Bölüm Şarkısı: Özcan Deniz / Sen Yarim İdun
İyi okumalar.
Saatler günleri, günler ayları kovalarken kış ayı gelip çatmıştı. Aralık ayı bize bir gün güneşi gösteriyor, iki gün de yağmuru veriyordu. Vizelerim bitmişti ve son iki hafta kabus gibi geçmişti. Okul ve ev arasında gidip geliyordum sürekli. Dünyayla bütün bağlantımı kesmiş, derslerime odaklanmış ve hakkından da gelmiştim. Vizelerden sonra bir haftalık tatilimiz vardı ve ben bu bir hafta sadece yatacaktım.
''Beren kime diyorum?''
Annemin bilmem kaçıncı kez bağırmasına rağmen ben yorganımı tepeme kadar çekmiştim. Asla bu yataktan çıkmayacaktım. Asla! Kapım sertçe açılmış ve yorganım hızla üzerimden çekilmişti. Gözlerimi sıkıca yumarken annem, ''Kime diyorum ben?'' diye aynı cümleyi tekrar tekrar söyledi. Öfkeyle doğrulduğumda, ''Sana söyledim anne, ben gelmeyeceğim dedim. Hele de Arslan için asla!'' diye bağırarak konuştum. Babamın arkadan, ''Arzu!'' diye bağırmasıyla annem, ''Bıktım sizden, duydunuz mu bıktım artık!'' diye daha çok bağırarak odadan çıktı.
Bugün Arslan'a abi demeyi bıraktığım gündü. Bugünden sonra benim için sadece Hayriye teyzemin oğlu olarak kalacaktı. Bugün onun kız isteme günüydü. Elif'i, Arslan'a istemeye gideceklerdi. Mahalle çalkalanmıştı bu haberle resmen. Fakat ben annemden duymuştum. Sıla kendini eve kapatmış, kimseyle görüşmüyordu. Her şey bir anda olmuştu. Daha birkaç ay önce, ''Yok öyle bir şey.'' diyen adam şimdi Elif'i isteme lafını çıkarmıştı. Hayriye teyze çok dil dökmüştü. ''Yapma kızın günahına girme. Gönlünde başkası varken yazık günah.'' demişti fakat dinlememişti. Ne olmuştu, ne bitmişti kimse bilmiyordu.
Salona girdiğimde, Burak'ın da pijamalarıyla televizyon karşısında oturduğunu gördüm. Babam kravatını bağlamakla meşgulken Burak'a, ''Sen gitmiyor musun?'' diye sordum. Burak başını kaldırıp, ''Sıla senin arkadaşın olsa da benim de ablam sayılır. Ona yapamam.'' dedi. Dudaklarım belli belirsiz kıvrılırken yanına gidip koluna başımı yasladım. ''Yapmayın çocuklar böyle. Kaderde ne varsa o olur. Kaderlerinde birbirleri yoksa eğer, siz ne yaparsanız yapın birleşemezler. Eğer varsa alın yazıları döner dolaşır birbirlerini yine bulurlar. İster yirmi yaşında, isterse de kırk yaşında. Mutlaka bulurlar.''
Babam bizi teselli etmeye çalışırken, ''Kaderi belirlemek de bizim elimizde. Onu yönetecek olan da biziz ama.'' dedim. Babam gülümserken annem girdi salona. İkisi de çok şıktı. Annem bize bakıp, ''Aşağı indiler. Sizde gelin bizimle ayıp olmasın.'' dedi. Burak'la üzerimizdeki pijama takımlarıyla aşağıya indiğimizde teyzemleri gördüm. Ekstra olarak yine aynı tayfa takım elbiseleri üzerinde arkadaşlarını yalnız bırakmazken Arslan'la göz göze geldim. Ona gözlerimi devirip yok sayarken kollarımı göğsümün altında topladım. Teyzem, ''Siz gelmiyor musunuz?'' diye sorarken Burak, ''Biz grevdeyiz.'' dedi. Amcam, annemle babama bakıp sonra bize döndü. ''Ne grevi?'' diye sordu anlamayarak.
Babam, ''Burak!'' diye sertçe kardeşimi uyardığında omuz silktik ikimizde.
''Aa kızlar.''
Annemin baktığı yöne baktığımda İrem, Sibel ve Sıla'yı gördüm. Sibel ve Sıla biraz geride durduğunda İrem bize doğru gelmeye başladı. Sıla başka yere bakarken, Arslan'a baktım. Yumruklarını sıkıp dümdüz ileriye bakıyordu.
İrem, ''İyi akşamlar.'' diyerek babama döndü. ''Ali amca kızlarla bizde olacağız da Beren de gelebilir mi?'' diye sordu. Umutla babama döndüğümde, ''İçimden bir ses sizi yine akşam vakti beraber tutmak konusunda bana hata yapıyorsun diye söyleniyor ama bugün istisna olsun hadi.'' dedi. Tam o anda bir kargaşa patladı mahallede. Burak, ''Yürü be Suzan teyze!'' diye bağırdı. Suzan teyze de müziğin sesi çok açmadan önce, ''Yapma Arslan. Yazık etme size.'' diye bağırdı ve müziğin sesini sonuna kadar açtı.
''Sen yarim idun, sevduğum idun,
Ölesiye sevdum seni, herşeyum idun,
Kader böyle ayirdi bak yollarimuzi.
Ne yapalum kuramaduk yar yuvamuzi.''
Sıla döndü arkasını, Arslan baktı arkasından. Müzik eşlik etti onlara. Herkes balkondan onlara bakarken, onların gidişine eşlik etti göz yaşları.
''Görüyorum bu aşk beni seni de yakar,
Ayrı düştük seninle yar sonsuza kadar,
Unutamam artık seni, hep seveyirum,
Senun içun senun yar öleyirum.''
Ekrem, şarkının son sözünü gözlerimin içine bakarak bitirdiğinde neye üzüleceğimi neye sevineceğimi bilemedim. Sıla'nın arkasından, kızlarla yetişmek için ona arkamı döndüğümde onun yanlış anlayacağını o an hiç hesaba katmadım. Bilseydim, katardım. O an, Sıla'nın acısına ve karşılık duyduğum aşka ağladım. İkisinin de böyle bir güne denk gelmesi... İçler acısıydı. Sıla'yı da alıp eve gittiğimizde oturduk, ağladık, güldük ve yeniden ağladık. Küfürler sürekli birbiri arkasına giderken Sıla'nın sessizliğine daha çok yandı içimiz.
Biz uyuyakaldığımızda sonrasını bilmiyordum. Ta ki sabah gözlerimi açtığımda Sıla'yı pencerenin önünde görene kadar. Yanına gittiğimde şişmiş ve kızaran gözlerinden bütün gece uyumadığını anladım.
Kızlar da uyandığında kahvaltımızı yapmış ve dağılmıştık. Eve gittiğimde zile basıp kapının açılmasını bekledim. Kapı açıldığında titreyerek merdivenleri tırmandım. Üzerimde polar pijamalarım ve hırkam vardı. Bu iki adımlık mesafede bile soğuk iliklerime kadar işlemişti. Annem kapı ağzında dururken hızlıca ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim. Holdeki kalorifer peteğine can simidi gibi yapışırken annem de kapıyı kapatıp yanı başımda durmuştu.
''Kızı istemediler.''
Bir anda üşümem gitmişti sanki. İçimdeki mutluluk anında yüzüme vurmuştu. Hevesle başımı kaldırıp anneme baktığımda, ''Ama isteyecekler.'' dedi. Ne olduğunu anlayamazken kafa karışıklığımın yüzüme de yansıdığına emindim. Annem, ''Mutfağa gel.'' derken onun da moralinin bozuk olduğunu daha yeni fark etmiştim. Annemin peşinden mutfağa girdiğimde, elindeki fincanı masaya bıraktığını gördüm. Sandalyeye oturup elime bardağı aldığımda, ''Anne şunu doğru düzgün anlatır mısın artık?'' dedim.
Annem kahvesinden birkaç yudum alıp, ''Biz kız istenecek sanıyorduk, fakat ablam engel oldu. Hasan abi tam söze girecekken, olay çocuklar biraz birbirlerini tanısın konusuna döndü. Herkes şaşırdı tabi. Ablam öyle deyince de Hasan abide mecburen durumu hemen toparladı.'' demesiyle sevinçle ellerimi çırpıp, ''Helal be teyzem.'' dedim. Annem başını sallarken, ''Bence ona da cesareti veren Suzan abla oldu.'' dedi.
''Vallahi kadın geceye mükemmel bir imza bıraktı.''
Annem dalgınca bardağıyla oynarken, ''Başka bir şey daha olmuş.'' dedim. Annemin gözleri dolarken, ''Dün kız evinden çıktığımızda Arslan çok ağır konuştu annesine. Çocuklar müdahale etti hemen, alıp götürdüler Arslan'ı ama ablam sabaha kadar ağladı. Bir ara Hasan abinin de tansiyonu fırladı.'' demesiyle gözlerim korkuyla büyüdü.
''İyi mi? Amcam nasıl şimdi?''
Ben ayaklanacakken, ''Dur dur, iyiler şimdi. Gece Ekrem'i aradık, geldi hastaneye götürdü. Sabaha karşı geldiler.'' dedi.
Art arda yutkunurken, ''Bunlar neden oluyor ki anne?'' diye fısıldadım. Annem burukça gülümserken, ''Büyüdünüz bebeğim.'' dedi. ''Siz büyüdünüz, dertleriniz de büyüdü.''
Annemle konuşa konuşa saatleri geçirdikten sonra duşa girmiş kendime gelmiştim. Kızların w******p'tan yılbaşı için tartıştığını gördüğümde birkaç cümleyi okumuş sonra telefonu kapatıp masamın başına geçmiştim. Saçlarımı kurutup tararken dün gece gelmişti gözlerimin önüne.
Ekrem'in o masmavi, delici bakışları... İçime işleyen, beni sıcacık kesen bakışları... Sonra o iki kalın dudaklarının arasından fısıldadığı cümleler... Kalbimin sesi kulaklarımda yankılanırken heyecandan dolayı ellerim terlemeye başlamıştı. Dudaklarım iki yana kıvrılırken, ''O da beni seviyor.'' diye fısıldadım. ''O da beni seviyor!''
İçimdeki kıpırtı, karnımdaki ağrıyla aklım başıma daha yeni geliyordu. Şimdi şimdi idrak edebiliyordum. Kısık bir çığlık dudaklarımın arasından kaçarken heyecanla kendi kendime zıplamaya başladım.
''Allah'ım sonunda!''
Ellerimi kendi etrafımda dolarken, ''Sonunda dualarım gerçek oldu.'' dedim. Gözüm kitaplığıma ulaştığında, yüzümde artan gülümsemeyle oraya adımlayıp en sevdiğim kitabı alıp içinden papatyamı çıkarıp öpücük kondurdum. ''Sonunda.''
''Ablaaa!''
Burak'ın bağırtısını duyduğum an, elimdeki çiçeği aceleyle kitabımın arasına koyup, ''Ne var?'' diye bağırdım. ''Yemek hazır!'' Burak'ın yeniden bağırmasına, babamın da bağırtısı karıştı. ''Ne bağırıyorsun eşeğin oğlu?''
Bu sefer de annemin bağırtısı evde yankılandı. ''Bütün mahalle bağırtınızdan inledi.'' Evin içinde bir anda kopan bağrışma seslerini şaşkınlıkla dinledim. Gülmekten alıkoyamadım kendimi. Odamdan çıkarken holde babamla karşılaştım. Elini omzuma atıp beraber yürümemizi sağladığında annemin, ''Burak beni çıldırtma.'' diye öfkeyle konuşan sesini duyduk. Babamla yerlerimize geçerken, ''Ne diye kızdırdın yine anneni?'' diyen babam kızgınlıkla Burak'a baktı.
Annem tabakları önümüze bırakıp, ''Bu saatte dışarı çıkacakmış.'' dedi. Annem yerine geçtiğinde babam, ''Ne konuştuk biz sizinle? Saat sekizden sonra dışarı çıkmak yasak.'' dedi. Burak elindeki peçeteyle oynarken, ''Ablam dün İrem ablaya gitti ama.'' dedi. Babam göz ucuyla bana bakıp, ''Ablan eve gitti ve ablanla senin yaşın bir değil. Onun yaşına geldiğinde sana da izin vereceğiz.'' dedi.
''Bu ne ya!''
Burak öfkeyle yerinden kalkıp, ''Cep telefonu istiyorum yaşın küçük, dışarı çıkmak istiyorum yaşın küçük, arkadaşımda kalmak istiyorum yaşın küçük. Resmen evlat ayrımı yapıyorsunuz.'' diye bağırarak odasına giderken kapısını da çarpmayı ihmal etmemişti.
Annem, ''Ne zaman bitecek şu ergenlik?'' diye konuşurken, ''İzin mi verseniz, belli ki bunalmış.'' dedim.
Babam yemeğine başlarken, ''Olmaz.'' dedi. Orman yeşili gözlerini gözlerime dikip, ''Sende ergenlik geçirdin. Sende bunaldın, yine de izin vermedik. Şimdi ona bu istisnayı göstermek senin çocukluğuna, senin büyümene haksızlık olur.'' dediğinde babama sevgiyle baktım. İlk kahramanlar her zaman babalar olurdu. Kimileri bu konuda şanslı, kimileri de şanssız doğardı. Ben şanslı olandım. Hep de öyle kalmak isterdim.
Yemekler yenmiş, sofra toplanmış ve annemle babama kahve yapıp götürmüştüm. Annemle babamda o esnada Rüstem abiye düğünde ne takacaklarını konuşuyordu. Kahveleri verip kendi kahvemi alıp koltuğa bağdaş kurarak oturdum.
''Altın takmak şart. Rüstem ne zaman ihtiyacım olsa hemen kendi işini bırakıp bana koşuyor.''
Rüstem abi bizim mahallemizin sakinlerindendi. Onun tesisat dükkanıyla babamın kahvehanesi hemen dip dibeydi. Bazen babamlar istenen çaylara yetişemezdi. Rüstem abi hemen yardıma gelir, kahvehaneye bakardı. Babam da çayları esnaf dükkanlarına dağıtmaya çıkardı. Yanında iki çırak vardı ama pazarın kurulduğu günler onların en yoğun olduğu gün oluyordu.
''Altın takarız zaten. Merve'ye takamamıştık şimdi Sezen'e takmak lazım.''
Annemler kendi aralarında konuşurken Rüstem abiyle Sezen ablayı getirdim gözlerimin önüne. Yüzümde kendiliğinden bir gülümseme oluşurken onların aşkına yeniden imrendim. Sezen abla ve Rüstem abinin aşkı dillere destandı. Az değil tam sekiz senedir beraberlerdi ve aç Razi'nin en büyük kızıydı Sezen.
''Aç Razi'' lakaptı aslında. Aç olmasının sebebi paragöz olmasından geliyordu. Merve onun küçük kızıydı ve adamın gözü kendi para düşkünlüğünden başka bir şey görmediği için kızı daha on yedi yaşındayken kendisinden on iki yaş büyük bir adama vermişti. Evlendirdiği adamın halı dokuma fabrikası ve mağazası vardı. Kendi halılarını dokuyup pazarladıkları için de gelirleri epey iyiydi. Fakat adam uyanık çıkmış ve Merve'yi bir daha mahalleye göndermemişti. Aç Razi de avucunu yalamıştı. Merve'yi bir tek ailesinden Sezen ablayla görüştürmüş ve Merve'yi de el üstünde tuttuğunu duymuştum.
Annemlerden öğrendiğim kadarıyla Merve'yi açık öğretime yazdırıp okumasını sağlarken aynı zamanda işe başlamasını da sağlamıştı. Merve benden bir yaş küçüktü sadece. Babamın şuan anlattığına göre de Aç Razi'yi bu evlilik için ikna eden de Merve'nin eşiymiş. Adamın, ''Eğer Sezen'le Rüstem'in evliliğine razı olursan düğün masraflarını ben karşılayacağım.'' demesiyle sonunda her şey istenilen gibi olmuştu.
Babam, anneme olayları anlatırken iyi geceler dileyerek odama geçtim. Yatağıma girerken aklıma yine onun gülümsemesini getirip gözlerimi yumdum.
***
''Acele eder misin?''
Sabahın erken saatlerinde İrem'in bitmek bilmeyen aramalarıyla gözümü açmıştım. Sonra apar topar giyinip kendimi sokağa atmıştım. Şimdide İrem tarafından sürükleniyordum.
''Ya bir durur musun artık.''
İrem kolumu daha çok çekiştirip cevabımı vermişti. Gittiğimiz yolun farkına vardığımda afallayarak etrafıma baktım.
''Ya ne oluyor sabah sabah?''
Köşe başından Sıla da çıktığında İrem onun da koluna yapışmış ve bizi sürüklemeye başlamıştı. ''Bu yol Okan abinin kafesine giden yol değil mi?''
Sıla'nın kendi kendine sorduğu soruya, ''Ben de onu fark ettim şimdi.'' diye yanıt verdim.
''Geri zekalılar.''
İrem'in bize bakmadan sarf ettiği sözlere karşılık Sıla'yla göz göze geldik. Kafeyi gören köşede durduğumuzda İrem bizi gizlemiş ve sadece kafalarımızı çıkarmamıza izin vermişti.
''Ne yapıyoruz biz ya?''
Sıla'nın sitemle söylediği cümle resmen düşüncelerimi tercüme etmişti. İkimizin de kolunu sıkıp, ''İçeriye bakın.'' dedi. Gözlerimi kısıp kafenin içine baktım. ''Eee...'' derken Sıla'da, ''Okan abi işte.'' dedi.
İrem öfkeyle, ''Salak mısınız kızım siz. Herifin yanındakine baksanıza. Ağzı kulaklarında kime bakıyor!'' diye bağırdığında irkilsem de daha dikkatli inceledim.
''Bu sima bir yerden tanıd- Sibel!''
Sıla'yla aynı anda bağırmamızla İrem hemen bizi geri çekti. Şaşkınlıkla açılan gözlerime Sıla'nın açık ağzı eşlik etmişti. Dudaklarımdan, ''O ikisi...'' kelimeleri çıkarken Sıla, ''Nasıl ya? Ne alaka?'' diye sordu.
İrem bizi alkışlarken, ''Geç farkına vardınız ama sonunda vardınız.'' dedi. Alkışlamayı kesip yeniden başını eğip kafeye baktı. Hep beraber yeniden eğildiğimizde Sibel ve Okan abinin kapının önünde olduğunu gördük. Hızla geri çekilirken yarımız görünecek şekilde yeniden eğildik. Gördüğümüz manzarada Sıla dudaklarından bir ''Oha!'' nidası kaçırdı.
Okan abi boynundan çıkardığı atkıyı Sibel'in boynuna geçirmişti. ''Ayy ne romantik.''
Ben bu manzaraya eriyip giderken İrem, ''Iyy asla sevmem böyle şeyleri.'' demiş ve Sıla'yla beraber ona dönmemizi sağlamıştı. ''Ne var?'' diye çemkirirken yeniden çifte kumrulara dönmüştük. Okan abinin, Sibel'e doğru eğildiğini gördüğümde, ''Öp, öp, öp, öp.'' diye kısık sesle tezahürat tuttum. Sıla, ''Öpme, öpme, öpme.'' diye bana karşılık verdi.
''Bahisleri de İrem açtı herhalde.''
Duyduğumuz sesle üçümüzde yerimizden sıçrarken Sıla korkuyla, ''Ayy!'' diye bağırdı.
Korkuyla arkamızı döndüğümüzde Ekrem, Arslan ve Suat üçlüsünü gördüm. Yanaklarım kıpkırmızı kesilirken, ''Hayırdır beyler?'' dedi İrem. Yakalanmamız hatta Sibel'le Okan abiyi gözetlerken yakalanmamız rezilliğin en üst seviyesiydi. Ekrem'le göz göze geldiğim an daha çok kızardım.
''Tüh be gitmişler.''
İrem üzüntüyle ellerini birbirine vururken, ''Buradayız sevgili can dostlarım.'' diye yeniden arkamızdan bir ses daha geldi. Resmen iki ateş hattı arasında kalmıştık. Sıla elimi tutarken İrem, ''Üç!'' diye çığlık atmış ve gecikmeli de olsa koşmaya başlamıştık. Sıla ilk ne olduğunu anlamamış benim çekmemle yalpalasa da hemen kendini toparlamış, koşmaya başlamıştı. İrem çığlık atarak koşarken arkamızdan bir anda kahkaha tufanı koptu. Sıla, ''Rezil olduk!'' diye kesik kesik konuşurken hala koşuyorduk. Gerçekten rezil olmuştuk. Rezil olmuştum.
-Bölüm Sonu.
Herkese merhaba. Gördüğünüz gibi arayı fazla açmadan bölümleri yayınlıyorum. Sizlerden de yorumlarda fikirlerinizi belirtmenizi ve beni yalnız bırakmamanızı istiyorum. Sizin istekleriniz doğrultusunda Emir'in ismi Ekrem olarak değiştirildi. Umarım beğenirsiniz.
Sizleri seviyorum.