abim, Burak'ın ensesine bir şaplak atıp, ''Oğlum sen ne gereksiz bir çocuksun. Bu şehrin en iyi okuluna ikincilikle girdin. Bak puanından söz etmeden direkt ikincilik diyorum. Şu beynini saçma sapan şeylere verdiğin kadar azıcık da geliştirsen ya.'' dediğinde, ''O zeka bende olacak bilim insanı olurdum.'' dememle ikisi de kahkaha attı. Ters ters yüzlerine baktığımda Burak, ''Aman abla senin zekan sana kalsın zaten. Aileye bir dahi yeter de artar bence. En doğrusu senin böyle sıradan alanlarda ilerlemen. Ondan fazlası seni aşar.'' demesiyle onun o uzun boyuna yetişemesem de zıplayarak saçlarına asıldım. Burak'ın bağırtıları sokağı inletirken Arslan abi kahkahalarla gülüyor, annem ise arkadan, ''Beren bırak çocuğun saçlarını!'' diye bağırıyordu. Sinirle saçlarına daha fazla asılırken güç bela babam yetişmişti de Burak'ın saçlarının birkaç tutamını kurtarmıştı. Bir insan nasıl on beş yaşında olup 1.75 boyuna sahip olabilirdi anlamış değildim. Ya bu çocuğa fazla hormon vermişlerdi ya da babam uzun genlerini benden esirgemişti. Çünkü bu yaşta annemle aynı boyda olmam haksızlığın en büyük daniskasıydı. Ben söylene söylene önden ilerlerken herkesi geride bırakmıştım. Apartmanın önüne geldiğimde geri kalan ahaliye bakıp somurttum. Ayakta on dakika bekledikten sonra sonunda bizimkilerde gelmiş ve eve çıkmaya başlamıştık. Burak eve girer girmez herkesi itekleyip banyoya koşarken babam sabır çekerek salona yönelmiş bizde annemle mutfağa girmiştik. Hızlıca kirlileri poşetlerden çıkarıp makinaya dizerken annemin kırdığım borcama iç geçirerek baktığını gördüm. Alt dudağımı ısırırken hızlıca kalan son çatal ve kaşıkları da sudan geçirmeye başladım. ''Bende sizlere birer kahve yapayım.'' Babamın sesini duyduğumda gülümseyerek elimdekileri de makinaya koydum. Annem ''Sen otur Ali, ben hemen yaparım.'' dediğinde, ''Senden daha iyi kahve yapıyorum diye kıskandığın için izin vermiyorsun değil mi?'' diye sordu babam. Ben onlara gülerken babam cezveyi çoktan çıkarmış annemde kaşlarını çatmıştı. ''Hayır canım, ocağımı senden kurtarmaya çalışıyorum.'' Kıkırtılarım kahkahaya dönüşürken babam numaradan küsüp omuzlarını düşürmüştü bile. Annem numara olduğunu bilse de babamın tavırlarına dayanamayıp hemen fincanları çıkardı. Ellerimi havluyla kurulayıp mutfak masasının sandalyelerinden birini çekip oturdum. Annem ve babamın beraber kahve yapmasına iç geçirerek baktım. Birbirlerine o kadar aşkla bağlıydılar ki onlara imrenmemek elde değildi. Avuçlarımın arasına başımı yaslayıp onları izlerken mutfağa Burak girmişti. ''Aşk kuşları.'' Annem ve babam ona dönerken ikisi de kaşlarını çattı. Annem kahveleri bardaklara doldururken babam da gelip oturmuştu. Annem kahveleri dağıtınca bende dolaptaki birkaç çikolatayı çıkardım. ''Heyecanlı mısınız çocuklar?'' Babamın sorduğu soruyla Burak hemen ifadesini düzeltip, ''Sadece biraz gerginim.'' dedi. Burak'ın okulu bırakmak ve çalışmak istemesini babam dışında herkes biliyordu. Zaten babam böyle bir şeyi duyduğu zaman kıyameti koparırdı. Çünkü Burak kendini geliştirmek ya da ne bileyim kendine faydası olan bir şey için okulu bırakmak istemiyordu. Babam daha fazla çalışmasın ve dinlensin diye istiyordu ama zaten babam da kesinlikle bu yüzden kıyameti koparırdı. Babam sekiz kardeşin altıncısıymış ve ilkokuldan sonra okuma fırsatı olmamış. Ona rağmen annemle evlendikten sonra çabalamış ve açıktan dahi olsa liseyi bitirmiş. O yüzden babam, ''Bir eliniz yağda bir eliniz balda, okumayıp kendinize bir fayda sağlayamayacak mısınız? Bu çağda okumak için ne emekler döken ne zorluklar çeken çocuklar var. Siz ise elinizdeki fırsatı neden değerlendirmiyorsunuz?'' derdi. Haklıydı. Bizler elimizde olanın kıymetini kaybetmeden bilmiyorduk. Kahvelerimizi içerken biraz daha sohbet etmiş ve bende banyonun yolunu tutmuştum. Kısa bir duştan sonra odama geçmiş okulun ilk günü için hazırlık yapmıştım. İşlerim bitince de üzerimi giyinmiş ve uykuya teslim olmuştum. *** Sabah gözlerimi bağırtılarla açtığımda yataktan apar topar kalkıp sesin geldiğini tarafa yöneldim. Gözlerimi ovuştururken annemin Burak'ı azarladığını duydum. ''Aç aç gitme diyorum sana. Şu sütü iç bari.'' Gözlerimi açtığımda babamın masada kahvaltı yaptığını bir yandan da gazete okuduğunu gördüm. Annem elinde bir bardak sütle Burak'la beraber masanın etrafında dönüyordu. Derin bir nefes alıp masaya yaklaştım. Ağır ağır çektiğim sandalyeye oturduğumda başımı masaya yaslayıp bu gürültünün içinde biraz daha uyumaya çalıştım. Fakat buna ne annem ne de Burak izin veriyordu. ''Ya midem bulanıyor diyorum.'' Tek gözümü açıp onlara baktığımda annemin Burak'ı duvarın köşesine sıkıştırdığını sütü zorla içirmeye çalıştığını gördüm. Dudaklarım iki yana kıvrılırken, annemin parmak uçlarına çıkıp Burak'a yetişmeye çalıştığını gördüğümde seslice gülmeye başladım. ''Arzu bırak artık çocuğu okulda yer, servis gelmek üzere zaten.'' Burak, babamdan aldığı destekle aradan sıvışıp önüne gelince avucunu açtı. Babam bir açtığı avucuna bir de yüzüne baktı. Bende o sıra da başımı kaldırıp ikisine baktım. Babam, Burak'a ters ters bakıp, ''Ben daha dün sana para vermedim mi?'' diye sordu. Burak parmaklarını hareket ettirip, ''Ablama da dün verdin ama az önce masasına bir yüzlük daha koyduğunu gördüm. Benim ondan neyim eksik?'' diye atarlandı. Gözlerim hızlıca açılırken yerimden fırladığım gibi odama koştum. Masanın üzerindeki yüz elli kağıdı görünce hemen alıp mutfağa döndüm. Burak hala atarlanırken paraları hava da sallayıp, ''Hımm mis gibi de kokuyor. Taze çıktı herhalde fırından.'' deyip bir elimde yüzlüğü diğerinde de elliliği salladım. Burak gözlerini kısıp bir benim elimdekilere bir de kendi elindeki elliliğe baktı. ''Bu evde evlat ayrımı yapılıyor.'' Ergen kardeşim ayaklarını yere vura vura mutfaktan çıkarken bende masaya geri döndüm. Annem, ''Delirtme şu çocuğu.'' derken o da elinde ekmekle Burak'ın peşinden çıktı. Babam gülerken başını sallayıp ayaklandı. ''Hadi sana da iyi dersler kızım.'' Yanaklarımdan öpüp o da kahvehaneye gitmek için evden çıktı. Annem mutfağa geri döndüğünde bende bir şeyler atıştırmaya başlamıştım. Önüme konan çaydan bir yudum aldığım da, ''Dersin kaçta?'' diye sordu annem. ''11:30.'' Ağzıma bir şeyler daha tıkmaya devam ederken, annem raftan bir şey alıp önüme bıraktı. Önüme konan parayı görünce ağzımdaki lokmayı yutup, ''Babam verdi anne, bu fazla.'' dedim. Annem çayını içmeye devam ederken, ''Yanında bulunsun.'' dedi. Yerimden kalkıp yanaklarını öperken ''Teşekkür ederim.'' dedim. ''Ben hazırlanayım anca çıkarım. Dersten sonra da kızlarla buluşacağız.'' Annem başını sallarken banyoya girip bütün ihtiyaçlarımı giderdim. Odama geri döndüğümde dolabımdan dün giymeye karar verdiğim beyaz elbisemi çıkardım. Pijamalarımı çıkarıp hemen giyinmeye başladım. Prize saç maşasının fişini taktıktan sonra altın rengi kolyem ve saatimi taktım. Maşa ısınınca kısa saçlarımı hafif şekillendirip makyaj masama yöneldim. Her ne kadar makyaj yapmayı çok sevsem de bu eylül sıcağında fondöten sürmeyi göze alamayarak rimel, hafif bir allık ve rujla yüzüme renk verip işlerimi bitirdim. Son kez parfüm sıkıp aynadan kendime bakıp taba rengi olan çantamı alıp odadan çıktım. Dış kapının önüne çantamı bırakıp ayakkabılığa yönelirken anneme, ''Ben çıkıyorum.'' diye seslendim. Ayakkabılıktan çantamla aynı renk sandaletlerimi aldığımda annemde ellerini kurulayarak mutfaktan çıkmıştı. Kapıyı açıp ayakkabılarımı giyerken annemde çantamı tutuyordu. Annemin elinden çantamı alıp yanaklarını öperken, ''Bugün güne gideceğim yavrum, anahtarın yanında mı?'' diye sordu. Başımı sallayıp, ''Yanımda. '' dedim. Annemle vedalaşıp merdivenleri inerken arkamdan, ''Dikkat et kendine.'' diye bağırdı. Bende, ''Ederim.'' diye karşılık verirken aynı anda apartman kapısından çıktım. ''Kız ne bağırıyorsun? Apartman yetmedi senin bu bet sesine mahalle de ayağa kalktı.'' Sesin geldiği yöne doğru başımı kaldırdığımda Arslan abi ve Hayriye teyzeyi gördüm. Arslan abiye gözlerimi devirirken, ''Günaydın teyzem ve bir Arslancık miyav dedi.'' dedim. ''Kız ne oldu, kime ne olmuş?'' Bir anda Suzan teyzenin sesiyle mahalle inlerken arkamı dönüp balkonuna baktım. ''Bugün okullu olduk, sınıfları doldurmaya gidiyoruz Suzan teyze. '' Suzan teyze gıybetten kaybettiği sevapları galiba yerine koymak istiyor ki ellerini açıp yüksek sesle dua etmeye başladı. Ardından ellerini yüzüne sürüp balkon demirlerinden eğilip tükürmeye başladı. Korkuyla geri kaçarken, ''Allah kabul etsin de kız. Bak sana ne güzel dualar okudum. Şıp diye geçersin okulu. Hadi Allah zihin açıklığı versin.'' demesiyle içeri girmesi bir oldu. ''Senin okul işi Suzan'ın duasına kaldıysa daha çok zihne ihtiyacın var cüce." Hayriye teyze, Arslan abiye elindeki terliği fırlattığında tam on ikiden vurmuştu. Kıkırtılarımla el sallayarak yürümeye başladığımda saatime baktım. Dersin başlamasına bir saat kaldığını görünce adımlarımı hızlandırıp durağa yürüdüm. Kısa süre sonra gelen dolmuşa yerleşip kulaklığımı taktım. Müziğe öyle bir dalmıştım ki ne zaman okula geldiğimi anlamadım. Edebiyat Fakültesinin ilerisinde duran otobüsten inip okula doğru yürüdüm. Derin nefes alarak içeri girdiğimde heyecanımı yine ilk günkü gibi hissettim. Hemen ders programıma bakıp kaçıncı amfide olduğumu kontrol edip adımlarımı oraya yönelttim. Sınıfa girdiğimde çok fazla insan olmadığını gördüm. Okul açılalı iki hafta olmuştu. İlk hafta ders işlenmiyor diye kimse gelmezdi ama görünüşe göre bu hafta da öyle olacaktı. Bugün sadece iki dersim vardı. Biri şimdiki 'Karahan'lı Türkçesi diğeri de 'Türkmen grameri' idi. Profesörün derse girmesiyle de ilk dersim başlamış oldu. *** Bütün derslerim bitip okuldan çıktığımda bende bitmiştim. Derslerim hem zor hem de eğlenceliydi. Fazladan mesai harcamam gerekiyordu Türkmen Türkçesine. Pratiğimi kaybettiğim an sıfıra dönerdim. Çantamdan çıkardığım telefonumu açtığımda kızların bir sürü mesaj attığını gördüm. PPG grubu yine binlerce yazışma gerçekleştirmişti. PPG grubu aslında Powerpuff Girls baş harflerinden alınmaydı. Bütün konuşmaları okuyamayacağımı anlayınca İrem'i aradım. Birkaç çalıştan sonra, ''Bebeğim.'' diyerek telefonu açan arkadaşıma, ''Kaçak.'' diyerek cevap verdim. Bir yandan durağa doğru yürürken diğer yandan İrem'le konuşuyordum. ''Ya bebeğim deme öyle. Dün bende gelmek istiyordum fakat daha önceden kulüpteki çocuklara söz vermişim o yüzden sözümden dönemedim." Durağa varınca sıcaktan alnıma yapışan saçlarımı geri itekleyip, ''Tamam tamam bir şey demiyorum. Yalnız iki gün sonra Sibel'in doğum günü ve ben daha hiçbir şey almadım. Sen ne yaptın?'' diye sordum. İrem'in koyuverdiği, ''Ayy...'' nidasıyla ben yerimden sıçrarken, ''Kız ben onu unuttum ya.'' dedi telefonun diğer daha çok bağırırken. Parmağımla damağımı kaldırırken, ''Her neredeysen hemen oradan kalkıp kapalı çarşıya geliyorsun. Bende oraya geçiyorum.'' diye devam etmesiyle gözlerimi devirdim. ''Tamam.'' derken o güzergâha giden otobüsü görünce hemen el kaldırıp gelince de bindim. Telefonu kapattığımızda Sıla'ya durumu anlatan bir mesaj atıp yeniden kulaklığımı taktım. *** İrem'le buluşacağımız yere vardığımda kulaklığımı çıkarıp inmek için düğmeye bastım. Otobüsten inip yürümeye başladığımda bir sağa bir sola giren İrem'i gördüğümde gülmemek için kendimi zorladım. İrem, o kadar dalmıştı ki beni daha görmemişti. İyice yanına yaklaşıp ''Böö!'' diye bağırdım. Sesimden dolayı birkaç kişi bize dönerken İrem yerinden sıçramıştı. Bana döndüğünde gözlerini kısarak, ''Çok komik.'' dedi. Ben kahkaha atarken onun yüzü sirke satıyordu. Sonra birbirimize sarılmış ve çarşıya girmiştik. Birkaç yere bakarken İrem, ''Pasta siparişimi verelim hemen.'' dedi. Elime aldığım elbiseyi incelerken, ''Pastayı Sıla yapacak. Mekan olarak da Okan abinin kafesini ayarladık.'' dedim. İrem, ''Ya ben neden hiçbir şey bilmiyorum." diye sızlanırken, ''Seni aradığımızda 'hayvan hakları için protestodayım sizin zırvalıklarınızı dinleyemem' deyip telefonu suratımıza kapattın. Sonra da karakola düştün ve iki gün boyunca sizinkilerden kaçmak için telefonu kapattın. Dünde dağcılık zımbırtın vardı.'' dediğimde İrem kocaman açtığı gözleriyle bana bakıp, ''Vay be hayatıma bak anasını satayım. Böyle başkasından dinleyince ne kadar aksiyonlu ve heyecanlı geliyor kulağa.'' dedi. Gözlerimi devirirken, ''Hadi şuraya da girelim.'' diyerek İrem'i kolundan tuttuğum gibi gümüşçüye soktum. İkimizde iki tarafa doğru dağıldığımızda hemen kolyelere yöneldim. Aklımda birkaç şey vardı onu bulduğum an direkt alacaktım. Görevli kıza istediğim kolyeyi anlattığımda, ''Olması lazımdı.'' diyerek gözden kayboldu. Birkaç dakika sonra yanıma tam olarak istediğim şekilde olan kolyeyle geldiğinde avucumun içine alıp hemen inceledim. O sıra da yanıma gelen İrem, ''Vay çok güzelmiş bu.'' dedi. Başımı sallarken, ''Tam da istediğim gibi." dedim. İrem kolyeyi inceleyip, ''Bende buna uygun birkaç bileklik alayım.'' deyip geldiği gibi hızla geri gitti. O da istediği tarzda bir şeyler bulunca ödemeyi yapıp çıktık ve durağa gittik. Okan abinin kafesinde buluşacaktık kızlarla. Otobüse binip gidene kadar İrem'le bütün ayrıntıların üzerinden geçtik. Kafeye vardığımızda kızların çoktan orada olduğunu hatta sipariş bile verdiğini fark ettim. Oturdukları masaya gittiğimizde ikisiyle de sarılıp yerlerimize oturduk. Sıla ne yaptığımızı kaş göz hareketleriyle sormaya çalışırken gülümseyerek başımı olumlu anlamda salladım. Derin bir nefes alırken rahatlamıştı. Kızlarla otururken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştik. Saatin yedi olduğunu görünce hesabı isteyip ayaklandık. Okan abinin çalışanlarından biri gelip, ''Ablalarım sizin hesap tamammış.'' dediğinde yine Okan abinin her seferinde yaptığı şey için kızlar itirazlara başlamıştı. Buraya geldiğimizde Okan abi hesap almıyordu, başka yere gittiğimizde ise tavır yapıyordu. Zor bela masaya para bıraktıktan sonra çıkışa ilerledik. Kapıyı açtığımızda karşılaştığımız kişilerle hepimiz donup kaldık. Daha doğrusu Sıla donmuş, bizde onun yüzünden kalakalmıştık. Arslan abi, Okan abi, Murat, Suat abi ve Ekrem... Ekrem abi... Biz dördümüz onlara bakarken onlar da bize bakıyordu. Bu bakışmamız Murat'ın, ''Acaba diyorum bakışmaya içeride mi devam etseniz?'' dediğinde Suat abi Murat'ın ensesine geçirdi. Arslan abi boğazını temizleyip, ''Geç kalmışsınız kızlar, siz bu saate kalmazdınız.'' dedi. İrem'in cevap versin diye Sıla'yı dürtüklediğini gördüm göz ucuyla. Sıla cevap vermeyince, ''Konuşmaya dalmışız.'' dedim. Başını sallarken, ''Arabayla bırakalım sizi, bir daha yürümeyin.'' dedi Ekrem abi. ''Yok Ekrem abi sağ ol. Zaten beş on dakikaya evdeyiz.'' Sibel, cümlesini bitirdiğinde Ekrem abinin bana baktığını gördüm. Ellerim buz keserken kendimi gülümsemeye zorladım. Ne kadar başarılı oldum bilinmez ama hafifçe başını salladı. Biz tamamen dışarı çıktığımızda onlar da içeri girmişti ve bu derin bir nefes almama neden olmuştu. İrem'in bir bana bir Sıla'ya baktığını görünce elim ayağım yeniden buz kesti. Telefonumun melodisini duyduğum an kurtarıcımmış gibi çantamdan telefonumu çıkarıp cevapladım. ''Beren nerede kaldın kızım? Seni bekliyoruz.'' Babamın sesini duymamla biraz tedirgin olsam da, ''Geliyorum babacığım. Kızlarla konuşmaya dalmışız.'' dedim. Önce telefonda birkaç hışırtı duydum sonra da babamın kısık sesini: ''Kızım acele eve gel. Arslan yine Hayriye ablanın kız baktığını duyup kudurmuş. Kadın ağlamaktan helak oldu saatlerdir. Annende markete gitti daha gelmedi. Ne yapacağımı bilemedim. Hasan abide bir ton laf etmiş kadıncağıza.'' Gözlerimi sımsıkı yumarken neden grubun bu saate toplanıp kafeye geldiğini daha iyi anlamış oldum. ''Tamam babacığım beş dakikaya evdeyim ben.'' Telefonu kapattığımda kızların dikkatle bana baktığını gördüm. Sıla'yla göz göze geldiğimde bir şey belli etmemeye çalışıp, ''Hasan amcamla teyzem kavga etmiş ağlıyormuş, bizdeymiş. Annemde olmayınca babam eve çağırdı. Sonra görüşürüz hepinizi öpüyorum.'' diyerek koşar adımlarla eve yürüdüm. Eve vardığımda çantamdan anahtarımı çıkarıp kapıyı açtım. İçeriden gelen Hayriye teyzemin kahkahalarını duyunca soluklarımı düzeltmeye çalıştım. Ayakkabılarımı çıkardıktan sonra içeri girip kapıyı kapattım. Salona girdiğimde babamın köşede telefonla konuştuğunu, Burak'ın da Hayriye teyzeye şaklabanlık yaptığını gördüm. Çantamı koltuğun üzerine bırakıp, ''Hoş geldin teyzem.'' deyip yanaklarından öptüm. Hayriye teyzem de beni öptüğünde, ''Asıl sen hoş geldin, nerelerdesin bu saate kadar?'' diye sordu. Babam da o sırada telefonu kapatıp bize dönmüştü. ''Okuldan sonra Sibel'in doğum günü için İrem'le hediye baktık. Sonra da Okan abinin kafesinde bir şeyler içtik.'' O sıra da bir kapı açılma sesi duyduk ve babamın derin bir nefes aldığını gördüm. Annem elindeki poşetleri yere bırakıp Hayriye teyzeyi aldığı gibi mutfağa gitti. Babam, Burak'a ''Oğlum götür poşetleri mutfağa.'' dediğinde kardeşim başını sallayarak poşetleri alıp çıktı. Babam bana döndüğünde, ''Kızdın mı?'' diye sordum. Babam, ''Neye kızdın mı?'' diye cevap verdi bana. Parmaklarımla oynarken, ''Geç geldim ya." dedim. Babam saatine bakıp, ''Saat daha yedi buçuk ve annen nereye gideceğini ve ne yapacağını bana haber verdi. Haberim olduğu sürece size kızmayacağımı biliyorsun.'' dedi. Neşeyle yanına gidip güzel yüzünü hemen öpücüklere boğdum. Babam kahkahalarının arasından, ''Hadi git üzerini değiştir de yemek yiyelim. Hasan abi de gelir şimdi.'' dedi. Son bir kez daha yanağına öpücük kondurup çantamı alarak odama geçtim. Üzerimdekileri çıkarıp gri pijama takımımı giydim. Banyoda elimi yüzümü yıkayıp mutfağa geçtim. Annemle Hayriye teyze yemekleri ısıtırken, ''Yapabileceğim bir şey var mı?'' diye sordum. Annem, ''Tabaklarını yerleştir bebeğim.'' diye cevap verdi. Tabakları masaya dizerken zil çaldı. Burak, ''Ben bakarım.'' diye bağırdığında ben de işime devam ettim. Mutfaktaki işler bitince babamların da gelmesiyle yemeğe oturduk. Babamlar işlerden, annemlerde günde yaşadıklarını kendi aralarında tartışırken Burak ve ben sessizdik. Yemeğim bitince, ''Benim ders çalışmam lazım elinize sağlık.'' diyerek ayaklandım. Bizimkiler başını sallarken tabağımı lavaboya bırakıp banyoya yöneldim. Ellerimi yıkayıp odama geçtiğimde bir misafirim olduğunu gördüm. Burak acıklı acıklı yüzüme bakıyordu. Onun o haline gülüp, ''Buyur paşam, emredin ne istemiştiniz?" diye sordum. Burak dudaklarını büzüp sıkıntıyla iç çekti. Sonra yüzüme bakıp, ''Sana bir şey diyeceğim ama dalga geçmek yok.'' dedi. Başımı sallarken yanına oturup, ''Söz.'' dedim. ''Şimdi senden biri hoşlanıyor olsa ve seni etkilemek istiyor olsa ne yaparsa etkilenirsin?'' ''Hımm..." derken gülmemek için yanaklarımın içini ısırdım. ''Bir düşüneyim...'' İşaret parmağımı çeneme vururken, ''Galiba bana şiir kitabı hediye etmesini ya da şiir okumasını isterdim.'' dedim. Burak gözlerini devirirken, ''Abla kız 20 değil, 15 yaşında. Ne şiiri ya...'' diye sitem ederken gülerek başımı salladım. ''Tamam şey yap o zaman...'' derken ayrıntılı bir biçimde anlatmaya başladım. ''İsminin yazılı olduğu bir kolye al yanında da minik bir kalp aldın mı tamamdır.'' dedim. Burak biraz düşündükten sonra gülümseyerek, ''Kırk yılın başında bir işe yarıyorsun.'' derken ayaklanmıştı ama benden de yastığı kafasına yemişti. Burak odamdan çıktığında bende kitaplığıma yanaştım. İçinden en sevdiğim şiir kitabını alıp içini açtım. Elimde solmuş, senelerin izlerini taşıyan papatyayı alıp gülümsedim. Anısı olan bir kitap, verilen ilk çiçek. Ey gül-i rana! Ömrün beş mevsimi vardır: aşk, hasret, yalnızlık, vuslat ve hüzün Sahi sen hangi mevsimdensin? HÜSN-Ü AŞK / ŞEYH GALİP *BÖLÜM SONU
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD