4. Bölüm

1972 Words
Bölüm Şarkısı: Melike Şahin / Deli Kan İyi okumalar. İnsan hayatı boyunca acı ve tatlı günler geçirirdi. İyi günlerde iyilikleri birbirleriyle paylaşmak, kötü günlerinde ise zorluklarla savaşmak için bir dayanak isterdi. Arkadaş, herkesin hayatında gerekli olan; sınıfta, sokakta ve birçok yerde bizleri destekleyen kimi zaman yanımızda olup kimi zaman çok uzaklarda bulunan kişilerdi. Arkadaşlık, dostluk bambaşkaydı. Her şeyden önce aileydi. Kimi zaman anne, kimi zaman baba, kimi zaman da kardeşti. Sibel'in doğum günü için Okan abinin kafesini süslerken hepimizin heyecanı yüzlerimizden okunuyordu. Kendi aramızda bir organizasyon yaptığımız için kafenin küçük bir bölümünü işgal etmiştik. Hepimiz bugün için özenle hazırlanmıştık. İrem; beyaz, yarım kollu, önü düğme detaylı bir bluz giyerken altına kot şort giymişti ve yine o topuklu sandaletleri ayağındaydı. Sıla; beyaz, omuzları açık üst tercih ederken altına da nar çiçeği renginde çiçekli eteğini giymişti. Bende beyaz yüksek bel pantolon ve haki yeşili askılı şifon bluzumu giymiştim ve kesinlikle emin olduğum bir şey vardı ki hepimizin yüzünde bir kiloya yakın boya vardı. ''Bende artık ne nefes ne de ciğer kaldı.'' İrem son balonu da şişirip bir köşeye fırlatırken bende iyi ki doğdun yazısını Sıla'yla beraber duvara yapıştırmaya çalışıyordum. Sonunda yapıştırdığımızda derin bir nefes aldık. ''Ne zaman çağıralım?'' Sıla'nın sorduğu soruyla ben saate bakarken, İrem etrafa baktı. Her şey tamamdı ve saat ikiydi. Artık Sibel'i çağırmanın vakti gelmişti. Sıla, Sibel'i ararken yanımıza gelen Okan abiye gülümsedim. Okan abi etrafı süzüp ıslık çalarken, ''Eksik ya da yapabileceğim bir şey var mı?'' diye sordu. İrem sonunda yapıştığı sandalyeden kalkıp yanımıza geldiğinde, ''Sağ ol abi zaten bütün bu süsleri sen verdin. Her şey artık tam ve eksiksiz.'' dedi. Okan abi gülümseyip başını sallarken, ''Yine de bir dilim pastanızdan isterim.'' dedi. Sıla, Okan abinin yanına gelip koluna girerken, ''Size ayrı pasta yaptım abiciğim. Sizleri asla atlayamazdım.'' dedi. Okan abi Sıla'nın saçlarını karıştırırken, bizimki elinden kaçmaya çalışıyordu. Okan abi ve Ömer abi süt kardeşiydi ve aileleri arasında ciddi şekilde güçlü bir bağ vardı. Fakat Okan abinin son 4-5 senedir İpek abladan dolayı Ömer abiyle görüşmediğini biliyordum. Hepsinin dostluğuna büyük vurgun olmuştu bu olay. ''Geliyor mu?'' İrem'in sorusuyla Sıla ve Okan abi birbirleriyle uğraşmayı bıraktı. Sıla başını sallarken, ''10 dakikaya burada olur.'' dedi. Hepimiz yerlerimize geçerken Okan abi, ''Ben birazdan uğrarım.'' deyip ortalıktan kayboldu. Çalışanlardan biri pastayı getirdiğinde süslediğimiz masaya özenle pastayı yerleştirdik. İrem'in gözü camdayken, mumları ve maytapları pastaya yerleştirdim. Sıla pasta konusunda mükemmel bir iş çıkarmıştı. Gittiği kursun hakkını fazlasıyla vermişti. Yanına da cupcakeleri koyduğumda annelerimizin yaptığı börek ve sarmalar da masaya gelmişti. ''Geldi geldi, vallahi geldi!'' İrem'in bağırarak ve ellerini bir sağa bir sola sallamasıyla birkaç kişi bize dönmüş olsa da hemen burada çalışan çocuklar yanımıza gelmiş ve ellerine konfetileri almışlardı. Sibel kapıyı açıp içeri girdiğinde biz, ''Sürpriz!'' diye bağırırken çocuklar konfetileri patlattı. Sibel ilk başta irkilse de hemen kendini toparlayıp bize doğru koştu. Dördümüzde birbirimize sıkı sıkı sarılırken, ''İyi ki doğdun bebişim.'' dedi İrem. Sibel bizden ayrıldığında İrem'in bebişim lafına yüzünü buruştursa da bu sefer tek tek sarılıp teşekkür etti. Sonra bize yardımcı olan çocuklara da sarılıp onlara da teşekkür etti. Hep beraber hazırladığımız masaya geçtiğimizde Sıla pastanın mumlarını yaktı ve Sibel pastanın başına geçti. Hemen telefonumu açıp, ''Selfie!'' dedim ve hep birlikte poz vermeye başladık. Birkaç fotoğrafı beğendikten sonra Sibel pastayı üflemek için eğildiğinde üçümüzde aynı anda, ''Dilek dile!'' diye bağırmaya başladık. Sibel başını kaldırdığında gözlerinin dolduğunu gördüm. Dudaklarım burukça kıvrılırken, ''Benim dileğim çoktan gerçek oldu ki, 3 kız kardeşim bir de ablam ve abim var. Ay tamda o iki fırlamayı unutuyordum.'' dediğinde sesinin titremesiyle Sıla'nın hıçkırdığını duydum. Yeniden birbirimize sıkı sıkı sarıldığımızda Sibel, ''Tamam bu kadar duygusallık yeter, uzaklaşın artık.'' dedi ve pastasını üfledi. Ellerimi çeneme bastırırken, içimdeki duygu karmaşasına yenilmemek için kendimi sıktım. Duygu abla ve Sibel, annelerini kaybettikten sonra baş başa kalmış ve birbirlerine aile olmuşlardı. Duygu abla seneler önce evlenmiş ve ne olursa olsun kardeşini de yalnız bırakmamıştı. Duygu abladan önce, Arif abi zaten Sibel'i yanlarından ayırmayacaklarını söylemişti. Belki de Duygu abla ve Sibel'in hayatlarındaki en güzel şey Arif abi ve ailesi olmuştu. Arif abi, Sibel'i kendi kız kardeşi, kızı yerine koymuş, Mercan teyze ise anneleri olmuştu. O iki afacan ise onların en güzel hediyeleriydi. Sibel onların teyzesi değil sanki ablasıydı. ''Ee hediyelerim nerede?'' Sibel'in sesiyle daldığım düşüncelerden sıyrılırken bende kızlar gibi hediyemi koyduğum köşeye gittim. İlk hediyesini veren İrem oldu. Sibel hediye paketini ve kutuyu açtığında gülümsedi. İçi bileklik yığınıydı resmen. Benim aldığım kolyeye uydurmak için epey çaba harcamıştık ve başarılı olmuştuk. Sıra bana geldiğinde bende hediyemi verip öptüm. İrem hediyesini açtığında yeniden gülümsedi. Sıla, ''İçini aç.'' dediğinde şaşırarak kolyeyi inceledi. Küçük kilidi bulduğunda kolyenin içini açtı. Daha sonra da, ''Ama...'' dedi kısık bir sesle. Gözlerinden yaşlar bir bir süzülürken, ''Beren...'' diye fısıldadı bana doğru. Hızlıca yanına gidip sıkı sıkı sarıldım. Kolyenin içine annesinin fotoğrafını koydurmuştum. Duygu abla bu konuda çok yardımcı olmuştu bana. Bir tarafında annesinin bir tarafında da Duygu abla ve Mercan teyzenin beraber olan fotoğrafı vardı. Hemen eline de bizimkilerin ve Hayriye teyzenin hazırladığı hediye poşetini tutuşturdum. ''Bunlar da bizimkilerden.'' Birbirimizden ayrıldığımızda Sıla, ''Sıra bende.'' diyerek kocaman kutuyu kaldırıp yanımıza getirdi. Sibel, göz yaşlarını silerken gülerek, ''Bu ne böyle, yoksa Johnny Depp'i kaçırıp içine mi koydun?'' diye sordu. ''Johnny'i kaçırsak bile sınırda ters kelepçeyi yeriz bebeğim. O bizim boyumuzu aşar. Sen şöyle aşkı bu memlekette bul ki kolay olsun bize de.'' Sibel, İrem'e gözlerini devirirken, ''Çok komik.'' diyerek yavaşça kutuyu açtı ve kahkaha attı. Kutunun içinde yok yoktu. Kapağında iyi ki doğdun yazarken hemen altında ve kutunun yan taraflarında dördümüzün en rezil ve kimsenin görmesini istemeyeceğimiz tarzda olan rezil hallerimizin kanıtları olan fotoğraflar vardı. Kutunun içinde İrem'in en sevdiği abur cuburlar yer alırken gördüğüm fotoğrafla inleyip, ''Bari bunu çıkarmasaydın.'' dedim. Geçen yaz Sılaların evinde can sıkıntısından Ömer abinin burada olan birkaç kıyafetlerini giymiş ve kaş bıyık çizip taklit yapmıştık. Tabi ben Ekrem olunca da kızlar hemen içimde barındırdığım duyguları da bu şekilde anlamış olmuşlardı. Sıla cıklayıp, ''O, asıl olmazsa olmazımız.'' dedi. ''Hah, daha pastayı kesmemişler.'' Sesin geldiği yöne döndüğümüzde Sıla'nın kutunun kapağını kapattığını fark ettim. Göz ucuyla ona baktığımda yüzünün bembeyaz olduğunu gördüm. Haklıydı. Onlardan birinin o resimleri görmesi demek felaket demekti. Bizim afallamamızla İrem hemen söze atladı: ''Hoş geldiniz.'' Tüm kadro buradaydı. Arslan, Suat, Murat ve Ekrem. ''Hoş geldiniz.'' Okan abi de gelince tam kadro artık birbirimize bakmaya başladık. ''Ama ben buna daha fazla dayanamayacağım. Her karşılaşmada onlar öküzlere, sizde trenlere bakıyorsunuz.'' Murat cümlesini bitirdiğinde hepsinden bir tokat ya da tekme yerken gözlerimi kaçırdım. ''Buyurun herkese yetecek kadar yiyeceğimiz var.'' İrem yine olayı devralırken Ekrem, ''Rahatsızlık vermeyelim.'' dedi. Kalbim onun sesiyle kulaklarımda atarken Sibel, ''Olur mu öyle şey Ekrem abi? Buyurun hadi.'' dedi. Herkes dünden razı yerleşirken Okan abi ve Murat bir masa daha getirdi. Suat abi sandalye taşırken çocuklardan biri içecekleri getirdi. Hepimiz masaya yerleştiğimizde, Sibel pastayı dilimledi. Herkes tabaklarını doldururken, tam karşımda oturan Ekrem'e bildiğim bütün küfürleri etmek istiyordum. Tam karşıma oturacak ne vardı? Ağzıma attığım sarmayı güçlükle yemeye çalıştım. ''Pasta çok lezzetli, nereden aldınız?'' Arslan abinin sorduğu soruyla yüzümde gülümseme oluşurken kızlara baktım. Onlarda benim gibi gülüyordu ve bir tek Sıla elma gibi kıpkırmızı olmuştu. İrem büyük bir keyifle, ''Çok mu beğendin Arslan abi?'' diye sordu. Arslan abi başını sallarken, ''Vallahi çok güzel. Bir dilim daha versenize.'' dedi. Yanımda oturan Sıla'yı dürtüklediğimde irkilerek bana dönen arkadaşıma kaş göz yaptım. Yerinden kalkıp Arslan abinin tabağına bir dilim daha pasta koyarken, ''Afiyet olsun.'' dedi kısık sesle. Arslan abinin gözleri şaşkınlıkla açılırken, ''Sen mi yaptın?'' diye sordu. Sıla yerine otururken başını salladı gözlerini kaçırarak. Arslan abi, Sıla'ya bakmaya devam ederken küçük bir gülümsemeyle, ''Ellerine sağlık, çok lezzetli olmuş.'' dedi ve ardından bir çatal daha yedi. Sıla daha fazla kızarırken gülerek başımı salladım. Önüme döndüğüm an göz göze geldiğim adamla bu sefer utanan taraf ben olmuştum. O bakışlarıyla elim ayağım buz kesmişti. Bu masada Sıla ve benden başka herkes çok rahat gülüp eğleniyordu. Saatler geçerken masa toplanmış, kahveler gelmişti. Ara ara Arslan abinin Sıla'ya göz ucuyla baktığını fark etmiştim ama bir türlü emin olamıyordum. İrem'in dürtüklemesiyle ona döndüm. Kulağıma eğilip, ''Sende fark ettin değil mi?'' diye sordu fısıltıyla. Başımı belli belirsiz sallarken, ''Evet ama emin olamadım.'' dedim. İrem kısık sesle gülüp, ''Arslancığın kalbine giden yol, gerçekten de midesinden geçiyormuş. Sıla'ya söyleyelim de daha çok pasta çörek yapsın. Belki o şekilde aşkını kükrer.'' demesiyle kahkaha attım. Birden herkesin bize dönmesiyle kızardığımı hissettiğimde yanaklarıma ellerimi bastırma arzuma zar zor sahip çıkıp, ''Pardon.'' dedim. ''Sorun değil.'' Ekrem'in gözlerimin içine bakarak konuşmasıyla kulaklarımda artık alev almıştı. Bana neler oluyordu böyle bilmiyordum. Ondan bu kadar etkilenmem normal miydi? Ya da bu hisler sadece hoşlanma mıydı gerçekten, yoksa hoşlanmanın çoktan ötesinde miydim? ''Saat geç olmuş kalkalım mı?'' Sıla'nın bize dönerek konuşmasıyla saatime baktım. Yediye çeyrek vardı. Herkes birbirini onaylarken ayaklandık. ''Sizi bırakalım.'' Arslan abinin bana ve Sıla'ya bakarak konuşmasıyla başımı salladım. Sıla koluma girerken Suat abi, ''Sibel'le İrem'i de ben bırakırım.'' dedi. Herkes birbirleriyle vedalaşıp sarıldıktan sonra, Ekrem ve Arslan abi önde Sıla ve bende kol kola onların arkasındaydık. Ekrem'in arabasına yaklaştığımızda kapıları açtı. Biz arka koltuklara geçerken telefonumun melodisini duydum. Çantamdan çıkardığım telefonumu cevapladığımda araba çoktan hareket etmişti. ''Beren merhaba, ben İbo. Hatırladın mı beni?'' Onun göremeyeceğini bilsem de başımla onaylayıp, ''Numaran kayıtlı İbo.'' dedim. ''Rahatsız ettim kusura bakma. Seren aradı az önce. Bugünkü dersler için notları istemişsin. Bende her şey eksiksiz. Fakat ben bir haftalığına yokum. Şehir dışında olacağım, sana notları w******p üzerinden atsam olur mu?'' ''Hayır, sorun olmaz. Çok sağ ol İbo. Seren de bugün yokmuş zaten endişelenmiştim bende.'' Dikiz aynasından çatık kaşlarıyla bana bakan Ekrem'le göz göze geldiğimde hızlıca başımı çevirip camdan dışarıya baktım. İbo bir şeyler söylüyordu fakat anlayamıyordum. ''Tamam o zaman ben sana notları atıyorum.'' Sonunda İbo'yu anlamaya başladığımda, ''Tamam teşekkür ederim.'' diyerek telefonu kapattım. Sıla, ''Kim?'' diye sorduğunda, ''Okuldan arkadaşım. Bugünkü derslerin notlarını atacak.'' dedim. Yeniden dikiz aynasından ona baktığımda hala çatık kaşlı olduğunu ve yola baktığını gördüm. Sılalar'ın evinin önüne geldiğimizde birbirimizi öptük ve ''Herkese iyi akşamlar.'' diyerek arabadan indi. Araba yeniden hareket ettiğinde kimseden ses çıkmıyordu. Bizim evin önüne geldiğimizde kapıda babamı gördüm. Evin önünde duran arabayla o da bizden tarafa döndü. Biraz tedirgin olsam da, ''İyi akşamlar.'' diyerek kapıyı açtım. O sırada Arslan abi camı açmış, ''Kızlar kafedeydi amca, saat geç olunca biz bırakalım dedik.'' demişti. Göz göze geldiğim babam yeniden Arslan abiye dönüp, ''İyi yapmışsınız oğlum.'' dedi. Kapıyı kapatıp yanına gittiğimde elini omzuma koyup, ''Hadi size iyi akşamlar. '' dedi. Ekrem kornayı çalıp yola çıkarken babamla bende apartmana girdik. Peş peşe merdivenlerden çıkarken kapıyı açan annem, ''Hoş geldiniz.'' dedi o güzel gülümsemesiyle beraber. ''Hoş bulduk canım.'' ''Hoş bulduk anneciğim.'' Ayakkabılarımızı çıkarıp içeri girdiğimizde annem, ''Ee nasıl geçti doğum günü? Sibel hediyelerini beğendi mi?'' diye sordu. Başımı belli belirsiz sallarken, ''Çok güzeldi. Hediyelerini de çok beğendi ama sizinkileri orada açamadı, o sırada Arslan abiler geldi.'' dedim. Annem başını sallayıp, ''Hadi elini yüzünü yıka sonra da doğru yemeğe.'' dedi. ''Bir lokma daha yiyecek halim yok. Üzerimi değiştirip ders çalışmam lazım.'' Annem, ''Olmaz öyle.'' derken çoktan yanaklarını öpüp odama kaçmıştım. Üzerimi hızlıca değiştirip çalışma masama geçerken İbo'nun attığı notları hemen defterime geçirmeye başladım. Kaç saat o notlarla uğraştım bilmiyorum ama en sonunda belim ve boynumun ağrısıyla inlerken buldum kendimi. Kahve yapmak için odamdan çıktığımda annemle babamın konuşma sesleriyle adımlarımı hızlandırdım. Mutfak masasına oturup kısık sesle konuştukları konuyla rengimin attığına emindim. Çünkü en çok korktuğum şeyin olmasını asla istemiyordum. ''İşteyken bugün yeniden geldi. Bir düşün dedi. Beren de büyüdü artık. Şimdi aramızda bir nişan yaparız, kız da okulu bitirince düğün dedi. Büyüğüm diye bir şey demek istemedim, sıktım kendimi. Kesin olarak kız okulu bitirecek, mesleğini eline alacak eğer kendisi isterse olur bu iş dedim bende. Ama böyle devam ederse sıkıntı olacak. Belli ki adam da oğlanı durduramıyor. Utana sıkıla geldi yanıma.'' Duyduğum konuşmayla resmen beynimden aşağı kaynar sular dökülmüştü. Elim ayağım boşalırken kendimi zar zor toparlayıp odama geri girdim. ''Kimdi bu?'' Babam yeniden geldi demişti. Kapının arkasına çökerken, derin bir nefes aldım. Korkuyla elim ayağım uyuşurken bir yandan da babamın söyledikleri içimi rahatlatıyordu. Beni korkutan taraf bilinmezlikti. Neyin bilinmezliğiydi? Neyin korkusuydu asıl soru. İstediğim, gönlüme düşenin olmaması mıydı? Yoksa gönlüme düşenin olma ihtimali miydi? *Bölüm Sonu*
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD