RH 2 / AT KAFASI ?

1810 Words
Elim dolu olduğu için anahtarı çıkarmak yerine zile basmıştım. Sinirden yerimde duramazken kapının açılmamasıyla bu defa kapıya ayakkabımın ucuyla seri hareketlerle vurdum. Hıncımı kapıdan çıkaracakken Gizem elektriklenmiş siyah saçlarıyla esneyerek kapıyı açtı. Bu kız geceleri uyurgezer olup prizlere mil mi sokuyor düşüncem kuvvetlenerek artmıştı. -Kapıyı kırsaydın bir de. Anahtarın yok mu senin ? Ayakkabılarımı çıkarırken sessizce içeri girdim. Hala burnumdan soluyordum. Ne Gizem'in şişmiş kızarmış gözleri ne de uyku mahmuru salak halleri bile gözüme komik gelmemişti. Öylesine öfkeliydim ki gidip o kadının kafasını koyu mavi boyayla dolu tenekeye sokup beyaz duvara vurmak istiyordum. Gerizekalı ! Ressamım ben diyor beyni milimetre kare yer kaplayan insan. Elimdeki poğaçaları beni dikkatle izleyen kahve gözlerine doğru uzattım. Gizem tereddüt ederek poğaçaları elimden aldı. Onu arkamda bırakarak odama doğru ilerledim. Elimdeki parçalamak ister gibi sıktığım tabloyu yatağımın üzerine fırlatıp trençkotumu çıkardım. Çok geçmeden Gizem kapıda belirmişti. -Hüma , o ne ? Dilimi dişlerimin arasına alıp ısırdım. Elinin körü ! Hırsla tabloyu saran paketi parçalayıp yatağın kenarına çöktüm. O kadar para verdim lan ! Cüzdan meteliğe kurşun atıyor. Gizem tabloya bakarken dudaklarını birbirine bastırdı. -Sakın gülme Gizem, hıncımı senden alırım. Gizem tehdidin karşısında derince yutkunup tatlı tatlı gülümsedi. Sinirliyken karantina altına alınmam gerektiğini en iyi bilenlerden biriydi. Ama bu bile onu durdurmaya yetmemişti. -Yani birazcık şey olmuş. Gözlerimi kısıp hala tabloyu inceleyen kıza baktım. Kahkaha atmamak için kendini kasıyordu. -Ney? İçine çöken yanaklarını dişlemeyi bırakıp sakince benden tarafa döndü. Uyku sersemliği gitmiş fıldır fıldır şeytanlık akan göz bebekleri gelmişti. -Yani şeye benzemiş. Resmi yavaşça yatağa bıraktığında ben de biraz sonra beni kışkırtacak o cümleyi dinlemek için ayaklandım. -Neye benzemiş ? Kapıya doğru küçük bir adım atmıştı ki soruma hızlı bir yanıt verdi. -Numan amcam affetsin ama gorilin üstüne at kafası geçirilmiş gibi. At neyi neyi ? -Gizem ! Adını duvarlara haykırdığım arkadaşım koşarak odasına kaçarken dün gece heyecanla sonuna kadar okuduğum ve bir boka bağlanmayan kitabı yerden alıp arkasından fırlattım. Uykusuz kaldığım geceye mi yanayım , sabahın köründe iki saat ders için gittiğime mi yanayım , onca para döktüğüm resmin içinden goril çıkmasına mı yanayım ? Kitap gürültülü bir sesle yere düştüğünde Gizem odasına kapanmayı başarmıştı. Şanslı pislik ! Yorgun bedenimi yatağın üzerine bıraktığımda gözlerim resimdeki babam olduğu iddia edilen şahsiyetin üzerine kaymıştı. Sahiden de duruşu ve bir beden daha büyümüş göbüşüyle gorile benziyordu. Resmi yere koyup yatağın üstüne kıvrıldım. Salak yazar madem kız evlenecekti , niye başrol çocuğu gönderdin ? Uykumun tatlı evresine yeni geçmişken arka fonda yükselen tiz sesle yüzümü buruşturdum. -Hüma. Elinin körü. -Hüma ! Ananın öpülesi eli. -Hadi kalk kahvaltı hazır. Üzerimdeki battaniyeye sarılarak duvardan tarafa döndüm. Selen yine hamaratlığını konuşturmuş içerden pişi kokuları yükseliyor demeyi çok isterdim ama çay kokusundan başka hiçbir şey gelmiyordu. İçine banacak bisküvi bile yoksa neyleyim tek başına çayı. Ben adam akıllı bol karbonhidratlı kahvaltı sabahlarını özledim. Börekler , çörekler , pişiler , krepler... Peynir yemekten yakında süt vermeye başlayacağım. Masada kahvaltılık namına ölmek üzere olan siyah zeytin ve vazgeçilmez damak zevkim peynir vardı. Ben de olmasam alışveriş yapan yok. Devlet genç nüfus çoğalsın diyor ama yurt sorununa çözüm bulan yok. Bu çocuklar banklara mı kıvrılsın ? Kirayı ödeyemeyenler kötü yollara mı düşsün ? Aç kalanlar hırsızlık mı yapsın ? Neyse ki aldığım burs vardı , teşekkür ederim devlet. Sonuçta bursu alamayıp kredi ödemek zorunda olanlar var, mesela Gizem. -Kanka , kankacım hadi kalk artık. Battaniyemi çekiştiren kişi Gizem'den başkası değildi. Yanlış anlamayın her sabah prenses edasıyla ipeklere sarılarak uyandırılmıyorum. Gizem yediği hurmaları sindirmeye çalışıyor sadece. Hiç affedesim yok. -Sana kahvaltı hazırladım. Battaniyeyi kafamın üzerinden geçirip sıcaklığına kıvrıldım. Hiç kalkasım yoktu. -Çölde kalsam elinin değdiği bardaktan su içmem. -Ama böyle söyleme, küçük, minicik kalbimi incitiyorsun. Bel oyuntuma çöken ağırlıkla acıyla çığlık attım. Kendimi abluka altına soktuğum battaniyeyi ittirip üzerime yerleşen Gizem'e vurmaya başladım. -Gerizekalı ! Böğrüm ! Koca cüssenle ne üstüme çıkıyorsun ! Böbreğim patladı ! Organlarım can çekişiyor. Gizem'i tüm gücümle yere ittirip kapaklanmasını sağladım. Özrü kabahatinden büyük salak. Hızla elimi böğrüme bastırdım. -Of Hüma sen de çok huysuzsun. İki tatlılık yapmaya gelmiyorsun. Sinirle söylenerek ayağa kalkan Gizem'e bakıyordum. Havalara bak havalara. Bir de beni suçlu çıkarıyor. -Gel göğsüme otur kaburgalarım arkadan çıksın. Gizem dil çıkarıp odamdan çıktığında ben de üzerime örtülen battaniyeyi katlıyordum. Bir an duraksayıp bakışlarımı yere diktim. Odadaki eksikliği fark edince Gizem'e küfrederek yataktan çıktım. Adım attıkça böğrüme belli belirsiz saplanan acıyı yok sayarak salona koştum. Evet Gizem beni yine yanıltmayarak şaheseri televizyonun yanına koymuştu. Gelen geçen rahat rahat görsün diye. Bu kız beni çıldırtacak !Tabloyu alıp ayağımı yere vura vura odamın yolunu tuttururken bağırıyordum. -Sen bunu unutma Gizem. Bunun acısını çıkaracağım. Mutfaktan Gizem'in cadı Sila kahkahaları yükselirken tabloyu kafasına geçirmemek için kendimi zor tutuyordum. Para ödemiştim sonuçta. Elimdeki tabloyu diğerlerinin yanına, masamın arkasına bırakıp mutfağa gittim. Moralim kutup soğuğuna gömülürken harika zamanlamama on puan verdim. Selen omleti masaya koyuyordu. Gizem lakabının hakkını vererek kara sinek edasıyla ellerini birbirine sürttü. Aç köpek ! Arkasından dolanırken saçlarını ense kökünden yakalayıp geriye doğru yatırdığımda çığlık attı. Yumruk yaptığı elini arkaya savurduğunda intikamımı almanın zafer gülüşüyle geri çekildim. Omzunun üzerinden kararan gözlerini zevkten dört köşe olmuş kahvelerime dikti. Gizem ayaklanacağı zaman Selen Gizem'in elinin üzerine çatalını batırdı. Gizem elini kendine çekip üzerini ovarken dikkatini yanında oturan karamele verdi. -Napıyorsun be salak ! Kendi sandalyeme çöktüğümde Selen çayları dolduruyordu. -Bu Numan amcam içindi. Koca adama goril denir mi Gizem ? Gizem sinirli bir bakış atıp ekmeğini böldü. -Nedense sana baktıkça ölen babaannemi hatırlıyorum. Seni gördükten sonra reenkarnasyona inanmaya başladım. Selen çayları dağıtırken ben de omletten yemeye başladım. Eğer bu stabiliteyi bozmadan yumurta yemeye devam edersem bir süre sonra kuluçkaya yatabilirim. Yeter artık ! Diye çığlık atmak istiyordum. Ben de insan gibi et , tavuk , balık yemek istiyorum. Makarna , makarna , makarna çıldırmak üzereyim. Içimde kopan fırtınayı henüz dışıma vuracak kadar büyütmemiştim ama o feci günün çok yakında geleceğini hissediyordum. -Reenkarnasyon demişken Darwin'in hikayesini gördünüz mü ? Selen'le aynı anda birbirimize bakıp heyecanla yanımızda oturan Gizem'e döndük. En sevdiğim zaman dilimine yani dedikodu saatine gelmiştik. Kemik bekleyen köpek gibi hevesle Gizem'in ağzından çıkacaklara odaklanmıştım. Gizem , demek bilmiyorsunuz sizi köpekler gülüşü atıp bizi umursamadan peynirini yemeye kaldığı yerden devam etti. Selen koşarak masadan kalktığında Gizem de arkasından odaya doğru yardırdı. - Hadi Selen koş kızım ! Başarabilirsin ! Bir yandan Selen'e destek çıkarken diğer taraftan Gizem'i sırtından yakalamıştım. Gizem kapıya asılmış bir halde geriye doğru bir tekme savurduğunda tekmesini son anda fark edip yana çekildim. Kim kaldı eski Jet Li'lerden gülüşüm Gizem'in dengesini kaybederek düşmeme daha kötüsü üstüme düşmesine neden olduğunda soldu. Acı bir çığlık daha koyverdiğimde Selen emeline ulaşmış olmalı ki kahkaha atıyordu. Ben fil yavrusunun altında debelenirken arkadaşım olacak hayırsız kahkaha atıyordu. Bu arada diğer arkadaşım fil yavrusu. Hoş bende çok zayıf sayılmazdım ama onun boyu ve aynı oranda ağırlaşan kemikleriyle yarışamazdım da. Zayıftı ve benden uzundu. Ne bulursa yiyordu ama kilo almıyordu peki ya ben ? Nefes alsam göbeğim çıkıyor. Üniversite sınavından sonra küçük bir pandaya dönmüştüm. Bir insan iki ayda 10 kilo alır mı ? Gizem'i üzerimden yere ittirip Selen'in kalkmam için uzattığı elini yakaladım. Telefonu elime aldığımda kahkaha atmaya başladım. Bu ne lan ! Davut liseden arkadaşımız, namı değer Darwin. Nereden bulduğunu bilmek istemediğim bir bikini üstünü üzerine geçirmiş , utanmadan da duvara yaslanıp poz vermişti. Tövbe tövbe. Altına da bu şey suyun altında çıkmıyor mu ? Yazmış. İğrenç ! Kendi neslimden utanır oldum. Bu ne tip? Bir abim olsaydı ve böyle bir fotoğrafı sosyal medyaya koysaydı babam onu bir güzel döver , memlekete ya da askere adam olsun diye yollardı. Her ne kadar Istanbul da yaşasak da buralı değildik. Babam sağolsun evde buram buram memleket havaları estirirdi. Ben sosyal medyayı kullanmıyorum , Selen de de Darwin ekli değil. Haliyle Darwin'le ilgili gelişmeleri Gizem'den öğreniyorduk. -Bunun sevgilisi yok mu ? Benim sevgilim böyle bir foto koyacak anında dünyayı terk ederim ben nasıl bu kadar gerizekalı biriyle çıktım diye. Gizem de bize katılırken Selen yorumları açtı. 'Yakıyosun bebeğim. Ara beni ?' Samet. -Tombik'le güneyin barışması bile şu bebe ruhinin içinden çıkan Nuri Alço kadar şaşırtmadı beni. Kızlarla gülüşürken Selen alttaki yorumları okumaya devam etti. 'Akşam gel sana yüzmeyi öğreteyim.' Bilal Koçak. 'Izmir yandı kavruldu. Ocak ayında yazı getirdin yavrum.' Furkan. 'Sadece üstü mü var ?' Mete Kaya. Yüzümü buruşturup kızlara döndüm. -Ergenliğe yeni girmiş gibi hareketler, tavırlar. Çok iticiler. Hayalimdeki samimi dostlar kesinlikle bunlar değil. Başımı sağa sola sallayarak mutfakta yarım kalan kahvaltılıkları yemeye gittim. Bu yorumları yapan birine aşık olmaktansa bin yıl sap dolaşmayı tercih ederim. Kızlarda çok geçmeden masaya gelmişlerdi. Selen fotoğrafı ss almış home sweet home yani üçümüzün olduğu özel gruba atmıştı. -Sınav zamanı moralim bozulunca açıp açıp gülerim. Kahvaltımıza neşe katan Darwin bir gün daha görevini hakkıyla yerine getirdi. -Suna , Mert'ten ayrılmış. Bu defa oklar Selen'e çevrildi. Benim niye bir şeyden haberim yok ? En son hümalar duyar çekimlerine yeniden başladık. -Güzelim kız , iyi yapmış. -Poğaça ? Gizem hatırlatmam üzerine ayaklanıp koşarak mutfaktan çıktı. Birkaç saniye içerisinde aynı tempoda geri döndü. Elindeki paketi açarken yerine kurulmuştu bile. Onun bu istikrarını geçen sene derslerde de görmek isterdik. Hızlı olmasının sebebi onsuz dedikodu yapmayalım diyeydi. Tek kelimeyi kaçırsa çıldıracak gibi oluyor. Bu kural sadece dedikodu saatlerine özel. Mert demişken konuya geriye dönersek. -Sümsük lan o. Zaten niye çıktıklarını da anlamadım. Leş gibi de sigara kokuyor. Yanında iki dakika duran pasif içicilikten direk içiciliğe terfi ediyor. Selen yüzünü buruşturup yad ettiğimiz geçmişi kafasıyla onayladı. -Kendisi önden dumanı arkasından giderdi. Koridora çıktığımda iki dakika yirmi üç saniye önce buradan Mert geçmiş derdim. İğrenç. Kahkahalarla gülerken kahvaltımız her zamanki kardeş havasına büründü. Salaktık falan ama güzel arkadaşlardık be. -Hadi sarılalım. Selen göz devirirken Gizem düşme tehlikesini göze alarak sandalyesinden açtığım kollarıma sarkmıştı. Sarılmak güzeldi. Yalnız olmadığımı hissettiriyordu. Ve bence sevdiğimi göstermenin en iyi yoluydu. Birine kalbinin sıcaklığını açmak , onları ruhunuzda ayırdığınız mekana davet etmekti. Selen de dayanamamış ayağa kalkmıştı. Biz böyleydik. Tartışırdık , kızardık, küserdik, yeri gelir saç başa girerdik ama en sonunda kalbimiz hep birbirimize dönük olurdu. Dostluk buydu. Ne olursa olsun sırtını çevirmek değil kalbini açmaktı. Onlar yanımdayken mutluydum , huzurlu , dertlerimi seve seve omuzlayan arkadaşlarım güven veriyordu. Iyiydik biz böyle. Bence herkes en az bir kez aşık olmayı , en az bir kez dost edinmeyi hak ediyor. -Selen hazır kalkmışken keyif kahvesini de yaparsın artık. Gizem lafını yeni bitirmişti ki Selen yere çömelmiş , bağcılar oturuşu yapmıştı bile. -Ayakta olduğumu kim söyledi. İşaret parmağımla alnından ittirdiğimde yere oturdu. Kahkahalarımın arasında Gizem'in gülüms dedikten sonra çektiği selfieye poz verememiş en komik halimle çıkmıştım. En doğal , en içten , en sevgi dolu halimle. Insanları sevmekten korkmayın. Yanında kim var şu an , kardeşin mi ? Arkadaşın mı? Ailen mi ? Hadi sarılalım , deyin yanınızda her kim varsa. Bir sebep sunmaya ihtiyacımız yok. Sevmeye ihtiyacımız var. Kimse yok mu yanında ? Ben varım. Beni görmene gerek yok , rüzgar gibi düşün beni. Şimdi gel sarılalım. Kollarını genişçe aç ki geçmişte sarılamadığımız her günün acısını çıkaralım. İnanın bana sevgimizi göstermekten korkmadığımız gün dünyanın güzel bir yer olduğunu hissetmeye başlayacağız... Dipnot : Gizem fotoğraf çekerken her zaman gülüms der.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD