Inatçılığım kimden geliyordu bilmiyorum ama kin gütmem kesinlikle ablamdandı. Biz iki kardeş çok pis kin güderiz. Her kavgada o eski defterler teker teker açılır. Yok sen benim ödevimi sobaya attın, yok sen benim tokamı taktın , yok sen benim ayakkabımı çöpe attın , yok bayramlığımın üstüne kustun... Hatta işin dozu kaçtığında ablamın sen benim abaküsümü kırıp boncuklarını da çekiçle kırdın demişliği bile vardı. Geçen yaz çocukluk aşkını görmüştü. Daha doğrusu orta okulda hoşlandığı çocuk. Bir gün bunlar oyun oynarken bu çocuk ablama şaka maksatlı basketbol topu atmış. Ne biçim şakaysa artık. Ablam beyin kanaması geçiriyorum sanmış. Zavallım kuş kadar zaten , topu kafaya yiyince yere düşmüş. Tüm okula rezil olmuş. Okulun en zeki kızını labut gibi deviren çocuk , okul bir dönem bu olayla dalga geçmiş. Hoş bende epey dalga geçmiştim. Çocuk salaklığını anlayıp ablama yardım etmiş, özür dilemiş, revire giderken eşlik etmiş falan ama artık çok geç. Ablam bir daha konuşmamış çocukla. Sonra da mezun olmuşlar. Bir daha da görmemiş , ta ki geçen yaza kadar. Ailecek AVM'de gezerken annem babamı kozmetik mağazasına soktuğunda , aldığım radikal kararla buradan ilerideki kocama sesleniyorum sana böyle bir işkence yapmayacağım canım , bende ablamla ayakkabı almaya gitmiştim. Ben ayakkabıları incelerken ablam bizden birkaç metre ötede durmuş , sohbet eden bir erkek grubuna dikkatle bakıyordu. Hınzırca sırıtıp dirseğimle dürttüm hemen. Aklım fesat çarklara kurulmuş , döndükçe dönüyor.
- Abla hayırdır?
Ben de erkeklere baktım ama pek de ablamın tarzı olan yoktu içinde.
-Hüma sana anlatmıştım ya hani kafama top atan ortaokuldaki Metin. Bak şu turuncu gömlekli, saçını da üçe vurmuş. Tipe bak ! Acaba ben o sıralar nasıl bir buhrana tutulmuştum da bu çocuktan hoşlanmıştım ? Kör falan mıydım ?
Ben kahkaha atarken ablamın elindeki şişeyi çocuğun tam alnına isabet edecek şekilde fırlatması bir olmuştu. Şok oluşum çocuğun iki büklüm olmasıyla son bulmuş. Çocukların bize dönmesiyle içimde yükselen kahkahaları zor zaptediyordum. Alt dudağımı dişlerimin arasına alıp erkek grubuna bakakaldım. Gülsem gülemiyorum millet bize bakıyor. Mağazadakiler kıkırdıyor , haykırarak kahkaha atmamak için tutuyorum kendimi. Ablam diye demiyorum on numara atış yapar. Arkadaşının biri çocukla ilgilenirken diğerleri de gülmemek için tutuyorlar kendilerini , yüzleri kızarmış. Çocuk kendini toparlayıp alnını tutarak bize dönmüştü. Alnının ortasına domates atsa bu kadar kırmızılık oluşmazdı sanırım. Tipe bak !
-Napıyorsun kızım sen ! Sorunlu musun !
Yok canım sadece biraz kindar. Ablam elini ağzına kapattı. Yüzünde üzgün bir ifadeyle , sahte olduğunu bildiğim, konuştu.
-Çok özür dilerim , yanlışlıkla oldu.
Ablamın saçma bahanesiyle arkamı dönüp kahkaha atmaya başladım. Yanlışlıkla? Ardından babamla annem gelmişlerdi de bizi acil götürmüşlerdi. Çocukların Konu kapanmıştı, intikam alınmıştı.
-Eve ne zaman geleceksin ?
Nasıl da özlemiştim. Burnumda tütüyordu pislik. Üniversitelerdeki düzen birbirinden farklı olduğundan bir türlü denk getirip birlikte tatil yapamamıştık. Ben gitsem o gelmiyordu , o gelse ben gidemiyordum.
-Sınavlarım yeni başladı, sonra da proje vereceğiz. Bir ay sonra falan.
Keyifsizce yüzüm düştü. Sınav kelimesini duyunca öğürerek kusmak istiyorum. Neden ? O niye Ankara'ya gitti ki ? Ankara da deniz yok bir kere. Hem ben burada onsuz kendimi kötü hissediyorum. Artık onunla sarılmayı özledim. Yanaklarımı ısırdığında koluna vurmayı. Korku filmi izleyip gece tek uyuyamayıp yatağına yatmayı. Beni tekmeleyerek yatağından atmasını , hayır aslında bu kısmı pek özlememiştim. Ablam tam bir pislikti.
-Hüma sen gelsene. Hem Mihriban iki hafta sonra eve gidecek. Birkaç gün benle kalırsın. Kızlar da gelsin koparız.
Mükemmel fikriyle gözlerim ışıldadı. Ya canım benim ya ! Nasıl da kardeşini düşünürmüş ! Biriciğim!
-Tamam.
Bu fırsat kaçar mı ? Geçen sene gezememiştim ama bu sene acısını çıkaracağım. Bekle beni Ankara seni yenmeye geliyorum !
-Derse gireceğim bir şey diyor musun?
-Yok hayatım sana iyi dersler.
Telefonu kapatacakken son anda engel oldu.
-Hüma dün tuvaletteyken aklıma geldi.
Baygın bir bakış atıp bu cümleyi duymak isteyip istemediğimi düşündüm. İstemiyordum ama susmayacaktı. Kim bilir yine ne düşünmüştü?
-Salıncağına bindim diye kulağımı ısırmıştın.
İki salak şapşallıklarımıza kahkaha atıyorduk. Öyle bir şey yapmış mıydım sahiden ? Gülme krizine yakalanmış sokağın ortasında deli gibi kahkaha atıyordum. İnsanlar bana tip tip bakarken ne var gülmeyek mi ? diye çemkirmek istesem de önemsemedim.
-Dila , benimle ilgili olan anılarını niyeyse tuvaletteyken hatırlıyorsun. Artık hoş şeyler düşünmüyorum.
Ablam keyifli bir kahkaha attı.
-Kutunda büyük vardı. Hadi hoca geldi kapatıyorum canım. Dikkat et kendine.
-İğrenç bir pisliksin ama yine de seviyorum seni.
Telefonu kapatıp cebime attım. Kutu mevzusunu sonraya saklayıp kapıyı çaldım. Kindar mıydım ? Kesinlikle. Yüzsüz müydüm ? Yani biraz , belki. Inatçı mıydım ? Evet. Israrcı mıydım? Aslında gamsızlığımla ün salmıştım lakin bu durumu istisna olarak geçiyorum. Bu sondu. Eğer bu defa da olmazsa babama başka bir hediye düşüneceğim. Kapı açıldığında tonton teyzemin şık bir şekilde giyinmiş olduğunu gördüm. Üzerindeki leopar yelek mi ?
-Merhaba teyzecim. Çok güzel görünüyorsunuz.
Yine mi sen geldin bakışı ikinci cümlemle silinmiş yanakları pudradan daha al al olmuştu. Flört mü var yoksa ? Seni gidi seni. Üzerine örttüğü şalı naif parmaklarıyla tutarak dışarı çıktı.
-Güzel olmuş muyum gerçekten?
Başımı aşağı yukarı salladım. Insanları mutlu etmek kolaydı. Onların mutluluğuyla mutlu olmak insanlık. Birinin acısından beslenen vahşileri bir mağaraya toplasak belki nüfus çok olmazdı ama toprağa basan insan olurdu.
-Valla amcanın yüreğine inmezse iyi.
Kıkırdayışı gülümsememe neden oldu. Aşkın yaşı yoktu. Şu tatlığa bak. Tonton kilolu yaşlılara dense de bu zayıf teyzenin yanakları tontondu. Iki elma yutmuş gibiydi.
-Kalpten iyi anlar.
Anlamayan bakışlarımı teyzeme diktiğimde bana doğru yaklaştı. Sır verircesine fısıldadı.
-Kalp doktorum , kontrole gidiyorum.
Kahkaha atmamak için yanaklarımı dişledim. Vay be ! Teyzemin fanteziye bak. Millet utanmasa uçan kuşa yürüyecek ben hala tablo kovalıyorum. Her neyse o defter kapandı bir kere.
-Ben geç kalmayayım. Görüşürüz yavrum.
Teyzeme imrenerek bakıp içeri girdim. Rahat rahat kapıyı kapatıp merdivenlere yöneldim. Sanarsın Beyaz Saraya giren Trump'ım. Kovulduğum evi böylesine benimsemiş olmamda ayrı bir ironi. Hızlı hızlı basamakları inip elimdeki şemsiyenin kopçasını açtım. Bir gün bu şemsiyenin işe yarayacağını biliyordum. Kapıyı çalıp beklemeye başladım. Derin bir nefes alıp kapıya yaklaşan adım seslerini dinledim. Kapıyı uzun boylu ve bir hayli yakışıklı olan adam açtı. Başımı yana yatırıp gülümserken ki bu defa ki hayranlığımdan değildi , beni gördüğüne memnun olmayan bakışları eşliğinde kapıyı kapatacağı zaman şemsiyeye basıp açılmasını sağladım. Şemsiye içeri doğru uzamış iki hamlede açılmıştı. Yüzündeki kısa şoku fırsata çevirip açılan kapıdan içeri girdim. Onun içeri buyur etmeyeceğini bildiğimden onu arkamda bırakarak koridorda ilerledim. Şemsiyeyi kapatırken gözlerim etrafı dikkatle süzüyordu. Salona giriş yaptığımda boya kokusu azda olsa küçük burnumu rahatsız etmişti. Mavinin beyazına bürünmüş duvarlar içeri adım atar atmaz rahatlamama neden olmuştu. Gökyüzünde yürümek gibi , sakin. Bir hayli eskimiş üçlü petrol mavisi koltuklar tüplü siyah televizyonun karşısına dizilmişti. Yıpranmış kumaşları geçen bir ömre tanıklık ettiklerini aktarıyordu. Ayağımdaki ayakkabıları çıkarıp ahşap zemine bastığımda içimden bir ürperme geçti. Kocaman salon ikiye ayrılmıştı. Başımı hafif bir açıyla sola çevirdiğimde resimlerini özenle duvara yasladığını fark ettim. Hiçbirini duvara asmamıştı. Duvarda ne bir çivi izi ne de boya lekesi vardı. Sadece çalıştığı zemin biraz boyaya batmıştı. Tabi ortada duran şovalenin ayaklarını saymazsak. Tuval duvara dönük olduğu için ne çizdiğini görmemiştim. Adım sesleri kapının yanında sustuğunda kendimi kibarlık beklemeden koltukların ortasına serilmiş desenli halının üzerine attım. Arkadaş bu soğuğa kutup ayısı bağlasan donar. Hasta olmuyor mu ? Bakteri gibi direnç mi kazanıyor acaba ? Kapının önüne dikilmiş , donuk bakışlarıyla gözlerimin içine bakıyordu. Küçük kalbimi evin soğukluğu bile bu kadar üşütmemişti. Katil olabilir miydi ? Psikopat ? Sinirlenince içinden bir canavar çıkabilir miydi ? Bu olasılıkları tabi ki düşünerek ve önlemimi alarak geldim. Çantamın içinde biber gazı , çakı , pergel ve makas vardı. Acil durumlar için telefonumu açık bırakmıştım. Tabi ki bunlar hoş olmadığı gibi günlük kullandığım malzemeler değildi. Misal gün de üç kez birinin burun deliğine pergel sokmam ya da bana günaydın demedi diye kulağını makasla kesmem. Öte yandan dün gece biraz pratik yapıp çakıyı açmaya çalıştım ama zor açılıyordu. Şey şu çakıyı açmamı bekler misin diye ricada edemem. Kısacası pek de güvende sayılmıyordum. Zaten hangimiz yüzde yüz güvendeyiz ki ? Tırstığımı belli etmemeye kararlı ve bir hayli dostane ses tonumla konuştum.
-Ben sizden bir şey isteyeceğim.
Kırık beyaz rengindeki balıkçı yaka kazağı uzun boynunu sarmıştı. Saçları iki gün önce gördüğümden daha düzenli ve koyuydu. Bakışları burada olmamdan hoşlanmadığını haykırsada sessizlikle yaptığı anlaşmayı bozmamaya yeminliydi. Kazağının üzerine sıçrayan mor damlalar kirlenmişlikten çok, yakışmıştı. Mor en sevdiğim renk bu arada. Sessizliğini adım seslerinden güç alarak bozmuştu.
-Özel ders vermiyorum.
Şovalenin yanında duran paletini ve fırçasını alıp taburesini geriye doğru itti. Tabi ki beni yok saymasına alınmamıştım. Kibirli ! Yine de tatlılığımdan ödün vermeyerek konuştum.
-Yok ya ne özel dersi ? Ben yuvarlak bile çizemem ki.
Kendi esprime bir tek ben gülüp ortada mal gibi kaldığıma göre konuya geri dönebiliriz. Uzun boyuyla tuvaline eğilmiş dikkatle süzüyordu. Kaşları bir sorun varmış gibi çatılırken varlığımı belli edercesine kelimelerime bastırarak konuştum.
-Ben bir hediye vermek istiyorum. Babam resimleri çok sever. Onun annemle olan fotoğrafını bir sanatçı gözüyle çizmeni istiyorum. Birebir olmamalı. Aynısını istesem android uygulamalarını indirir kullanırdım... Bu yüzden size geldim. Resimleriniz çok güzel. Sihirli gibiler , büyüleyici. Bana yardım edebilecek tek kişisiniz.
Herkese aynı yalanı söylemekten dilim dönmez olmuştu. Sabırla sessizliğin ardından gelecek cevabı bekliyordum. Bir süre paletine boya tüplerinden sıkıp işine odaklandı.
-Sipariş almıyorum.
Konuşmak bu kadar zor muydu ? Kısa , net ve bekletilmiş cümleler. Kelimeleri salamura yatırsaydın. Yine de en azından cevap veriyor. Hadi Hüma onu ikna edebilirsin !
-Hayır sipariş olarak düşünmeyin. Bu pastaneden ceviz sarma almak gibi değil ki. Ceviz sarma silindir olur , hiç koni şeklinde sarma gördünüz mü ? Göremezsiniz çünkü yok.
Bir alkış alabilir miyim mükemmel tespitime. Ne diyom ben ya? Ceviz sarma ne alaka? Arkadaş beni aç bırakmayın. Saçmalamalarım bile dikkatini çekmemişti. Konuşmak istemediğini anlayarak devam ettim.
-Ben sizi yönlendirmiyorum. Deniz mi çizersiniz, dağ mı çizersiniz, ejderha mı çizersiniz bilemem. O size kalmış. Ressam olan sizsiniz.
-Hayır.
Hiyir! Hayır derken dilin tutulur inşallah ! Neyse ki son kozum hala duruyordu.
-Öyle hemen kestirmeseydin keşke. Bir teklifim vardı.
Reddedemeyeceksin.
-Ilgilenmiyorum.
Ukala ! Şu an kalkıp gitmem gerekiyor ama ben bu buzdağına haddini bildirmek ve o resmî almak istiyorum. Artık bu mesele ölüm kalım meselesi haline geldi. Sen kimsin be !
-Evini temizlerim.
Dahiyane fikrim buydu açıkçası. Başka elimden iş gelmez ki. Biraz da yemek yapmaya çabalarım. Ama sadece çabalarım.
-Hayır.
Biri beleş evini temizleyecek, hayır mı diyorsun ? Gözlerimi kısıp nasılsa bakmıyor diye küçümser bir bakış attım.
-Hayır mı ? Afedersin ama evini bok götürüyor.
Bir anda başını kaldırdığında bana öyle ters bir bakış attı ki devirdiğim çamların arkasına gizlenip sustum. Kendimi tatlı tatlı tebessüm etmeye zorlarken fırçasını sert , keskin hareketlerle tuvalde gezdirmeye başladı.
-On saniye içinde evimi terk etmezsen polis çağıracağım.
Beyimizin şu ana kadar kurduğu en uzun cümleyi tebrik ediyoruz. Derin bir nefes alıp verdim.
-Istersen 911'i ara umrunda değil. O resmî çizmeden benden kurtulamazsın. Bu arada ben Hüma. Bir dahaki sefere görüşürüz.
Polise haber veririm ! Sanarsın haneye tecavüz var. Yani bir saniye düşününce var aslında. Afilli sözlerim beni sallamayan adamın tutumuyla omuzlarımın üzerine düşmüştü. Şimdi yere biraz daha yakındım. Tuvaliyle ilgilenmeye devam eden adamdan beklediğim atağı alamayınca ayaklarımı sürüyerek salondan çıktım. Ayakkabılarımı giyerken onu nasıl ikna edebileceğimi düşünüyordum. O an gözüme çarpan şeyle şeytana uyup hayatımda hiç yapmadığım bir şeyi yaptım. Pişman mıyım ? Kapıyı arkamdan kapatırken sırıtıyordum aslında. Daha biraz önce portmantoda asılı duran anahtarlığı havaya atıp tuttum. Üstünde üç anahtar takılıydı. Sinsice sırıtarak merdivenleri tırmanmaya başladım. Doğru olmayabilirdi , zaten şu hayatta ne doğruydu ki ? Hem ben çocuğu öldürmek ya da soymak için bu anahtarı almadım ki. İnat ettim bir kere artık geri dönüşü yok. Aklımda çok güzel plan var. Ben de Hüma'ysam o resmî almadan peşini bırakmam.